Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-770-8
13x19.5 cm, 68 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Kim Bağışlayacak Beni, 2005
Ba, 2005
Y’ol, 2006
Fakir Kene, 2016
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Nuray Küçükler, “Bu cahilin, yoksulun, barbarın ışık neyine, onlar ziyan!”, Agos Kitap/Kirk, Haziran 2010

“Şairin meselesi, bilirsin, hayatla iç içedir, hayatla birlikte yürür. Fakirinki gibi” diyor Birhan Keskin, 9 Nisan tarihli Radikal Kitap Eki’nde yer alan söyleşisinde. Onu bir şair olarak, vicdanını, hayatın yüzünü, ötekileştirmeyi kazımaya iten de bu mesele olsa gerek. Soğudukça katılaşan yerin yüzünü, hayatın öte köşelerini kazıyarak insana ulaşmaya çalışıyor Birhan Keskin. İnsana ve Bağdat’a, Gazze’ye, İstanbul’a dair sözlerine, sözcüklerine, imgelerine ulaşıyor. Belki bu yüzden, son kitabına bu güzel adı, Soğuk Kazı adını koymuş.

Birhan Keskin’in sekizinci kitabı Soğuk Kazı. Ondan önce Delilirikler, Bakarsın Üzgün Dönerim, Cinayet Kışı, 20 Lak Tablet, Yeryüzü Halleri (bu beş kitap Kim Bağışlayacak Beni adıyla bir arada da yayımlandı.), Ba ve Y’ol var. Tümü birden, hayatla derin meseleleri olan bir şairin sözleri olarak kabul edilebilir. Evet, tümü birden, hayata dair derin dertleri imgelerle, sözcüklerle, daha geniş anlamıyla dille şiirselleştiriyor.

Delilirikler’de şiir öznesinin, şiirin konuşan sesinin duygularını ön plana çıkaran bir söylem kuruyor Birhan Keskin. Bakarsın Üzgün Dönerim’de, hatırlama ve unutma üzerinden geçmişe, anılara yer veriyor şiirlerinde. Çocukluk, anılar, büyümek ve geçmiş zaman sözleri beraberce bir söz söylüyor usulca: “ ... dünya çok üzücü bir yerdi, savaş filmlerini ve / samurayları eskisi gibi sevmiyordum...” Cinayet Kışı’nda da anılar ve geçmiş önemli bir yer tutuyor. Bu kez şiir öznesinin sesinde aşk da var, aşkın yanı sıra yeryüzü de. Yeryüzünü insana canlılık veren bir öğe olarak şiirine taşıyan Keskin’in bu öğeyle tüm şiir serüveni boyunca yakından ilişkili olduğunu söylemek gerek aslında. Özellikle Yeryüzü Halleri’nde çok baskın bir biçimde ortaya çıkan bu durum, Cinayet Kışı’nda da görünür oluyor: “ucunu kaybetmiştik yeryüzünün / kökünden sökülmüştük.. / artık uzak bile değildik.. / ölmüştük..” Öte yandan, Yirmi Lak Tablet’in adı, ana izleği tedavi olan bir şiirselliği hatırlatıyor. Dünyanın yorduğu bir şiir kişisi “çağımın aklında plastik çiçekler açıyor” diyor ve yeryüzüne sığınıyor bir anlamda. Dünya ve yeryüzü, Keskin için birbirinden çok ayrı şeyler çünkü. Dünya, tarihsel ve insanın acı veren uğraşlarıyla dolu bir mekânken, yeryüzü insan tarafından araçsallaştırılmamış, insanı çevreleyen bir uzam. Bu anlamda Birhan Keskin’in doğanın insandan ayrı düşüşüne itiraz ettiğini ve doğada yer alan varlıkları birer özne olarak şiirine taşıdığını da söylemeli. Özellikle Yeryüzü Halleri bu açıdan oldukça önemli. Şairin bu kitapla doğanın animistik değerini geri vermeye çabaladığını söyleyebiliriz. Ba ise, yarım kalmış sözlerin toplamı niteliğinde bir kitap. Kitabın ithafının “Dilimde yarım kalmış bir hece gibi kalan babamın güzel hatırası için..” sözleriyle sunulmuş olması da bu yarım kalmışlığa işaret ediyor. Yarım kalmışlar, arada kalmışlıklar üzerine kurulmuş olan şiirler var Ba’da. Y’ol ise acıyı ve acıyı aşabilmenin yolu olarak adalet arayışını dile getiriyor sanki. İnsanın acı veren uğraşlarından kaynaklı bir acı, burada söz konusu olan. İnsanın doğayı araçsallaştırmasından, kendi gibi olmayanı ötekileştirmesinden, güçlü ile güçsüz arasındaki uçurumdan kaynaklanan bir acı. Bu acı en çok da kitabın son şiirinde görünür oluyor. Şiirin adı, Öteki. Bir sonsöz niteliğindeki bu son şiir şöyle:

