Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
metis söyleşiler
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
Bu yazıyı bir arkadaşınıza
göndermek için

Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
 Birhan Keskin:
"Yeryüzüne bakmaya geldim ben"
Can Bahadır Yüce, Zaman Kitap Eki, 1 Mayıs 2006
Birhan Keskin, 1991 yılında yayımlanan ilk şiir kitabı Delilirikler’den bu yana şiir serüvenini kendi yatağında sürdürüyor. Keskin’in, kendine has kırgın ve dingin bir ses içeren şiirini, uzun yıllar has şiir okurları, yani kısıtlı bir izlerçevre takip etti.
       Geçtiğimiz yıl, şairin baskıları tükenen ilk beş şiir kitabını bir araya getiren Kim Bağışlayacak Beni yayımlanınca Birhan Keskin şiiri gündeme gelmiş, daha fazla edebiyat okurunun dikkatini çekmişti. Son Altın Portakal Şiir Ödülü’ne değer görülmesiyse Birhan Keskin şiirinin varlığından pek çok kişiyi haberdar etti. Birhan Keskin’in yeni şiirlerinden oluşan kitabı Y’ol yayımlandı. Keskin’le şiiri ve yeni kitabı üzerine konuştuk.

Kitabın adından başlayalım... Bir önceki kitabınız Ba gibi, bu kitap da çok kısa bir ad taşıyor: Y’ol. Bu adları, özellikle de farklı okumalara açık Y’ol’u, saf şiire ulaşmanın, sözü arındırmanın ön adımı olarak okumak mümkün mü?

Bu söylediğiniz büyük oranda Ba için doğru bir saptama sayılır. Çünkü Ba’daki dil belki de benim şiir maceramdaki en yalın yere doğru bir yeltenme idi. Ama Y’ol için aynı şeyi söyleyemem. Y’ol özellikle “Taş Parçaları” adlı o uzun şiiriyle, yalınlıktan bir mola alıyor. Taş parçaları ile birlikte, Ba’daki o yalınlığı ve saf şiiri kırıyorum. Tersine bir şey var; ham bir şiir. Ama Y’ol kitabının ikinci bölümü olan “Eski Dünya” Ba’daki yalınlığı sürdürüyor. Sonuç olarak iki kanallı bir kitap bu. Her iki bölüm arasında da birbirine gidip gelen şiirler var. Ama birisi son derece hırçın, öfkeli ve doğal olarak da “ham”. Öbür taraftakiler ise sakin dingin tevekkül halinde. Öte yandan benim sözü arındırmak konusunda bir iddiam olmadı hiç şiirde, söze doğru, sözle birlikte nasıl arınılır ona baktım hep. Maksadım şiire giderken kendimi de oldurmak idi bir yandan.

Y’ol’daki “ol” fiiline göndermeyi de atlamamak gerekiyor herhalde.

Evet, “ol” fiilini de “ol” hecesini de atlamamalıyız. Tıpkı Ba’da olduğu gibi bu kitapta da bir küçük incelik ve iyilik olarak saklı dursun heceler.

Kuşağınızın belki de en lirik şiirlerini yazıyorsunuz, “bir parça matematik” dediğiniz yerde bile...

Bir parça matematik dediğim yerde hakikaten bir parça matematik var. Formülünü benim çözebileceğim bir matematik. Lirizm olmadan şiir ne kadar mümkün? Hiç lirizm olmadan şiir mümkün müdür, bunu çok düşündüm, mümkündür tabii. Ama o çerçeve içinde bile şiir kendine ait bir lirizm bulacaktır, şiir buna doğal olarak yeltenir çünkü. Bana göre şiirde lirizmin adı; yoğunluktur. Taşa dair hakikatli bir cümle kurduğunuzda, ya da ota dair, ya da bir yere dair, o kendi lirizmini yaratacak bir yatak açar dil içinde. Söz şiir olmaya yeltendiğinde bu ister istemez böyledir. Ne kadar yoğunlaştığınızla ilgilidir şiir. Ahmet Güntan işte o sebepten yazdı kendi manifestosunu. “Şiiri zaptedenler; alın sizin olsun dize, söz sanatları, güzel sözler, uyak muyak, hepsi sizin olsun,” dedi. Şairin elinden asla alınamayacak olan bir şey vardır; yoğunluk. İşte bunu zapt edemezsiniz, dedi. Evet, lirik şiirler yazıyorum ben. Ama bir yanıyla hiç de lirik değiller.

Söz, Güntan’ın manifestosundan açılmışken, bu tutumu nasıl bulduğunuzu sorayım. Bir şair manifestoya niçin gerek duyar?

