Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-424-0
13x19.5 cm, 240 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Şehiriçi Öyküleri, 1998
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

s. 54-57


(...)

Ben Optalidon! Ben kararımı bu mahzenden çooook önce verdim Mediha Hanım! Ben büyüyünce korkutucu olacağım, dedim. Herkesin ödünü patlatıcam. Adımı Optalidon'a çıkarmak için az çabalamadım. Korkunç bir ağrı gibi başlara saplandım. O başlara ispirtolu çatkılar bağlattım, ispirtosuz olanları ise çenelere dolattım.

Ben bebekken hiç öyle emekleyip sürünmeden birdenbire ayağa dikilivermişim, bir gün avludaki tulumbadan su çeken annemin arkasına sessizce yanaşmışım, annem birdenbire dönüp de beni karşısında ayakta görüverince küçük dilini yutayazmadan koca bir çığlık atmış ve korkusu sevincinin önüne geçmiş ve beni bir tokatla yere savuruvermiş, sonra sevinci skoru eşitlemiş "maşallah çocuğuma" diye beni iftiharla kucağına almış. Bakın şu saf gülümsemeye, melek gibiyim, kim kuşkulanır benden. Basın açıklamalarını, siz de takdir edersiniz ki hakkını vererek yaparım. E, biz, mikrofonların iltifatına varana epey yollar katettik!

Hiç unutmam; bir gün karşıdan bizim sırık Koko'nun geldiğini görüyorum, "naber lan!" diye bana sesleniyor, "nolsun, eve... sen?", "camiye, dedemi teraviden almaya!" diyor, ben bir yandan "iyii!" diye yüksek sesle konuşmaya, öte yandansa dudaklarımı ısırarak içimdeki zevki kapatmaya çalışıyorum, sonra hızlı adımlarla yokuşu tırmanıyorum, çok az zamanım var, yüreğim ağzımda öbür yokuştan aşağı yuvarlanırcasına iniyorum. Hemen birkaç metre ötemde, buraya yanaşıyor. Sotaya yattığım yerden aniden önüne sıçrayıp elimdeki cep fenerini yüzüme tutuyorum. Var ya, bu nasıl çığlıklar atarak kaçıyor, tutana aşkolsun. Bunlar ufak işler deyip geçmeyin beyler! Araştırıp soruşturdular ama kimin yaptığını anlayamadılar. Çocuğu hemen o gece hocaya okutmaya götürdüler.

Bu mesleğin en önemli yanı deşifre olmamaktır. Bu yüzden karşındakini, yani kimi korkutacaksan onu iyi deşifre etmen gerekir. Korku hedefinin hedefleri nelerdir? Zaafları, zevkleri, kulaklarını hangi laflarda dikip hangilerinde söndürdüğü, neler konuşulduğunda makarayı ileriye sarmaya çalıştığı... Her şeyi hesap edeceksin. Herkesin yumuşak bir topuğu vardır, unutmayacaksın. Bundan başka annelerinin gece yatmazdan önceki konuşmalarına kulak kabartıp ipuçları bulmaya çalışacaksın. O zamanlar beyler, nah şuncacık çük kadar veletim. Koca bir ekibin işini tek başıma yapıyorum. Elbette ara sıra başkalarının yardımına gerek duyuyorum, ama o salaklar da bana yardım ettiklerinin farkında bile olmuyorlar. Bakın şimdi Vampirin Gece Öpücüğü adlı bir filmden sonra, çocuklarla eve dönüyoruz, onlar aralarında konuşuyor, biri diyor "vampir var!", diğeri diyor "vampir varsa ebemin de şeyi var", "bu gece evinizin kapısını gııııırrrç diye gıcırdatıp da yorganını örtmeye gelirse görürsün", "o gelsin de benim küçük Koko'ma öpücük versin!", "bu gece geliyormuş ve kara peleniyle seni sarıyormuş...", "pelen değil ki oğlum pelerin pelerin!" diye atılıyor Koko.

Nınınının! Tam bu anda onun korkusunu gül gibi koklayıp kopardım ve ceketimin yakasına asıverdim. Oradaydı. İçinin gergin pelerinini yumru gibi zorluyordu. İşte orada diplerde bir yerde duruyordu, sezmiştim, ele geliyordu, korkusu yayılmaya hazırdı. "Pelen"in kara ipini çözmeye hemen oracıkta başladım. Onu elime yumak yapıp saracaktım; haa gerçekten de inanıyoruz vampirlere ha, korkuyoruz onların kanlı ısırıklarından. Ulan yazlık sinemadan çıktık, cepte para olmasa da her defasında bahsinin geçeceğini bilirdim, "Somsoğuk bir gazoz ne iyi olurdu!" Tam bu anda sinsice patlatıyorum: "Bizim kanımız da soğuk mu acaba, öyle ya vampirlerin kanatları var, yazları vampirlere herkes hava gibi bedava!"

