Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-514-8
13x19.5 cm, 56 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Kim Bağışlayacak Beni, 2005
Y’ol, 2006
Soğuk Kazı, 2010
Fakir Kene, 2016
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Veysi Erdoğan, "Bedenin İçindeki Burgaç: Birhan Keskin’in Ba Kitabı Dolayımında Kadınsılığın İç Doğasını Anlama ve Ben’in Yeryüzüne Eklemlenme Çabası Üzerine Bir Okuma Denemesi", Yasak Meyve Dergisi, Mayıs-Haziran 2007

Birhan Keskin’in Ba kitabı, Türk şiirinde kadınsılığın biyolojik doğasını yansıtması açısından bir ilk kitap özelliği taşır. Şu ana kadar yazılmış şiirler, genellikle feminist öğeler etrafında şekillenmiş, duyarlılık alanı kadının özgürleşmesi, kimliği, erotizmi, benlik sayıklamaları üzerinde yoğunlaşmıştır; fakat Birhan Keskin gibi kadının biyolojik yapısının ruhsal dengeye yansıması üzerine bir söylem geliştiren olmamıştır.

Bu kitapta Keskin, huzursuzluğunu, yakınmalarını ve hüznünü; monopoz, monogam ve monolog kavramları etrafında kurarak, tekil ( mono) bir söylemle ifadelendirir. Ba’nın ilk bölümü olan monopoz, diğer bölümlerin anlam çatısını da oluşturarak, şiirin temel meselesini üstlenir; çünkü Ba’da bedenin tahribatı bir sirkülâsyon halindedir hep. İçeriye sıkışmış gerçeklik (kan), bedenin gediklerinden çıkamamakta ve sürekli olarak bedeni körelmeye maruz bırakmaktadır. Bundandır ki Ba’nın genel izleği, “ara bölge”ye hapsolmuş bedenin, içteki enkazı ‘dışarıya dökme’ ve ferahlama isteği üzerine kurulmasıdır, diyebiliriz.

Kırkıma Ermeden, Neden?

Ba kitabının oluşumunda kırklı yaşlar önemli bir dönemece sahiptir; çünkü bu yaşlarda şiir kişisi; kadınsılığın devamını sağlayan, onun yaratımına vesile olan ‘kan’ ile bağı kopmuş ve hormonal dengesi, onu, üreten kadın gerçekliğinden biyolojik olarak uzaklaştırmıştır. Bundan büyük bir huzursuzluk duyan şiir ben’i, kırklı yaşların beraberinde getirdiği endişeyi, bir yakınmaya dönüştürerek Hüzzam şiirinde: ”Bütün suyunu dışarı terleyen / kuru ota döndürdün beni / kırkıma ermeden, neden?” der (18). Dümen Suyu şiirinde ise “Her şeyin dindiği, bir iki ruh kabarcığından başka dümdüz kalakaldığı, kıpırtısız çarşaf gibi bir dinginliğin içine vakumladım kendimi. Burada, Kırklar’da” (45) diyerek, durağanlığın sancısının bu yaşlarda bedenine hükmettiğini vurgular; çünkü kırklı yaşlar, kadın olmanın vasıflarından biri sayılan ‘dışarı akma’nın önünü tıkamış, dolayısıyla onu nesneleştirmiştir. Bu, şiir kişisinde bir hezeyana dönüşmüş; durağanlık, artık üremenin olmadığı içsel bir karmaşayı doğurmuştur. Şiir ben’i için büyük bir travmadır bu. Çünkü iç gerçeklik, erkini yitirmiş, dolayısıyla beden, eril varlıklarla eşdeğer bir konuma geçmiştir. Bu durumda sarsıntıya neden olan akışkanlığın yitimi, bedeni yoksullaştırmış, onu kısırlaştırmıştır. Buradan hareketle akmanın, bir kadının bedenindeki en önemli biyolojik faaliyet olduğunu söylememiz yerinde bir tespit olur ki bu da bize Ba’nın asıl sorunsalını kavramamızda yol gösterir.

