Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
Yeni Kitaplar (Header)
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 

Yücel Kayıran yıllardır yazdığı koyu, karanlık, yadırgatıcı ve giderek trajik “iç dünya” şiirini sürdürüyor. Bu kez tek ve yekpare!

 
Çeviri: Beybin Kejanlıoğlu

Frankfurt Okulu’nun önde gelen düşünürlerinden Leo Löwenthal, sosyolojik bir çerçevede Batı’da edebi sanatların ve kitle iletişim araçlarının gelişimini inceliyor. Descartes ve Pascal’ın zamanından yirminci yüzyıla gelene kadar halkın ve entelektüel kesimin edebi eserlere yaklaşımının nasıl değiştiğini örneklerle açıklayarak bu değişimin toplumsal içerimlerine işaret ediyor.

Edebiyat sanat mıdır yoksa meta mı? Her ikisi birden olabilir mi? Gazete ve dergilerin (daha sonra da radyo ve televizyonun) ortaya çıkması edebi eserlerin niteliğini ve toplumdaki yerini nasıl etkiledi? Kitle iletişim araçları insanları pasifliğe mi itiyor? Geçmişten günümüze “yüksek” ve “sıradan” sanat/edebiyat tanımları nasıl değişti? Yazarların artık varlıklı “hamiler” yerine halka, kitapçılara ve yayınevlerine bağımlı olmasının edebi eserler üzerinde ne gibi bir etkisi oldu? “Popüler yazar” tabiri ne zaman alçaltıcı bir anlamda kullanılmaya başladı? “Çoksatan” kitapların nitelikleri bize kitlelerin ede ..

 
Çeviri: Ali Karatay

Kalkınma incelemeleri alanında çalışanlar son yıllarda, postkolonyal dünyadaki nüfusun kayda değer bir bölümünün sermaye mantığının yönettiği “modern ve dinamik ekonomi”nin dışında kaldığına dikkat çekiyor. Toplum dışına itilmiş insanlar, bu “artı insanlık”, sermaye dünyasının yanı başındaki enformel sektörde hayatta kalmaya çalışıyorlar. Dışlama ve marjinalleştirme olgusuna, neoliberalizm bağlamından da önce, postkolonyalizm bağlamında dikkat çekilmiştir. Gelgelelim, şaşırtıcı bir biçimde, bu olguyu teorik olarak postkolonyal kapitalist formasyonun siyasal iktisadıyla ilişkili biçimde ele almak için çaba gösterilmemiştir.

Sanyal’ın kitabı işte tam da böyle bir girişimin ürünü; postkolonyal dünyada kapitalist kalkınmayı kökten farklı bir biçimde düşünmeye çağırıyor bizi. Dışlama ve marjinalleştirmeyi kapitalizmin gelişiminin ayrılmaz bir parçası olarak öne çıkarıyor. Bilindiği üzere liberal, hatta Marksist teoriler, kapitalist azgelişmişliği sermayenin ekonomiyi kendi suretinde ..

 

Selçuk Demirel, Metis cep defterlerine resimler yapıyor. İlkine Metis demişti, bu ikincisine ise Elma diyor. Tıpkıbasımını sunuyoruz.

 
Çeviri: Orçun Türkay

Yeni katılanlarla hıncahınç dolan Tartaros’un zindanları adaletsizlik yapmış ruhlara artık dar geliyor. Tek çare, Sokrates’in yeryüzüne dönüp başkan olması ve insanları daha iyi birer kişi yapması. Kendisine bir de yardımcı verilecek : ağzı iyi laf yapan Gorgias.

Küçük Filozoflar Dizisi, 9 - 14 yaş çocukları için filozofların hikâyelerini anlatan çok güzel resimlenmiş kitaplardan oluşuyor. Diziyle çocukların felsefeye zevkli bir giriş yapmalarını, kendi sorularının peşinden gitme alışkanlığı kazanmalarını amaçlıyoruz. Başkan Sokrates! dizinin yirmi üçüncü kitabı.

 

Meslek hayatı boyunca, otuz yılı aşkın bir zaman sürdürdüğü grup psikoterapi seanslarından karakteristik bir kesit aktarıyor Engin Geçtan. Sürecin kendine has dinamiklerine işaret ederken, bazı temel prensiplerin de altını çiziyor. Grup psikoterapide "grubun bütünleşmesi" denen başlangıç evresine odaklanan bu metin meraklı okura bir örnek sunmayı amaçlıyor.