Ama siz yükseleceksiniz hep bembeyaz, / onlar aşağıda siyah kalacak! / Sizin başınız bulutlarda dursun onlar balçıkta bacak! / Siz tatlı rüyalarınızı görün, onlar terleyip sıçrayacak! / Kavunun kabuğuna bıçağı indirin siz, onlar kaçışacak. / Genişleyin siz merkezde onlar kenarda daralacak! // Onlar seyrek bir fotoğrafta uzağa bakanlar. / Onlar bir ömür taşlara su tutanlar. / Onlar bir hatırada donmuş duranlar. / Onlar bu dünyada yanmış da külde uyuyanlar. // Siz nasıl da menekşe gözlüsünüz onlarsa hep aç gözlü! / Ah siz ölümsüzsünüz dünya üstünde, onlar ölümlü. / Ve siz nasıl da güzel kokuyorsunuz, insanın hası / Onlar kenarda kirliler; onlar atık, onlar sası. // Ah siz, nasıl da ‘Siz’siniz buram buram, onlar avam. / Bu cahilin, yoksulun, barbarın ışık neyine, onlar ziyan! // Siz ‘It was very amazing’ derken ‘and fun’ / Onlar özür dileyenlerdi ağacın ruhundan. // Balkonunuz çok yüksek sizin baş döndürüyor. / Dünya pek alçak bir yer olacak yakında öyle görünüyor.

Birhan Keskin’in, Y’ol’dan sonraki kitabı olan Soğuk Kazı, işte böyle bir şiirsel geçmişin üzerinde yükseliyor. Temelinde acı, adalet arayışı ve itiraz etme var. Kitabın ilk şiiri, ‘Pu’u O’o’. Bu adın ne anlama geldiğini bilmeden okumaya başladım kitabı. Bu şiir, içindeki oddan ve dışındaki kabuktan bahseden bir şiir kişisinin dilinden yazılmıştı. Sonra, yukarıda bahsettiğim söyleşiden öğrendim ‘Pu’u O’o’nun neyin adı olduğunu. Söyleşiyi yapan (ve Soğuk Kazı kitabı kendisine ve arkadaşlığa ithaf edilen) Figen Şakacı, bunun, Hawaii’nin Büyük Adası’nda, patlama sonrası lavların yanardağ ağzında birikmesi sonucu katılaşmış bir kraterin adı olduğunu söylüyordu söyleşisinde. Bunu öğrendikten sonra, ilk şiirin, kitabın genel izleğine derinden bir gönderme taşıdığını düşündüm. Öyleydi gerçekten de; kitap, soğuyarak katılaşmış gerçekliklerin içindeki gizli odlara ulaşmaya çalışıyordu. İnsanlığın mirası, yeryüzüyle kurduğu ilişki, kentler, savaşlar bir bir gün yüzüne çıkıyordu bu şiirlerde. Kazınarak...

Böylece Birhan Keskin’in bir insan olarak, bir şair olarak çabası tekrar görünür oluyor: İlk şiirden sonuncusuna dek kazıyarak çoğaltıyor imgeyi Keskin. İnsanın acısını, vicdanın yükünü, seyirci kalmanın katlanılmaz ağırlığını anlatan imgeler çoğalıyor şiirler boyunca. ‘Jospi’, ‘Flamingo’, ‘Artık her şey tüccarların elinde’ gibi şiirler, Yeryüzü Halleri’nin devamı gibi sanki. İnsanın yaşadıkça acılar yaratmasını ve buna karşın doğanın dinginliğini ve bütünlüğünü söylüyor bu şiirlerdeki sözler. ‘Sulukule’, ‘İstanbul’, ‘Bağdat’ ve ‘Gazze’ gibi şiirler ise, kentlerin içinden geçen, kentlerin acısını yüklenen bir şiir öznesinin sözleri. Böylesi bir akışı var Soğuk Kazı’nın. “Her şeyin tüccarların elinde” olduğu bir dünyada, yeryüzünün yaralarına çare bulma uğraşı olan bir anlatıcı ses duyuluyor şiirlerden. Bu ses, kitabın başlığıyla aynı adı taşıyan son şiirde görsel bir niteliğe bürünüyor. Soğuk Kazı başlığını taşıyan bu son şiirde, Keskin, ‘birbirimize baka baka’, ‘göz göregöre’ gibi yinelemeleri sıkça kullanarak bir deneyselliğin izini sürmüş. Böylece, ‘bir arpa boyu yol giden’ insanlığın trajedisini dile getiren, sözle şekli bir araya getiren görsel bir şiir yaratmış sonsöz yerine.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.