Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-605-316-073-1
13x19.5 cm, 208 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Gözetleme Kulesi, 2016
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Birinci Bölüm, s. 6-9

Russell’ın güldüğünü duydum.” Annesi dertli, dalgın bir ifadeyle söylemişti bunu.

Zoe hemen şezlongundan kalkıp verandanın tırabzanına oturdu, bahçenin ötesindeki tenis kortuna baktı: Ağa doğru koşmuş olan dört figür şimdi durmuş, incelikli bir kuralı tartışıyordu.

“Alışılmadık bir şey değil. Sık sık gülüyor. Beni de hep güldürüyor.” Gülümsememek mümkün değildi. Zoe Russell’a tapardı. Ama annesinin gereksiz kederi onu utandırıyordu: Böyle şeylerde pek yetenekli değildi. Neticede Russell hayattaydı - birçok arkadaşının aksine. Savaştan dönmüştü, hem de tek parça halinde. Zoe üniversiteye kabul sınavında tarih konusunu seçtiğinden, annesinin tam olarak idrak edemediğini düşündüğü şu gerçeği iyi biliyordu: Erkekler ezelden beri savaşlardan evlerine dönüyorlardı. Buna sevinmek daha doğaldı.

Elbette (aniden çöken bir kasavetle, şimdi tıpkı şenlik direğine kurdelelerle bağlanmış figürler gibi kortun köşelerine doğru geri geri koşmakta olan dört kişiye baktı), elbette gazeteler haftalardır, aylardır korkunç gerçeklerden, feci gerçeklerden bahsediyordu. Zoe bir süreliğine gazeteleri saklamış, herkes de bu duruma hem kızmış hem de bir anlam verememiş ve komşulardan birinin köpeğini, böyle hırsızlıklarıyla meşhur bir cocker spaniel’ı suçlamışlardı. Derken birden köpek hakkında konuşmayı bırakmışlardı ve Zoe gazeteyi alırken görüldüğünü anlayıp vazgeçmişti. Zaten zor oluyordu gazetelerden kurtulmak: Havaların sıcak gittiği aşağı yukarı bir hafta boyunca her gün, bir kolu bedenine kaskatı bitiştirilmiş halde ve paltosunun içinde usul usul terleyerek yürüyüşe çıkmıştı.

Zoe omzunun üzerinden endişeyle annesine baktı. Russell’ın uzakta olduğu, ölmüş olabileceğini düşündükleri yıllar boyunca görünüşte çok az değişmişti. Russell ona geri verildiğinde ve en kötü tahayyülleri sadece resmen teyit edilmekle kalmayıp daha da beter şeyler açığa çıktığındaysa, sanki içindeki bir katılık, gizli bir kaynak aniden yok oluvermiş gibi birden yaşlanmış ve gözle görülür biçimde çökmüştü. Artık daha sessiz, daha solgundu, yüzüne bolca pudra sürüyordu. Herkes farkındaydı. Zoe, sarsıldığının görülmesine izin vermenin annesinin karakterine aykırı olduğunu düşünüyordu. Bu onun daha zayıf ve fani görünmesine yol açıyordu. Şaşırmış ve içerlemişti Zoe. Elini dayadığı veranda sütununun ılık taşını hissediyordu şimdi. Bu evde doğmuştu.

Kortta oyun devam ediyordu. Bayan Howard uzaktaki bu maskaralıkları bir zamanların usta oyuncusunun umutsuzluğu içinde izliyordu.

“Zavallı baban,” diye mırıldandı. “Ona iyilik yaptıklarını düşünüyorlardır muhtemelen. Daha fazla izleyemeyeceğim.”

Sağ salim geri gelerek ailesini hayata döndüren Russell, ona uygun olduğunu düşündükleri aktivitelerin hiçbirine katılmayarak anne babasını endişe ve hayal kırıklığına sevk etmişti. Bugün ise babasına maç yapmak isteyip istemediğini düşünme fırsatı bile tanımadan eline bir raket alıvermişti.

“O küçük kızın yerine sen oynayabilirdin. En azından ne yaptığını biliyorsun.” Bayan Howard alçak bambu şezlongdan kalktı. “Ben içecek soğuk bir şeyler getireyim. Oyunu bırakmak için bahane olur onlara da.”

“İyi de hava çok sıcak. Oynasam yanardım.” Zoe beyaz yanağına dokundu.

“Anna da beyaz tenli.”

“O yanınca kararıyordur muhtemelen. Bir sürü beyaz tenli insanda öyle oluyor.” Zoe esnedi ve parmaklarını tekrar pürüzsüz beyaz yüzünde gezdirdi. “Kimse artık tenis oynamıyor. Oraya olimpik havuz yaptırabilirdiniz. Keşke yaptırsanız.”

Daha önce de söylenmişti bu.

“Ben mutfaktayken gelirlerse kibar davran. Biliyorsun, Anna öksüz bir kızcağız.”