"Bu grup çalışmasına katılan sizler, birliktelik yaşantıları yaratma ve bunu gerçekleştirirken her birinizin kendisini daha iyi tanımasına zemin hazırlama amacıyla bir araya geldiniz.

Toplumumuzda karşılıklı ya da tek taraflı dert anlatmayı ilişki zanneden çok insan var. Ancak burası dertleşme ya da dış dünyada yaşadıklarınızı paylaşma yeri değil. Amacımız bu odanın sınırları içinde olabildiğince bütünlük yaratmak, bu da sizlerin buraya yaptığınız katkılarla gerçekleştirilebilir. Dolayısıyla şu andan itibaren ben kenara çekilerek sizleri baş başa bırakıyorum."

 
Çeviri: Orçun Türkay

Issız bir adaya düşseydiniz hayatta kalabilir miydiniz? Nasıl karnınızı doyurur, nasıl korunurdunuz soğuktan ve sıcaktan?

Yalnızlığa ne kadar katlanabilirdiniz? Ya bir gün biri çıkıp geldiğinde ne yapardınız? Nasıl ilişki kurardınız onunla?

Bugün artık bir modern klasik olan bu yeniden yazımda, Michel Tournier’nin Robinson’u karşımıza Cuma’dan doğaya, insanlığa ve özgürlüğe dair dersler alan bir kahraman olarak çıkıyor. "Beyaz bir kelebek," diyecek Cuma, "uçan bir papatyadır." Öğrenmeye açık "küçük filozoflar" için...

 
Çeviri: İnci Ötügen

Kedilere yakın yaşayan herkesin bildiği gibi onlar hakkında genelleme yapılamaz. Her biri apayrı karaktere sahip yaratıklardır kediler, basbayağı "birey"dirler. Has bir yazar olan Lessing de bunun gayet farkında olduğu için kedi ırkına bir güzelleme yazmak yerine, hayatına girmiş kedilerin hikâyelerini, hiçbir süslemeye başvurmadan anlatmayı tercih ediyor. Ama bazı kedilerin güzelliğiyle büyülenmekten de kendini alamıyor:

"Bej renkli, ... ön ayakların bitiminde gümüşe çalan patiler. Kenarları beyazla çerçevelenmiş olduğu için simli gibi duran kulaklar dikilip, öne arkaya oynardı; dinleyerek, algılayarak. ... Kuyruğu, ucu sanki diğer organlarının alamadığı mesajları alıyormuş gibi, bir başka boyutta oynardı. Hava kadar hafif, pür dikkat oturur, tüyleriyle, bıyıklarıyla, kulaklarıyla, bütün varlığıyla, bakar, işitir, hisseder, koklar, içine çekerdi. Eğer balık sudaki hareketin somutlaşmış, şekillenmiş haliyse, endamına bakılırsa kedi de hissedilmeyen havanın çizgiye dökülmüş ve b ..

 
Çeviri: Müge Gürsoy Sökmen

"Çıldırmış olmalıyım. Bu sözcükleri uykumda duyuyorum ve her duyduğumda boğazımın gerisinde bir yerde, gırtlağın burunla birleştiği noktada –hani o korktuğunuzda kuruyan bölgede– kumru gibi dem çekiyorum. Sizi yaşadığımız yere götürebilmek için çıldırıyorum..."

Bir otoyolun kenarında, şehir merkezinden on iki, denizdense dört kilometre uzakta, atılmış buzdolapları, kaza geçirmiş kamyonlar, kırık lavabolarla dolu bir çöplük bölgesindeyiz. Büyük bir Olimpiyat Stadyumunun yapılacağından söz edilen bu yer aslında kendiliğinden oluşmuş bir mahalle. Bir zamanlar büyük bir işadamı olan Vico ile sevgilisi Vica'nın, buraya ilk yerleşen olduğu için herkese kendi kanununu dayatan Jack'in ve her biri kendi geçmişini bir yük gibi taşıyan Anna'nın, Marcello'nun, Melek'in, Liberto'nun, Joachim'in, Saul'ün, Danny'nin, Corina'nın, Alfonso'nun sığındıkları, yaşamlarından ellerinde kalan ne varsa korumaya çalıştıkları "evleri"nin yer aldığı kendine özgü bir mahalle. Ve bu mahallenin Vica'ya âşık ..