Narın İçinde Canım Niye Kanıyor?

Karen Houppert, “Kadınlar vücutlarının içindeki hayatın ne kadar değerli olduğunu doğuştan bilirler,” der (127). Bu ifade kadının bedenine dair akışkanlığın maneviyatının ne kadar önemli bir yerlerde durduğunu gösterir. Fakat ilkellikten modernizme ve günümüz postmodernizmine kadar geçen sürede, akışkanlığa dair yaklaşımlarda hep bu türden ifadelendirmeler önemini korumuş mudur? Yaşar Çabuklu’nun Bedenin Farklı Halleri adlı kitabına göre bu durumun her çağda ve her toplumda farklı algılandığını görürüz. İlkellikte kadının gücünü ve kutsallığını, ilahi dinlerde kirlenmişliği, eski Grek medeniyetlerinde zehirli olanı, modernizmde bulaşıcı olarak gören anlayış, postmodernizmde metalara indirgenmiştir. (Kutsamadan Utanmaya: Âdet Kanaması)

Ba kitabında, şiir kişisi, bu farklı algılamalara, akmanın gerçekliği bağlamında ilkel ya da ‘önceden olanın’ maneviyatıyla yaklaşır; çünkü ilkelliğin natürel boyutu, şairin aidiyetine ruhsal katkı sağlar. Günümüz toplumlarıyla karşılaştırıldığında ilkelliğin kendiliğindenliği insana daha bir kutsallık katar ve henüz kirlenmemiş olmanın hissiyatını yaşatır. Şiir kişisi, bunu duyumsamakta ve söylemini, bedenin gerçekliğiyle bağdaştırmada ‘önceden olan’ı seçerek kurmaktadır. Dolayısıyla, kadının gücünü ve kutsallığını ifade eden kan’ın; yaratıcılığa, doğurganlığa, hareket halinde olmaya sonsuz bir maneviyatı vardır. Yaşayabilmenin en mümkün koşullarını yarattığına inanan şiir ben’i, Karen Houppert’ın “Kadınlar için kendi gerçekliğinin var olmadığı bir dünyaya bakmak, bir süre sonra ruhsal açıdan sıkıntılı bir hal almaya başlar” (215) cümlesinin gerçekliğinde yaşamaktadır.

Bir Teneke Parçasını Eğip Büküyorum Gün Boyu

Bedenin yoksullaşması, tutsak hale gelmiş bir ruh, ‘dışarı çıkamama’nın verdiği huzursuzluk, bütün bunlar içteki durgunluğunun (menopoz) belirtileridir. Aynı zamanda verimsizliğin karşılığıdır da. Çünkü ‘bedenin kapanması’ içteki ‘burgac’ın yoluna set çekmiş ve idame olamamanın sancısını körüklemiştir. Bu durumda ‘dışa açılma’ sağlanamadığı için beden kendisini mutsuz hissedecek ve yaratıma dair herhangi bir gelişme göstermeyecektir. Bu durum ‘ruhun yırtılma’sını ve zedelenmesini de elzem kılacaktır. Bundandır ki Ba da verimsizliği, üretememeyi, doğurganlığın yitimini ifade eden şu sözcük ve söz grupları bize Ba’nın temel endişesini yansıtacaktır: kuru nehir, kuru ova, kuru ot, kör pusula, kör katman, kör küme, kıraç, boz, bozkır, sonbahar, yorgun yaprak, güz, seyrek salkım, uzak nehir, koyu rota, susmuş, kurum bağlamak, tenha…

Bunlar, içteki dağılmışlığın, bedeni ve ruhu nasıl kuşattığını dair işaretleridir; çünkü zamanda ve mekânda sıkışmanın huzursuzluğu, bedenin sıvısını işlevsiz kılmakta ve ruh ile bedenin karmaşasını görünür hale getirmektedir. Kendi bedenine yabancılaşan şiir ben’i; ayaklandırmak, göl, şimşek, gürül gürül, alev, sıçrayan su, Iguassu Şelalesi gibi ifadelerle içteki durgunluğu eski yapısına kavuşturmak isteğine kapılmaktadır. Bu durumda durgunluğun bir eziyete dönüştüğü Ba’da Eziyet şiiri, kadınsılığın yitimi üzerinden konuşur:

Ağaç duruyor

Yol da ot da.

