Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
metis söyleşiler
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
Bu yazıyı bir arkadaşınıza
göndermek için

Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
 Serpil Sancar:
"Entelektüel erkekler kadın sorunlarına ilgisiz!"
Gökçen Beyinli Dinç, Yeni Aktüel, Sayı: 194, 2009
Türkiye'de yasalar kadınlar lehine değişiyor ancak şiddet olayları azalmıyor, tam tersine gün geçtikçe artıyor. Dünya genelinde sadece şiddet değil kadınlara karşı uygulanan tüm ayrımcılıklarla mücadele edilirken, artık madalyonun diğer yüzünün, yani erkeklerin araştırılması da giderek önem kazanıyor. Uzun yıllardır toplumsal cinsiyet ve feminizm üzerine çalışmalar yapan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler ve Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Serpil Sancar, bu alanda Türkiye'de ilk kez kapsamlı bir araştırma yaptı ve araştırması birkaç ay önce Metis Yayınları tarafından yayımlandı: Erkeklik: İmkânsız İktidar. Erkek egemenliğinin erkeklere ne ifade ettiğinin ve nasıl yaşandığının bugüne dek çok merak edilmediğini, oysa bunun kadınların ezilmişliğini araştırmak kadar önemli olduğunu düşünen Sancar, Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları Anabilim Dalı ve Kadın Araştırmaları Merkezi'nin kurucuları arasında yer alıyor. Prof. Sancar kitabının oluşum sürecinde iki ayrı araştırma yaparak toplumun farklı kesimlerinden toplam 200 erkekle görüşmüş, kitabın çerçevesini ise ayrıntılı görüş aldığı 54 erkeğin söylemleriyle çizmiş. Seçim yaparken evli, bekâr, boşanmış, baba olan, kentli, kırsal kökenli, sağ, sol, dindar, laik veya ateist dünya görüşüne sahip, farklı etnik kökenlerde ve farklı yaşlarda olmak gibi kategorileri dikkate almış. Seçilen erkeklerle meslek ve aile sahibi olmak, babalık deneyimleri, aile ilişkileri, cinsiyet farkları hakkındaki görüşleri, askerliğe dair tutumları gibi birçok konuda uzun söyleşiler yapmış. Serpil Sancar, tam da AİHM'nin Türkiye'yi kadına karşı şiddetten mahkûm ettiği günlerde Yeni Aktüel'in sorularını yanıtladı.

Türkiye'de çok farklı kesimlerden erkeklerle görüşmüşsünüz. Bu erkeklerin ortak noktaları dikkat çekiyor. Örneğin biyolojik farklara dayalı cinsiyetçi anlayışın hem laik hem de İslami kesimde kabul gördüğünü söylüyorsunuz.

Her iki kesim de cinsiyetin biyolojik bir özellik olarak insanlara bazı becerileri verdiği ve bazılarını da vermediğine inanıyor. Örneğin çocuk yetiştirmek kadın işi, teknolojik işler erkek işi gibi. Cinsler arasında sürekli üstünlük ya da beceri farklılıkları tanımlayarak ve bunları da değişmez doğal yaratılışlar olarak kabullenmekte geniş bir ortaklık var aslında. Böylece cinsler arasında yaratılan hiyerarşiler ve iktidar ilişkileri itiraz edilmeden benimseniyor. Bu durum laiklik ya da dindarlıkla çok az ilişkili aslında. Esas olarak insanların eşitliğine inanmakla değişiyor bakış açıları. Eşitliği gerekli sayan insanlar her iki kesimde de, sayıları değişmekle birlikte çok değil.

Bu durum, kitapta bahsettiğiniz Türkiye'de "kurucu irade"nin erkeklere "yeterince net bir erkek modernleşmesi modeli" sunamaması ile ilgili mi?