 
Çeviri: Tuncay Birkan

Kültür tarihinin bir kurgusu olan "uygun mesafe" hakkında bir kitap bu. Tarihsel ortamı, otuz yıllık bir savaş dönemi olan 1914 ile 1945 arası. 1918’deki yenilgi sonrası Alman kültüründe yaşanan travmayı tasvir ediyor: Wilhelm İmparatorluğu'nun aşina ufukları kaybolup gitmiştir. Otorite sisteminin çözülmesinin ardından, insanlar modernlikle yaşanan dolaysız karşılaşmayı dondurucu bir şok gibi deneyimlemektedir. Buna tepki olarak da sanayileşmiş sivil toplumun soğukluğunun yerine sıcak bir cemaat / topluluk ideali geçmektedir.

Felsefi antropolog Helmuth Plessner, ölümcül siyasi sonuçlar doğuran bu cemaat tapınması durumuna, soğukluğu savunan bir manifesto niteliğindeki Cemaatin Sınırları kitabıyla müdahale eder. Plessner'in manifestosu bugün bizi komüniteryanizm tartışmalarında su yüzüne çıkan sorunlarla tekinsiz bir biçimde bağıntılı olduğu için ilgilendiriyor. Ortakyaşarlığa dayalı bir yoldaşlık olarak cemaat fikrinin karşısına cennetvari özellikler taşımayan bir t ..

 
Çeviri: Ayet Aram Tekin

Siyasetçi ve sanatçıların yaşamöyküleriyle sık karşılaşırız ama araştırmacıların hikâyelerini pek bilmeyiz. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de geniş ilgi uyandıran ve sosyal bilimlerdeki birçok araştırmayı etkileyen Hayali Cemaatler ve Üç Bayrak Altında’nın yazarı Benedict Anderson bize kendi yaşamını anlatıyor. Bu sınırları aşan yaşamdan iyi bir yazarın nasıl yetiştiğini, bir saha araştırmacısının ne gibi sorunlarla karşılaştığını, bunların üstesinden nasıl geldiğini anlıyoruz. Ve en önemlisi 20. yüzyılın kendini tüm dünyadan sorumlu gören evrenselci solcu kuşaklarının dünyaya nasıl baktığını hatırlıyoruz.

Çin’de doğmuş, çocukluğunu Kaliforniya ve İrlanda’da geçirmiş, eğitimini büyük ölçüde İngiltere’de tamamlamış, 1965 askeri darbesinden sonra Suharto yönetimindeki Endonezya'dan kovulunca araştırmalarına Tayland ve Filipinler'de devam e ..

 
Çeviri: Günay Çetao Kızılırmak

Stalin Rusyası’nda, emekçilerin gelecekteki güzel günlerde bir arada yaşaması için yapılması planlanan devasa bir binanın temel çukurunun kazılma sürecini anlatıyor Çukur – elbette “Platonov tarzında”. Platonov okurları bunun ne anlama geldiğini hemen anlayacaktır: absürd diyaloglar, varoluşsal sorgulamalar, sosyalizmin soyut idealleriyle somut uygulamalar arasındaki uçurumun gözler önüne serilmesi, sürekli propagandası yapılan ideolojiyi komik bir şekilde yanlış anlayan naif karakterler ve özgün, “tuhaf”, emsalsiz bir dil.

Yazarın 1930 yılında tamamladığı ama Rusya’da ancak 1987 yılında yayımlanabilen bu romanı, Platonov’un Metis’te yayımlanan diğer eserlerini de Türkçeye kazandırmış olan Günay Çetao Kızılırmak’ın ustalıklı çevirisiyle sunuyoruz.

 
Çeviri: Ahmet Nüvit Bingöl

Sesin Rengi zevkle okuyacağınız bir kitap: Roland Barthes’ın sinema, edebiyat, eğitim ve kültür konularında hayatı boyunca verdiği söyleşilerin önemli bir kısmını bir araya getiriyor. Söyleşi türünün bir özelliği olarak, eleştirmen sorular karşısında kâh düşüncelerini açıyor, kâh başka düşüncelerle ilişkiye giriyor, kâh üzerine doğrudan yazmadığı konular –68 ve sonrasındaki siyasal ortam gibi– hakkında görüşlerini açıklıyor. Genç gazetecilerin sıkıştırma çabaları karşısında Barthes’ın bir yandan hakikatin hakkını verirken bir yandan da zarafeti elden bırakmadan günün moda düşünceleriyle arasına mesafe koymaya çalıştığını görüyoruz.