Duran bir şey var bende,

ağaç gibi.

Onu ayaklandırıp, oradan oraya

gitmek zor.

Bende bir ağaç duruyor, bir ot

Eserse arada rüzgâr

Ağacın saçlarını o tarıyor.

Aşk ayaklandırmıştı bir kere

hatırlıyorum ama…

Şimdi rüzgâr şimdi güz

Ağacın dallarını zorluyor” (16).

Eril bedene dönüşmekten kurtulmanın zorluğunu içeren bu dizeler, eski akışkanlığın hatıralara dâhil edildiğini ve ‘dışarı açılma’nın mümkün olamayacağını işaret eder. Fotoğraf şiirinde aynı endişe tekrarlanır: “Suyu çekilmiş bir kuru çeşme / bir vakit sebil ve / bir devrinde gülmüş sonra yıkık eski bir şehir” (42). Vaziyet şiirinde ise “Ben iğdenin gümüş aydınlığında / duruyorum çoktandır bir yanım karanlık / birazdan uzakta bakınca: / iki baca, sanki kurum bağlamış / uzansa da birbirine, alevi değmiyor artık” der (36).

Bu dizelerden hareketle şiir kişisinin bir ‘iç karmaşa’ yaşadığını, durgunlaştığını, dolayısıyla hayıflanmalar eşliğinde söylemini sürdürdüğünü söyleyebiliriz. Yüzünü eski zamanlarına dönmüş de, yakınmalarını geçmişin dilini öykünerek değil, onun eskil anlamına inerek dile getirir gibidir; çünkü geçmişin izinden gitmek, Ba’da ve Keskin’in diğer kitaplarında bir geleneğe dönüşmüştür. Arkaya bakmayı huy edinen bir özelliği vardır şiirlerinin. Fakat Ba’daki geri dönüşler, Keskin’in diğer kitaplarında olduğu gibi hafıza’ya değil, bedene yönelmiştir. Aradaki bu ince ayrımın ortak özelliği, iki şekilde de ruhun dağılmışlığına neden olmalarıdır: “Ruhumdaki kadim yırtık hâlâ yerinde mi?” (47) dizesi bu ruhsal durumun yansımasıdır.

Üzerinde düşündüğümüz izleğin oluşumunda ipucu görevi gören Ba’daki Estradiol 5.8 şiiri, verimsizliğin farklı bir boyutunu işaret eder: “Eksildim ben, azaldı içimdeki su / yeşermiyor cümlem” (17). Buradaki şiir kişisi, içinde bulunduğu durgunluğu, bir kısırlaştırma olarak düşünmekte, kadınsılığa dair maneviyatının yok oluşunu, eksik olmakla bir tutmaktadır. Estradiol sözcüğü de, ifade ettiğimiz bu duruma ilişkili olarak tıp literatüründe, kadın üreme sisteminin gelişimi ve fonksiyonellik kazanmasında bilinen en biyoaktif estrojen olarak geçer. Dolayısıyla içteki çöküşle bire bir ilintili olan bu tıp kavramı, şiirdeki yeri itibariyle akışkanlığın yitimini, üremenin tıkanmışlığını dile getirir. Dolayısıyla “eksildim ben, azaldı içimdeki su / yeşermiyor cümlem” dizeleriyle bir tükenmişlik durumunun varlığı imlenmiştir, diyebiliriz.

