Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
metis söyleşiler
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
Bu yazıyı bir arkadaşınıza
göndermek için

Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
 Selçuk Demirel:
"Kedi Ressamı Değilim"
Sebetay Varol, Milliyet Pazar, 21 Ocak 2007
Kedilerden biraz ürken birisi olarak, Selçuk Demirel'in evine varıp adımımı kapı eşiğinden içeri attığımda, en az üç-beş kedi beslediğinden neredeyse emindim. Kediler hakkında ikinci, doğrudan kedilerle ilgili olmayan bir diğerini de sayarsak üçüncü kitabını bastıran bir çizerin evinde tek bir kediyle karşılaşmamanın benim için hoş bir sürpriz olduğunu söylemeliyim.
       İnternette gezinirken "Aslında ben köpek severim" açıklamasını da okumuştum. Madem evde kedi beslemiyordu, Demirel'in kamuya mal olan bu derin köpek sevgisinin hiç olmazsa bir "can yoldaşıyla" somutluk kazanacağını aklımdan geçirdim. Ama saksıda yetişen bitkiler dışında bir canlı olmadığını fark ettim. Demirel eliyle çalışma odasının kapı dibinde duran, üzeri hafif pas lekeleriyle kaplı, biblo ile heykel arası ebatta, açık bej renkli bir köpeği gösterdi. Bitpazarından aldığını belirterek "Sahibinin Sesi" plaklarının üzerindeki köpeğin aynı olduğuna dikkatimi çekti.
       Demirden hayvanı sevgiyle kucakladı. Duygusallık dolu bu içten jest sayesinde, bir kişinin yüreğinde derin köpek sevgisi beslemesinin ne demek olduğunu, üstelik stresini yaşamadan gözlemleyebildim.
       Bu kedi-köpek muhabbetiyle birlikte Demirel'in Metis Yayınları'ndan çıkan son kitabı "Başka Kediler"den konuşmaya koyulduk. "Kedinin kendisinden çok, bana yolladığı sıcak duygu daha önemli" diye söze girdi.

Francois Mitterrand'ın 1981 seçim kampanyasında kullandığı bir sloganı hatırlatıp sözünü ettiği bu duyguyu "sakin güç" olarak tanımladı. Kedinin otonom, dingin ve kimseye ihtiyacı olmayan bir varlık olduğunu vurguladı. Sekiz yıl önce bir kedisi olduğunu ama öldükten sonra yenisini almadığını belirtti.
       Anlattıklarına bakılırsa, herkes kediyi tanıdığını sanır ama aslında "müsaade ettiği kadar" onu tanıyabilirmişiz. "Kediye birtakım isimler takıyoruz. Ama kedi o isimleri üzerine alıyor mu almıyor mu, ondan da emin değilim" şeklinde sürdürdü kedilerle ilgili kişisel sorgulamalarını.

Yaptığı kedi desenlerini ise şöyle anlattı: "Bunu iş olarak yapmıyorum. Beni dinlendiriyor. Değişik konularda çalışıyorum. Politik desenler yapıyorum. El Kaide ile ilgili Le Monde Diplomatique'e desen yaptım filan. Biraz da keyif için yaptığım desenler bunlar."

"Hayatta ne iş yapıyorsan peşini bırakmaman lazım"

Fransa'ya gelince medyayla ilişkiyi nasıl kurdunuz?

Doğrusunu isterseniz, Türkiye'den gelirken getirdiğim dosyayla burada bir şey yapılacak gibi değildi. Daha militan, daha solcu desenler yapıyordum o zaman. 1970'li yıllarda, sendika dergileri, oda dergileri filan...

Fransa'da da bunların karşılığı kuruluşlar vardır diye düşünmüş müydünüz?

İlk bir yıl gözlemle geçti. Ne olup bittiğini anlamaya çalıştım. Vaktim kütüphanelerde, kitapçı dükkanlarında geçiyordu. Fransızca da bilmiyordum. Fransa'yı okulda öğrendiğim kadarıyla biliyordum. Bir de dışarı verdiği imaj var. Düşünce özgürlüğünün, konuşma özgürlüğünün en geniş olduğu ülke, sığınmacı ülkesi. Fazladan 68 olaylarının prestiji vardı.Buraya geldiğimde bu işi öğrenmeyi amaç edindim. Hatta sınavlarını kazanıp Güzel Sanatlar Okulu'na girdim. İki yıl filan atölyelere gidip geldim ama okulu bitiremedim. Para kazanmam gerekiyordu. Bazı dergi ve gazetelerden randevu alıp koltuğumun altında dosyalar görüşmelere gittim. Aslında çok kısa sürede sonuç verdi. Hatta bir ara Abidin Dino'ya "Artık eskisi gibi çalışamıyorum. Biri iş ısmarlasın diye telefon bekliyorum" dedim. "Çalış. Ben sana telefon ederim" diye espri yaptı.

Abidin beyin katkısı oldu mu?

Çok katkısı oldu tabii. Özellikle moral katkısı oldu. Geldikten altı-yedi ay sonra Le Monde gazetesinde desenlerim yayımlandı. Bir yıl sonra birtakım çocuk kitapları yaptım. Biri seni desteklerse, ciddiye alırsa, sen de kendi yaptığına başka bir gözle bakıyorsun.

