Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-789-0
13x19.5 cm, 264 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Kenarda, 2003
Gençlik Düşü, 2006
Uzun Yürüyüş, 2015
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Eray Ak, “Köklere yolculuğun durgun günleri”, Cumhuriyet Kitap Eki, 3 Mart 2011

Ayhan Geçgin 2003’te ilk romanı Kenarda ve 2006’da Gençlik Düşü ile çıkmıştı okuyucuların karşısına. Son Adım, yazarın üçüncü romanı. Geçgin, bu iki romanıyla dikkat çekmiş, kendine özgü bir okur kitlesi edinmiş ve özellikle yapıtlarını kurduğu dili onun öne çıkan özelliği olmuştu. Geçgin, yeni yayımlanan romanı Son Adım’da da yakaladığı bu kendine özgü biçemini yanına alarak çok çarpıcı bir hikâyeyi, vurucu bir karakterle anlatıyor.

Son Adım’ın kahramanı, beraber yaşamak “zorunda kaldığı” babaannesinin dili döndüğünce Alisan diye seslendiği, dar gelirli ailesinin iki çocuğundan biri olan Ali İhsan. Kahramanımız, babaannesiyle “yaşamak zorunda” diyorum, çünkü Alisan’ın babaannesiyle bir duygu birliği yok. Aralarındaki ilişkiye bir isim vereceksek, bu olsa olsa “kader birliği” olabilir, ancak daha fazlasını söylemek Alisan ve babaannesi arasındaki ilişki için oldukça zor. Otuz dört yaşında ve bu yaşta olmasına rağmen hâlâ babaannesiyle yaşamasının nedeni, ölmüş ailesi gibi onun da maddi olanaksızlıklar içinde olması. Bu yüzden de doğup büyüdüğü Küçükçekmece’deki babadan kalma evde, babaannesiyle birlikte hayatını sürdürüyor. Yaşamını kazanmak için sevmediği bir işte depo görevlisi olarak çalışıyor. İşine gidiyor, vardiya bitince de eve geliyor. Duyguları alınmış gibi, amaçsızca yaşıyor.

Durgun akan satırlar

Alisan bu yaşamdan, toplumdan ve dış dünyadan kopuk bilinciyle Albert Camus’nün sarsıcı romanı Yabancı’nın kahramanı Meursault’yu andırıyor. Meursault’nun “umursamazlığı” var Alisan’ın üzerinde. Romanın ilk bölümlerinde, yine Yabancı kökenli olduğunu düşündüğüm “varoluşçu tınıları” duyumsayabiliyoruz. Bu ilk bölümüne belirgin bir durgunluk hâkim. Alisan düşünüyor, dile getir(e)miyor; yani, dışına asla ve asla taş(a)mıyor. Ne olursa kendi içinde oluyor. Babaannesiyle içini ferahlatacak, konuşabilecek ne kafada ne duygudalar; öylece kala kalıyor. Alisan’ın romanın ilk bölümünde anlatılan yaşamını ve ruh halini özetlemek için şu cümle yeterli olacaktır: “Para hırsım yok belki, ama başka bir hırsım, isteğim, arzum da yok –ya da öyle diyorsun, gücüm ancak kendimi bir arada tutmaya yetiyor sadece, bugünden bir sonraki günü geçirebilecek gücü bulmaya çalışmaya yetiyor.”

İlk bölümde, geriye dönüşlerle Alisan’ın yarım kalmış üniversite hayatının çarpıcı bölümlerine de tanıklık ediyoruz. Romanın ileriki aşamalarında çokça karşımıza çıkacak olan “kimlik” sorunsalı, bu ilk sayfalarda kendine fazla yer bulmuyor. Geçgin, roman boyunca yüzümüze vurduğu gerçekler kadar, “sezdirme” gücüyle de dikkat çekiyor. İşte bu ilk bölümde, okuyucular Alisan’ın kimliğini sadece sezerek ortaya çıkarmaya çalışıyor. Bu bağlamda okuyucuya romanda “aktif” olma şansı da tanınmış. Genelde öykülerde görmeye alışkın olduğumuz bu küçük “boşluklar”, “düşünme payları” Son Adım için de geçerli ve kanımca, başarıyla roman omurgasına oturtulmuş bir unsur.

Romanın anlatımı ise birinci ve üçüncü ağızlarda değişiyor. Öldüreceği insana, yaşamını film şeridi gibi gösteren ölüm meleğini andırıyor anlatıcı. Yaşamın her anında onunla olan ve öleceği sırada bir çırpıda tüm yaşamını arkadaşına anlatan biri gibi adeta.

Vasiyet

Bu durgun ve kasvetli akan sayfalar, Alisan’ın işten çıkarılmasıyla biraz devinim kazanır gibi oluyor, fakat bu onun iç dünyası açısından bir değişiklik oluşturmuyor. Kahramanımız, bu işten çıkarılma olayını bir fırsata, kendi sorunlarını giderebilmek adına bir şansa çevirmek isteğiyle biraz insan içine karışmayı, tatile gitmeyi deniyor. “Normalleşme” adına giriştiği tüm bu işler de yine kendi içsel sorunları nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanıyor. Romanın tüm seyrini değiştirecek olay ise bu tatil dönüşünde meydana geliyor. Babaanne, bir gece aniden rahatsızlanıp hastaneye kaldırılıyor. Alisan için de “hastabakıcı günleri” böylelikle başlıyor.

