Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-265-9
13x19.5 cm, 104 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Kıyısız, 1997
Dalgakıran, 2003
Tahta Saplı Bıçak, 2007
Hüküm, 2016
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

"Saat", s. 7-13

Ev bizi bekliyor, soluk alıp vererek. Az sonra girintileri girintilerimize yerleşecek.

Ev kendi zamanını, camların dışındaki görüntüyü hazırlıyor. Zaman, yavaş yavaş çözüyor evin hücrelerini.

Başka evlerdeki kişiler yerlerine gidiyor. Bulanık, sisli görünen bir deniz netleşiyor, kendi rengini buluyor.

Denize bakıyorum lombozdan, bakıyorlar. Bir takımadayı geçiyoruz. Yolcuların bağrışmaları duyuluyor yer yer. Vapurun yardığı dalgalardan çıkan köpükler başka dalgalara dönüşüyor. Seha'ya bakıyorum, susuyor. Kendi vücudunun ürettiği ses ağır geliyor ona. Birkaç harfle, her şeyi ifade edecek bir dil oluşturmayı deniyor. Bu dili, konuşmak için istemiyor; bu harflerden, giderek dilin tümünden kopacak bir tasarımı düşünmek istiyor. Susuyor. Yeniden lombozdan dışarı, denize bakıyorum.

Ben evi biliyorum; bizim için hazırladığı zamanı, içeriden dışarıya bakıldığında değişecek görüntüleri, dışarıdan içeriye sızacak sesleri, saatin zembereğindeki devinimi, bu devinimin benim bilgime, Seha'nın suskunluğuna sızacağını, Kerem'in umudunu...

Umut bir değişimi varsayar. Olandan olmayana, hiçlikten varlığa bir değişimi. Umudun bağlandığı ne olursa olsun, değişimin beklendiği kürenin –bazen tümüyle– dışındadır.

Kerem Luttha'yı seviyordu. Luttha'yla sevişmek istiyordu. Onu düşünde görmüştü. Evin, kendisine Luttha'yı getireceğine inanıyordu. Bir kadınla birlikte olmaya duyulan inançtan farklı bir umuttu bu; kişinin yaptıklarının, yapabileceklerinin bittiği yerde, çıkışı olmayan, ancak kendisinin dışında bir nesneye bağlanabilecek bir inancın umudu.

Düşünü bir kez bana anlatmıştı. Luttha bir parkta, bankta oturuyordu. Daha önce onu hiçbir yerde görmediği halde, hareketsiz olmasına şaşırmıştı. Luttha'nın, tanışabileceği, birlikte olabileceği bir kadın olduğunu düşünüyordu. "Onu çok uzaklarda aramam gerek," demişti, "ancak denizin onu bana kavuşturabileceği kadar uzakta."

Oysa Luttha yanımızdaydı, yanımızda oturduğunu da bir tek ben biliyordum.

Hava kararıyordu. Geçtiğimiz adalarda ışıklar yanmaya başlamıştı. Seha'ya baktım.

"Vardığımızda gece bastırmış olacak," dedi.

"Evi aydınlıkta mı görmek isterdin?"

"Sessizlikte görmek isterdim."

Sustum.

Kerem hâlâ onu düşünüyordu. Sürekli düşüncesinde kuruyor, ondan başka bir şeyle belleğini doldurmak istemiyordu. Adada Luttha'yı kendisine getirecek bir ışık düşlüyordu. Bu yolculuğa neden birlikte çıkmıştık?

Gemi iskeleye yaklaştı. Toparlandık. Luttha yerinden kaydı, denize doğru gidip bizden uzaklaştı. Sular onun temasıyla irkildi.

Evin kasılmaları giderek arttı. Luttha eve ulaştı. Ev onunla birlikte daha sık soluk alıp vermeye başladı. Zaman, esneyip kendini eve uydurdu. Duvar saatinin zembereği kımıldadı. Ben tüm bunları biliyordum.

İskeleden köy meydanına çıktık. Dönüş biletini şimdiden alalım, yoksa bulamayabiliriz, dediler. Dönüş biletini aldık, mutlaka döneceğimize güvenerek. Acıkmıştık, sahildeki küçük lokantalar dışarıya plastik masa sandalyeler atmıştı, birine oturduk. Gemiden ilk inenlerdendik. İskeleden son küçük gruplar çıkıyordu. Onları izledik. Kerem içlerinden birinde Luttha'nın cisimleşmiş halini bulmak istiyordu. Saate baktık, yediye geliyordu. Hesabı ödeyip kalktık.

Yağmurdan ıslanmış bozuk toprak zeminde hiç konuşmadan dakikalarca yürüdük, başıboş gezinen köpeklerden sakınarak. Eve yaklaştığımızda paçalarımız çamur içinde kalmıştı. Binanın dış kapısını açtığımızda kesif bir küf kokusu duyduk. Bu kokuyu bekliyordum; onun, eve sinmiş Luttha'nın kokusuydu.

