Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-788-3
13x19.5 cm, 184 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Gökteki Göz, 1997
Vulcan'ın Çekici, 1998
Yüksek Şatodaki Adam, 1999
Alfa Ayının Kabileleri, 2002
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Müfit Özdeş, "Krrçiysk", s. 171-178

Merendiz gezegeni Beslenme Bakanlığı'na bağlı Et Ürünleri Kurumu'nun robot araştırma gemisi Ysif 86-D, Merendiz' den 172 ışık yılı uzaklıkta, bizim Güneş adıyla bildiğimiz Sol yıldızının 15 ışık saati yakınına ulaşınca, geminin baş bölümündeki foton duyargalarına gelen ışık yoğunluğu, önceden saptanmış kritik değeri aştı. Gemiye kumanda eden bilgisayar, programlandığı gibi, geminin bütün fonksiyonel devrelerini ve taşıdığı en değerli yük olan madde transformatörünü çalıştırdı.

Madde transformatörü, maddeyi ve enerjiyi, evrende henüz yalnızca Merendizliler ve sayılı birkaç gezegen tarafından keşfedilebilmiş en küçük bileşkesi olan mikrovers'lere ayırıyor ve alıcı transformatörün dalga boyuna kodlanmış olarak yayınlıyordu. Alıcı ve verici transformatörlerin aynı dalga boyunda kodlanması, bu iki transformatörün çevresindeki transformasyon alanlarını mikroversal evrende çakıştırıyor, bizim bildiğimiz makroversal evrende ise yüzlerce, hatta binlerce ışık yılı uzaklıkta olabilecek bu iki nokta arasında böylece göz açıp kapayıncaya kadar mesaj ve enerji iletilebiliyor, yük ve yolcu taşınabiliyordu.

Merendizliler şimdiye dek kendi gezegenlerinden ancak birkaç yüz ışık yılı ötelere ulaşabilmişlerdi. Çünkü mikroversal iletişim ve ulaştırmanın sağlanabilmesi için önce ikinci transformatörün makroversal evrende yerine ulaştırılması gerekiyor, bu ise ışık hızına yaklaşan hızlarda bile Merendizliler'in normal yaşamını kat kat aşan süreler gerektiriyordu. Bu nedenle Merendizliler, evrene egemen olma ve gezegenlerindeki trilyonlarca aç Merendizli'yi doyurma mücadelesinde, binlerce yıldan beri bilgisayar kumandalı robot araştırma ve transformatör gemileri kullanıyorlardı.

Merendiz ekonomisi ve kültürü avlanmaya ve talana dayanıyordu. Etobur bir ırk olan Merendizliler'in gönderdiği araştırma gemileri uzayın derinliklerinde binlerce yıl yol alıyor, besin kaynakları sağlayabilecek başka yıldız sistemlerine ulaşıyorlardı. Her biri madde transformatörüyle donatılmış olan bu araştırma gemileri, proteinli besin kaynağı keşfedinceye kadar yıldızdan yıldıza dolaşıyorlardı. Sonunda böyle bir kaynak bulununca, Et Ürünleri Kurumu Araştırma Bölümü görevlisi olan Merendizli uzmanlar, madde transformatöründen geçerek işlenecek gezegene geliyorlar ve gerekeni yapıyorlardı.

Bu yöntemle koca bir gezegende trilyonlarca kişiyi doyurmak ilk bakışta olmaz gibi görünse de aslında hiç zor değildi, çünkü evrenin diğer gezegenlerindeki yaratıklara göre çok ufak olan Merendizliler, dünyamızdaki böceklerden daha iri değillerdi ve üstelik dünyamızın böceklerine çok da benziyorlardı. Yırtıcı dişler ve pençeler; minicik kıllı gövde; yarısı el olarak kullanılan on iki bacak; gövdeye göre çok iri olan, minyatür insan gözlerini andıran bir çift göz ve hareketlerindeki zeki yaratıklara özgü kararlılık bu şaşırtıcı manzarayı tamamlıyordu.

