Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-566-7
13x19.5 cm, 142 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Madde Kara, 2004
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Semih Gümüş, “Acının yarattığı Resul-adam...”, Milliyet Sanat, Haziran 2006

"Gövdeden kurtulmak mümkün, bilinçten kurtulmak değil.”

Resul’den

Edebiyatın bir dönemi anlatma yükümlerinden kendini kurtarması, her dönemi ateşli hastalıklarla geçen bizim dünyamızda her yerde olduğundan daha zor olmalı. Belki yaşananların sıcağı yüzümüze vurduğu anda yazının da kendi karşılığını vermesi bekleniyor: Silahlarını çekip on ikiden vurmalı, böylece çoğunluğun beklentileri karşılanmalı.

Oysa neden sonra daha iyi anladım ki, bir toplumun ya da kültürün yaşadığı sıcak dönemleri, o dönemlerin içinden anlatmak yerine, gecikmek pahasına, sular durulup süzüldüğünde yaratıcı yazının olanakları içine çekmek, değeri daha zor aşınır, unutulması daha güç yapıtlar verilmesinin en doğru yoludur.

Yoksa doğrudan müdahale hakkını kullanan, ama şimdi unutulmaya yüz tutmuş romanlar okumaktan sıkılacaktık, sıkılmışızdır; oysa ki Hüseyin Kıran, Resul adlı romanını öylesine karanlık bir mağarada okumak zorunda bırakıyor ki, orada okunmuş olanın bıraktığı izi insan bir ömür boyunca taşıyabilir.

Resul’ün ilk sayfalarında, hayatla belli ki bitmemiş bir kavgası olan, ama kim ya da ne olduğu belirsiz bir kişiliğin içyüzüyle çatışmasına dolaylı bir giriş yapılıyor. Baştan anlamı çözmek kolay olmuyor, ancak neredeyse romanın üçte birinden sonra, yaşanan kişilik yarılması, kimlik yitimi ve onu çevreleyen kişilerle kurulan çaresiz ilişki romanda çirkin yüzlerle görünüyor.

Daire: Onun gibi olunduğunda, insan acılarının dineceği öğrenilen güç. Korkuyla yaşamak yerine, “o olunca” ve hayatı onun isteklerine göre düzenleyince sorunlar da biter mi? Resul kendi kişiliğinden vazgeçip Daire ile özdeşleşmesi gerektiğini anlamakta gecikmiştir. Hapislerden ve işkencelerden, neredeyse yok edildikten sonra.

“Daire’nin senden haberi olduğunu bil!” Otoriteye başkaldırıyorsan, öğrenmen gereken ilk ders, iplerin senin elinde olmadığıdır. Resul’ün yaşadığı durum içinde bazen öğrenmeye bile zaman kalmaz; karşıda şiddetle ya da vaatlerle istediklerinin gerçekleştirilmesini bekleyen bir kurumsal buyurma düzeneği var ki, önce bireylerin çaresizliğini çoğaltır, sonra içlerini boşaltır.

Sonunda hayatını yeniden düzenlemeye karar vermiş ve yalnızca uyumayı düşünen Resul ile okur olarak ilişki kurmak olanaksız. Resul bizim hayatımızı değil, kendi yaşadıklarını anlatıyor. Belki bütün hayat bir özdenetim, kendini gözden geçirme olarak yaşanıyor, ama Resul aynı zamanda bunun da sıradışı örneklerinden biri.

Daire'yi ziyaret

İsteyen, eyleyen ve kahreden güç, bir gün onun tarafından teslim alınmayı beklemeyen, beklemesi için nedenleri de bulunmayan Resul’ü de ele geçirmiştir. Suçlu olup olmadığı önemli değildir Resül’ün; o suçsuz olduğunu bilmektedir, ama suçlu görülmüştür.

Resul, bir zamanlar aldığı çağrıya uymanın bedelini en acı biçimde ödemiştir. O güne dek kılıcın ucunun kendine de dokunabileceğini düşünmemiş, başkalarını hiç düşünmeden, yalnızca kendi için yaşamayı seçmiştir. Gelgelelim, Daire’nin doğasında da cezalandırılacağını aklına hiç getirmeyenleri seçmek vardır. Resul ne çıktıktan sonra kabul edebilmiştir cezalandırılmayı ne işkence sırasında inanabilmiştir yaşadıklarına.

Resul’ün, Daire’yi ziyaret edip dışarı çıktıktan sonra Resul olmaktan çıktığını söylemek de doğru değil Resul, asıl o zaman Resul olmuş, kendini esir alanlar gibi olmak, cezalandırıcıya dönüşmek istemiştir. Artık öteden beri karşı karşıya olduğu baba, Hafize ana, en yakınındaki kadın Işıl da ruhları bedenlerinden serbest bırakılacaklar arasında görünmektedir Resul’e. Romanın sonunda, sıra Resul’ü yok etmeye gelir. Nasıl öteki bütün Resullerin başına gelmişse pencereden aşağı atılmak, bir suçlu olarak ortada kalan Resul’ü de yok etmek için aşağı atar Resul.

Böylece suçlu yanını öldürerek suçlarından kurtulur mu insan: “Bu o kadar da kolay olmayabilir. Çünkü ölmek demek, kurtulmak ve dünyanın tamamen dışına çıkmak demek değildir.” Değil mi ki Resul’ün Daire’nin yaşattığı acılarla ruhsal ölümü onun dünyanın dışına çıkmasını sağlayamamıştır...