Zoe duyduğu tiksintiyi ifade eden tarifsiz bir ses çıkardı ve kendine gelmeyi beceremiyormuşçasına başını şöyle bir döndürdü. “Öksüz bir kızcağız, ha! İyi de, eğer o öyleyse abisi de öyle - ama onun acınası olduğunu söyleyemezsin.” Zarif, fevri bir hamleyle kapının önündeki annesinin yanına geldi, gülerek gözlerinin içine baktı: hevesli, gönül çelici, coşkulu ama incitmek istemeyen, muzip ama savunmasız bir genç kız. “Sen neden maç yapmadın ki?” Sesi yumuşak, adeta okşarcasına çıkmıştı.

“Nefesim tıkanıyor.”

“Yardım ister misin? İçecekleri getireyim mi? Sen otur hadi.”

“Yapmak istediklerimin hepsi aklımda. Gerekirse seni çağırırım ben.” Bayan Howard kızına hayranlık ve sevgiyle baktı, omzuna hafifçe pat pat vurdu ve içeri gitti.

Zoe tekrar uzanıp bahçenin öte tarafında, kâfur ağaçlarının ilerisinde koşturup duran babasına, abisine ve abisinin yeni tanıştığı iki öksüze baktı. Son zamanlarda yüzünde beliren ifadelerin gözlerinin ışıltısından mı, ağzının şeklinden mi, yoksa mizacından mı kaynaklandığını henüz ne Zoe ne de annesi biliyordu: Daha on yedi yaşındaydı.

Zoe Sydney Limanı’nın kuzey tarafındaki bu taş evde dünyaya gelmiş, kısa bir süre sonra da ailesinden ve arkadaşlarından fevkalade biri olduğunu öğrenmişti. Evin büyük bir bahçesi vardı. Ona arkadaşlık eden kendi cüssesinde insanlar vardı. Asırlık bahçelerle çevrili eski evlerden oluşan kısa sokağın sonunda, kayaları, kaya havuzları, küçücük dalgaları, denizkabukları, çakıltaşları ve ince kumlarıyla beyaz ve kıvrımlı bir kumsal vardı. Zoe daha yürümeyi öğrenmeden yüzmeyi öğrenmişti.

Bir keresinde, eski sömürge günlerinin kalıntılarını görmek için gittikleri bir okul gezisinde, kızlardan biri adının baş harflerini bir mahkemenin bekleme salonundaki isli sandalyenin üzerine kazımıştı; hücrelere girmek ve başka bir dünyadaki, hiçbir şekilde inanmadıkları bir kurmacadaki mahkûmların boyunlarına ve bacaklarına takılan demir kelepçeleri incelemek için sıradaydılar.

Bıçakla adını kazıyan öğrenciye yüklenmişti herkes. “Peh! Patricia ziyaret tarihini yazarak gelecek kuşakların içine su serpti. Eminim çok ilgilerini çekecektir. Patricia gibi olağanüstü biri...” Kız bir şeyler gevelemiş, arkadaşları meseleyi sündürdükçe sündürmüştü. Sabrı taşan öğretmen en sonunda, “Hepiniz birer hiçsiniz,” demişti. Daha kötüsü olabilir miydi? Özellikle de söylediği şey doğru bile değilken.

Zoe, anne babaları gazete ve dergilerde “tanınmış şahsiyetler” olarak geçen kişilerdendi. Annesiyle babası biyologdu, ders kitapları ve yurtdışında da yayımlanan, genel okur kitlesine yönelik kitaplar yazmışlardı. Epeyce seyahat etmişlerdi. Halka açık tartışmalara davet ediliyorlardı. Gazeteciler onlarla röportaj yapıyor ve fotoğraflarını çekiyordu; suçtan mayoneze kadar her konudaki fikirleri bütün şehre ilginç gelen insanlar listesindeydiler.

Bayan Howard başarılı bir kariyeri mutlu bir ev hayatıyla birleştirebilen kadınların kullanışlı bir örneğiydi. Ne zaman böyle bir fenomen numunesi gerekse, gazetecilerin ve yapımcıların aklına öncelikle Alice Howard gelirdi.

Okuduklarınıza inanacak olursanız, Sydney İngilizce konuşulan dünyanın en büyük şehirlerinden biriydi. Ve şehrin gazetelerinin her daim övdüğü bu yerde Zoe’nin annesiyle babası nispeten göze çarpan bir konumdaydı; herkesi tanıyorlardı; ne için nereye gidileceğini ve kimin görüleceğini biliyorlardı; her alanda kimin lider olduğunu, nasıl iyilik isteneceğini ve yapılacağını biliyorlardı. İşte yabancıların son derece özel addettiği bu anne babadan, sırf kendisi olmakla diğer herkesi her şeyde geride bıraktığını öğrenmişti Zoe. Ona ve Russell’a fazlasıyla ilgi gösteriliyordu. Baştan beri kendine ait bir hayatı olan Russell propagandalardan etkilenmiyordu; Zoe ise ilgi ve övgüyü doğal kabul ediyordu, sanki su ve elektrik gibi kamu hizmetlerinin bir parçasıydı bunlar da. Kendisine gösterilen alakaya doymuştu ama yersiz de bulmuyordu.

Uluslararası başarıya ulaşmış herkes kadar bıkkın ve çok az fikrin kendisini etkileyebileceğinden emin olan bu on yedi yaşındaki korkusuz genç kız, üç amatörün kortta babasının sinirlerini harap edişini izliyordu.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.