Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-109-6
11x18 cm, 200 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
İkiz Yıldız, 1995
Kaybolan Miras, 1995
Uzay Elbisemle Yolculuğa Hazırım, 1997
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Açılış bölümü, "Willis", s. 5-12

Mars'ın ince havası üşütücü ama çok soğuk değildi. Kış güney bölgelerine henüz gelmemişti ve gün ısısı genelde donmanın üstündeydi.

Kubbe şeklindeki yapının kapısının önünde dikilen tuhaf yaratığın insansı bir görünüşü vardı, ama bugüne kadar hiçbir insanın öyle bir kafası olmamıştı. Kafatasından fırlamış ibik gibi bir şey; dik dik bakan, geniş göz mercekleri ve yüzün önünden çıkan bir hortum. Dünyaya ait olmayan bu görünüş bütün kafayı saran sarı-siyah kaplan çizgileriyle iyice belirginleşiyordu.

Yaratığın belinde asılı tabanca benzeri bir silah vardı ve sağ kolu ile sardığı basket topundan büyük, salon topundan küçük bir top taşıyordu. Topu sol koluna geçirdi ve binanın dış kapısını açıp içeri girdi.

İçerisi çok küçük bir oda ve kapıdan oluşuyordu. Dış kapı kapanır kapanmaz odanın hava basıncı hafif bir tıslama sesiyle yükselmeye başladı. İç kapının üstündeki hoparlörden gürleyen bir bas ses "Ee? Kimsin? Konuş!" diye bağırdı.

Ziyaretçi topu dikkatle yere koydu, sonra da iki eliyle çirkin suratını kavradı, yukarı itip kafasının üzerine çıkardı. Altından Dünyalı bir erkek çocuğun yüzü göründü. "Ben Jim Marlowe, Dok," diye cevapladı.

"İyi. İçeri gel! Orada dikilip tırnaklarını yeme."

"Geliyorum." Odadaki hava basıncı evin diğer bölümleriyle eşit seviyeye geldiğinde iç kapı otomatik olarak açıldı. Jim, "Peşimden gel Willis," deyip içeri girdi.

Top altında üç çıkıntı oluşturdu ve dönme, yürüme ve yuvarlanma karışımı bir hareketle çocuğu takip etti. Daha doğrusu, limanda fıçı taşıyan insanlar gibi sağa sola sallanarak ilerledi. Kısa bir koridordan geçip yuvarlak planlı evin zemin katının yarısını kaplayan geniş bir odaya girdiler. Doktor MacRae kafasını kaldırıp bakmasına rağmen ayağa kalkmadı. "Selam Jim. Çıkar üstündekileri. Kahve tezgâhta. Selam Willis," deyip işine geri döndü. Jim yaşlarında bir çocuğun eline ilaç sürüyordu.

"Teşekkürler Dok. Oo… Merhaba Francis. Burada ne yapıyorsun?"

"Selam, Jim. Bir su-arayan öldürdüm, sonra da dikenlerinden biri başparmağımı kesti."

"Kımıldanmayı kes," diye emretti doktor.

Francis, "Acıyor," diye itiraz etti.

"Ben de öyle olmasını istiyorum zaten."

Jim, "Nasıl oldu da bu işi becerdin?" diye devam etti. "O şeylerden birine dokunmaman gerektiğini bilmen lazımdı. Onları baştan aşağı yakacaksın." Mars elbisesinin ön fermuarını açtı, içinden kollarını ve bacaklarını çıkarıp elbiseyi kapının yanındaki dolabın üstüne astı. Dolapta Francis'in başlığı Kızılderililer'in savaş boyaları gibi parlak renklerle boyanmış elbisesi de asılıydı; doktorunkiyse sade maskeli olandı. Jim Mars'taki ev ortamına uygun ve klas giyinmişti – parlak kırmızı kısa pantolon.

"Yaktım onu," diye açıkladı Francis. "Fakat dokunduğumda kımıldadı. Kuyruğunu alıp kolye yapmak istemiştim."

"Yani onu doğru dürüst yakamamışsın. Belki de onu canlı yumurtalarla dolu bıraktın. Kolyeyi kimin için yapıyorsun?"

"Seni ilgilendirmez. Yumurta kesesini de iyice yaktım. Beni ne zannediyorsun? Turist mi?"

"Bazen. Bildiğin gibi bu şeyler gün batana kadar ölmezler."