Barthes’ın engin kültürünün yanı sıra zekâ kıvılcımlarıyla yüklü bu söyleşiler düşünürün külliyatının vazgeçilmez bir tamamlayıcısını oluşturuyor, düşüncesinin değişim ve gelişimini aşama aşama takip edebilmemizi sağlıyor. Söz ile yazı arasındaki karşıtlık üstünde dururken yazıda eksik olan iki şeyin altını çiziyor Barthes: sözün taktiksel va ..

 

Taha Parla'nın 2007-2016 arasındaki bu yazı ve söyleşileri, zaten kusurlu siyasal ve anayasal düzeni daha da bozan gelişmeleri, AKP iktidarının dinci ve reaksiyoner politikalarını, artmakta olan anti-laik uygulamalara karşı hükmü giderek kırılmakta olan militarist Kemalist velayet tortularının çarpışmasını ele alarak bugüne nasıl geldiğimizi anlatıyor:

"Dönemin dikkati çeken çok tehlikeli özelliklerinden biri, AKP'nin ortadan kaldırmak istediği ve ihlal ettiği bazı evrensel norm ve değerlerin de Kemalizm'e yakıştırılıp genel, yüzeysel ve sözde bir Kemalizm eleştirisine dahil edilerek küpeşteden denize atılmasıydı.

"Belli bir türü bitmekte olan Kemalist militarizmin yerine, AKP'nin, ABD emperyalizminin vesayeti ve nezareti altında zayıflattığı belli bir nesil silahlı kuvvetler komuta heyetinin yerine başka bir komuta heyeti getirdiği, ABD'nin Latin Amerika ve Asya şablonlarına göre AKP'nin kendi polis ordusunu, özel kuvvetlerini ve istihbarat örgütlerini kurduğu, ..

 
Çeviri: Nilüfer Erdem

Bion günümüz psikanalizinde en fazla üzerinde durulan, en esin verici kuramcılardan biridir. Özellikle son yirmi yıl içinde kuramının geniş kapsamı daha da görünür hale gelmiş ve psikanaliz kliniğini derinden dönüştürmüştür. Psikotik hastaları psikanaliz tekniğinde değişiklik yapmadan tedavi eden ilk analistlerden biridir. Tereddütlü Düşünceler’de toplanan, ağırlıklı olarak 1950’li yıllara ait bu ilk makaleleri psikotik düşünceyi enine boyuna araştırarak vardığı kuramsal ve teknik sonuçları sergiler. Düşünme kuramına dair görüşleri de ilk olarak bu makalelerde dile gelmeye başlamıştır. Makaleler psikanalist Bion’un o dönem seansta nasıl çalıştığının örneklerini sunar. Bion’un kuramı yıllar içinde psikanalizde yeni bir paradigma açan, başlı başına güçlü bir kuram olarak gelişmiştir.

 

Millet ve vatan kavrayışlarının tarihi ile ilgili tartışmaları derinleştirebilmek için, gerek bu unsurların, gerekse bunları paylaştığımızı tahayyül ettiğimiz başka insanlardan oluşan topluluklara duyulan aidiyet hissinin tarihine eğilmek gerekir. İşte burada zihnimizin hayret kapısını ardına kadar açık tutmakta yarar var. Vatan, il, yurt, ulus, kavim, millet, soy gibi kavramların mazisi hepimiz için sürprizlerle dolu. Geçmişin en az bizim kadar incelikli insanlarının bu kavramların içini nasıl farklı şekillerde doldurduklarına yakından bakmak zorundayız.

Osmanlı devletinin şemsiyesi altına girmiş insanları ve onlara ait toprakları anlayabilmek için karşımıza çıkan en önemli anahtar kelimeler arasında diyar-ı Rum ve Rumîlik var. Bu sözcüklerle birlikte birçok soru sökün ediyor: Diyar-ı Rum neresidir? Bir tür vatan mıdır? Anadolu mudur Roma mıdır? Kimlere Rumî denmiştir? Roma kimliğinin ve kültür mirasının tapusu Bizans’tan Batı’ya mı geçmiştir?

İnsanlığın geçmişi bize ..

 
Çeviri: Gürol Koca

İşaret eden bir parmağın ne kadar çok anlama gelebileceğini düşünün: Sizi bir tehlike konusunda uyarabilir, şaşırtıcı ya da komik bir şey gösterebilir, bilmek isteyebileceğiniz bir bilgi verebilir. İşareti yapan kişiyle birbirinizi ne kadar iyi tanıyorsanız, iletilen anlam o kadar incelikli olacaktır. Küçücük bir işarette bunca anlam saklı olabiliyorsa, insanların gerek sistemli diller gerekse çeşitli jest ve hareketlerle gerçekleştirdiği iletişimin mekanizması baş döndürücü olsa gerek.