Ben Çok Eski Bir Fotoğrafta Duruyorum

Ba’da içteki hasarın neden olduğu donuklaşma durumu, Fotoğraf şiirinde daha bir görünür hale gelir. Devinimsizlik, öylece duruyor olmak, bu şiirde, içteki hareketsizliğin dışarıdaki görüntüsü gibidir. Keskin’in şiirlerinde, geçmiş zamanlara tekabül eden fotoğraf gerçekliği hatıraya dâhilken, Ba’da bu durum içteki tahribattan kaynaklanan durgunluğun karşılığı olarak belirir. Açımlamaya çalıştığımız izleğin, anlam katmanını genişleten bu şiir, bize Ba’daki şiir kişisinin içteki hareketsizlik durumunu pekiştirir:

Ben çok eski bir fotoğrafta duruyorum.

Yüzüm o fotoğrafta bile eski bir fotoğrafa benziyor.

Karmaşık bir mitoloji, sarmaşık bir tempo

tam o anda durmuş fotoğrafa;

Hâlâ duruyor.

Bir büyük yangında donakalan bir an:

Köprüsü yok bir köprü ayağı

kederle yerinde duran.

Suyu çekilmiş bir kuru çeşme

bir vakit sebil, ve

bir devrinde gülmüş sonra yıkık eski bir şehir (42).

Ba’nın temel endişesini yansıtan bu şiir; durağanlığın üzerinden şiir kişisinin içinde bulunduğu durumu hissettirir. Ba’nın dışındaki diğer kitaplarda fotoğrafın, bu haliyle şiirlere yansımasını göremeyiz. Örneğin Delilirikler’de geçen “ben terk ettim beyaz çerçeveli bir fotoğrafı / ve dönmedim bir daha…” (152) dizeleri, bir hatıraya dönüşmekten ve hareketsizlikten kopmak üzerine kurulur. Gitmek, orada beklememek, devingenliğin karşıtı olarak durur bu dizelerde. Bu durumda Ba’daki Fotoğraf şiirinin dışında, duruyor olmayı çağrıştıran şiirlere Keskin’in diğer kitaplarında pek rastlanmaz. Geçmişin izi olarak tekerrür eder sadece.

Fotoğraf gerçekliğinden hareketle Keskin’in şiirlerinin hep akan bir dinginliğe, sakin bir devingenliğe sahip oluşu, Ba kitabının oluşumuna kadardır. Ba’dan sonraki Y’ol kitabı da Keskin’in en hızla akan, en devingen kitabıdır. Ba’nın ise arada kalmış, kendi içine dönmüş, suskunluğunu kendine çevirmiş bir özelliği vardır; fakat buradaki suskunluk, biyolojik bir susma haline işarettir. Çünkü bedendeki iç dağılma ve durağanlık, şiir kişisini etkisiz kılmaya, nötr bedene indirgemeye dayalı bir tahribata dönüşmüştür. Eksikliği onarma arayışında bedenle olan münasebet ne kadar derinleşse de, Ba’daki eksilme, patolojik bir hal olarak durur. Bu nedenle Keskin’in Ba’sı bir önceki kitaplarından farklı olarak bedenin klinikleşmesi karşısında duyulan endişenin dışavurumu olarak belirir.

Karnımım Üstündeki Çiyden Duyuyorum Dünyayı

Birhan Keskin’in şiirlerindeki beden modifikasyonu, anlam alanını ne üzerine kurmuştur? İlk kitabı Delilirikler’den itibaren kendi bedenine yoğunlaşmasının ve diğer kitaplarında da bunu idame etmesinin nedeni nedir? Ba’ya gelinene kadar bedenin işlevselliği, duygulanımlar etrafında yoğunlaşırken; Ba’da neden bedenin iç’ine doğru hareket edilmiştir? Eksilme ya da yetememe durumunun beden üzerinden maneviyat kazanmasının anlamı asıl olarak ne üzerine kuruludur?

Bütün bu açımlamalardan hareketle Keskin’in şiirlerindeki beden imgesinin ana ekseninde doğaya dönme ve kendini ona eklemleme çabası vardır, diyebiliriz. Çünkü Keskin hemen hemen bütün şiirlerinde –özellikle Yeryüzü Halleri’nde– “doğanın yörüngesi” etrafında döner. Kendisini doğa gibi görme veya ona eklemleme çabasındaki maneviyat, şiirlerinin bütününe yayılır. Onun için kendini görebilmek, tanıyabilmek, insanlığına varmak; devingenlik, yoğunluk, yaratma edimlerinin kaynağı doğadan gelir.