Türk modernleşmesinin kurucu iradesini şekillendirenler Batılı kadınlar gibi özgürlük peşinde koşmayacak bir modern kadın istemişlerdir. Hem "medeni" ülkelerde olduğu gibi eğitimli ve gerektiğinde meslek sahibi olacak, ama mutlaka aile kadını ve anne olarak çocuklarını bizzat kendisi yetiştirecek. Modern erkek ise eğitimli, meslek sahibi, devletine bağlı, orta düzeyde dindar, aile ve çocuk sahibi ve vatansever bir erkek. Ama bu modern erkeğin kadınlarla erkeklerin eşit olduğuna inanması gerekmiyor. Tersine modern erkeğin hayatında modern yani başı açık ve eğitimli bir kadın olacak ama bu kadının yeri sessiz ve ikincil olacak. Bu model Türkiye'de bugüne kadar erkeklerin bir cinsiyet eşitliği anlayışına sahip olmalarını engelledi ve toplumsal yaşamda çok fazla kadın mağduriyeti yarattı. Aslında kadınları farklı değil eşit ve benzer görmek, aynı tür insan olduğuna inanmak meselenin başlangıcı bence. Ama bugün hâlâ modern orta sınıf erkeklerin çoğunluğu böyle düşünmüyor.

-Kitabınızda bu erkekleri "cinsiyet körü" olarak tanımlıyorsunuz

Orta sınıf, kentli modern erkekler kendi yaşamlarında eğitimli, meslek sahibi, ev işlerini ve çocuk bakımını üstlenmiş becerikli kadınlara alıştılar ve bu konumlarını kolay kolay değiştirmek istemiyorlar. Onlara göre kadın sorunları, Doğulu, köylü, eğitimsiz, eve kapatılmış kadınların sorunları, kendi yaşamlarında böyle sorunlar yok. Oysa ki Türkiye'de orta sınıf kadınlar en ağır kadın sorunları yaşayan kesim. Çünkü hem eşitlik gerek diye öğreniyorlar hem de kendi hayatlarında bunu gerçekleştiremiyorlar. O nedenle en çok da bu orta sınıf kadınların sesi çıkıyor ve onların erkeklere yönelttikleri eleştirilerini görüyoruz toplumda. Feminist hareketler de orta sınıf eğitimli ve meslek sahibi kadınların hareketi aslında.

Feminist hareket, kitabınızda altını çizdiğiniz "erkek egemenliğine karşı çıkacak farklı bir tür erkeklik" politikası geliştirebildi mi?

Feminist mücadele bugüne kadar erkek egemenliğinin tek tek erkeklerin yaşamında nasıl sürdürüldüğü konusuna hemen hiç bakmadı. Ama yakın zamanlarda feminist kadınların ve pro-feminist erkeklerin bakış açılarının birbirine yaklaşmaya başladığı ve erkek egemenliğinin temel kurumlarını, şiddeti, aile ve heteroseksüel evlilik kurumunu, militarizmi ve erkek emeği odaklı üretim tarzını daha yakından izlemeye alan ve eleştiren yeni bir tartışma alanının doğmaya başladığını görüyoruz.

Ancak sanırım entelektüel erkeklerin çoğu hâlâ bu tartışmalara ilgisiz ve onlar için "entelektüel cinsiyetçilik" kavramını kullanıyorsunuz.

Türkiye'de birçok toplumsal sorundan kendini sorumlu sayıp çözüm üretmeye çalışan entelektüel diyebileceğimiz erkekler, mesele cinsiyet eşitliği ve kadınların yaşadığı ayrımcılıkların çözülmesine gelince duyarsız, ilgisiz ve hatta çoğu zaman engelleyici ve olumsuz görüşte. Bu durum cinsiyet eşitliğinin temel bir insan bakışı olması gereğini baltalıyor ve toplumda cinsiyet eşitliğinin genel bir değer olarak kabul edilmesini zorlaştırıp geciktiriyor. Bu nedenle Türkiye'nin kafası çalışan, eli kalem tutan, özgürlük ve eşitlik değerlerine önem veren erkeklerinin, erkek egemen toplumsal kurumların işleyişi ve politikaları karşısında biraz yüksek düzeyde ses çıkarmaları gerekiyor artık.

