Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-633-6
13x19.5 cm, 64 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Yücel Kayıran, “Yeni bir şiir dili”, Radikal Kitap Eki, 2 Kasım 2007

Türk şiiri ortamında, yenilikten, yeni bir şiirden söz etmek için, Batı'yı referans edinme dönemi bitti. Henüz on beş yıl öncesine kadar, Batılı bir şiirin Türkçede yazılması poetik bir erdem olarak görülüyordu. Mallarmè'den söz etmeden konuşamamak, tek yenilik görgüsü olarak anlaşılırdı. Sözünü ettiğim, kuşkusuz, doğu-batı karşıtlığı değil. Yenilik denilen şeyin, şimdiye kadar, yaygın olarak batı şiiri zinciri içinde algılanıp keşfedilir olmuş olmasıdır. Bizim kuşakla bu değişti. Yenilik, artık Cumhuriyet dönemi Türk şiiri zinciri içinde yeni olanın keşfi anlamına geliyor. Bu, batıda olanın 'keşfi' değil, hiçbir yerde olmayanın keşfidir. Orhan Kâhyaoğlu bu bakımdan 90'lı yılların en önemli şairlerindendir. Kâhyaoğlu, Türk şiiri zinciri içinde, daha önce mevcut olmayan yepyeni ve tekil bir şiir dili yarattı. Rahimdeki Ot, bu dilin olgun örneği.

Orhan Kâhyaoğlu, ilk şiir kitabı Hoyrat Bir Ruhun Eksilme Tabloları 1993 yılında yayımladı. İkinci kitabı Aşk ve Harf 2000'de yayımlandı. Rahimdeki Ot ise, şimdi, 2007'de... Belirtmek gerekir ki, sözünü ettiğim bu yenilik, rastlantısal değil; bu yeniliğin temelinde altı doldurulmuş bir şair kimliği söz konusudur. Orhan Kâhyaoğlu, sadece kendi şiirini yazan ve sadece kendi şiiriyle ilgilenen 'tüketici' bir şair değil. Gerek Türk şiir ortamının gelişimine gerekse Türk şiir kültürünün üretimine katkıları olan bir şair. Türk şiir ortamının gelişimine katkıları olan şair derken kastettiğim Kâhyaoğlu'nun dergiciliğidir. 90'lı yılların önemli şiir dergilerinden olan efsanevi Sombahar dergisi ile Ludingirra dergisi Kâhyaoğlu'nun yönetiminde çıkmıştı. Bunlardan, Sombahar dergisinin ayırıcı bir önemi vardır. Bugün '80 kuşağı' diye anılan kuşağın omurgası Sombahar dergisinde oluşturulmuştu. Bu kuşağın, belli başlı aktörleri hakkında, özel dosyalar hazırlanmış, böylece henüz yolun başında olan genç şairlerin üzerlerinde durulmaları sağlanmıştı. Bu bakımdan, Kâhyaoğlu, kefareti ödenmemiş şairlerinden biridir.

Kâhyaoğlu, Türk şiir kültürünün üretimine katkıları olan bir şair derken kastettiğim ise, onun, şairler üzerine yazmış olduğu eleştirel denemeleridir. Bu yazıların ayırıcı özelliği, söz konusu şair hakkında düşünce ufku açmaya yönelik oluşudur. Kâhyaoğlu'nun, Ece Ayhan ve Melih Cevdet Anday hakkında yazılmış yazılardan 'kütüphane' oluşturucu derleme kitaplarını da bu bağlamda anmak gerekir.

Bugün, 'Kâhyaoğlu'nun şiiri' diyebileceğimiz bu şiirin ve bu şiirdeki yeniliğin ardında, attığı her adımı bilerek atan bir şair kimliği söz konusudur. Bu şiirin neliğine, yani yeniliğine gelince... Kâhyaoğlu, şiirin genel diyebileceğim, üç temel ayırıcı özelliği var. Bunlardan birincisi; bu şiir, şiirin bilindik formunu devre dışı bırakmasında ortaya çıkıyor. Alıntıda yer alan parça, dize formuyla da yazılabilir; yazıldığında da değişen bir şey yok. Nitekim, Kâhyaoğlu, kitabın, birinci ve son şiirini, alt alta dize formatında yazmış, ama o kısımları da yukarıdaki formatta yazıp okuyabilirsiniz; söz konusu şiirin iç yapısı veya tini bozulmuyor. Bu betimleme, aslında daha önce Necmiye Alpay tarafından da dile getirildi. (Yaklaşma Çabası, sayfa 224-236.)

Fikir ile kelime ayrımı

İkincisi; bu şiir, kelimeden oluşan bir şiir, kelime üzerine kurulu bir şiir bu. Şiir kelimelerle yazılır. Evet, Mallarmè'den beri biliyoruz, şiir fikirlerle değil, kelimelerle yazılır. Kâhyaoğlu'nun şiiri bağlamında benim işaret ettiğim, 'fikir' ile 'kelime' arasındaki ayrım değil. Kâhyaoğlu, şiir cümlesi içindeki, her ana-kelimeyi (yüklem işlevi gören kelimeyi) özne durumuna getiriyor. Bunu iki yoldan yapıyor. Birincisi, soyut olanı somut olanla adlandırıyor; ikincisi, daima adlandırıyor, yani göstereni, gösterilenle değil, yine bir başka gösterenle tanımlıyor. Örneğin, "tutku, o vahim ot" derken, tutku, vahim 'ot'la, "zaman kayıp, harf ayakta" derken, harf 'ayak'la, zaman 'kayıp'la adlandırılıyor. Böylece, bu şiirde, her kelime tekil bir ada haline geliyor. Bu kuşkusuz her şairde bulunabilecek bir özelliktir, evet, her şairde bu tür özellikler bulunabilir. Ancak, Kâhyaoğlu'nun şiirinde, bu özellikler bulunmuyor, Kâhyaoğlu, şiirini bu özellik üzerine kuruyor. Burada, Mallarmè söz konusu değil, burada söz konusu olan olsa olsa Derrida: "gösterge-gösteren-gösterilen piramidinde, gösterilen de bir gösteren durumundadır."

