Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-712-8
13x19.5 cm, 184 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Karin Karakaşlı, “İstanbul âşığının Ararat kaçamağı”, Sabah Kitap Eki, 15 Nisan 2009

"Yükseklerdeydi. Bulutların da üzerindeydi. Yerden yükselmiş gibi değil de, gökyüzünden yere doğru uzanmış gibiydi. Lütfetmiş de uzanmış gibi. Lütfedermiş zaten... Öyle dediler. Sen istiyorsun diye görünmezmiş. Kendi istediği zaman lütfeder belirirmiş. Canlı o. Ruhu var. Ve ben ona âşık oldum. Ben, ada çocuğu, tipik deniz insanı, bir dağa âşık oldum... Öyle bir güzellik ki bu 'Al senin olsun,' denecek gibi değil. Yoksa dağ bu işte.. Senin olsa ne olacak? Orada duruyor, çıkıp tepesine yaşayacak değil ya insan... Denizi paylaşamamaya benzemez ki bu. Ama öyle bir güzellik ki... Çarpıyor, büyülüyor, iç eritiyor, âşık ediyor. Keşke sınır, tam dağın ortasından geçseydi diyorum. Her iki yan da eşit sahiplenerek sürseydi o güzelliğin sefasını." Bercuhi Berberyan Ermenistan'da Bir Türkiyeli başlıklı anlatı kitabında Ararat-Masis-Ağrı Dağı ile karşılaşmasını böyle anlatmış. Metis Yayınları'ndan çıkan kitap, tam da Ermenistan sınırının açılıp açılmaması konulu siyasi tartışmaların ortasına olanca insancıllığı ile düşüverdi. Yepyeni bir seçenek misali. Bercuhi Berberyan, ömrünü amatör tiyatoya adamış, son yıllarda da İçimiz Isınsın Biraz başlıklı öykü kitabı ve Agos gazetesindeki köşe yazılarıyla kendini yazının diliyle de ifade eden bir sanatçı. Bu anlatı kitabının başlığından da anlaşılacağı üzere Türkiyeli bir Ermeni. Ve böyle bir kitap yazma güdüsünden de anlaşılacağı üzere kimlikleri sadece verili biçimleriyle değil, emekle, deneyimle doldurmayı deneyen bir insan. Kimlik ödeşmelerini bir ömür sürdürdüğü için, sıradan olabilecek bir geziyi bir dönüşüm hikâyesi olarak yaşamış. Yaşamakla kalmamış, yaşatmaya da kalkmış. "Vatan bildiğim yerde vatandaş sayılamıyorum. Vatanım sanılan yeri vatan sayamıyorum. Ben Türkiyeli bir Ermeni'yim. Köküm Anadolu'da. Doğum yerim İstanbul. İstanbul benim canım," diyor ya, oradan başlayarak bir yandan okur kisvesiyle siz de soruyorsunuz. Ben kimim, vatanım nerede? Ayrıntılarla zengin bir kitap elimizdeki. Tatla, dokuyla, görüntüyle ve ne çok da izlenimle dopdolu. Ukalalık etmeden paylaşılan Ermeni kültürü bilgileri de cabası. Bercuhi Berberyan'ın vızır vızır işleyen beyni sizi sadece Ermenistan'la birbaşına da bıraktırmıyor asla. Yazarın aklına geliverenlerle kendinizi beklenmedik parantezlerin içerisinde yol alır buluyorsunuz. Gerçek bir Tolkien hayranı olan Berberyan, bir ara komşu ülkenin dağ bayırında okuru Orta Dünya'ya bile sürüklüyor. Derken araya İstanbul hatırları karışıyor. Bir kez daha anlıyoruz, insan tüm aidiyetlerini içinde taşır. Gördükleri kadar saklı tuttuklarıdır kendi kutsal mekânları. Vatan da anılarla örülü, ortaya karışık bir coğrafyadır. Gönül neye meylederse sınırları oraya doğru genişler.

Kitabın en büyük armağanlarından biri insanı yazmaya ve paylaşmaya teşvik etmesi. Özellikle de Türkiyeli Ermenileri... En azından ben öyle hissettim, öyle inanmak istedim. Türk-Ermeni ilişkilerinin çözümü olmak sanki Türkiyeli ve Ermeni kimliklerini madalyonun iki yüzü misali taşıyan bizlerin kaderi gibi. Türkiyeli bir Ermeni'nin aidiyet hesaplaşmalarından Türk toplumunun ve Türkiyeli olmayan tüm Ermeni dünyasının öğrenebileceği şeyler var. Bercuhi Berberyan, böyle ulvi amaçlarla koyulmadı yola. Zaten yola öyle koyulursan sırıtır, samimiyetsiz kalırsın. Onun yaptığı, tam da dediği üzere bir duygu kitabı oluşturmak. Takıntıları, beklentileri, şaşkınlıkları, hayalkırıklıkları, sevinç ve hüzünleriyle koca bir duygu kitabı. "Ya benim Ermenistanım?" diye sorduruyor okura bu kitap. Anlatasınız geliyor çünkü sizinki de çok farklı. Yekpâre Türkiye Ermeniliği, Türkiyelilik ve Ermenistanlılık yok ki... Ne mutlu da yok. Farklar belirliyor anlatacaklarımızı. Gönlümüzden uzak tutulmuş bir komşuyu hem de o ülkeyle de burayla da bağı olan bir insandan dinlemek... Onun sorularının, isyanlarının, kendi kendine gafil avlanışlarının içinden geçerek keşfetmek, yolculukların en anlamlısı. Berberyan da kitabın bir bölümüne "Bu kitap sırf bu bölüm için yazıldı," diyerek Ermenistanlı bir kuşçuyla olan macerasına ortak ediyor hepimizi. Para karşılığı omzundaki bembeyaz güvercini uçuran adam, karşısındaki kadın dram yerine yanlışlıkla 1YTL verince parayı yere atıvermiş. Bercuhi Berberyan da dram vermeyi ya da aslında Ermeni olduğunu belirtmeyi gururuna yedirememiş. Ama öte yandan kuş da pek güzel. Önce küfrettiği adama dönüp kuşu kendisine uzattırmış. Bir güzel sevip okşamış. "Göz göze geliyoruz bir an adamla. Anlamaya çalışıyoruz karşılıklı neler hissettiğimizi. Sonra 'Oh!.. Şimdi ister uçur, ister uçurma,' diyerek, dönüp hışımla iniyorum merdivenleri. İşte bu kadar. 'Kuyrig can!' diye sesleniyor birden arkamdan. 'Ben senin o güzel yüreğin için, yine de bu kuşu uçuracağım şansına,' diyor ve elini dudaklarına götürerek bana bir öpücük yollarken, salıveriyor güzeller güzeli güvercini. O sevimsiz, dişsiz ağzı gülümsüyor ve sevgi var çukura kaçmış kara gözlerinde. Gördü yüreğimdeki koşulsuz sevgiyi. Aldı. O sevmediği 'Türk' de olsam... sevdi beni." Bu karamizahta sevginin kimlikleri aşıveren boyutu saklı. İnanmak ve yaşamak üzere saklı. Ha bu arada, sınır kapalıydı hâlâ, değil mi?..

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.