Pek çok sebebi olabilir. Ama bu soruyu bence Ahmet Güntan’a sormanız lazım.. Onun cevaplaması uygun düşer. Ayrıca neden hiç kimse sormadı, kimse sesini çıkarmadı bu manifesto için? Bu sessizlik işte, en kötüsü. Bana göre Ahmet Güntan yirmi küsur yıldır Türk şiirinin en güzel yollarından birini örmüştür. Benim şairlerimden biridir. Y’ol’da çok sevdiğim iki şairden iki epigraf var: Biri Gülten Akın, öbürü Ahmet Güntan.

Şiiriniz üzerine yazılan bir yazıda ‘çocukluktan ödünç alınmış bir dil’ ile yazdığınızı okumuştum. Bu saptamaya ve çocukluğun, bir şair için en zengin beslenme kaynağı olduğunu söyleyenlere katılıyor musunuz?

Benim özelimde çocukluktan beslenmek söz konusu olamaz pek diye düşünüyorum. Az önce söylediğin bu saptamayı da hakikaten görmedim, kim söylemiş nasıl bir bağlam içinde söylemiş bilemiyorum. Belki başka şairler için geçerli bir şey olabilir bu çocukluktan beslenme hali, bilemem. Ama geçen günlerde film festivalinde bir filmi görecektim, kaçırdım; Alexandr Sokurov’un “Güneş”ini. Çok sevdiğim biri bu filmi izlememi çok istemişti. Eğer izlemiş olsaydım belki daha güzel bir cevabım olurdu, ama şimdi yok. Bu filmi bulup en kısa zamanda seyredeceğim. Yine de ben çocukluktan henüz bozuşmamış, insanlaşmamış olmayı anlarım, bunu söyleyeyim. Bu yanıyla da “insanlaşma” durumumu hep geciktirmeye uğraştım. İnsanlaşmak saflığı, yalınlığı, doğal olanı terk etmek, kötüyü de yanına almak gibi gelir bana. Büyümek her zaman irkiltici gelmiştir bu anlamda. Büyürken yanıma almam gerekenleri, üstümden atmam gerekenleri her durakta bir kere daha düşünmeye çalıştım.

Bu ‘insanlaşma’ durumunu geciktirmeyi biraz açsak...

İşte bunu açabilmek biraz zor olacak. Bence insanoğlu insan olmaya başlayınca asıl eleme orada başlıyor... Adaleti, aşkı, şefkati, hikmeti, rikkati, merhameti ve daha bir sürü şeyi taşıyabilecek kadar geniş mi yeriniz gönlünüz orada belli oluyor. İnsan denen şey çok “güzel” bir şey de olabilir, çok “sefil” bir şey de. “Çocuk”sa bambaşka bir durum, o bence insana doğru evrilmeden önce çok “başka” bir şeydir, ergen ve genç olmak da biraz öyledir benim gözümde.

Y’ol herhalde sözcüklerle en çok oynadığınız kitap. Sözcükleri uzatarak, harfleri tekrarlayarak yeni anlatım olanakları deniyorsunuz. Bu, verili dilin Birhan Keskin’e yetmediğinin mi göstergesi?

Bu bahsettiğini sadece Taş Parçaları’nda yaptım. Dilin bana yetmediği sadece bu şiir özelinde doğrudur. Ama bunun bir biçim denemesi gibi görülmesini, anlaşılmasını istemem. Taş Parçaları, üstündeki ateşten de anlaşıldığı gibi, çok harlı bir şiir. Orada her şey fazla. Fazla öfkeli, fazla hınçlı, fazla yaralı. Yazılma serüveni de diğerlerinden biraz farklı; 55 gün içinde yazıp bitirdiğim uzun bir şiir. O yüzden son derece “ham”. Acı ve öfke belki de, en ham şeylerimiz bizim. Harflerin bazen klavyeden fazla kaçmasına izin verdim, tek yaptığım budur. Hamlıklarını bozmamak için de sonradan ellemeyi hiç istemedim. Bıraktım, öyle kalsınlar.

Y’ol’un, 20 Lak Tablet’ten bu yana en ‘varoluşçu’ kitabınız olduğunu söylesem ne dersiniz?

Bilmem ki, Can Bahadır, derim. Varoluşçuluktan tam olarak neleri anlıyoruz, buna bağlı... Bence benim bütün kitaplarım, insanla, yeryüzü ile, dünyayla benim aramda son derece intim bir tarihtir. Böyle bakılmasını ve okunmasını dilerim. Adlandırmadan.

Yeryüzü Halleri’ndeki, deyiş yerindeyse bilge ses, zamanla daha kırgın bir sese dönüştü sanki.