İnsan iletişiminin evrimsel kökenlerini konu alan bu kitapta, gelişim psikolojisinin önde gelen isimlerinden Michael Tomasello bize tam da bunu gösteriyor. Temel savı, insan iletişiminin işbirliğine dayalı olarak geliştiği yönünde: Evrimin bir noktasında atalarımız gündelik faaliyetlerinde işbirliği yapmaya başladılar, bu da onları bilgi (ve hatta niyet) paylaşımına, yani daha ayrıntılı bir iletişime sevk etti. İşaret ve hareketlerle başlayan bu iletişim zamanla gelişerek sistemli dilleri ortaya ..

 
Çeviri: Başak Ertür

"Kişi gördüğü, hissettiği ve öğrendiği şeyin uyandırdığı duygularla hareket ettiğinde kendini hep başka bir yere, başka bir sahneye ya da merkezinde olmadığı bir toplumsal dünyaya savrulmuş halde bulur. Mülksüzleşmenin bu türünü eyleme ve direnişe, ötekilerle birlikte görünür hale gelerek adaletsizliğe son verilmesini talep etmeye yol açan bir duyarlılık biçimi olarak değerlendiriyoruz. Adaletsizliğin aldığı bir biçim de halkların, örneğin zorunlu göç, işsizlik, evsizlik, işgal ve fetih vasıtasıyla sistematik olarak mülksüzleştirilmeleridir. İşte biz de, egemen benliğin malikiyetinden feragat anlamında mülksüzleşerek dahil olunan kolektivitelerin, kimi nüfusları kolektif aidiyet ve adaletten sistematik olarak men eden mülksüzleştirme biçimlerine nasıl muhalefet edebileceğini ele alıyoruz."

Bu kitaptaki yazılar, Mısır devriminin en yoğun günlerinin yaşandığı dönem ile Yunanistan’da Sol'un neoliberal kemer sıkma politikalarına karşı ciddi muhalefet gösterdiği dönem arasındaki ..

 
Çeviri: Nesrin Demiryontan

R. D. Laing’in Düğümler’i bir psikoloji kitabı, yazarını ünlü eden anti-psikiyatri yaklaşımıyla yazılmış bir teorik çalışma değil; bize dilin imkânsızlığını gösteren bir oyun/deneme. Dizeler biçiminde yazılmış, ama uzun aforizmalar gibi ilerleyen, bir dünya bakışını anlatan (ama anlatmayan), bir hayat anlayışını savunan (ama savunmayan) bir “yol-yordam” metnine benzer en çok.

"Kendime saygı duymuyorum

bana saygı duyan birine saygı duyamam.

Ancak bana saygı duymayan birine saygı duyabilirim.

Jack'e saygı duyuyorum

çünkü o bana saygı duymuyor

Tom'u aşağılıyorum

çünkü o beni aşağılamıyor

Ancak aşağılık biri

benim gibi aşağılık birine saygı duyabilir

Aşağıladığım birini sevemem

Jack'i sevdiğime göre

onun beni sevdiğine inanamam

Nasıl kanıtlayabilir ki?"

 
Çeviri: Haluk Barışcan

"Şeffaflık neoliberal bir aygıttır. Enformasyona dönüştürmek amacıyla her şeyi içine girmeye zorlar. Günümüzün gayri maddi üretim ilişkileri koşullarında daha fazla enformasyon ve daha fazla iletişim, üretkenlik ve hızda artış demektir. Buna karşılık gizlilik, yabancılık ve ötekilik sınırsız iletişime engel oluşturur. Şeffaflık adına bunlardan kurtulmak gerekir.

"Şeffaflık insanı camlaştırır. Şiddeti de buradadır. Sınırsız özgürlük ve iletişim topyekûn kontrol ve gözetime dönüşüyor. Sosyal medya da giderek toplumsallığı disiplin altına alan ve sömüren dijital panoptikonlara benziyor daha çok.

"Şeffaflık bir ideolojidir. Bütün ideolojiler gibi onun da mistik hale getirilmiş ve mutlaklaştırılmış olumlu bir çekirdeği vardır. Şeffaflığın tehlikesi de bu ideolojikleşmededir. Totalize edilirse şiddete yol açar."

– Byung-Chul Han

 
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.