Yıllarca hep bu işi yaptınız. Başka şeyler deneyeyim diye bir istek olmuyor mu bazen?

Olmuyor. Çizgi film yapma falan gibi isteğim de yok. Bunu gereksiz görüyorum. Başkaları yapsın diyorum. Bir de roman yazayım, anılarımı yazayım diye meraklarım yok. El yordamıyla kendi tekniğimi kendim yarattım, bunlar uzun yıllar aldı. Daha da ileriye götürebileceğimi seziyorum. Ne kadar daha ileri götürebilirim diye merak ediyorum. Hayatta ne iş yapıyorsan peşini bırakmaman lazım. Yaptığın işin yanına bir ikincisini koyduğun zaman dinamizmini ikiye bölüyorsun.

"Obeziteyi çizmek daha zor"

Çizmeniz için size verilen konular çok değişik oluyor. Talebi karşılamak çizerliğin ötesinde bir yetenek mi gerektiriyor?

Yetenek mi bilemiyorum. Şöyle bir kitaba kapak yaptım. Kitabı pek de okumadan... Adı "11 Derste Hayatta Başarısız Olmak". Kitap 50 bin sattı. Aslında bu kadar basit. Adamın her seferinde hedefini şaşırdığını düşünüyorsun. Öyle bir şey buluyorsun ki bakan anlıyor. Neyi nasıl anladığını da bilmiyor. Sorsan sana açıklayamaz. Aynı şekilde ben de her çizdiğimi açıklayabileceğimden emin değilim.

Bu kitap örneği belki tam da olayı yansıtmıyor. Örneğin Le Monde Diplomatique gibi bir dergide çıkan yazılar son derece ağır ve karmaşık konularla ilgili. Bu tür yazıları tek veya birkaç desenle özetlemek daha zor olsa gerek.

Doğrusu çok kompleks, filozofik metinlerde çok daha rahatım. Sıradan magazin gibi konularda zorlanıyorum. Mesela obezite üzerine desen yapmak biraz daha zor benim için. İlk akla gelen kocaman şişman birisi. Ama yetmiyor.Yıllar önce Le Monde Diplomatique'in eski yayın yönetmeni Claude Julien bana bir önsöz yazdığında "Fotoğrafı çekilemeyecek şeylerin resmini yapıyor Selçuk" demişti. Yani fotoğrafı çekilemeyecek düşünce veya duyguların resmini yapmaya çalışıyorum.

"Yaydığı huzur daha önemli"

Kedi konusuna dönelim... Bizim evde kedi sevilmezdi. Ama anneannemin evinde kedi vardı. Büyük olasılıkla o devirlerde fare yakalaması için kedi bulundurulurdu.

Kedi-fare hikayesi kedi mitolojisinin bir parçası. Kedinin fareyle çok ilgili olduğunu sanmıyorum. Hatta tiksiniyordur bile. Ben dubleks evde otururken kedim çatıda dolanıyordu. Bir gün bir kuş yakalamış. Getirdi. Baktım, ağzında bir serçe. Ama ağzına öyle bir almış ki serçede en ufak bir yara izi yok. Pencereyi açıp kuşu serbest bıraktım. Kuş uçtu gitti. Kuşu öldürmedi ama avını azat ettiğim için beni tersledi. Aslında "Bak ben de bir işe yarıyorum" demek istedi.

Bu son kedi kitabı fikri nereden çıktı?

20 yıl önce yine Metis Yayınları'ndan "Kedili Geçmiş Zaman" diye bir kitabım çıkmıştı. Konusu kedi değildi ama bu kedi desenlerinin ilk nüvelerini orada görebiliyoruz. Uzun yıllar arada bir hep kedi resimleri yaptım. Çizdiğim bu kedilerden haberdar olan bir Fransız editörüm bir gün eve geldiğinde, o dosyaya baktı. 15 yıl kadar önce. "Le Regard Du Chat" diye bir kitap oldu. Türkçe baskısı da yapıldı, "Kağıttan Kediler" diye. Yani yıllardır kedi desenleri yapıyorum ama bir kedi ressamı değilim. Metis'ten çıkan kitabın adını diğer kitapla karışmasın diye "Başka Kediler" koyduk.

"Müthiş bir sorumluluk"

Aslında daha ziyade köpek sevdiğinizi söylüyorsunuz...

Doğru, hatta bir-iki yıldır da karımla birlikte bir hevesimiz var. Acaba gidip bir köpek alalım mı diye. Ama psikolojik olarak hazır olmadığımızı düşünüyoruz.

Böyle uzun bir hazırlık mı gerekiyor?

Tabii, müthiş bir sorumluluk bu. Bir de apartmanda köpek beslemek çok zor. Kediyle arkadaş olmak için çok büyük ödün vermek gerekiyor. Köpeğe ise taviz vermek gerekmiyor. Okşasan memnun oluyor. Köpeğin istediği tek şey senin ona sevgini göstermen
Okuyabileceğiniz diğer Selçuk Demirel söyleşileri
▪ "Kedi: Seksi ve Bağımsız"
Melis D. Çalapkulu, Sabah Kitap Eki, 24 Ocak 2007
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.