Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
metis söyleşiler
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
Bu yazıyı bir arkadaşınıza
göndermek için

Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
 Elif Köksal:
"Katmandu’da on bir sene"
Gülenay Börekçi, Habertürk, 3 Nisan 2010
Katmandu’da duyguları açığa vurmak ayıp, kızgınlık göstermekse karakter zayıflığı. Başkasını üzecekse doğruyu söylemek terbiyesizlik, teselli edici yalanlar bulmak lazım... Bunları 1997-2008 arasında Nepal’in başkenti Katmandu’da yaşayan ve şimdi Katmandu’da Ev Hali adlı kitapla okur karşısına çıkar Elif Köksal anlatıyor.
Rivayete göre, 100 yıl önce Nepal’in dağlarında kaybolan bir Amerikalı seyyah vardı. Yıllar sonra geri döndüğünde sonsuz gençlik ve mutluluğun hüküm sürdüğü bir diyar keşfettiğini söylemiş ama saldırgan Batı medeniyeti orayı da berbat etmesin diye yerini gizlemişti. Shangri La adlı bu diyar da, yıllarca orada yaşayan seyyah da bir şehir efsanesiydi muhtemelen. Yine de hayatını 1997’den 2008’e kadar Katmandu’da geçiren Elif Köksal’a “Bu şehir efsanesi niçin dünyanın başka bir yerine değil de Katmandu’ya atfedilmiş sizce?” diye soruyorum. Meraklı gözlere ve mutlu turist ruhuna sahip bu kadın, “Shangri-La’dan bahsediyorsanız, bu kelime orada otel, dükkân ismi artık” diyor. “Öte yandan, içimizde öyle bir yer varsa eğer, Katmandu’da yaklaşması daha kolay sanki. Hem Himalayalar’da her şey olabilir...”

Niçin gittiniz Katmandu’ya?

İnsanın kendini nerede bulacağı belli olmuyor. Sivas hadisesinden sonra çok üzülmüştüm, buralardan gidesim vardı. Hisar’daki köpeğimiz çok havlamaya başlayınca evden atıldık, o vesileyle de Asya’ya gittik. Biraz dolaştık, paramız bitince Bangkok’ta iş bulduk, iki sene sonra yanlışlıkla Katmandu’ya gittim, görünce de orada yaşamak istedim.

Katmandu size “Gel beni yaz” mı dedi?

Yazmasam olmazdı, o kadar tuhaftı. İnsan kendi dilinde hatırlamak ve anlatmak istiyor o tuhaflığı.

İstanbul’daki hayatla Katmandu’daki hayat aynı şeyler değil sanırım...

Değil. Her şeyi hoşgörmek üzerine kurulu bir hayat düşünün... Kalbimizi merakla, yargılamayarak açtığımızda hayat şefkatli bir yer. Ama tabii Nepal’de yabancı olarak yaşamak Nepalli olmaktan daha kolay.

Orada sizi en çok neler şaşırttı?

Tibetli rahipler. Hinduizmin kast sistemi. Mülayim insanlar. Renkler. Yemekler. Her şey.

Öğretici bir süreç miydi?

Öğretici olmayan süreç var mı? Ama evet, çok.

Katmandu’da yaşayanların en büyük dertleri ne?

Yoksulluk. Günde 12 saat elektrik kesiliyor mesela. Siyasi belirsizlik gündelik hayatı etkiliyor. Ama şehrin sorunlarından bahsetmeyelim şimdi, okuyanlar Katmandu’yu benim sevdiğim gibi sevsin, beğenmediğimiz ayrıntıların ötesindeki hoşluğu hissetsin...

Günlük alışkanlıklara nasıl ayak uydurdunuz? Mesela lavaboya sıcak su dökülmüyor, Şahmeran’ı rahatsız etmemek için.

Asya insanı kendine benzetiyor. Mesela Hinduların mutfağına girmemeye özen gösterdim; Hindu olmadığım için, girsem mutfak kirlenirdi.

