Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
metis söyleşiler
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
Bu yazıyı bir arkadaşınıza
göndermek için

Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
 Sırma Köksal:
"Başkalarının Kitapları Hakkında Konuşurken İnsan En Çok Kendi Hakkında Fikir Verir"
Gülay Özdemir, Vizyon, 2003
Tomris Uyar kitabınız için yazdığı önsözde "deneme yoluyla özyaşam öyküsü," diyor. Siz de kendinizle ilgili en çok bilgiyi "Edebiyat" bölümünde vermişsiniz. Bu kitap otobiyografik mi?

Evet. Geçenlerde Henry Miller'la ilgili bir kitap okuyordum. Orada Miller'ın söylediği bir söz var: "Başkalarının kitapları hakkında konuşurken insan en çok kendi hakkında bilgi verir zaten," diyor. Edebiyatın bir tür insanın kendisini oluşturma biçimi olduğuna, insanın okuduklarıyla oluştuğuna inanıyorum. Kendinizi nelere yakın hissediyorsanız, zaten sizde var olduğu için yakın hissediyorsunuz. Dolayısıyla kendinizi anlatmanın iyi bir biçimi edebiyat. O yüzden biraz otobiyografik bir kitap oldu aslında.

"Edebiyat yaşamın kendisini anlatmaz, yaşam üzerine bir hikaye anlatır," diye bir cümle var kitapta. Tomris Uyar'ın da "Bazı şeyler yaşamda olur, edebiyatta olmaz," dediğini hatırlıyorum. Nedir edebiyatı yaşamdan ayıran?

Edebiyat bir kurgudur. Dolayısıyla hayatta başınıza bazen öyle şeyler gelir ki, öyle büyük rastlantılardır ki, yalnızca hayatta olur. Edebiyatta böyle bir rastlantıyı anlatmaya kalkarsanız fazla kurmaca kokar, çünkü arkadaşınızın sizi dinlemesinden farklıdır edebiyat okurunun tavrı. Birisinin onu yazdığını bilir. Dolayısıyla inandırıcılıkta biraz zorlandığı takdirde inanmaz olur. Ama günlük hayatta öyle değildir. Günlük hayat kurgusuz, dağınık gerçeklerden oluşur. O rastlantılar bu dağınıklıklar içinde kaybolur. Ama edebiyatta seçilmiş bilgileri aktaran cümleler vardır.

Bundan önce Tomris Uyar'la birlikte yayıma hazırladığınız İstanbul'da Zaman adlı bir kitabınız var, ama bu kendi sesinizle ilk kitap. Neden bu kadar beklediniz?

O yazılara başlarken kitap yazmak gibi bir amacım yoktu aslında. Herkesin yazdığı yazıları derleyip derleyip kitap yapması da bana çok yakın gelmiyor, çünkü kitabın bir fikri olmalıdır diye düşünüyorum. Kendi başına bir duruşu olmalıdır. Bu yazılar zamanla kendi içinde bir bütünlük kazandı, bir bütüne ulaşmaya başladı. O yüzden bunlar kitap oldu.

Bu denemelerin içinde küçük küçük öykücükler de var. Öykü yazmayı düşünüyor musunuz?

Öykü yazmak? Hayır, vakti zamanında çok berbat üç-beş öykü yazmıştım. İnsan hatalarını çok tekrarlamamalı. Ama ben denemenin de bir tür yaratıcı edebiyat olduğuna inanıyorum. Çünkü deneme eleştiriden farklı bir şey. Deneme, daha çok sizin birikiminizle harmanlanarak ortaya çıkan bir yazı türü. Eleştiride daha nesnel olmanız gereken noktalar var. Hiç beğenmediğiniz bir kitabı neden beğenmediğinizi açıklamak zorundasınız, ya da beğenmeseniz de beğendiğiniz yanlarını teslim etmek zorundasınız. Ama denemede böyle bir şey yok. Ben denemelerde böyle bir kaygı gütmedim. Belki bazılarına haksızlık oldu, bazılarına fazlaca hak tanımak oldu. Ama bunlar benim okuma serüvenim. Tam anlamıyla yaratıcı yazın değilse de, ona daha yakın bir tavır olduğunu düşünüyorum denemenin. Onun için anılar ya da öykülerin olması normal. Birkaç yerde hakikaten özel anılarım var.

Yazarken –hele ki deneme yazarken– kendinden birini mi yaratıyor yazar? Bu bir kabul edilme, kendini kabul ettirme kaygısı mı?

İster istemez. Yani insan ne yazarsa yazsın, mektup yazarken bile, kendini kurgular. Ben hiçbir zaman yazıda o kadar samimi olunabileceğine inanmıyorum. İnsan kendi kendini dolduruşa getiren bir yaratıktır her şeyden önce. Kendinden birini yaratmak isteyen bir varlıktır. Onun için tabii ki o denemede bana benzeyen yerler vardır. İnsan çok da kendi dışına çıkamaz diye düşünüyorum Bir kısmı da ister istemez kurgu tabii. En azından hatırlarken seçerek hatırlıyorsunuz. Dolayısıyla kendinden birini yapmak vardır mutlaka.

Çocukluk bölümünde "Hepimiz birisi olmak istiyoruz ve birisi olmak için bizi baş kişisi olmaya kabul edecek bir öyküye ihtiyacımız var," diyorsunuz. Ancak kendi öykümüzün mü baş kişisi olabiliriz?