Ba kitabının Taş şiirinde “İlk benim yüzüme rastladınız, en eskisiyim buranın / karnıyım dünyanın. Yeryüzünün ağrısı bendedir / kum ve kayaç benim” diyen şiir ben’i, yine aynı şiirde: “Denizler dalgalar dövdü beni, sert rüzgârlar yurt bildi zirvelerimi / kırıldım, söküldüm, ufalandım; döndüm bitiştim tekrar kendime / açsan, kırsan, baksan; bütün yeryüzü, her zerremde” (35) diyerek, yeryüzünün kendisine nasıl eşlik ettiğini, içinden hangi hallerle geçtiğini, ona neler verdiğini görürüz. Keskin’in yeryüzüyle serüveni “en eskisiyim buranın / karnıyım dünyanın” dizeleriyle daha bir perçinlenir.

Kendisini doğanın eksilmez bir parçası olarak tasarlayan Keskin, hep yeryüzü ya da doğa üzerinden kendisini tamamlamaya çalışır. Doğa, ruhun ve bedenin yüceliği açısından vazgeçilmez bir mükemmelliğe sahiptir onun için. İnsanı onaran, sakinleştiren ve ona maneviyat kazandırandır aynı zamanda: “Ben bu yeryüzüne büyük bir hayranlık, şaşkınlık ve şefkatle bakıyorum, ona bakmaya geldim” der bir söyleşinde ve ekler: “Benim bütün kitaplarım, insanla, yeryüzü ile dünyayla benim aramda son derece intim bir tarihtir.” (Zaman Kitap Eki)

Yeryüzüyle göbek bağını koparmayan Keskin, şiiriyle de hep ona ulaşmaya çalışır. Ruhundaki ya da bedenindeki hezeyanı doğayla rehabilite etmeyi dener hep. Bundandır ki bedendeki yıkımın telafisi olarak da doğayı hep kendisine akraba kılar. Ba kitabı da, bedenin maneviyatının eksilmesi üzerinden doğayla bir bağ kurmaya çalışır. Bedenin fonksiyonelliğinde önemli bir paya sahip kan’ın üzerinden doğaya dönme isteği içersindedir. Çünkü kan da doğa gibi, doğurganlığa dair bir aradalığı pekiştirir. Doğanın kendisini yenilemesi, üretmesi, yaratması ve iyileştirmesi karşısında kan da aynı değere sahiptir.

Fakat iç’te bir hasara dönmüş, iç gerçekliği hapsedilmeye maruz kalmış bir bedenin doğa karşısında gücü pek yoktur. Bu durumu hazmedemeyen şiir ben’i, iç gerçekliğini, “doğanın yörüngesi”ne dâhil etmek ister. Onun gibi hareket halinde olmaya, doğurmaya, üretmeye gereksinim duyar. Bundandır ki Ba , içteki hapsolmuşluktan kurtulmayı ve doğa gibi üretiyor olma konumuna geçmeyi dilemektedir. Ba’da şiir ben’i yakınmalarını hep bunun üzerine kurar ve ‘eski zamanlar’ına dönmeyi içteki karmaşanın, doğanın içselleştirilmesiyle çözümlenebileceğine inanır.

Alıntılar:

Houppert, Karen. Lanet, Son Tabuyla Yüzleşme: Âdet Kanaması. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2004

Çabuklu, Yaşar. Bedenin Farklı Halleri. İstanbul: Kanat Yayınları, 2006

Yüce, Can Bahadır, Zaman Kitap Eki, 1 Mayıs

Keskin, Birhan. Ba. İstanbul: Metis Yayınları, Mart 2005.

Keskin, Birhan. Kim Bağışlayacak Beni. İstanbul: Metis Yayınları, Mart 2005.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.