Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
metis söyleşiler
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
Bu yazıyı bir arkadaşınıza
göndermek için

Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
 Yakın Ertürk:
"Kadınları çok daha sert bir mücadele bekliyor"
Ömür Şahin Keyif, Birgün, 24 Nisan 2015
BM Eski Kadınlara Karşı Şiddet Özel Raportörü ve Avrupa Işkenceyi Önleme Komitesi üyesi Yakın Ertürk, Sınır Tanımayan Şiddet kitabında politika ve pratikteki yönleriyle kadına şiddet olgusunu evrensel ölçekte ele alıyor; hem sorunu hem de buna karşı verilen mücadeleyi anlatıyor. Prof. Dr. Ertürk’le Türkiye’de kadına şiddete ilişkin durumu konuştuk.

Kadına şiddet sadece bölgesel değil evrensel bir sorun. Neoliberal politikalardan besleniyor. Peki burada giderek muhafazakârlaşan ve baskıcı politikaların rolü nedir?

Evet, 20 yılı aşkın bir süredir muhafazakârlaşan sağ siyasi eğilim güçlenmiş, kimi yerde iktidarı ele geçirmiş, kimi yerde aşırı akımlar olarak siyasi rekabetin içinde etkili bir yer almış durumdalar. Neoliberal ekonomi-politik ortam ve yükselişte olan güvenlik eksenli militarist politika ve uygulamalar kadın hakları açısından açık bir tehdit oluşturan muhafazakar, hatta gerici, siyasi eğilimleri güçlendirerek kadının insan hakları mücadelesini - genel olarak hak ve özgürlükleri- kuşatma altına almış bulunmaktadır. Bu tehditin öncelikli müdahale alanları üreme hakları, aile kurumu ve cinsel yönelim olmuştur. Farklı ülkeler bu tehditleri farklı biçimlerde ve yoğunlukta yaşasa da örneğin kürtaj ve kadının doğurganlığı konuları hemen hemen her ülkede gündemi işgal etmektedir. Bizim gibi kamu kurumlarının, yargı sisteminin ve demokratik süreçlerin zayıf olduğu ülkelerde kadınlar yerleşmiş haklarını dahi kaybetmekle karşı karşıya kalmaktadırlar.

Muhafazakâr değerler ne yazık ki uluslararası çerçeveye de yansımaktadır. Örneğin, uzun tartışmalar sonunda İnsan Hakları Konseyi “ailenin korunması”na yönelik karar taslağını 2014’de kabul etmiştir. “Geleneksel” aile anlayışından hareket eden karar, tek ebeveynli aile, geniş aile, aynı cinsiyete dayalı evliliklerin oluşturduğu aile gibi farklı aile tiplerini tanımamaktadır. Türkiye’de de olduğu gibi “ailenin korunması” anlayışı, dünyanın pek çok yerinde kadın haklarının, cinslerarası eşitliğin ve heteroseksüel normaliğin dayatılması amacıyla hep gündemde tutulmuştur. BM İnsan Hakları Konseyi bünyesinde böyle bir kararın kabul edilmiş olması ulusal düzeyde hak ihlallerine yol açan bu yöndeki uygulamaları meşrulaştırıcı ve kadın hakları karşıtlarını cesaretlendirici açısından tabii ki kaygı vericidir. Ayrıca, bu tür gelişmeler küresel kadın hareketinin şimdiye kadar hak talepleri doğrultusunda başarılı bir biçimde kullandığı uluslararası platformda da dengelerin muhafazakârlaşmaya doğru kaydığını göstermektedir.

Bundan sonra kadınları, gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde çok daha sert bir mücadele beklemektedir.

Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığın kültürel bir temeli de olduğu ifade ediliyor. Kültüre ilişkin bir değişim nasıl inşa edilmeli?

Kültür küşkusuz önemli bir faktör ama acaba şiddet ve eşitsizlik kültürel bir olgumudur yoksa iktidar, mülkiyet ve bölüşümlemi ilgilidir? Hangi kültür, kimin kültürü ve kim benim kültürüm adına konuşma yetkisine sahip? Evrensel ataerkil kültür ile benim kültürüm nerede nasıl örtüşüyor? Bu sorular sorulmadan kültürel indirgemeciliğe ve dayatmalara kolayca teslim oluruz.

Kültür, günlük pratiklerin devamlılığını sağlayan ortak anlamlar kadar, zaman içinde değişimi körükleyen, birbiriyle yarışan ve çelişen anlamları da içerir, yani bir mücadele alanıdır. Tarihsel olarak kadınlar, bireysel ve kolektif olarak baskıcı ataerkil uygulamalara ve dışlayıcı hak anlayışına karşı aktif olarak direnmişler ve karşı çıkmışlardır. Kadınların hak mücadelesi bir taraftan güç ve iktidarla bir taraftan da kültür olarak dayatılan yerleşmiş egemen değerlerle baş etmek zorundadır. Tüm kültür değerlerinin (insan hakları kültürü dahil) ayrımcılılığın önlenmesi ve eşitliğin sağlanması esas alınarak pazarlığa tabi tutulması baskıcı hiyerarşilerin sorgulanmasını sağlar, meşruluğunu ortadan kaldırır, durağanlığını bozar ve değişmelere yol açabilecek kırılmaların oluşmasını sağlar. Bu, aynı zamanda kadın hareketini güçlendirir ve cinsiyet eşitliğinin ‘kendi kültürleri’ kapsamında mümkün olmasına olanak sağlar.