Ahmet'in başı yine çatlayacak gibi ağrıyordu. Annesi ona aspirin verdi. Ahmet masaya oturdu ve defterlerini, kitaplarını açtı. Orta son sınıftaydı. Her yıl bütünlemeye kalan başarısız bir öğrenciydi ve çok çalışması gerekiyordu. Oysa şiddetli baş ağrıları dikkatini dağıtıyor ve Ahmet okuduğu hiçbir şeyi anlayamıyordu. Yarım saat çabaladıktan sonra kitaplarını toparladı ve uyumaya gitti. Babası ile annesi üzüntülü gözlerle onu izlediler.

"Bu çocuk okuyamayacak," dedi babası.

Ysif 86-D'nin spektroskopik analizörleri Sol sisteminin bütün gezegenlerini taradıktan sonra, bizim Dünya adıyla bildiğimiz üçüncü gezegenin yüzeyinde yüksek miktarda karbon bileşiği saptadılar. Gezegenden gelen bütün verileri değerlendiren gemi bilgisayarı, bu gezegende hayvansal yaşam olduğu yargısına vardı ve madde transformatörü aracılığıyla Merendiz'e müjde sinyalini gönderdi:

"Et bulduk!"

Ahmet'i doktorlara götürdüler. Hepsi migren dedi. Çaresi yokmuş. Çocuk sık sık dalıyor, denileni anlamıyor, bazen de olağanüstü zekâ belirtileri gösteriyordu. Annesi, yalnız kaldığında, bazen mankafa bazen de bir dâhi olabilen zavallı oğlu için sessiz hıçkırıklarla saatlerce ağlıyordu.

Sinyal, Ysif 86-D Proje Görevlisi Krrçiysk'e ulaştırıldı. Krrçiysk derhal üstlerine durumu bildirdi, dostlarıyla vedalaştı ve madde transformatöründen geçerek gemide göreve başladı.

Giderek hızını düşüren Ysif 86-D, birkaç hafta sonra dünya çevresinde yörüngeye girdi. Gemi haftalarca yörüngede kaldı. Krrçiysk, güçlü teleskoplarla dünyayı inceledi, dünyadan gelen radyo yayınlarını bilgisayar yardımıyla değerlendirdi ve artık projenin tehlikeli ikinci aşamasına geçilebileceğine karar verdi.

Üstün Merendiz biliminin geliştirdiği kişilik transferi teknolojisini uygulayan Krrçiysk, kendini bilgisayarın güvenilir denetimine teslim etti. Krrçiysk'in bütün biyolojik ve psikolojik parametrelerini, sabit ve değişken karakteristiklerini saptayan gemi bilgisayarı, bu verileri elektronik olarak kodlayarak bir toz tanesi büyüklüğündeki transfer ünitesine kaydetti.

Krrçiysk'in böceksi bedeni dondurulup gemide bekletiledursun, kişiliğini taşıyan toz zerresi minik bir planörle dünyaya, uçsuz bucaksız bir bozkırın ortasına indi. Yörüngede iken dünyadan elde ettiği verileri irdeleyen Krrçiysk, bu gezegendeki egemen yaşam biçiminin insan adlı iki kollu, iki bacaklı dev gibi bir hayvan olduğunu saptamıştı. Bu nedenle, Krr-çiysk'i taşıyan toz zerresinin duyargaları insana özgü kromozom yapısını algılayacak biçimde, karar ve motor merkezlerini oluşturan tümleşik devreler ise rastladığı böyle ilk yaratığa yönelecek şekilde programlanmıştı.

Nitekim zerre, birkaç gün sonra böyle bir yaratık saptadı. O yöne doğru uçarak ve yaratığın solumasından yararlanarak burnundan içeri girdi. Burun mukozasından kılcal damarlara nüfuz eden zerre, vücudu birkaç kez dolandıktan sonra, omurilik yakınlarında sinir sistemine geçmeyi başardı. Dokular arasında haftalar süren zorlu bir yolculuktan sonra beyne ulaşan zerre, serebruma yerleşti ve tehlikeli operasyonun bu aşamasının başarıldığını Ysif 86-D bilgisayarına bildirdi. Son bir kez durum değerlendirmesi yapan ve Merendiz'den onay alan bilgisayar, transfer zerresine aktivasyon sinyalini gönderdi.

