Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-672-5
13x19.5 cm, 248 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Kırılgan Hayat, 2005
Çatışan Feminizmler, 2008
Mülksüzleşme, 2017
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

D. Burcu Eğilmez, "Duygusal taciz / toplumsal cinsiyet belası", Radikal Genç, 21 Eylül 2008

Türk kadını, ahlaklı, becerikli, hamarat, boyun eğen, vs. olmak tarzı toplumsal cinsiyet rollerini aşabilir gibi görünse de, özellikle aile ve çocuk konusunda hâlâ başı dertte gibi Yazdıklarım Radikal İki’de yayımlanan “Yakın İlişkilerde Duygusal Taciz” (24 Ağustos 2008, Sinem Demir) adlı yazı ve Judith Butler’ın Cinsiyet Belası, Feminizm ve Kimliklerin Altüst Edilmesi adlı kitabının aklıma getirdikleriyle ilgili. Duygusal taciz aşk, aile, arkadaşlık ve işyeri ilişkilerinde gözlenebilir. Kimin kime duygusal taciz uygulayabileceği değişken olabilir. Ancak ben, üzerinde düşünmek istediğim konu çerçevesinde aşk ilişkilerinde, erkek tarafından kadına uygulanabilecek duygusal tacizden başlamak istiyorum. Bu durumda, yazdıklarıma ilham olan mevzubahis yazıya dönersem ve yazının muğlak aktörlerini kadın ve erkek olarak belirlersem, evlenip evlenmemek, çocuk isteyip istememek, keyifli/keyifsiz, ilgili/ilgisiz olmak, olaylarda haklı/haksız, doğru/yanlış nedir kararlarını vermek duygusal tacizcinin, bizim yazımızda erkek kahramanın göze çarpan özellikleri gibi görünüyor. Evlenmek ve çocuk istemek, keyif kaçırmak, neşelendirememek, ilgi beklemek, hatalı olmak gibi “yanlışlarla” suçlanmak da tacizin kadına yansıyan halleri olarak karşımıza çıkıyor. Duygusal tacizcinin, bizim örneğimizde erkeğin, patriarkal gelenekten yeterince beslendiğini; özgür-bencil-eleştirel birey olma derslerini yeterince çalıştığını; bilmem hangi ruhsal travmalar sonucu tacizci olduğunu bir kenara bırakırsak, kadın neden tacizi fark etmekte ve bertaraf etmekte gecikir? Daha kötüsü, körü körüne bağlanmayı seçerek bir ömür geçirebilir? İşin içinden her bir öznenin ruhları analiz edilerek çıkılabilecek gibi görünse de, toplumsal cinsiyet dediğimiz “bela”, bir kez daha işbaşında gibidir. Çünkü aşk ilişkisinde duygusal tacize maruz kalan, tacizi geç fark eden, kabullenen kadının, (herhangi bir kadın gibi) toplumsal cinsiyet rolleriyle başı derttedir. Üstüne üstlük toplumsal cinsiyet, sadece duygusal taciz içeren yakın ilişkilerde değil, gündelik aşk ilişkilerinde de kadını ikincil duruma düşürmekte gibidir. Bu durumda nedir “toplumsal cinsiyet” ve konuyla ilgili o kadar çok akademik çalışma varken J. Butler neden önemlidir?

Toplumsal cinsiyet çok genel anlaşıldığı biçimiyle “erillik ve dişiliğin”, sosyal ve kültürel olarak tanımlanmasıdır. Bu durumda toplumsal cinsiyet, “kültürel bir sabit” ya da “cinsiyetin doğal bir uzantısı” olarak görülüyor. Butler ise kitabında feminizmden antropolojiye, postyapısalcılıktan psikanalize, Marksizm’den felsefeye kadar birçok disiplin ve ana akım içinde yer alan düşünürle diyaloğa girerek, eleştirilerini de sakınmadan, toplumsal cinsiyet tartışmalarını farklı beden ve cinsel yönelim gibi cinsiyet hallerini de içine alacak şekilde genişletmeye çalışır. Kitabın başlığından da çıkarılabileceği gibi, öncelikle feminizm ve kimlik kategorileriyle hesaplaşır. Burada derdi, feminizmin öznesi olarak öne çıkan tekil bir kadın kimliğinin, sınıf, ırk, etnisite gibi diğer iktidar ilişkileri ekseninde kurulacak kimlikleri dışarıda bırakmasıdır. Dahası sorun, feminizmin özgürleştirmeyi umduğu kadın öznesini varsayması, sabitleştirmesi ve öznenin failliğini kısıtlamasıdır. Bu yüzden Butler kimliğin, öznenin ve failliğin değişebilen/değişebilecek inşasını incelemek ister. Üzerinde durmak istediği, kimliğin üretilmiş bir şey olarak yeniden kavramsallaştırılması ve mevcut inşa içerisinde failliğin imkanlarının araştırılmasıdır. Burada biraz duralım ve konumuza dönelim.

