Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-313-7
13x19.5 cm, 192 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Brecht'i Anlamak, 1984
Son Bakışta Aşk, 1993
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Gershom Scholem, Önsöz, 1980, s. 21-25

Walter Benjamin'in 6 Aralık 1926'dan Ocak 1927'nin sonuna dek Moskova'da geçirdiği iki aylık süreyi kapsayan Moskova Günlüğü, ondan kalan belgeleri tanıdığım kadarıyla, karşımızda tümüyle benzersiz bir metin olarak durmaktadır. Bu, onun hayatından önemli bir kesite ilişkin sahip olduğumuz, tartışmasız en kişisel, tümüyle ve sakınmasızca en açık yürekli belgedir. Benjamin'in günlük tutmaya yönelik, bize ulaşmış olan ve daima birkaç sayfanın ardından kesilen girişimlerinden hiçbiri bu metinle karşılaştırılamaz; buna, canına kıymayı düşündüğü 1932 yılında yaptığı son derece kişisel açıklamalar da dahildir.

Burada sahip olduğumuz, Benjamin'in hayatında kendisi için önem taşıyan bir döneme ilişkin hiçbir biçimde sansüre uğratılmamış, yani öncelikle de kendisi tarafından sansürlenmemiş bir parçadır. Çeşitli kişilere yazdığı ve bugüne dek bilinen, bize kadar ulaşmış mektuplarının tümünde de, yazıştığı muhataplarının kişiliğini göz önünde bulunduran belirli bir yön, hatta denilebilir ki, bir eğilim vardır. İnsanın kendi içinde koşulsuz bir dürüstlükle sürdürdüğü tartışmanın ve kendine verdiği hesabın içerdiği ve ancak böyle bir hesaplaşmada ortaya çıkan o boyut, Benjamin'in tüm bu mektuplarında görülmez. Başka yerlerde açıkça yazılı ifadesini bulamamış şeyler, yalnızca bu günlükte dile getirilir. Şurada burada, sözgelimi bazı aforistik imalarında bu tür şeylere yönelik işaretler vardır kuşkusuz, ancak bunlar, temkinli, "dezenfekte edilmiş", oto-sansürden geçirilmiş ifadeler olarak kalırlar. Ancak bu noktalar burada, tüm ayrıntılarıyla sergilenen özgün bağlamlarında ortaya çıkar; Benjamin'in Moskova' dan yazdığı ve günümüze ulaşmış az sayıdaki mektubunun –biri bana, diğeri de Jula Radt'a– asla ele vermediği bir bağlamdır bu.

Benjamin'in Moskova yolculuğu üzerinde rol oynamış üç etken vardır. Birinci planda Asja Lacis'e karşı duyduğu tutku, ardından Rusya'daki ortamı daha yakından tanıma, hatta belki bu ortamla kendisi arasında herhangi bir biçimde bağ kurma ve bu bağlamda, iki yıldan daha uzun bir süreden beri düşündüğü, Alman Komünist Partisi'ne bizzat katılma olasılığını bir karara bağlama arzusu. Nihayet henüz yolculuğa çıkmadan önce üstlendiği, şehre ve oradaki hayata ilişkin izlenimlerini, yani bir Moskova "fizyonomisi" yazmasını gerektiren edebi yükümlülükler de burada bir rol oynamıştır kuşkusuz. Ne de olsa, Moskova'daki giderlerini, bu yolculukla ilgili daha sonra teslim etmesi beklenen çalışmalar karşılığında çeşitli kaynaklarca yapılmış olan ön ödemeler sayesinde karşılamıştı. 1927 yılının başlarında yayımlanan dört metin, doğrudan doğruya bu tür sözleşmelerin sonucunda gerçekleşmiştir; özellikle de Buber'e önermiş olduğu ve Buber'in Die Kreatur (Yaratık) adlı dergide yayımladığı "Moskova" başlıklı uzun denemesi. Bu deneme, günlüğün ilgili bölümlerindeki ilk notların, çoğu kez geniş ölçüde elden geçirilmesi sonucunda oluşmuş bir metindir. Günlükteki bölümlerin, gözlem ve hayal gücünü eşine az rastlanır bir yoğunlukla birleştiren inanılmaz kesinliği şaşırtıcıdır.

Sanat ve edebiyat hayatının taşıyıcıları ve bu alanda bir rol oynayan resmi yetkililerle, kendisi açısından verimli olabilecek bir ilişki kurmaya yönelik –son kertede başarısız kalan– girişimlerinin canlı anlatımları, bu günlükte büyük bir yer kaplıyor. Alman edebiyatı ve kültürel hayatı alanında Rus gazetelerinin muhabiri olarak bu türden sağlam ilişkiler kurma niyeti başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Alman Komünist Partisi'ne girme konusundaki –ayrıntılarıyla yalnızca bu günlükte yazıya dökülmüş olan– düşünceleri de yukarıdaki girişimlerine koşut olarak gelişiyordu; tüm artı ve eksileriyle yürütülen bu muhasebe, sonuçta Benjamin'in Parti'ye katılmaktan kesinkes caymasıyla sonuçlanacaktı. Aşmaya istekli olmadığı sınırları, tüm açıklığıyla görmüştü.