Bir an romanı

Hüseyin Kıran, bir benzeri yazılmamış romanıyla önemli bir sorunu deşiyor. Deşiyor: Çünkü Resul, tamamıyla bir groteske, filadam’a dönüşmüş kahramanının ağzından bildiğimiz bir cerahate kamasını sokuyor ve irin, acı, suç, korku, işkence, hiçlik, şiddet olarak akıyor.

Resul bir dönem romanı mı? Sözgelimi, birçok benzer yara açmış 12 Eylül ruhuna verilmiş bir karşılık, bir içbükey ayna, çekilmiş bir bıçak mı? Roman yazarının hiç kuşku yok ki doğrudan anlatması gerekmeyen sıcak dönemlerden bir dönemi anlattığı örtük bir metin mi?

Belki bir dönem romanı olarak da okunabilecek "Resul"ü, ben bir an romanı olarak okudum. Toplumsal acıları anlatan roman nasıl bir dönem romanı olarak okunabilirse, bireyin tikel acıları da bir an romanı olarak okunabilir.

Resul’ün yaralı bilincinden dökülen dönem belli. Hüseyin Kıran, sert gerçekleri yalnızca yazınsal yazının olanakları içinde dile getirmeyi amaçlarken, bunu parlak bir biçimde kotarabilmesinde gene kendi yaratıcılığının ürünü olan kahramanı Resul’den destek görmüştür. Resul’ün yitik bilinci bütün yaşananları dolaylı biçimde anlatmaya elvermektedir.

Şiddet ve işkence odağı Daire ve onun yaratıcısı siyasal dönem, evin içine girmeye çalışan sinsi varlık’tır: “O kanlı olduğunu sandığım gözleri, tıslayarak soluyan ağzının yılansı sesi ve iç kaldıran çürümüş et kokusu, sokulgan ısısı hemen kulağımın dibinde.” Hüseyin Kıran anlattığı sert dünyanın adını somut sözcüklerle koymaya gönül indirmeden, yazınsal dilin dolayımlı anlatım gücünden, göstergelerden aldığı gizilgüçle Resul’ü önemli bir romana dönüştürüyor.

Resul bilinen işkenceleri acımasızca yaşamış, kişiliği öylece kıyılmış, bedenini korumasını beklediği acının şiddetine yenik düşmüştür. Resul, yenik düşmenin romanıdır. İşkenceyi bilincini yitirerek yaşayan Resul, sonunda gövdesini teslim etmeye razıdır ve böylece yaşadıklarından kurtulabileceğini düşünür, ama bilincini esir alan yaralardan nasıl kurtulur? Belki de: “Bilinci işe karıştırmamalı, ya da eğer bilinci susturamıyorsak gövdenin yaşaması bastırılmalı; salt bilinç olarak kalmalı.”

Gördüğü işkenceler yüzünden yitirdiği bilincinin yerine yeni bir kişilik koyamadığı için, bir kurban olarak yaşamak zorunda kalmıştır Resul. Camille Paglia, “Doğada özgür irade olmadığından, özgür irade bedenimizin alyuvarlarında ölü doğar,” diyor. “Seçeneklerimiz, yabancı eller tarafından şekillendirilip hazır paketler halinde bize özel ulakla gelir.”

Resul’ün elinden alınmış özgür iradesi yerine, Daire’nin şiddetseverliğinin ürünü olan şizofrenik bir bilinç geçmiştir. Yaşadığı trajediyi de sanki Paglia şu sözleriyle açıklar: “Trajedi erkeğe ait bir yükseliş ve düşüş paradigmasıdır.” Kör ve suskun, dünyayı görmek istemeyen, yaşadığı acıyla ne bilincini ne de bedenini koruyabilmiş Resul, kurtçuklara ve böceklere, kanatlı karıncalara yenik düşmüş yaratık, gerçek hayattaki bir insan gibi değil, bir Resul-adam olarak önümüze atılmıştır.

Kendi ben’iyle yaşayan, başkalarının varlığından korkan Resul-adam, “bir insan olarak hayvan”, biz değiliz elbette, ama bir benlik olarak bizi ilgilendirmektedir.

Resul-adam bilinci

Resul, baştan sona Resul-adam bilincinde yazılmış. Hüseyin Kıran’ın yarattığı özel dilin ürünü, ayrıksı bir roman. Dilini kendi satır aralarından çıkan şu tümcelerde anlatıyor: “Sözcükler Resul’e ulaşmadan havada bozuluyor, dağılıyor, hecelere, harflere, vurgulara, tonlamalara bölünüyor, düzensizlik içinde seslerden oluşan bulamaç boca ediliyor üstüne; sesler yığın halinde akıyorlar kulaklarından içeri.”

Hüseyin Kıran, romanın başından sonuna süren, bozulmuş, bölünmüş, düzensiz sözlerden ve seslerden oluşturduğu kurucu dilini sarsaklıktan, sığlıktan kurtarmak için çok uğraşmış olmalı. Bilinç içinde oluşup eyleyen bu dil bazen dişlerini gösterip tatsızlaşabilir, kendini yineleyebilir, sıkabilirdi. Özel bir dili kurmak kadar, roman boyunca sürdürmenin güçlüğü de var. Bilinç-akışı bazen duruluyor, bazen Resul’ün kendini yitirdiğini gösterecek denli derinleşiyor, söz ve anlam dizinini bozuyor. Romanda Resul hem kendini anlatır hem kendi.

Resul, önemli bir roman. Roman sanatımızın yüksek bir verimle yayılıp toparlanmakta güçlük çektiği sırada yapılmış özel bir katkı, ayrıksı dili ve anlamıyla yaşanan anların, dönemlerin nasıl anlatılabileceği sorusuna verilmiş, beklenmedik bir karşılık.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.