"Saçmalama Jim," dedi doktor. "Frank, şimdi sana bir antitoksin iğnesi yapacağım. Senin pek işine yaramayacak fakat anneni mutlu edecek. Yarın da başparmağın zehirlenmiş köpek yavrusu gibi şişecek; tekrar gel de yarayım."

Çocuk, "Parmağımı kaybedecek miyim?" diye sordu.

"Hayır. Fakat birkaç gün sol elinle kaşınacaksın. Şimdi, sen buraya neden geldin Jim? Karnın mı ağrıyor?"

"Hayır, Dok. Willis."

"Willis mi? Hiç de fena görünmüyor." Doktor gözlerini yaratığa dikti. Willis ayaklarının üzerinde Frank'in parmağının tedavisini izlemeye geliyordu. Yoldayken yuvarlak kütlesinin tepesinden üç göz çıkıntısı çıkarttı. Çıkıntılar bir eşkenar üçgen içine başparmaklar gibi sıkıca yerleştiler ve her birinden rahatsız edici birer insan gözü fırladı. Ufaklık üç çıkıntısı ya da suni ayaklarının etrafında yavaşça döndü ve her bir gözüyle doktoru ayrı ayrı inceledi.

Doktor "Bana bir bardak Java ver, Jim," dedi ve öne doğru eğildi, ellerini beşik yaptı. "Buraya Willis, hadi oğlum!" Willis, bütün çıkıntılarını içeri çekti ve küçük bir zıplamayla doktorun ellerine kondu. Doktor onu muayene masasına taşırken Willis de anında bacaklarını ve gözlerini dışarı çıkardı. Birbirlerine dik dik bakmaya başladılar.

Doktorun gördüğü göz ve ayak çıkıntılarını saymazsak pek özelliği olmayan kırpılmış koyun derisi gibi sık kısa tüylü kürkle kaplı bir toptu. Marslı yaratığın gördüğü ise yaklaşık olarak tamamı beyaz-gri kıllarla kaplı yaşlı bir Dünyalı erkekti. Marslı olmayan bu tuhaf yaratığın orta bölümü bembeyaz bir kısa pantolon ve gömlekle örtülüydü. Ona bakmak Willis'in hoşuna gitti.

Doktor, "Kendini nasıl hissediyorsun Willis?" diye sordu. "İyi mi? Kötü mü?"

Topun tam tepesinde, göz çıkıntılarının ortasında bir gamze göründü ve bir açıklığa dönüştü. "Willis iyi!" dedi yaratık. Sesi inanılmaz derecede Jim'inkine benziyordu.

"İyi demek?" Doktor etrafına bakınmadan ekledi. "Jim! Şu kapları bir daha yıka. Ve bu sefer onları sterilize et. Buradaki herkesin kurbağacığa mı yakalanmasını istiyorsun?"

Jim "Tamam, Dok!" diye onayladı ve Francis'e sordu. "Sen de kahve ister misin?"

"Tabii. Açık ve çok şekerli olsun."

"O kadar şımarık olma!" Jim laboratuvar lavabosuna dalıp başka bir bardağı yakaladı. Lavabo bulaşıklarla doluydu. Yanda büyük bir cezve kahve Bunsen ısıtıcısının üstünde kaynıyordu. Jim üç bardağı dikkatle yıkadı, sterilize edip doldurdu.

Doktor MacRae bardağını alırken "Jim, bu vatandaş iyi olduğunu söylüyor. Mesele nedir?" diye sordu.

"İyiyim dediğini biliyorum Dok, ama iyi değil. Muayene edip neyi olduğunu bulamaz mısın?"

"Onu muayene etmek mi? Nasıl oğlum? Onun ateşini bile ölçemem çünkü ateşinin ne olması gerektiğini bilmiyorum. Onun vücut kimyası hakkındaki bütün bilgim eşeğin hoşaftan anladığı kadar. İstersen onu kesip açayım da nasıl yaşadığını görelim."

Willis birden bütün çıkıntılarını içine çekip bir bilardo topu gibi özelliksizleşti. "Onu korkuttun," dedi Jim suçlarcasına.

"Pardon." Doktor uzanıp kürklü topu tuttu ve kaşıyıp gıdıklamaya başladı. "İyi Willis, cici Willis. Hiç kimse Willis'i incitmeyecek. Hadi oğlum, çık deliğinden dışarı."

Willis konuşma diyaframının üzerindeki büzüğü biraz araladı. Jim'in sesiyle "Willis'i incitmek yok?" diye endişeyle sordu.

"Willis'i incitmek yok. Söz."

"Willis'i kesme yok?"

"Willis'i kesme yok. Biraz bile."