Babaannenin rahatsızlığı onu yatağa düşürüyor. Alisan’ın bu hastabakıcı günlerinde ise alt komşuları, çocuklu bir dul olan, aslında hiç de hoşlanabileceğini düşünmediği Kader karşısına çıkıyor. Bu zor günlerde bir rahatlama durağı gibi adeta Kader Alisan için. Hem babaannenin bakımında az da olsa ona yardım ediyor hem de ona unuttuğu kadın kokusunu tekrardan hatırlatıyor. Neyse ki kadının bu hasta yatağındaki günleri çok sürmüyor, fakat geride bir vasiyet bırakıyor: Kendi topraklarında, doğduğu yerde, Tunceli ile Bingöl arasındaki Bindağ'da gömülmek.

Alisan yaşlı kadının ölümünü de kendi değişimi adına bir fırsat olarak kullanmak istiyor. Kendi gelişimini, daha çocukluğunda saklandığı “arka odadan” çıkabilmeyi amaçlıyor: “Kadının ölüsü bir işe yarasın, bu gerçekten bir son olsun. Yaşamımın şimdiye kadar olan bölümünden bana kalan boş, kuru bir kabuktu. Bu kabuk dağılsın, bir yaranın kabuğu gibi dökülüp gitsin, içinde olan neyse ortaya çıksın” (s. 177). Alisan, Bindağ’a yapacağı bu yolculuğun kendisine yeni bir yaşamı muştulamasını arzu ediyor. Bir ölümden yeni bir hayat yaratmak istiyor.

Bireyden toplumsala evrilen çizgi

Alisan’ın kişisel sorunlarının ağırlıkla yer verildiği birinci bölümünün ardından babaannenin ölümüyle, bireyden toplumsala uzanan bir evrim yaşıyor roman. Babaanneyi topraklarına geri götürmek için yapılan yolculuğun anlatıldığı daha ilk satırlardan “seziyoruz” bunu. İşte, romanın önemle ele aldığı “kimlik” sorunsalı da bu bölümde karşımıza çıkıyor.

Batıda, büyük şehirde yaşamış, ancak kökenleri Doğuda olan bir karakter Alisan. Bu Alevi-Kürt gencinin, kökeni ve yetiştiği kültür arasında kalışı baş gösteriyor babaannesini defnetmek için gittiği köyde. Ele alınan “kimlik” sorunsalı da bu arada kalmışlık üzerinden gösteriliyor okuyucuya. Köydeki akrabalarının onu nasıl karşıladığı, kaçtığı insanların aslında “ne” olduğunu görmesi onu şaşırtıp telaşa sürüklüyor: “Sorulara yanıt vermeye, konuşmalara katılmaya, gülümsemeye çalışırken için için rahatsız oluyorsun. Bunlar aslında gelmelerini, gelip kapını çalmalarını istemediğin insanlar, hatta kapını çalmalarından korktuğun insanlar. Korkmak mı? Evet, tıpkı yakalanmaktan korkan birisi gibi korkmak. Canını asıl sıkansa onların kapılarının sonuna kadar açık olduğunu görmen” (s. 186).

Yukarıdaki satırlar, köklerini kaybetmenin de önemli bir vurgusu. Bu vurguyu, hem dil hem aidiyet üzerinden yapıyor yazar. Romanda, başlarında sezdirilen, sonrasında ise açık açık yüzümüze vurulan unsurlar bunlar. Dil, Alisan’ın köyünde yaşadığı sorunlar ve ilk bölümde zaman zaman babaannesini anlayamaması gibi durumlarda öne çıkarılmış yazar tarafından. Babaannesi ve evine gelen arkadaşının konuşmalarını “uğultu” olarak adlandırması da bu bağlamda dikkat çekici; köklerinden kopuşun da önemli bir göstergesi. Bunun yanında, yazarın birçok farklı “tarafı”, karşıtlıkları aynı roman çatısı altında toplayabilmesi de oldukça dikkat çekici.

Doğunun yaşantısını Doğu kökenli bir Batılı gözüyle anlatması ve bu bakışa farklı açılımlar kazandırması, Geçgin’in romanını –edebi değerini çok ayrı bir yerde tutarak– önemli kılıyor. Doğuya çok farklı bir bakış Geçgin’inki. Alisan’la, Doğuya bir köprü uzatıyor yazar ve köprünün bir ayağını da bilerek zayıf bırakıyor. O zayıf ayak da aslında, günümüzde Doğu'dan göç etmiş ailelerin çocuklarının hepsinde görülen bir durumu temsil ediyor: Kökenleriyle bağını koparmayı ya da bile isteye ondan uzaklaşmayı. Alisan’ın bu yolculuğuyla, Batı’nın Doğu’yu nasıl algıladığına dair de önemli izlenimler ediniyoruz. “Gölge” diye niteliyor gördüğü insanları Alisan romanın bir bölümünde. Kanımca bu kelime, Batı’nın Doğu’yu algılayışını vurgulamak adına önemli. Zaten Son Adım da bu gölgeden direkler üzerine kuruluyor.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.