İçten içe istediğimiz, herkesin öyküsünün baş kişisi olmak, ama biraz mütevazı olmakta fayda var bence. Zaten hiç kimsenin öyküsü bağımsız değil, etkileşimlerden oluşuyor. Biz başkalarının da hayatlarında "birisi" olmak istiyoruz. Ama kendi öykümüzü yazmak daha kolay.

İnsan kendini nasıl görmek istiyorsa başkalarına da öyle göstermek için mi yazıyor? Bir şeyler anlatmak için değil de, kendini anlatmak için mi?

Mutlaka. İnsanın kendisinden fazla söyleyecek sözü olduğuna da inanmıyorum ben. Sürekli otobiyografik öğeler kullanılması, yazarın kendinden yola çıkması anlamında söylemiyorum. Size çok uzak bir roman yazsanız, sizden çok uzak bir roman kahramanı da yaratsanız, ne olursa olsun ona bakışınız bile sizsiniz. Onu nasıl anlattığınız sizin bakış açınız. Bu konuda Calvino'yla hemfikirim. Çünkü o bir yazarın bütün kitaplarının tek bir cümleye tamamlandığına inanır. Ben de buna inanırım ve o cümle sizindir.

Kitapta özellikle çocukluğunuzla ilgili kâh gülümseten kâh acıtan anılar var...

Evet. Bazı şeylerin geçmiş olması bile acıtıcıdır. O dönemde yaşayan insanların bir kısmı hayatta değildir en azından. Evler, mahalleler değişmiştir. Çocukluk beklemektir. Büyümeyi beklersiniz. Sonra bütün hayatın beklemek olduğunu fark ediyorsunuz.

Okuyan insan daha mı çabuk büyür? Edebiyat büyütür mü?

Edebiyat büyütür, çünkü edebiyat her şeyden önce bir disiplindir. Hayatta darmadağınık şeylerde çok fazla zaman kaybedebilirsiniz. Örneğin çok fazla şeyin üst üste birikmesi gerekir ki, siz onları formüllendirebilesiniz. Ama edebiyat, bunu çok hızlandıran bir şeydir. Çünkü edebiyatta açık açık yazılmasa bile her davranışın ardındaki sebepler iyi kötü bize hissettirilir. Edebiyatta ister istemez insan psikolojisini hissedersiniz. Olayların rastgele akmadığını, sebep sonuç ilişkisini hissedebilirsiniz. Hayata da o gözle bakmaya başlarsınız. Biraz da ne okuduğunuzla ilgili. Yani bunları çok beceriksizce yapmış yazarlar okumuşsanız, sizin de bakışınız zamanla çarpılabilir. Ama iyi yazarlar okumuşsanız, hayat hakkında çok şey öğrenirsiniz. Bir de edebiyat sizi okuduğunuz şeyin içine götürür, onun bir parçası olursunuz. Kendinizi oradaki insanların yerine koymaya başlarsınız. Dolayısıyla büyürsünüz. Ama bazen de çok pratik bir insan olamayabilirsiniz edebiyat yüzünden. Hayatta anlamadığım şey yalnızlıktır. İnsanların yalnız olduğuna inanırım. Hayatın paylaşılmazlığına inanırım. Paylaşılan eylemlerdir. Edebiyatı sevmişseniz, hiçbir zaman yalnız kalmak mümkün değildir. Başınıza gelen her şeyin ne kadar olağan olduğunu düşünmeye başlarsınız. Yaşamakta olduğunuz bir olaya bile kuru gözüyle bakmaya başlarsınız.

Başkaları bölümünde "Bu benim kendi okuma serüvenim. Özgeçmişimi yazmaya kalksaydım da yapacağım bundan başka bir şey olmazdı zaten," diyorsunuz. Anlatacaklarınıza edebiyatı mı katık ettiniz, anılar edebiyata mı yardımcı oldu?

Çok emin değilim. İlk yazıyı yazdığımda oradan buradan hatırladığım şeyler, hayatımdaki olaylar ve onlara çok uyan cümleler vardı. Onlar üzerine gevezelik etmek istedim. Dolayısıyla hangisini hangisine katık ettiğimi bilmiyorum. O kadar iç içe geçiyor ki okuduğunuzla yaşadıklarınız, ayırmak pek mümkün değil galiba.

"Sevdiğiniz yazar yaşamınızı değiştirir," diyorsunuz. Nasıl değiştirir bir yazar bir insanın yaşamını?

Bir kitap ya da yazar öyle sorular sorabilir ki size, ya da öyle sorular hatırlatabilir ki; siz bütün bir inanç sisteminizi, görüşlerinizi, düşüncelerinizi tekrar göden geçirmek zorunda kalabilirsiniz. Öyle ciddi bir soruyla karşılaşırsınız ki, onu orada bırakıp gidemezsiniz. O soru size bir hesaplaşma getirir ve siz değişirsiniz. Büyük yazar kavramı da bence burada başlıyor. Çok güzel şeyler yazmış çok yazar vardır, ama size bu kadar hayati sorular sorduran çok az yazar vardır. Onlara da deha diyoruz, malum. Onlar hayatı gerçekten değiştirirler. Ben bir insanın hayatının Nietzsche'den önce ve sonra aynı olacağına inanmıyorum. Nietzsche'yle ortak bir fikre varmanız gerekmiyor, ama en azından o soruları sordurur size.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.