Gözler yavaşça dışarı fırladı. Her ne yaptıysa uyanık, tedbirli bir ifade takınmayı, yüz yerine geçecek bir şeyi olmamasına rağmen, başardı. "Şimdi daha iyi," dedi doktor. "Konumuza geri dönelim, Jim. İkimiz de bir şey yok derken sana bu arkadaşta bir sorun olduğunu düşündüren de ne?"

"Yani, Dok, davranış biçimi. İçeride çok iyi, ama dışarı çıktığında… Etrafta zıplaya zıplaya beni her yerde takip ederdi, burnunu her şeye sokardı."

"Onun burnu yok ki," dedi Francis.

"Tamam sana on verdim. Fakat şimdi onu ne zaman dışarı çıkarsam topa dönüşüyor, tek ses bile çıkarmıyor. Eğer hasta değilse niye böyle davranıyor?"

"Olay aydınlanmaya başladı," diye cevapladı doktor. "Bu balonla ne kadardır berabersin?"

Jim yirmi dört aylık Mars yılından geriye doğru düşündü. "Zeus'un sonundan beri, yaklaşık olarak Kasım'dan beri yani."

"Ve şu anda Mart'ın sonundayız, neredeyse Ceres, yani yaz bitti. Bu aklına bir şey getiriyor mu?"

"Hayır."

"Onun karda etrafta zıplayıp dolaşacağını mı umuyordun? Biz soğuk olunca buradan gidiyoruz, o burada yaşıyor."

Jim'in ağzı açık kaldı. "Yani kış uykusuna mı yatmaya çalışıyor demek istiyorsun?"

"Başka ne olabilir ki? Willis'in ataları milyonlarca yıldır buranın mevsimlerine alışmışlardır, ondan atalarını önemsememesini bekleyemezsin."

Jim'in canı sıkıldı. "Onu beraberimde Syrtis Minor'a götürmeyi planlamıştım."

"Syrtis Minor mu? Evet, evet; bu yıl okul için uzaklara gideceksin değil mi? Sen de Frank."

"Bildin!"

"Siz çocukların nasıl büyüdüğünü bir türlü anlayamıyorum. Mars'a yıllar iki misli uzun olacak diye geldim ama pek bir fark yok sanki – bu defa da çok hızlı geçiyorlar."

"Söylesene Dok, sen kaç yaşındasın?" diye sordu Francis.

"Boş ver. Hanginiz tıp okuyup da geri gelip bana işlerimde yardım edecek?"

Hiçbiri cevap vermedi. "Hadi konuşun, sesinizi duyayım," diye ısrar etti doktor. "Ne okuyacaksınız?"

Jim, "Tam bilmiyorum," dedi. "Areografya* ile ilgileniyorum ama biyolojiden de hoşlanıyorum. Belki de bizim ihtiyar gibi gezegenler ekonomisi okuyacağım."

"Oldukça geniş bir konu. Seni uzun zaman meşgul edebilir. Ya sen Frank?"

Frank biraz utanmış göründü. "Ben, ııh… Ben hâlâ roket pilotu olmayı istiyorum."

"Bundan çoktan vazgeçtiğini sanıyordum."

"Niyeymiş?" diye cevapladı Francis. "Yapabilirim."

"Kafanın içinde olur tabii ki. Böyle şeyleri konuşuyorsunuz da; siz gençler okula koloni taşınmadan gideceksiniz değil mi?" İnsanlar kış uykusuna yatmadığından her Mars yılında koloninin iki defa göç etmesi gerekiyordu. Güney yazı, güney kutbundan sadece otuz derece uzaktaki Charax'da geçerdi; koloni şimdi kuzey kutbundan neredeyse aynı uzaklıkta, Utopia'daki Copais'te yarım Mars yılı ya da yaklaşık bir Dünya yılı kalmak için hareket etmek üzereydi.

Mars'ta ekvatora yakın yıllık yerleşim bölgeleri de vardı. New Shanghai, Marsport, Syrtis Minor ve diğerleri – fakat onlar genelde Mars şirketinin işverenleri tarafından doldurulduğundan gerçek koloni sayılmazlardı. Şirket işine geldiğinden, kolonistlere kontrat ve imtiyazlarından dolayı vermek zorunda kaldığı ileri seviye Dünya eğitimini Mars'ta sadece Syrtis Minor'da sağlıyordu.

"Gelecek çarşamba gidiyoruz," dedi Jim. "Posta moto-kayığıyla."