Toplumsal cinsiyet rolleri Kadınlar aşk ilişkilerinde de toplumsal cinsiyetle uğraşıyor demiştik. Türk, burjuva/işçi, beyaz, kentli bir kadını ele alalım örneğin. Yani iyi eğitimli, gelir dağılımında pay sahibi, aile ve akrabalık ilişkilerindeki hiyerarşide durumu lehine çevirebilmiş bir kadına bakalım. Kadınımızın yaşayacağı aşk ilişkisinde, tarafların diyaloğa açık ve ahlaklı olduklarını varsayalım. Böyle bir durumda kadın, o ana kadar içinde yer aldığı her türlü iktidar ilişkisinin öğrettiği toplumsal cinsiyet rolleriyle (uzlaşmak, alttan almak, anne olmak, evlenmek, iyi eş olmak, namuslu olmak, hamarat olmak, gerektiğinde ahlaksız, komik, gerektiğinde hanım olmak ve boyun eğmek, vs.) ne kadar başedebiliyor? Toplumsal cinsiyetin dayattığı kurumların (aile, evlilik) zorbalığını ne kadar sorgulayabiliyor? Bana sorarsanız, ahlaklı, becerikli, hamarat, boyun eğen, vs. olmak tarzı toplumsal cinsiyet rollerini aşabilir gibi görünse de –ki aksi de mümkün olabilir–, kadınımızın özellikle aile ve çocuk konusunda hâlâ başı dertte gibidir. İster iktidar ilişkilerinin güçlü odaklarının (aile, mahalle, devlet, vs) bıraktığı enkaz olsun, isterse süregelen baskısı olsun sonuç değişmeyecektir. Ya da bir başka kadın alalım. Kürt/Türk, işçi, kentli/köylü kadınımızın durumu nedir? İyi bir eğitim görememiş, çalış(a)mayan, aile ve akraba ilişkileri hiyerarşisinde altta kalmış bir kadın. Bu kez, büyük olasılıkla erkek tarafından da sorgusuz sualsiz kabul edilen evlilik kurumuna, kadın, olağanmış gibi girecek, anne olup olmamak istemediğini düşünmeden çocuk(lar) doğuracak ancak bu sefer o da ahlaklı, becerikli, hamarat, boyun eğen, vs. olma görevlerinin ağır yükünü taşıyacaktır. Burada görülen, aynı toplum, aynı kültür içerisinde yetişmiş olsa da, toplumsal cinsiyet rolleriyle çeşitli şekillerde uğraşan, özne olarak kadının bölünmüşlüğü ve farklılığıdır. Dahası, gördüğümüz toplumsal cinsiyet rollerinin dayattığı bazı biçimlerin, iktidar ilişkilerinin pratiklerine göre değişebileceğidir. Butler’a tekrar kulak verecek olursak, mevcut iktidar ilişkilerinin ne şekilde, nerelerde “cinsiyet”i ve “toplumsal cinsiyet”i ürettiğini anlamak sadece kadın için değil, diğer farklılıklar için de manevra kabiliyeti yaratılabilecektir. Yapılması gereken, Butler’ın dediği gibi kimliği kuran olasılıklardan hangilerinin “abartı, uyumsuzluk, iç kargaşa ve çoğaltma yoluyla tam da kendilerini seferber eden inşaları tekrar edip yerinden edebileceğinin” aranmasıdır. Bu da üzerinde düşünmeyi gerektirecek kadar önemli bir sorudur.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.