Erkek egemen toplumsal kurumlar nasıl ayakta duruyor?

Erkek egemenliğinin en stratejik kurumları modern ulus-devlet kurumlarıyla birlikte yaşıyor ve kendini yeniden üretiyor. Örneğin toplumun koruma-güvenlik gereksinimini karşılaması gereken örgütler yerine yıkıcı-öldürücü teknik gücü yüksek militer kurumlar egemen oluyor. Erkeklerin zorunlu askerlik yapmasına dayalı ordu sistemlerinin genel geçer olduğu bir dünyada bu savaşma işi egemen erkeklik değerleri hâline dönüşerek erkeklere bir görev gibi öğretiliyor. Eril şiddet yani şiddet kullanarak sorun çözme alışkanlığı böylece buralardan gündelik hayata da sirayet ediyor. Ayrıca Türkiye’de militarist zihniyet çok güçlü ve güvenliğin sadece kayıtsız şartsız şiddet kullanabilen bir ordu ile mümkün olduğu görüşü yaygın.

Görüştüğünüz G23, vicdani ret hikâyesini anlatırken şöyle diyor: “Benim yaptığım en kolay şey askerliği reddetmektir. (...) Ben eskiden anneme mutfakta yardım etmeyi yediremiyordum kendime, şimdi sürekli mutfağa giriyorum. (...) Erkeklik denen bütün değerlerden kurtulmaya çalışacağım, yerine pratik olarak çok bir şey koyabildiğim yok” Sizce bu sözler neyi ifade ediyor? Bu erkek kurtulduğu değerlerin yerine ne koyabilir?

Bu söz bence çok önemli, bugün için gelinen en son nokta bence. Erkekleri birer üretim makinesi ya da savaş silahı yerine koyan egemen erkeklik değerleri değişiyor ama bunun yerine neyin geleceğinin burada söylenebilecek hazır bir reçetesi olamaz. Bunu erkekler yaşayarak görecek, tanımlayacak ve dile getirecekler, toplum da bunları duyup, üzerinde düşünüp, tartışıp öğrenecek. Bunlar zorlu toplumsal dönüşümler aslında. Bu dönüşüm de Türkiye’de çok hızlı gerçekleşiyor.

Bu toplumsal değişimlere dair, kitabınızda erkeklerin “erkeklik kaybı krizleri” yaşadığından bahsediyorsunuz. Bu krizler en çok hangi alanlarda yaşanıyor?

Erkeklik kaybı düzenli bir işi ve geliri garanti edememekle başlıyor. Bu durum genç erkeklerde evlenememe ve aile sahibi olamama demek yani aile reisi erkeklerden oluşan erkek muktedirler dünyasının dışında kalmak ya da o dünyanın başarısız erkeği olarak en altta ve kenarda kalmak demek. Kitapta da belirttiğim gibi çalışarak var olmak erkekliği inşa eden en önemli stratejilerden biri, üstelik çalışmak her sınıftan ve her türden erkekleri inşa edebiliyor.

Günümüzde yaşanan küresel krizde erkeklerin de işlerini kaybetmesi özel ve kamusal alanda hangi etkileri yaratır?

İşini kaybetmek, daha doğrusu para kazanamamak erkeklerin aşağılanması ve toplumda saygınlıklarını yitirmeleri demek aslında. Bu nedenle çok ciddi sorunlara yol açıyor. Öncelikle özel yaşamda psikolojik bozukluklar ortaya çıkıyor. Bu doğru yoldan aşılamazsa şiddet kullanma eğilimi artıyor. Artan bu şiddet arzusu toplumda da derhal kendi örgütlenmesini yaratıyor. Güvensiz ve riskli hayat koşulları ile karşılaşan erkeklerin önemli bir kısmı mafyalaşmadan futbol fanatizmine kadar geniş bir yelpazede kendi “erkeklik krizleri”ni tatmin etmeye çalışıyorlar. Bu da toplumda insan ilişkilerindeki çıkmazları ve kurumsal yozlaşmaları tetikliyor; dahası, aşk ilişkileri dahil her şeyin şiddete bulaşması ile karşı karşıyayız.