Lokantada masalarına oturduğunuz bir çiftin o gece beraber intihar edeceğini öğreniyorsunuz. Masada aşk, acı, keder, ihanet, gözyaşı, fikir ayrılığı, gelenek farklılığı ve her şeye rağmen sevgi var... Ve çok geçmeden kendi arzularıyla ölüme gidecekler... Size ne hissettirdi bu?

Fazla geldi. Kaçmak istedim. Gecenin sonunda onlara numaramı verirken de korktum ama vermemek olmazdı. İyi ki de vermişim. Vazgeçtiler. İçimden gelen ilk şeyi yapmamak için terbiye etmeye çalışıyorum kendimi.

Ölüm ne anlama geliyor Katmandu halkı için? Onu karanlık ve ağır bir şey saymıyorlar sanki...

Ölüm, bu bedenden çıkıp bir yenisine girmeden evvelki ana kucağı. Karma. Ölüler yakılırken yakınları oturup üç metre uzaktan seyrediyorlar, sonunda küller nehre dökülene kadar. Orada başka türlü görüyorsunuz ölümü, her şeyin geçici olduğunu büsbütün anlıyorsunuz. Erkek evlat eline bir çekiç alıp ölenin kafatasını kırıyor yanarken, ruhu uçup gitsin diye...

Nepal’de kadınlara eşitsiz davranan tam 128 kanun varmış. Ve kocaları kadınların tanrılarıymış aynı zamanda. Kocalarının ayaklarını yıkayıp suyunu içiyorlarmış...

Bir yudum içiyorlar evet, senede bir kere. Tanrının ailedeki temsilcisi kocalar. Anlayamayız biz bu kavramları ama orada dünya öyle.
       
       Kırmızı, Katmandu’da ne anlama geliyor?

Kırmızı orada ne güzel renk, en sevilen renk. Evliliğin yüce mertebesine ulaşmış kadınlar giyebiliyorlar. Evlilik de güzel oradakiler için. Genç kızlar kırmızı giyemiyor.

Hoşgörü hayatı kolaylaştırıyor mu gerçekten? Ve bunu burada da becerebilir mi insan? Burada yaşansa, küfür kıyamet gideceğimiz durumlarda insanların sırıttıklarını yazıyorsunuz...

Küfredeceğimiz durumlarda karşıdakinin utancını anladığımızı göstermek için beraberce gülümsemek hayatı kolaylaştırıyor. Sinirlenmemek iyi geliyor. Burada da mümkün çoğu zaman, üzerine çalışmak lazım.

Sahip olduğumuz tek şey şu an alacağımız nefes mi gerçekten?

Budizme göre hiçbir şey bize kalmıyor, her an her şey geçiyor, değişiyor. Birazcık hakimiyetimiz altında olan tek şey nefesimiz.

Mutlu muydunuz orada?

Huzurluydum. Mutluydum da. Nepal harikuladedir...

Yazmayı sürdürecek misiniz? Ve bundan sonra ne yazacaksınız?

Masamda üç kitap eskizi daha var. İkisi yarım kitap, devam etmeleri için yeniden gidip biraz o taraflardan bakmak gerekiyor. İlki, rahip öğretmenim Taşi-la ile birlikte yazmaya başladığımız kitap, Tibet lamalarına dair hikâyeler. Bir de Ortadoğu hikâyeleri var, Lübnan ve Suriye ile başladım: Ben kalbimi temizleyince Ortadoğu’ya barış gelecek. Üçüncüsü, yazar Mine Söğüt’le birlikte başladığımız, Katmandu’da o gün bugündür yaşayan iki avuç ihtiyar hipiyle dünyanın hali üzerine röportajların kitabı, ses alma aygıtında çözülmeyi bekliyor.
Okuyabileceğiniz diğer Elif Köksal söyleşileri
▪ "Katmandu o sıralar küçük ve mükemmel bir yerdi..."
Elif Şahin Hamidi, Remzi Kitap Gazetesi, Mayıs 2010
▪ "Yazmak şifalıdır"
İrem Çağıl, Birgün Kitap Eki, 12 Haziran 2010
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.