Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-975-7
13x19.5 cm, 168 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Erhan Sunar, "Ruhun Kuytusunda: Bir Değini", oggito.com, 27 Eylül 2017

Bazı romanları konuları, hayatla ve düşünüş biçimimizle kurduğu bağları ya da üslup ve atmosfer gibi daha yapısal yönleriyle sever, bu sevginin en derinde bir güzellik duygusuyla bütünleştiğini kolaylıkla söyleriz. Ruhun Kuytusunda, psikolojik bir derinlik ihtiyacını ve ahlaksal, toplumsal ilişkilenme biçimlerimize açılan ısrarcı yönünü başından sonuna dek koruyan bu küçük ve incelikli roman, aradığımız bu güzellik etkisini neredeyse her satırının her vurgusuna zarafetle işlemekle kalmıyor; aynı zamanda bir romanı (hayatı) okuma mutluluğunun ölümcül, acımasız bir karşılığının da olabileceğini gösteriyor.

Uzak bir dağ başında, bir Yahudi mezarlığının bekçiliğini yapan iki kardeşin, çetin geçen kışlar ve çabucak geçip giden yıllar boyunca birbirlerinden ve anılarından başka hiçbir şeyleri olmayan Amalia ile Gad’in bu hüzün verici öyküsünde, sadece bir parçası olunamayan hayatın insan ruhu üzerindeki yıpratıcı etkisini değil, hayal edilebilecek en büyük, en sarsıcı yakınlığın bile iki insanı nasıl yavaş yavaş tükettiğini görürüz: Kendi sesleri dahil dış gerçekliğin hemen hemen tamamına yabancılaşmış, neyin sahte neyin gerçek olduğunun şaşırtıcı bir güçle etkilediği Amalia ile Gad, birleşen bedenleriyle, çalışma yorgunluğuyla geçen günlerin ve geceleri sıcaklığına sığınılan alkolün yarattığı zihinsel tahribatlarla, kâh mutlulukla kâh derin bir melankoliyle birbirlerine değen yönleriyle, en sonunda, yakın mıdırlar birbirlerine yoksa aslında birer yabancı mı?

Aharon Appelfeld’in son satırına dek derinden derine tartıştığı, birinin iç sesinden diğerininkine ustalıkla sızdığı romanı bu temel soruyu iç acıtıcı ayrıntılarla karşıladığı gibi, bu ayrıntıların – zaman zaman anılarda kaybolmuş küçük iki kardeş, zaman zaman karıkoca, zaman zaman da aldatılan kadının gözlerinden, sözlerinden okunan bir aşk hikâyesinin tarafları olarak Amalia ile Gad’in düşünsel ve duygusal yönlerinin – bizi kolay yoldan, suçlayıcı ahlaksal yargılara vardırmasını neredeyse kesin bir söz gibi engeller.

Ensest bir yakınlığı işleyen benzerlerinden (diyelim Nabokov’un Ada ya da Arzu’sundan, Ian McEwan’ın Beton Bahçe’sinden ya da daha yakın bir örnek olarak Elif Şafak’ın Baba ve Piç romanından) onu incelikle ayıran önemli bir özelliği, bir rüya ya da sürekli çocukluk anılarıyla birleşen bir hayal atmosferi içinde veya basbayağı kötücül bir unsur olarak değil de karanlık bir gerçekliğin tam orta yerinde, başka kaçınılmaz bir iç gerçeklik olarak çırılçıplak duruyor oluşu, Amalia ile Gad arasındaki ilişkiyi toplumun bütün kurallarını tersyüz eden, ama en nihayetinde önce kendi derin dengesine sonra da toplumun hiç değişmeyecek yasalarına yenik düşen bir hikâyeye çevirir: Ölümünden önce şişkin karnı ve bir şüphe yığınına dönmüş zihniyle Amalia’yı, yine onun sözleriyle, “aldatıldığı” ve hep inmek istediği şehrin, ovanın içinde bir yerde bir hastane bulma çabasıyla dolaştıran Gad’in adım başı, her an karşılaştığı zorlukları, ikiyüzlülüğü ve sahte yanlarıyla bu toplum, zaten en başından yok saymıştır böyle bir ilişkiyi; yukarıya, tepedeki şehitliği ziyarete gelen hacılardan kaptığı salgınla (ya da uhrevî olanın tüm gerçekliğiyle dünyevî ve yaşamsal olanı ezmesiyle) ölecektir Amalia; yine de en derinde yatan sorunun bütün bunlardan uzak olduğunu okudukça sezeriz: Ruhun Kuytusunda, karanlık güzelliği ve bu güzelliği en temelde bir saflık ve temizlik ihtiyacıyla dengelediğini duyuran iç sesiyle, bu soruyu âdeta sormadan sorar; bütün roman buna bir cevap oluşturur belki, ama onu sadece bunun için okumadığımızı da biliriz: Her iyi roman gibi o da büyük bir okuma hazzı verir ve bu hazzın iki kardeşin, iki âşığın, birbirlerine yalansızca mahkûm iki kişinin ruhunun kuytularına yöneldiğini farkettikçe, her romanın değil ama bu güzel romanın bizi ancak karanlıkta, hayatın en ışıksız bir ânında tanıyabileceğimiz kendi içsel benliğimizle de karşı karşıya bıraktığını görürüz: Sakinliğiyle, dinginliğiyle, sessiz sedasız ilerleyişiyle yapar bunu üstelik; cümlelerin verdiği en büyük acı belki de budur; kazdıkça daha derine iner ve yakınlık dereceleri ne olursa olsun insanların, iki insanın birbirini anlayıp anlayamayacağını düşünürüz.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.