Eve yaklaşık iki yıldır kimse uğramamıştı. Seha sessizliğini kurmak, Kerem de Luttha'yı görmek istediğinde Kerem'in aklına adadaki kullanılmayan bu boş aile evi gelmişti. Ben ise Luttha'yı çok uzun süredir tanıyordum. Üçümüzün aynı anda kentten uzaklaşmak isteği, bu yanılsama sonucunda, kendimizi gemide bulmuştuk. İnsanın kendi ortamından her kaçışı, bilmediği, tanımadığı bir ortamın tehlikelerini yakınlaştırır aslında. Kaçanın, uzaklaşmak isteyenin, yeniliği taşıyacak kadar güçlü olması, aksi takdirde buna hiç kalkışmaması gerekir. Kerem'e bunu yola çıkmadan önce söylemiştim.

Luttha eski, boş eve yerleşmiş, üçümüzü de oraya çekmişti. Seha'nın sessizliğinden ürküyordu. Nesnelerin, ilişkilerin, durumların bildik isimlendirmelerinin arasında kendi korunaklı şatosunu kurmuştu. Dünyayı okuma biçimi, kullandığımız dil ile karşıtlık kurulduğunda anlam kazanıyordu. Seha'nın dilin ötesine geçme çabası varlığını tehdit etmeye başladığında, eve onu da istemişti. Ben Luttha'nın kölesi olmayı çoktan kabullenmiştim. Luttha'yı efendiniz olarak tanımanız, yeryüzündeki gücünüzün arttığının göstergesidir.

Adadaki, evdeki zaman da Luttha'nın denetimi altındaydı. Yıllardır kullanılmayan duvar saatinin kımıldamaya başladığını hissediyordum. İki merdiven çıkıp daireye girdik. Elektrik düğmesine bastık, ışık yanmadı. Seha hiçbir şey söylemeden bir tabureye çıkıp sigortaları değiştirdi. Seha ile benim o eve, o adaya ilk gelişimizdi. Duymadığımız sesler vardı her yerde. Kerem evi tanıyordu. Işıklar yandıktan sonra salona gidip oturdu.

Her mekânın bir ehlileşme süresi vardır. Beklersiniz, dokunursunuz, bakarsınız. Bir süre sonra siz mekâna, mekân da size benzemeye başlar; aynı tepkileri verirsiniz.

Mutfak tezgâhını üstün körü temizledik, demliği doldurup ocağı yaktık. Ben bir sigara yaktım. Çayı demledikten sonra koltukların, kanepelerin üstündeki örtüleri kaldırıp oturduk.

"Akşam ne yapacağız?" dedi Kerem.

"Balkonda otururuz," dedim.

Kıyıda birileri ateş yakmıştı, ateşin çevresinde oynayan çocukların bağrışma sesleri geliyordu. Balkona çıkıp baktım: bir köşede mangal yapılıyordu, öteki evlerde tek tük ışıklar vardı, iştah açan ızgara kokuları, oynayan çocukların neşesi, çocuklarıyla ilgilenen annelerin ikazları, denize atılan taşların sesleri... Sahilde gördüğüm her şey midemi bulandırdı. Kapıyı kapatıp içeri girdim.

"Dışarısı soğukmuş, bu akşam burada otururuz," dedim.

"Tamam," dedi Kerem.

Seha başını salladı.

Seha İstanbul'da yürürken bir keresinde nesneleri adlandırmazsak belki de onların varlığını kabul etmek zorunluluğundan da kurtulacağımızı söylemişti. Şimdi bunu mu deniyordu? Kurtulmak istediği neydi?

Seha'ya dönüp, "Adlandırmadan da konuşabilirsin," dedim.

"Saate baksana," dedi.

Başımı çevirip baktım, dokuz buçuğa geliyordu. Kol saatime gözüm ilişti, yediyi on geçede kalmıştı. Bu bizim eve girdiğimiz andı. O sırada duvar saati de yediyi on geçeyi gösteriyordu. Ben "Yıllardır kullanılmayan saat, ne rastlantı," diye düşünmüştüm. Şimdi ise duvar saati çalışıyor, bizim saatlerimiz eve girdiğimiz saatte duruyordu. Luttha süzülüp yanımıza ilişti.

"Luttha'yla birlikteydim uzun zamandır. Gittiğim her kentte, seviştiğim her kadında, yüzdüğüm her denizde, yazdığım her sözcükte hissediyordum nefesini. Sonuna gelmiştik hepimiz. Atacağım, atacağımız her adımın bilgisi yüklenmişti bana."

Seha: Kuracağım dil, konuşulacak, aktarılacak, hatta düşünülecek bir dil olmayacak. Azalttığım her ses, kullanmadığım her sözcük ölümü daha da yakınlaştıracak bana.

