Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-655-8
13x19.5 cm, 320 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Elime Tutun, 2005
Tehdit Mektupları, 2011
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

A. Ömer Türkeş, "Taşra Türkiye'dir", Radikal Kitap Eki, 21 Mart 2008

Şu beklenilen deprem bir gün "karayla o incecik bağlantısı olmasa pekâlâ bir ada" denebilecek bir taşra kasabasını vursa, o incecik bağlantı kırılsa ve kasaba Ege denizinin üzerinde Yunanistan'a doğu salına salına sürüklense ne olurdu? Aslı Biçen, İnceldiği Yerden adlı romanını işte bu yarı-fantastik varsayım üzerine kurgulamış. Kurgu böyle olunca, taşrada düğün hazırlıklarıyla başlayan roman, giderek siyasi bir metafora dönüşüyor.

Evleri, insanları, ilişkileriyle tam bir deniz kenarına konuşlanmış Ege kasabasındayız. İlk tanıştığımız roman kişisi bakkal Cemal, yirmi yıldır Türkiye'nin dört bir yanında kayıp babasını aramaktan bıkkın, bekârlığın yalnızlığından bunalmış. Otuz yaşlarının neredeyse sonunda, hüzünlü ve duyarlı bir adam. On sekiz yaşına kadar bakkal olmak aklının ucundan bile geçmemiş. Üniversite işi olmayınca hevesi kursağında, aklı –rastlantıların, imkânların hep açık olduğunu sandığı– büyük şehirde kalmış. Babasından kalan bakkal dükkânında "az para biriktireyim şunu yaparım, az para biriktireyim buraya giderim diye hayal kurarken," ancak nafakayı çıkaran bu köhne dükkânda yıllar geçip gidivermiş.

Oysa kasabadan kente gidenler de umduklarını pek bulamamışlar. Cemal'in çocukluk aşkı Saliha, üniversiteyi okumuş, iyi bir işe girmiş ama nedense yapamamış şehirde. Dönüp geldiği baba evinde o da mutsuz ve yalnız. Yıllar sonra Andalıç'ta yeniden karşılaşan bu iki insan, Cemal'in küllenen aşkının alevlenmesiyle evlenme kararı alırlar.

Onlar taşra için geçkin yaşarında kız isteme, nişan, düğün provaları gibi ağırlaşan ritüellerle boğuşurlarken romanın diğer şahısları da görünürlük kazanıyorlar. Ninesiyle yaşayan lise öğrencisi Jülide, Jülide'nin kasaba bıçkınlarından futbolcu sevgilisi Erkan, babasından devir aldığı yerel gazetede ciddi habercilik peşinde koşan Muzaffer hanım, yardımcısı Rahmi usta, dedikoducu Raziye teyze, kasaba aydını Halil öğretmen, Cemal'in hiç tanımadığı ama kıyamayıp pavyonlardan kurtardığı üvey kız kardeşi Cemile, emniyet müdürü Abdurrahman, karısı Zeliha ve diğerleri, dışarıdan bakana basit gibi görünen ama onlar için hayli karmaşık hayatlarının derdindeler.

Bir gece vakti çatırdıyor Andalıç toprakları; "Andalıç'ın bu derin iç çekişiyle toprağın derinlerinden boğuk bir uğultu, yükseldikçe azmanlaşacak bir hareketi de beraberinde sürükleyerek yukarı doğru kabarmaya başladı. Ürkütücü bir geleceği taşıyarak kabaran bu dalgadan ilk kaçan kuşlar oldu, sürü sürü, çığlık çığlık, karanlığa aldırmadan. Sonra kedilerin gözbebeklerinde açılan, tüylerini kabartıp sırtlarını kamburlayan sessiz korkuyu ulumaya başladı köpekler. Bir asırdır toprağın altına sızıp orada göllenmiş dehşet ve kahır, olağanı zangır zangır titreterek fışkırmaya kastetti. Etraflarına birer çerçeve geçirilip duvarlara asılmış ölülerin yüzleri canlanmaya meyletti camları inceden bir sıtmanın tutmasıyla. Pencereler, vitrinler, dolaplardaki bardaklar, insan kulağının seçemeyeceği bir frekansta, gergin bir tel gibi usul usul sızlamaya başladı. Başucundaki bardaklarda, masalardaki sürahilerde, banyolardaki kovalarda, Andalıç'ın kıyılarında uyuyan su da halka halka ürperdi. Tuhaf renkli bir aydınlığın, göğün karanlığını perdahlayıp geçtiğini gördü ilk uyananlar."