Krrçiysk, bineği olan insanın içinde uyanmaya başlamıştı.

Ahmet'i asabiyecilere götürdüler, onlar da çare bulamadı. Babası, hacıdan hocadan medet ummayacak kadar aydın bir kişiydi. Oğullarını mahveden bu amansız illet karşısında eli böğründe kaldılar.

Çevresindeki dokulardan emdiği enerji ile yavaş yavaş canlanan Krrçiysk önce bitkisel evreden geçti. Aylar süren bu evreden sonra giderek hayvansal içgüdülerini ve kişiliğinin öğelerini geri kazanmaya, etrafındaki beyin hücrelerini ele geçirerek elektronik kişiliğine biyolojik bir temel oluşturmaya başladı. Krrçiysk, apayrı bir biyolojik yapısı olan bu yaratığın sinir sistemini kendi böcek kişiliğine tabi kılmak için amansız ve yıllar süren bir mücadele verdi; bunu da ancak ırkının milyonlarca yıllık deneyiminden gelen kalıtımsal ustalıkla ve yörüngede durup kendisiyle sürekli temasta olan Ysif 86-D bilgisayarının yardımıyla başarabildi.

Bu süre zarfında, beynine yerleştiği yaratığa varlığını sezdirmemesi gerekiyordu. Aksi halde bu yaratık çıldırabilir ve kendini öldürerek kullanılamaz hale gelebilirdi. Böyle bir olay Krrçiysk'i bineksiz bırakarak çok zor duruma düşürür, yıllarca süren uğraşını boşa çıkarır, hatta bu yiğit uzaylı böceğin ölümüne neden olabilirdi.

Krrçiysk kendini gizli tutmayı da başardı. İçine yerleştiği yaratığa hiçbir şey sezdirmedi. Yaratık, beyin hücrelerindeki amansız mücadelenin yol açtığı baş ağrılarından işkillenmedi, aspirin ve novaljin almakla, yün takke giymekle yetindi.

"Bu çocuk okuyamayacak," dedi babası. Bu sözü her yıl en az yüz kez yineliyordu.

"Şimdi orta sonda. İnşallah bitirebilirse çırak veririz, bari bir zenaat kazanır."

Üzerine titredikleri oğullarının hali, mutsuz anne ve baba için bitmez bir üzüntü kaynağı idi.

Bineğinin yeteneklerini titizlikle inceleyen Krrçiysk, bunlar arasında telepatinin de bulunduğunu gördü. Kaderi Merendizliler ile kesişmese idi, insanoğlu hiç kuşkusuz bir gün bu yeteneğini fark edecek ve evrenin gelişmiş telepatik türleri arasına katılabilecekti. Ama şimdi bu gelişmemiş telepatik potansiyel onun ancak düşmanlarının işine yarayabilirdi.

Bineğinin telepatik potansiyelinden yararlanan Krrçiysk, iki yıllık yoğun bir çalışma ile on binlerce kişinin düşüncelerini okudu ve kafalarındaki bilgiyi taradı. Bir şeyi daha derinlemesine araştırmak istediği zaman, etki alanındaki insanlardan birine o konuda merak telkin ederek, okuyup incelemesini sağlıyor ve istediği şeyleri onunla birlikte öğreniyordu.

Dünyanın bir sürü küçük devlete bölünmüş olması da Krrçiysk'in işini kolaylaştıran bir durumdu. Böylece insanlar daha küçük çaplı operasyonlarla, ülke ülke avlanabileceklerdi.

Ahmet ortaokulu eylülde, biraz da kendisini seven öğretmenlerinin kayırması sayesinde bitirdi. Babası, çocuğu çırak vermeden önce, onunla bu konuyu son bir kez konuşmak istiyordu.