Kerem: Ödenen bedelin karşılığının alınacağından emindim. Gelip beni çıkışsız, üst üste giyilen elbiseler gibi taşıdığım geçmişimden kurtaracağını biliyordum. Bir adaya üç kişi düşmüşse biri mutlaka kurtulur.

"Adadan kente döndüğümüzde –dönersek– beni izlemeyi sürdürecek. Koşup da yetişemediğim her vapurda, gazeteyi her açışımda, alışveriş için her çarşıya inişimde, saklanılması için uğraşılmayan her yalanda göreceğim yüzünü. Attığı her kahkaha, hayatımın bir başka kötü özeti olacak."

Luttha: Kentin her köşesinde görüyordum onları. Uydurdukları bir zamanla, ortaya çıkardıkları yapay cümlelerle avunacak kadar saf hepsi. İşte, adına rastlantı dedikleri olaylardan oluşan, ama tümüyle benim belirlediğim bir süremin içinde hapsoldular.

Seha: Her konuşma çabamda, biraz daha fazla teslim ettim konuştuğum kişiye kendimi. Aşağılık hayatlarına bir çıkış yolu olarak gördüler her zayıflığımı. Durumumu onarmak için her geriye çekilişim, konuşmakla açtığım kapıları biraz daha, biraz daha zorlamalarına neden oldu.

Luttha: Kerem'in bana umut bağlaması gibi sen de suskunluğuna mı sarıldın? Sessizliğin içinde yalnız olacağını düşünüyorsun değil mi?

"Sessizliği içinde de yalnız olmayacak mı?"

Kerem: Sonuna dek yaşamadım mı hayal kırıklığımı?

Pencere birden açıldı.

Uyandığımda saatim hâlâ yediyi on geçeyi gösteriyordu. Yataktan hemen kalkmadım. Kerem ile Seha'nın uyandığına dair bir ses yoktu. Yatarken kapıyı aralık bırakmıştım, doğrulup baktım. İki odanın da kapısı kapalıydı.

Banyodan çıktıktan sonra salona gidip oturdum. Başım ağrıyordu. Duvar saati on ikiyi vurdu. Yorgun vücudum biraz daha uzanmak, zihnim hemen toparlanmak istiyordu. Ayağa kalktım; zihnimin vücudum üzerindeki tahakkümüne alışmıştım.

Balkona çıkıp korkuluğa dayandım. Paslı demir ellerimi kirletti, aldırmadım. Gözlerimi kapayıp havadaki rutubeti içime çektim.

Öteki evlerde bir tatil günü kahvaltısının çeşitli safhaları yaşanıyordu. Masayı toplayanlar, kurmaya başlayanlar, doldurulup boşaltılan demlikler, aileler, aileler...

Çay için su kalmamıştı. Alışveriş için çocukları uyandırmam gerektiğini düşündüm. Önce Seha'nın kapısını çaldım, aslında bizden önce uyanan hep o olurdu. Ses gelmedi. Kerem de kapısını çalınca cevap vermedi. Önce birinin, sonra ötekinin kapısını açmaya çalıştım, ikisi de kilitliydi. Kapıları yumruklamaya karar verdiğimde iki kapı da aynı anda gıcırdayıp yavaşça açıldı, iki ceset düştü.

Pencere birden açıldı.

"Neden öldürdün onları?"

Luttha: Seha kendi sessizliğinde boğuldu. Dilin dışında bir dünyanın tasarımını kurmak onun harcı değildi. O dünya kendisinin değildi. Ben de içindeydim, sen ve Kerem de. Kerem'i boğan da umudu, olmayan Mesih'iydi. Geleceğe dönük beklentisi olanlar, olmayan bir gelecek zamanın içinde yitip giderler.

Sen aileden ve olabilecek bir aileden kaçtın. Kurtuluşunu, kendini mahkûm ettiğin bir korku hücresinde buldun.

"Benimle hücremde seviştin."

Luttha: Üçünüzle de seviştim dün gece, her birinizin kendi hücresinde. Yıllar önce defterine karaladıklarını hatırlamıyor musun?

Vapurda dirseğimi bir varile dayayıp onu seyrettim. Döndü, bakışlarımı yakaladı. Gözlerimi çevirdim. Yanıma geldi, "Luttha benim," dedi.

"Beklediğim sen değildin, seviştiğim bir kadının cisimleşmiş haliydi."

Luttha: Luttha'nın bedenine gireceğinin bilgisini sana o yıl vermiştim. Sen de kendi bilginde boğuldun.

"Senin bedeninin arzusunu kurmak için yazıyordum o yıl, senin içinde kaybolmak için değil."

Luttha: Dilin Seha'nın suskunluğu, isteğin Kerem'in umutsuzluğu oldu.

"Birbirimizin celladı kıldın hepimizi."

Luttha: Herkes kendi zamanının celladıdır.

Pencere birden açıldı.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.