Kırgınlık sözcüğünü pek kullanmam ben. Mesela bunun yerine gücenmek fiili bana daha uygun gelir nedense. Ama bu da değil; ben şimdiye dek hep geçtiğim durakları kaydettim. Hayat neyi önüme koyduysa ben ondan geçerken yazdım şiirimi. Sürekli akan, ama başka başka ruh manzaraları sunan bir yolda yürüdüğümü düşünürüm. Y’ol adı da biraz bundan.

Bu kitapta, şiirinizde daha önce olmadığı kadar ‘öfke’ var desem...

Evet, var. Ama benim öfkem Tamburi Cemil Bey’in Çeçen Kızı’na benzer. Öfkemi en çok bu parçaya göre tarif edebilirim. Ondaki çıkışa, harlanışa, yükselişe benzer. Aşka katışan ve bir süre sonra durulacak bir şeydir benim öfkem. “Taş Parçaları” büyük bir öfkeyle, acıyla açılır, sonra perde perde bu öfkeyi yitirir, aşka, şefkate geçer. Unutur çünkü. Müthiş bir parçadır Çeçen Kızı, dinlediniz mi hiç bilmem?

Evet, dinledim. Ama öfkeyle aşkın nasıl iç içe geçtiğini şimdi siz söyleyince daha iyi fark ediyorum. Kitap, “Öteki” şiiriyle bitiyor. Öteki kim, okur mu?

Hayır, Öteki; bütün öteki kılınmışlar. Dünyanın, başını ezdikleri. Safra muamelesi yaptıkları. Kenarda, darda, kıyıda, atık bırakılmışlar. Açlar, karalar, gün yüzü gösterilmeyenler... Asıl öfke, gerçek öfke işte bu şiirde. Burada.

Peki bu karanlık manzarada biz, şairler ne yapacağız? Aslında kimseyi ilgilendirmeyen öfkemizi ve kırgınlığımızı anlatmayı sürdürelim mi, yoksa bir kenara çekilip susmayı mı tercih edelim?

Ben bu kitabın omurgasında “adalet” ve “zalimlik” duruyor demiştim daha önce, bir soru üzerine. Çünkü işte adalet de zalimlik de iki kişi arasında başlar, her şey gibi. Ve bu dünyada şairi de “öteki”lerden görürüm, üstelik her zamankinden daha fazla olarak. Kitaptan iki dizeyle cevaplamaya çalışayım: Büyüktü çünkü onların dünya arzusu / Benim otların sesiyle kaplı kalbimden.” Ben bu yeryüzüne büyük bir hayranlık, şaşkınlık ve şefkatle bakıyorum, ona bakmaya geldim ben çünkü, bir süre kalıp gideceğim; Onlarsa, yani dünyayı paylaşanlarsa azgın bir iştahla bakıyorlar... Hiç gitmeyecekler çünkü onlar, kazık çakacaklar! Ne yapalım, susalım mı? Hayır, marifetle söyleyelim.

Altın Portakal Ödülü üzerine de söyleyecekleriniz vardır. Ödül her yaştaki şaire iyi mi geliyor? Cesaretlendirmenin ötesinde bir anlam taşımıyor mu yoksa? Bu konudaki tutumunuz ne?

Valla bilemiyorum hangi yaştakilere iyi gelir, bana bu yaşımda verdiler, fena gelmedi. İnsan arada bir kendisine kıymet verildiğini görünce seviniyor. Ama benim özel olarak ödül denen şeye pek de yüz verdiğim söylenemez. Benim için en büyük ödül, herhangi bir yerde herhangi bir tesadüfle karşıma çıkan okurun cümleleridir. Okurun şiirimle ilgili kurduğu güzel cümlelerdir.
Okuyabileceğiniz diğer Birhan Keskin söyleşileri
▪ "O ağaçlar bizim kardeşimiz!"
Serap Çakır, Cumhuriyet Kitap Eki, 3 Mart 2016
▪ "Burası değil, burası değil, böyle değil"
Çağlayan Çevik, Ian Edebiyat, Mart 2016
▪ "Yeryüzü karşısında konuşmak ne zor!"
Pelin Özer, Cumhuriyet Kitap, 30 Nisan 2002
▪ "Şiir benim iyiliğimdir!"
Figen Şakacı, Radikal, 9 Mayıs 2006
▪ "Birhan Keskin’le birkaç saat"
Hacer Yeni, Elle, Eylül 2009
▪ "Her şey tüccarların elinde"
Figen Şakacı, Radikal Kitap Eki, 9 Nisan 2010
▪ "İkimiz de üryan şiir yazıyoruz"
Serpil Gülgûn, Milliyet Kitap Eki, 2 Mayıs 2006
▪ "Şiir, neşe ve tedirginliktir"
Birhan Keskin, 1999
▪ "Bir kolum çolaktır şiir yazarken"
Birhan Keskin, Radikal Kitap, 8 Nisan 2016
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.