Krizin terapisi için erkek şiddetinin “başıboş bırakılması” ya da “paralı askerlik gibi yeni tarz eril tahakküm üretecek yollara” yönlendirilmesini eleştiriyorsunuz. Erkeklik krizi için doğru terapi ne olmalı?

Evet, bu tür yöntemler erkek egemenliğini daha denetim dışına çıkartan ve şiddet dozunu arttıran stratejiler. Örneğin zorunlu askerlik yerine paralı askerlik sistemine dayalı ordu modelleri öneriliyor. Ama bu paralı askerler zaten başka bir şey becerememiş alt sınıf ya da başarı düzeyi düşük orta sınıf erkeklerden oluşuyor, aynı ABD ordusundaki gibi. Böyle orduların yaptığı şeyler çok daha kolaylıkla toplumsal gözlerden uzağa kaçabiliyor, siyasal denetim mekanizmaları tarafından daha zor engellenebiliyor. Bunun yerine güvenlik gereksinmesinin bir savaş mekanizması yaratılmaya dönüştürülmeden çözülmesi gerek. “Erkeklik krizi”nin tedavisi için toplumsal riskleri azaltmak ve geçim sağlama konusunda erkeklerin kadınlarla daha paylaşımcı ve eşit sorumluluğa dayalı ilişkiler kurmayı öğrenmelerinden başka çare yok aslında. Aile yaşamını sürdürmek herkesin sorumluluğu ve ailedeki işleri ortak sorumluluk olarak üstlenmek, herkesin kendi yapabileceği şeyi yapması denenmiş ve işleyen bir çözümdür.

Bu noktada görüştüğünüz Avrupalı bir erkeğin yorumu çok ilginç: “Türkiye’deki kadınlar daha eşitlikçi bir erkek istiyor ama geleneklerden gelen bir şey var, daha karar verici, koruyucu erkek olsun, parası olsun da istiyor, bir şekilde burada bir gelenek söz konusu. En büyük çatışma bu bence. ‘Yeni kuşak Türk genç kızlar geleneksel rolleri ve ilişkileri tamamen değiştirmek istiyor’ diye bir şey söylemek zor.” Bunun sebebi gelenek mi?

Bu, kadınların çelişkilerini gösteren çok güzel bir örnek bence. O nedenle kitaba aldım. Kadınlar erkekler değişsin istiyorlar, ama kadın olma avantajlarından vazgeçmek istemiyorlar, aynı erkekler gibi. Erkekler de yaşam değişsin ve kadınlarla daha eşit ilişkiler yaşasınlar istiyorlar ama evdeki kadının hizmetinden de mahrum kalmak istemiyorlar. Bu gelenek değil, çıkarlardan ve avantajlardan vazgeçememek aslında. Kadınları bu konuda eleştirecek olanlar da yeni bir feminist eleştiriyi yaratacak yeni kuşak kadınlar olacak herhalde. Elbette bu değişimden yana olan erkekler de kadınlardaki bu konformizmi eleştireceklerdir. Çünkü kadın olduğu için bir yere seçilmek ve sonra da kadın düşmanlığı yapmak artık kolay üstü örtülüp gizlenebilecek bir şey değil.
Okuyabileceğiniz diğer Serpil Sancar söyleşileri
▪ "Hegemonik erkeklik farklı erkeklik kimlikleriyle bir tür pazarlık, ilişki, uzlaşma ve işbirliği içinde yaşıyor"
Melike Aydın, Varlık, Haziran 2009
▪ "Erkeklik, imkânsız iktidar"
Esra Açıkgöz, Cumhuriyet Dergi, 26 Temmuz 2009
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.