İşte ben taa o zamanlardan beri ortalığı böyle yatıştırır, yumuşatırdım. Yarasa gibi memeli, pırasa gibi püsküllüydüm, özümde devletşahadet kadar sinsiydim.

Ertesi gün çiviler elimizde, küçük boş arsacıklardan toprağı killi olanları dolaşıyor, kendimize oyun için arsa arıyoruz, sonra birilerinin yanına efendice yanaşıyor, çivileri dışarıdan içeriye doğru ince ölçümlerle saplıyor, birbirini kesmeyen irili ufaklı çizgilerle "yamuk daire" gibi küçüle küçüle dalıyoruz, ve oyun kendi içine bir çivilik boşluk bırakmayacak şekilde kapandığında, toprağı tabanımızla düzeltiyor "yeni bir el"e başlıyoruz. Çivi saplanmazsa sayılmıyor. Eller ilerledikçe çocuklar sessizleşiyor. Yenilgiler ve yengiler benzer bir kayıtsızlıkla karşılansa da, gözler en fazla iki karışlık oyun alanına saplı, yamuğun etrafında yavaşça dönülüyor, işte tam o esnada konuşmalar sessizce başlıyor:

"Gözlerin neden şiş? Uyumadın mı?"

"Yok ya! Hep kâbuslar gördüm!"

"Ama dünkü film de çok korkunçtu!"

"Var ya dün gece beni de rüyamda vampirler kovalayıp duruyordu, tam odunluktan sopayı alıcam, tamam mı tam vampirin kalbine kalbine saplayıp siyah kanını akıtıcam orospu çocuğunun, ben daha peşinden koşmaya başlamadan annem giriyor aramıza ve elimden odunu kapıveriyor, 'Vampirini sittirme bana!' diye bağırıyor, 'Sen biliyor musun odunun kilosu kaça!' diyor kadın ya! Anne yapma, etme, diyorum. Vampiri gösteriyorum. Hepimizi yiyip bitirecek, diyorum. Vampire bakıyor, şöyle bir saçının dibini sıkıntıyla kaşıyor ve 'bir taş koyuver kafasına olsun bitsin yahu!' diyor, yerden bir taş alıp vampire doğru savuruyor ve hakkaten vampir bir anda bağırarak küçülüp havada V'ler çizerek kayboluyor. Annem hafiflemiş, sevinçle konuşuyor. 'Bak senin V/am/pire, oluverdi am/pire,' diyor."

"Ne acayip lan! Çok manyak... Tıpkı dün gece benim düşümde gördüğüm gibi..."

"Ne gördün anlatsana!"

"Pencereye bir şey çarpıyordu, uyandım... Kedi medi sandım! Ulan gııyyyk gıyyyk diye bağırıyor, belki de fare yavrusudur dedim, ama kanat sesleri duyunca bir durdum, kuş mu fare mi, anacığım bir de baktım, kanatlı fare, yarasa, ağzının içi kan gibi kırmızıydı... Hemen annemi uyandırdım, annem bana uykusunu böyle böldüğüm için biraz alındı, hadi Haydar ama, lütfen saçmalama da yat, dedi kibar bir şekilde, napayım, yattım ben de!"

"Ee, sonra?.."

"Sonra odaya geldim vampir yatağımın kenarında oturuyor. 'Özür dilerim ama bu evde sana kimse inanmıyor!' deyip yatağıma yattım. Sonra Salak, kalktı bana o ıslak dudaklarıyla iyi geceler öpücüğü verdi!"

"Ee, sonra?"

"Hepsi bu kadar."

"Hepsi bu kadar mı?"

"Bu kadar... Dedim ya, saçmaydı."

Koko'nun bakışları boynuma doğru kayıyor. Orada üst üste, şimdilik sivilceye benzeyen iki nokta: Noktaları görüyor, ama görmezden geliyor, "Amaan," diyorum çivimi cebime koyarken umursamaz bir tavırla, "Bunların hepsi fasa fiso ya! Yok vampirmiş, yok cadıymış... En büyük allah, başka büyük yok oğlum... Öbürleri hep saçmalığın daniskası! Hepsi sivrisinek ısırığı!"
(…)

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.