Yolculuğuna başlarken, Moskova'daki edebiyat çevresiyle kuracağı ilişkinin biçimine yönelik iyimser beklentileriyle, kendisini oranın gerçekliğinde bekleyen şiddetli hayal kırıklıkları arasında keskin bir karşıtlık vardır. 10 Aralık 1926'da, Moskova'ya varışından sadece dört gün sonra bana yazdığı ve bu kitap çerçevesinde yayımlanmasına izin verdiğim mektup –ki, bana Moskova'dan yazdığı yegâne mektuptur bu– Benjamin'in iyimserliği konusunda çok açık bir fikir veriyor. Bu beklentilerinin nasıl sonuçlandığını ise, günlüğünde kılı kırk yaran bir titizlikle anlattığı gelişmelerden öğreniyoruz. Kurduğu tüm hayalleri ağır, aynı ölçüde de umut kırıcı bir biçimde yitirmişti.

Benjamin'in Moskova'da edindiği deneyimleri nasıl değerlendirdiği ise, Buber'in Die Kreatur dergisi için hazırladığı "Moskova" başlıklı denemenin yakında tamamlanacağını bildirmek üzere, Martin Buber'e dönüşünden yalnızca üç hafta sonra yazdığı (23 Şubat 1927 tarihli) mektuptan anlaşılabilir. Bana öyle geliyor ki, Benjamin'in mektubunda yaptığı özet burada alıntılanmayı hak ediyor. Şöyle yazıyor Benjamin: "Anlatımım tüm teorilerden uzak duracaktır. Yaratıksal olanın, tam da bu sayede dile gelmesini sağlayabileceğimi umuyorum: tabii şimdi tümüyle farklılaşmış bir çevrenin tınısal maskesi ardından gürültüyle yankılanan, bu çok yeni ve yadırgatıcı dili yakalamayı ve yazıya aktarmayı başarabildiğim ölçüde. Şu andaki Moskova şehrinin bir anlatımını vermek istiyorum; 'tüm olgusallığın şimdiden teoriye dönüştüğü' ve böylelikle her türlü tümdengelimci soyutlamadan, tüm öngörülerden, hatta belirli ölçüler içerisinde her türlü yargıdan kaçınan bir anlatım olmalı bu – şuna kesinlikle inanıyorum ki, Rusya söz konusu olduğunda, her türlü yargı, zihinsel 'verilere' değil, ancak ve yalnızca ekonomik olgulara dayandırılabilir, oysa Rusya'da bile bu konuda yeterince kapsayıcı bilgiye sahip pek az insan var. Şimdiki, içinde bulunduğumuz andaki haliyle Moskova, tüm olasılıkların şematik bir özetini sunuyor: öncelikle de devrimin başarılı olup olamayacağına ilişkin olasılıkların. Ama her iki durumda da öngörülemez bir şey kalacaktır ki bunun resmi, bir program uyarınca çizilen her türlü gelecek manzarasından çok farklı olacaktır; nitekim bu resim, bugün insanlarda ve onların çevrelerinde sert ve sarih hatlarla şekilleniyor."

Buna ek olarak, 1980'ler okuyucusunun, günlükte ancak uç veren bir olguyu daha kesin hatlarıyla kavraması da söz konusudur: Benjamin'in herhangi bir biçimde ilişki kurmayı başarabildiği kişilerin hemen hepsi de –ki, Benjamin bunun farkında olsa da olmasa da, neredeyse istisnasız olarak Yahudi'ydiler– siyasi ya da sanatsal muhalefetin yanında yer alıyorlardı ve bu iki muhalefet kanadı o dönemlerde bir ölçüde de olsa birbirinden ayrı tutulabiliyordu. Akıbetlerini takip edebildiğim kadarıyla, bu insanlar, Troçkistlik ithamı veya başka yaftalar altında er ya da geç daha o dönemde yerleşmeye başlayan Stalin iktidarının kurbanları oldular; hatta daha sonraları arkadaşı Asja Lacis bile, "Temizlik" kampanyaları sonucu bir çalışma kampında uzun yıllar geçirmek zorunda bırakıldı. Benjamin, ilişkide olduğu önemli kişilerden pek çoğunun, korku ya da sinizmin etkisi altında ortaya koydukları ve kendisi tarafından giderek daha sert vurgularla dile getirilen oportünizmi görmezden gelmeyi başaramıyordu ve nihayet bu noktada şiddetli tartışmalar yürütecekti; hatta Asja Lacis'le bile.