Uyananlar altlarındaki toprağın denizin üzerinde yüzdüğünü, rüzgârın etkisiyle anakaradan giderek ayrıldığını da göreceklerdir. Doğal felaketi insani felaket izleyecek, Andalıç'ın en yüksek yerine konuşlanmış heybetli Huzurevi'ni karargâh yapan kaymakam, belediye başkanı ve emniyet müdürü üçlüsü olağan üstü hal ilanıyla adada askeri darbe havası estireceklerdir. Hele ki Andalıç poyraza kapılıp, santim santim Yunanistan'a doğru sürüklendiğinde muhaliflere baskılar iyice artacak, gün boyu çalınan marşlar, bütün evlerden, direklerden, ağaçlardan, resmi binalardan, bir bayrak aşılabilecek her yerden uçuşan bayraklarla kasaba kırmızı bir serapa dönüşecektir. Ve, bütün her şeye geç kalmışlığın utancını öfkeye tahvil ederek isyan edecektir Cemal.

Yakın tarih imgeleri

1970 doğumlu Aslı Biçen'in dilini önce çevirileriyle tanımış ve sevmiştik. 2005'te yayımlanan Elime Tutun'la yazar olarak da başarılı olduğunu göstermişti. Yeni romanı İnceldiği Yerden, Biçen'in bu alanda ısracı ve kalıcı olduğunu kanıtlıyor. Elime Tutun'da birisi cinselliğini yitirmiş diğeri dilinden vazgeçmiş iki insan arasındaki aşkı anlatmıştı. Yani ilk bakışta konu açısından iki roman arasında hiçbir benzerlik yok. Ancak yitirilmiş dil ve cinsellikle ilgili göndermeleriyle, ilk romanı da tıpkı İnceldiği Yerden gibi çok katlı okumlara açıktı. Kısacası Aslı Biçen meselesini dolayımlayarak anlatmak, simgeler ve metaforlar kullanmak konusunda ısrarcı. Yerli yerinde kullanıldığında bu tarz metinlerin barındırdıkları motifler arasındaki bağıntı, aynı anlam çevresinde devinen somut ama çıplak bağıntıya oranla çok daha zengin yorumlara gebedir. Gerek Elime Tutun gerekse de İnceldiği Yerden yeniden üretilmeye uygun metinler. Ancak her okuma, okuyucuda sonlandığına göre, Aslı Biçen'in okuyucusu yeniden üretim sürecine katılmaya gönüllü ve donanımlı olmalıdır.

Göz korkutmayalım; aslında İnceldiği Yerden kolay okunan, akıcı, zaman zaman eğlenceli bir roman. Amaçladığı Türkiye –eleştirisiyle kullandığı araç ada– arasındaki bağıntı çok karmaşık değil. Adadaki iktidar sahiplerini, durumdan vazife çıkaranları, sivil bıçkın-milisleri, bayrakları, marşları, sıkıyönetim bildirilerini, savaş çığlıklarını, muhalefete geçenleri kolaylıkla yerli yerine yerleştirebilirsiniz. Zaten bunların her biri dış dünyadan, hiç uzaklardan değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin yakın tarihinden alınma olay ve imgelerden oluşturulmuş.

Mesela Andalıç'ın devasa Huzurevi binasını ele alalım; bu neden inşa edildiği belirsiz binayı kolaylıkla devlet aygıtıyla örtüştürebilirsiniz. Ama onda –Kafka'nın yapıtlarını dinsel alegori olarak görenler gibi– Tanrısal bir yan bulanlar da çıkabilir. Metne bir metafor olarak yaklaşıldığında roman kişilerinin kendileri olmak dışında farklı anlamcıklar barındırdığı açık. Buna rağmen kolaylıkla yakınlık kurabileceğiniz insanlar onlar. Biçen, ilk romanında olduğu gibi bu kez de tuhaf aşk ilişkileri etrafında canladırıyor kişilerini. Cemal ve Saliha'nın –belki de gecikmişlikten gelen– akıl ve duyguyla harmanlanmış ilişkilerini bir kenara koyacak olursak, roman boyunca karşılaştığımız ilişki manzaraları karanlık tonlara boyanmış.