Kültür temelli yaklaşımlar, karşısında kültür farlılıklarına saygı gösterirken, kültür adına gerçekleşen baskıcı uygulamalara direnmek, onları deşifre etmek ve evrensel insan haklarını “aynılık” değil, “farklılık” temelinde yorumlamak gerekmektedir.

İstanbul Sözleşmesinin GREVIO adaylarından biriydiniz. Kadınlar sözleşmenin uygulanması için adım atılmadığını, karar süreçlerinin şeffaf olmadığını, bu süreçlerden dışlandıklarını söylüyorlar. Hükümet bu sözleşmeyi neden imzaladı sizce?

Hükümetler, özellikle insan hakları konusundaki sözleşmeleri uluslararası arenada prestij sağlamak amacıyla imzalarlar. Istanbul sözleşmesi özelinde ise, Mevlüt Çavuşoğlu’nun 2010-2012 arasında Avrupa Konseyi Parlementer Meclisi başkanlığı ve Türkiye’nin Kasım 2010- Mayıs 2011 tarihlerinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Dönem Başkanlığı, sözleşmenin İstanbul’da imzaya açılmasına vesile olmuş ve Türkiye ev sahibi olarak sözleşmeyi ilk imzalayan ülke olmuştur.

Hükümet kanadının İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekmek istediği doğru mu? Bu yönde bir bilginiz var mı?

Bu yönde duyumlarım oldu ama bunu teyit edebilecek bilgiye sahip değilim.

Ülkelerin uluslararası kamuoyu karşısındaki söylemleriyle içerideki eylemleri arasında fark olduğunu söylüyorsunuz. Türkiye için de bu böyle mi? Uluslararası kamuoyunu inandırmak bu kadar kolay mı?

Elbet Türkiye için de geçerli. Mesele uluslararası kamuoyunu inandırıp inandırmamak değil; hükümetler kendi kamuoyunu ne kadar inandırıyorsa dışardakileri de okadar inandırıyorlardır. BM ve bölgesel denetleme mekanizmaları ve uluslararası sivil toplum ülkelerdeki gerçek durumu sürekli belgeliyor ve duyuruyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye Rusya Federasyonuyla birlikte en fazla yargılanan ülke. Buna yetkililerin tepkisi oldukça seçici ve siyasi. Bu bağlamda Türkiye’deki söylemleri hatırlamaya sanırım gerek yok.

BM’nin kadına şiddet ve ayrımcılık konusunda çözüme ne kadar katkısı olabiliyor?

BM insan hakları mekanizmaları devletlerin uluslararası düzeyde kabul ettiği ortak değerleri yansıtıyor ve ulusal uygulamalara rehber niteliği taşıyor. Sorunların görünürlük kazanmasında, kadınların mücadelesine dayanak olması ve hükümetler üzerinde baskı oluşturması açılarından son derece önemli. Ancak, hiç bir toplum dışardan değiştirilemez (silahlı müdahalelerle bile!). Bir ülkede insan haklarının gerçekleşmesi dış dinamiklerden ziyade siyasi irade ve hak mücadelesi veren sivil talebin gücü gibi iç dinamiklere bağlıdır.

Türkiye’de neden, kürtaj gibi tartışmaları durup durup yeniden açıyorlar?

Ucuz siyaset! Türkiye’ye, kadınlara ve hakkı gasp edilmiş hiç bir kesime yaramadığı bir tarafa toplumu germekte ve asıl sorunların göz ardı edilmesine neden olmaktadır.

Ülkelerin çeşitli kurumlarında çalışanlarına verdiği eğitimlerde kadına yönelik şiddeti kendi içinde bağımsız bir meseleymiş gibi ele aldıklarından bahsediyorsunuz. Aksini yapmaları kendi elleriyle sistem sorgulamaları demek olur. Hükümetler bu konuyla gerçekten baş etmek istiyorlar mı?

Niyet okumam mümkün değil ama gidişata bakılırsa konuyla baş edilemediği açık. İktidarların ne niyeti ne de baskıcı icraatı insanların hak aramalarını engelliyemez. Bugün Türkiye’de kadın hareketi zor bir döenmden geçiyor ama bu onları mücadelerinden döndüremiyecektir.

Tüm dünyada kadınların durumuna bakıldığında Türkiye nerede duruyor? Hangi ülkelerdeki duruma yakın görünüyor?

Kalkınma göstergeleri açısından baktığımızda Türkiye gittikçe en alt sıralarda yer alıyor, örneğin Dünya Ekonomik Forumu’nun 2014 raporuna göre cinsiyet eşitsizliği ölçeğinde Türkiye 142 ülke içinde 125’inci sırada yer alıyor. Ancak, kadın aktivizmi, kadınların kamu alanında etkili bir ses olmaları ve uluslararası düzeydeki katkıları açısından bakılırsa Türkiye çok dinamik bir toplum olarak görülüyor. Ne yazık ki biz bütün değerlerimiz gibi bu değeri de heba etmeyi becerebiliyoruz!
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.