Krrçiysk'in bineği Ahmet, Türkiye adında bir ülkede yaşıyordu. Krrçiysk, Türkiye'deki et kaynaklarının nasıl işletilebileceği üzerine uzun uzadıya düşündü. İnsanlar toplumsal olarak oldukça örgütlüydüler. Besi tesisleri kurmak veya küçük av kampanyaları düzenlemek mümkün olamayacaktı. Çünkü insanlar, ilk panikten sonra örgütlenecekler ve kendilerini savunacaklardı. Bu nedenle Türkiye'deki et potansiyeli ani bir operasyonla, birkaç gün içinde tamamlanacak ülke çapında bir sürek avı ile değerlendirilmeliydi.

Krrçiysk, imkânların dikkatli bir değerlendirmesini yaptıktan sonra, Merendiz tarihinde o güne dek görülmemiş bir olayı gerçekleştirerek, bu operasyonu tek başına düzenlemesinin mümkün olduğunu fark etti. Hazırlık için bol vakti vardı. Krrçiysk'in bineği gençti ve önünde uzun bir ömür bulunuyordu. Öz bedeni ise yörüngede dondurulmuş, hiç yaşlanmadan kendisini bekliyordu. Her şey inceden inceye planlanmalıydı. Aceleye hiç gerek yoktu.

Krrçiysk aylarca düşünüp taşınarak planını geliştirdi. Önce bineğine tam hâkim olması, onun beyninde ve bedeninde kendi dolaysız egemenliğini kurması gerekiyordu. Sonra dışarıya karşı Ahmet'in kişiliğine bürünerek Türkiye'nin toplumsal hiyerarşisinde yükselecek, tepeye ulaşacak, devleti ele geçirecek, telepatik kontrol yoluyla kendine bağladığı insanları kilit noktalarına yerleştirecekti. Bundan sonra, operasyonun can alıcı noktasını teşkil eden kritik bir aşamaya gelinecekti.

Bu aşamada Krrçiysk her gün sık sık radyodan ve o zamana kadar hiç kuşkusuz etkin bir iletişim aracı haline gelecek olan televizyondan konuşacak, ülkenin her köşesini dolaşarak meydanlarda, törenlerde halka seslenecek, olabildiğince kendini gösterecek ve sesini işittirecekti. Yıllarca sürecek bu dönemin sonunda, ülkedeki tüm insanlarda görsel ve işitsel çağrışım refleksleri kurulmuş olacaktı.

Sonunda bir gün Krrçiysk televizyondan tüm ülkeye, bu kez hipnotik ses frekanslarından seslendiği zaman, herkes büyülenmiş gibi onun komutlarına itaat edecekti. Ülkeye giriş ve çıkışlar yasaklanacak, televizyon ve radyolardan yanıltıcı programlar yayınlanacak, diğer dünya ülkeleri Türkiye'de neler olup bittiğini bir türlü anlayamayacaklardı. Bu arada bütün taşıt araçları seferber edilecek, Krrçiysk'in emrindeki güvenlik kuvvetlerinin de yardımı ile herkes Ankara'ya gelecek ve yörüngeden yere indirilen madde transformatörünün transformasyon alanından geçerek Merendiz'e nakledilecekti. Her nedense hipnotik etki alanı dışında kalabilmiş tek tük kişiler ise güvenlik kuvvetleri tarafından itlaf edilecekti.

Çoluk, çocuk, kadın, erkek, yedisinden yetmişine kadar yürek birliği içinde Ankara'ya yürüyen Türkiye halkı, gelirken beraberinde koyun, keçi, sığır, kedi, köpek, bebek ve eti yenilebilir ne bulursa getirecekti. Üç gün sonra Türkiye'de bir tek insan bile kalmayacak, günlerce süren endişeli bir bekleyişten sonra keşif uçakları uçuran ve keşif seferleri düzenleyen diğer ülkeler, sırra kadem basan Türkiye halkının esrarını hiçbir zaman çözemeyeceklerdi.

Krrçiysk, tek başına sürek avı düzenlemeyi başaran ilk Merendizli olarak tarihe geçecekti. Ünü tüm gezegene yayılacak, yörüngedeki böcek gövdesine yeniden kavuşup kendi gezegenine döndüğünde, artık alışık olduğu coşkun kalabalıklar tarafından alkışlarla karşılanacaktı.