Benjamin'in attığı adımlarda, Asja Lacis'in can yoldaşı (ve nihayet son yıllarındaki kocası) olan son derecede zeki yönetmen Bernhard Reich'la (daha önce Berlin'deki Alman Tiyatrosu'ndaydı) sürdürdüğü ve baştan beri gerilimlerle yüklü yakınlığın büyük önemi vardı ve bu yakınlık Benjamin'in zihinsel durumu açısından, Reich'ın kurduğu ilişkilere –günlüğün de gösterdiği gibi– sahip olmayan Asja Lacis'le sürdürdüğü ilişkiye oranla daha aydınlatıcıdır. Ama Benjamin, 1927 Ocağında Reich'la da, ancak güçlükle saklayabildiği, içsel bir kopuş yaşayacaktı.

Ancak bu günlüğün kalbinde Asja Lacis'le (1891-1979) sürdürdüğü, alabildiğine sorunlu ilişki yer alıyor kuşkusuz. Lacis birkaç yıl önce, bir bölümünü Walter Benjamin'e ayırdığı, Meslekten Devrimci başlıklı bir anı kitabı yayımladı. Bu önümüzdeki belge, söz konusu bölümü okumuş olan okurlar için acı ve yürek daraltan bir sürpriz olmalıdır.

Benjamin, Asja Lacis'le 1924 Martında Capri'de tanışmıştı. Bana Capri'den yazdığı mektuplarında ondan adını anmaksızın, "Riga'dan gelen, Letonyalı bir Bolşevik kadın" ve "radikal bir komünizmin güncelliğini tüm yoğunluğuyla kavrayışı" bağlamında, "Rigalı bir Rus devrimcisi; tanıdığım en mükemmel kadınlardan biri" ifadeleriyle söz ediyordu. Lacis'in, o andan itibaren, en az 1930 yılına kadar Benjamin'in hayatında belirleyici bir rol oynadığına kuşku yok. Her şeyden önce Lacis uğruna gerçekleştirdiği Moskova yolculuğuna çıkmadan önce, henüz 1924 yılında Berlin'de ve 1925'te Riga'da, hatta belki bir kez daha yine Berlin'de onunla birlikte oldu. Lacis, Dora Kellner ve Jula Cohn'un ardından, Benjamin için merkezi öneme sahip üçüncü kadın oluyordu. Aralarındaki erotik bağ, Benjamin'in Tek Yönlü Yol adlı kitabının ithafından da anlaşılacağı gibi, Lacis'in üzerinde sahip olduğu güçlü entelektüel etkiyle de bütünleşiyordu: "Bu yolun adı, onu bir mühendis olarak yazarda açan kişiye atfen, Asja-Lacis-Caddesi konmuştur." Ama bu günlük, Benjamin tarafından sevilmiş olan kadının, tam da bu entelektüel yanıyla ilgili olarak, bizi her türlü görüş ve anlayıştan mahrum bırakıyor. Günlük, neredeyse yolculuğun sonuna dek sonuçsuz kalan bir duygusal yönelimin öyküsü olarak, açıkça şiddetli bir umutsuzluk hissi yaymaktadır. Tabii, Asja hastadır ve Benjamin'in Moskova'ya varışından, neredeyse ayrılışına kadar bir sanatoryumda yatmıştır, ama hastalığının doğası üzerine hiçbir şey öğrenemiyoruz. Birliktelikleri çoğunlukla sanatoryumdaki odada gerçekleşiyor; yalnızca birkaç kez Asja da Benjamin'i otelinde ziyaret ediyor. Daha önceki bir beraberliğinden olan, –tahminime göre– yaklaşık sekiz-dokuz yaşlarındaki kızı da, Moskova dışındaki bir çocuk sanatoryumunda hasta yatmaktadır. Yani Asja Lacis Benjamin'in girişimlerinde etkin bir taraf olarak yer almaz. Yalnızca Benjamin'in anlattıklarını dinleyen kişi, neredeyse daima reddedilmekle sonuçlanan duygusal yöneliminin hedefi ve nihayet, hiç de seyrek sayılamayacak hasmane, hatta talihsiz kavgalarının muhatabı olarak kalır. Hepsi de çaresiz bir kesinlikle bu günlüğe aktarılmış olan sonuçsuz bekleyişler, sürüp giden bir reddediliş, nihayet azımsanamayacak ölçüde bir erotik sinizm, burada inandırıcı bir entelektüel profilin yokluğunu iki kat daha gizemli kılmaktadır. Benjamin'i Asja Lacis'le birlikte görmüş ve bana izlenimlerini anlatmış olan insanların, durmadan kavga eden bu çiftle ilgili hayretlerini ağız birliği etmişçesine dile getirmeleri de bu olguyu desteklemektedir. Üstelik Asja Lacis'in Berlin ve Frankfurt'a geldiği ve Benjamin'in onunla birlikte olabilmek için boşandığı 1929 ve 1930 yıllarında! Yani burada Walter Benjamin'inki gibi bir hayata pekâlâ uygun düşen bir açıklanamazlık tortusu kalmaktadır.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.