Bu küçük modelde en çarpıcı vurgu, toplumun baskı ortamına kolaylıkla boyun eğmesi, iktidarını ilan edene sorgusuz sualsiz teslim olunması. Bunun nedeni kendini taşralı hissetmektendir belki de. Denizde bir başına salınan bu taşra kasabası kendini dünyanın taşrasında gören bir ülke için yerine iyi oturmuş bir eğretileme.

Ada metaforu edebiyatta sık kullanılmıştır. Cüneyt Arcayürek'in 12 Eylül darbesini eleştirdiği 'Ku-De-Ta'da siyasi taşlama mekânıydı. Yaşar Kemal'in üç cildi tamamlanan Bir Ada Hikâyesi'nde alternatif bir kuruluş tarihinin sahnesiydi. Orhan Pamuk, Kar'da seçtiği mekan ada değilse bile, karla yolları kesilen Kars şehriyle Türkiye tablosunu taşra üzerinden yansıtmıştı. Ne var ki, İnceldiği Yerden'in yerli örneklerden ziyade yabancı bir romanla benzerlikleri daha belirgin: Saramago'nun Yitik Adanın Öyküsü'nden söz ediyorum. Saramago'nun romanında da bir deprem sonucu İspanya'yla Fransa arasındaki sınır çatlamış, "İberya Yarımadası limandan ayrılan ve bir kez daha bilinmeyen bir denize açılan bir gemi olarak" Avrupa'dan ayrılmıştı. İberya'nın kopup Amerika'ya doğru sürüklenişi ile Andalıç'ın Anadou'dan kopup Yunanistan'a doğru sürüklenişi bir yana, sürüklenşi engellemek için gösterilen çabalar, halkın panik ve şaşkınlığı türünden alt hikâyeler de İnceldiği Yerden'in yan hikâyecikleriyle benzeşiyor.

Söz konusu benzerlikleri İnceldiği Yerden'in zaafları olarak görmüyorum. Bir temadan, bir matafordan ya da bir karakterden esinlenmeler roman tarihinde sıkça görülmüştür. Mesele esinlenmeyi özgün bir hikayeye dönüştürmekte. Aslı Biçen'in Saramago'dan esinlenip esinlenmediğini bilmiyorum, esinlendiyse bile özgün bir hikâye çıkarmasını bilmiş. Ancak esinlenmeler daha önce okunmuş olanların gölgesinde kalma tehlikesi taşır. Belki de bu nedenle İnceldiği Yerden'deki kopuş metaforu çok çarpıcı gelmedi bana. Doğrusunu söylemek gerekirse çok iyi başlayıp vaatkâr açılımlara gebe gelişmelerle süren taşra hayatı anlatısı üzerinde ısrar etmesini tercih ederdim. Neyse ki Aslı Biçen'in dili ve üslubu hikâyenin yarattığı eksilik duygusunu fazlasıyla telafi eder nitelikte. Özellikle –kısa bir alıtı yaptığım– deprem ve Andalıç'ın deniz seferine dair sahnelerde dil ve anlatı doruğa çıkıyor.

Türkiye Cumhuriyeti metaforu olarak yüzen bir taşra kasabası görmenin çok çarpıcı olmamasını edebiyat geleneğine bağlamıştım. Bir neden daha sayacağım; Türkiye'de hiç bir şeyin gizlenme ihtiyacı duyulmadan yapılıyor olması buraları anlatmak için metafor ihtiyacı bile yaratmıyor. Tektipleşmeye hevesli bir toplumda taşranın her kenti, her kasabası merkezin zihniyetini, ötekine ve özgürlüklere tahammülsüzlüğü dolaysızca yasıtıyor. Taşralılık içselleştikçe, taşra Türkiye oluyor.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.