Merendiz'e varan insanlar hipnotik etkiden sıyrılacakları için derhal güç alanlarına alınarak debelenmeleri ve etrafa zarar vermeleri önlenecekti. Bunlar peyderpey et kombinalarına sevkedilecek ve lezzetlerinin bozulmaması için canlı olarak dondurulacaklardı. Türkiye halkı Merendiz'i yıllarca beslemeye yeterdi.

Gezegenin seçkin ziyafet sofraları canlı ve ayık insanların, paralize edilmiş körpe bedenleriyle donatılacak, her birinin üstünde binlerce Merendizli sevinç ve mutluluk içinde koşuşacak, gözlerini, burunlarını, yüksek şeker muhtevalı kaba etlerini ve sütbezlerini kemireceklerdi. Bu leziz insanların kanlarını içip sarhoş olacaklar, ağızlarında, bağırsaklarının arasında, husyelerinin içinde çılgınca çiftleşerek yumurtalarını bırakacaklar ve Krrçiysk'in adını minnetle anacaklardı.

"Oğlum, seni iyi bir zenaate çırak vermek istiyorum," dedi babası Ahmet'e.

"Siz bilirsiniz, efendim," diye yanıtladı çocuk, başını hüzünle önüne eğerek. Hafif bir baş ağrısı için için beynini kemirmeye devam ediyordu. Akıllı, gerçekleri kabul etmesini bilen bir çocuktu Ahmet. Okumayı istiyor, fakat küçüklükten beri yakasını bırakmayan bu illet yüzünden tahsil hayatında başarılı olamayacağını da idrak ediyordu.

"Memleket sür'atle inkişaf ediyor," dedi babası. "İstikbal sanayide, bilhassa şimendifer sanayiinde."

Oğlunun gözlerine sevgiyle baktı ve ekledi.

"Yok helvacıymış, yok terziymiş, bunlar sana yaramaz. Yarından tezi yok seni vagon fabrikasına yerleştireceğim."

Oğluna dikkatle bakıyor, ne tepki göstereceğini merak ediyordu. Her şeye hazırdı: ağlamasına, sevinmesine, ya da umursamamasına. Ama çocuktan hiç mi hiç beklemediği bir tepkiyle karşılaştı.

Evet, plan hazırdı ve artık bu mükemmel plan uygulamaya konulabilirdi. Krrçiysk bütün zihni gücünü seferber ederek bineği Ahmet'in beynindeki kişilik merkezlerine yöneltti ve aniden tüm psişik gücünü toparlayarak saldırdı. Her şey bir saniye içinde olup bitmiş, anlatılması olanaksız acılar içinde kişiliği hiçliğe gömülen Ahmet, neye uğradığını anlayamamıştı bile.

Ahmet yere yıkıldı ve bir iki çırpındıktan sonra kaskatı kesildi. Babası telaşla yerinden fırlayıp oğlunun yanına çömeldi.

"Ahmet! Neyin var?"

Sonra birden rahatladı. Oğlunun gözleri açılmış ve yüzüne o güne dek görmediği ferah ve mutlu bir ifade gelmişti. Oğlunun gözlerinde bir yabancılık sezdi adam, tedirgin oldu. Ama bir an sonra sevinci baskın çıktı.

"İyisin değil mi? Bir şeyin yok ya?"

"Çok iyiyim baba. Baş ağrım da geçti. Hem sana bir şey diyeyim mi..."

Ayağa kalkmış, üstünü silkeliyordu. Adam, oğlunda ilk kez gördüğü bu rahatlık ve özgüveni hayretle izliyordu.

"Ben okumak istiyorum baba, büyük adam olmak istiyorum."

"Öyleyse seni sanat lisesine yazdırayım, oğlum. Tahsilini o şekilde tamamlarsın."

"Hayır," dedi Krrçiysk, "askeri liseye gideceğim. Oradan da Mekteb-i Harbiye'ye..."

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.