Bu şiirin neliğini oluşturan üçüncü özellik ise, estetik olanda ortaya çıkmakta. Kâhyaoğlu'nun şiiri uyum ilkesinin buyruğunda, diyalektik gerilime ve iniş çıkışlara olanak vermeyen aynı türden bir ritim üzerinde gelişmektedir. Kabul etmek gerekir ki, 'gelişme' (veya ilerleme) kavramı, Kâhyaoğlu'nun şiirinin neliği için uygun bir kavram değil. Çünkü şiir metnini okumaya başladığınızda, metin gelişmiyor veya ilerlemiyor, uyum ilkesince sanki bir şey açılıyor, açılıp ve kapanıyor. Çünkü şiiri okurken, bir an durup, şimdi neredeyim gibi bir sorunun yanıtına metin olanak vermiyor. Bulunduğumuz bir zemin yok. Anlatıcı/tanımlayıcı olandan başka özne yok, gerçeklik yok. İnsanın varlığı yok. Varlık, dil içinde yok oluyor.

Yukarıda, Kâhyaoğlu'nun şiirindeki bu yeniliğin Türk şiiri zinciri içinde gerçekleştirilmiş bir yenilik olduğunu ileri sürdüm. Elbette temellendirmek gerekiyor. Kâhyaoğlu'nun şiirini anlamak için, Türk şiirinin geriye doğru zaman dilimini hesaba katmamız ve Türk şiiri zincirine eklemlendiği noktayı belirlememiz gerekir. Kâhyaoğlu, tutarsızlık alanlarına savrulan bir şair değil. Kâhyaoğlu'nun, bir Melih Cevdet sever, bir Ece Ayhan, bir Can Yücel, bir İsmet Özel sever olduğunu biliyoruz. Ama, Kâhyaoğlu'nun şiiri, bu şairlerden hiçbirinin şiirine benzemiyor.

Cemal Süreya ile Edip Cansever'in dile getirdiği iki argümanın, Kâhyaoğlu'nun şiiri için kilit açıcı nitelikte olduğunu savunacağım:

1- Dize işlevini yitirdi.

2- Şiir geldi kelimeye dayandı.

Kâhyaoğlu şiirinin omurgası

Bu iki argüman, Kâhyaoğlu'nun kurduğu şiirin şifresi durumundadır. Kâhyaoğlu'nda da dizenin işlevi yoktur; Kâhyaoğlu'nun şiirinde de, şiir gelip kelimeye dayanmıştır. Burada, ne Kâhyaoğlu'nun şiirinin İkinci Yeni şiiri olduğunu ne de İkinci Yeni şiirinin bir devamı olduğunu söylüyorum. Orhan Kâhyaoğlu'nun yazdığı şiirin, bu bakımdan, İkinci Yeni'yle ilgisi yok. Ama omurgasını oluşturan özün dayandığı argümanlar İkinci Yeni kuramına dayanmakta. Kâhyaoğlu'nun bu argümanlar üzerinde oldukça kafa yorduğu belli oluyor. Kâhyaoğlu'nun şiirinden hareketle, İkinci Yeni şiirine baktığımızda, aslında, hiçbir İkinci Yeni şairinin, yukarıda sözünü ettiğim iki ilke bakımından başarılı olamadığını söyleyebiliriz. İkinci Yeni şairleri, ne dizeyi devre dışı bırakabilmişler ne de şiiri tek kelime üzerine kurabilmişlerdir. İki kelimenin işbirliğiyle oluşan anlam, orada tek kelimeye indirgenebilmiş değil. Yani, İkinci Yeni'de, gösterge olarak kelime, hem göstereni hem de gösterileni içermektedir. Oysa Kâhyaoğlu'nda, kelime, gösterenle tanımlanan gösterenden ibaret durumda. Buradan hareketle, Orhan Kâhyaoğlu'nun şiirindeki bu yeniliğe, post-İkinci Yeni diyorum. Post-İkinci Yeni şiiri derken kastettiğim, İkinci Yeni şiirinin tekrarı veya devamı olan bir şiir değil, o anlayışı kendi şiiri için bir çıkış olarak gören bir şiir de değil, onun kuramında olan ama orada 'hasret' olarak kalanla yeni bir şiirin kurulmuş olmasıdır. Ama bunun, etik olana karşı estetik olanın geri döndüğü günümüz postmodern ortamından bağımsız olmadığını da belirtmem gerekecek. Tıpkı, Rahimdeki Ot ve onun önceli olan Aşk ve Harf üzerinde uzun uzun durmak gerekeceği gibi. Çünkü su gibi, ele avuca gelmeyen, kendini, yakaladığınızı sandığınız anda başka bir yerde boy gösteren bir şiir durmaktadır karşımızda.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.