"O kadar çabuk mu?""Evet, bu yüzden Willis için sıkılıyorum. Ne yapmam gerekiyor Dok?"

Willis ismini duydu ve sorar gibi Jim'e baktı. Jim'in tam taklidiyle tekrar etti. "Ne yapmam gerekiyor Dok?"

"Kes sesini Willis…"

"Kes sesini Willis." Willis doktoru da aynı mükemmellikte taklit etti.

"Belki de en iyisi onu dışarı çıkarıp, bir delik bulup içine tıkmak. Kış uykusundan kalkınca da arkadaşlığınıza tekrar başlarsınız."

"Fakat Dok, bu onu kaybedeceğim demek. O ben okuldan eve dönmeden çok önce dışarı çıkmış olacak. Büyük bir ihtimalle koloni geri bile gelmeden uyanacak."

"Büyük ihtimalle," diye düşündü MacRae. "Tekrar tek başına olmak ona zarar vermez. Onun seninle yaşadığı doğal bir hayat değil, Jim. Bildiğin gibi o bir birey. Bir mülk değil."

"Tabii ki değil! O benim arkadaşım."

"Anlamıyorum," diye kesti Francis. "Jim niye onu böyle kafasına takıyor? Şüphesiz oldukça çok konuşuyor ama çoğunluğu bu papağan tarzı şeyler. Bana sorarsanız o bir moron."

"Sana kimse sormadı. Willis benden hoşlanıyor, değil mi Willis? Hadi gel babana bakayım." Jim kollarını açtı ve ufak Marslı yaratık zıplayıp kucağına yerleşti; sıcak kürk yığını nabız atışı gibi yavaş yavaş kımıldıyordu. Jim onu okşamaya başladı.

MacRae "Niye Marslılar'dan birine sormuyorsun?" diye öneride bulundu.

"Denedim ama azıcık ilgi gösterecek durumda olan bir tane bile bulamadım."

"Yani fazla beklemedin. Eğer sabırlı olursan bir Marslı'nın kesinlikle dikkatini çekersin. İyi de niye ona sormuyorsun? O da kendi adına konuşabilir."

"Ne diyeceğim?"

"Ben deneyeyim; Willis!"

Willis iki gözünü doktora çevirdi, MacRae devam etti. "Dışarılara gidip uyumak için bir yer bulmak ister misin?"

"Willis uykulu değil."

"Dışarılarda uykun gelir. Soğuk ve güzel; yerde bir delik bulup içine kıvrılıp, uzun bir uykuya ne dersin?"

"Hayır!" Doktor cevabın Jim'den gelmediğini görmek için dikkatlice bakmak zorunda kaldı, Willis kendi adına konuştuğunda hep Jim'in sesini kullanırdı. Willis'in ses diyaframının hoparlör diyaframından farklı bir özelliği yoktu. Neredeyse tam bir hoparlör diyaframı gibiydi, tabii ki canlı bir hayvanın parçası olduğunu saymazsak.

"Bu bir şey değiştirmedi. Bir de başka açıdan deneyelim. Willis, Jim'le beraber kalmak ister misin?"

"Willis Jim'le kalacak," dedi ve ekledi. "Sıcak!"

"İşte senin büyünün anahtarı Jim," dedi doktor sertçe. "O senin vücut ısını seviyor. Ama onu seninle beraber tutan – ipse dixit. Bunun ona zararlı olacağını zannetmem. Yüz yerine elli yıl yaşayabilir, ama en az iki misli eğlenecektir."

"Normalde yüz yıl mı yaşıyorlar?" diye sordu Jim.

"Kim bilir? Bu gezegende bu tip şeyleri bilecek kadar uzun zaman geçirmedik. Hadi şimdi defolun. Yapacak işlerim var." Doktor yatağına düşüncelice göz attı. Bir haftadır yapılmamıştı; temizlik gününe kadar öyle bırakmaya karar verdi.

"Dok 'ipse dixit' ne demek?" diye sordu Francis.

"Onun manası 'yeteri kadar konuşuldu' demektir."

"Dok," diye önerdi Jim. "Niye bu akşam bize yemeğe gelmiyorsun? Hemen annemi ararım, sen de Frank."

"Ben yokum," dedi Frank. "En iyisi gelmemem. Annem sizde çok yemeğe kaldığımı söylüyor."

"Benim annem de burada olsaydı hiç şüphesiz aynı şeyi söylerdi," diye onayladı doktor. "Ara anneni Jim."

Jim telefona gitti; açtığında iki kolonili ev kadını bebekler hakkında dedikodu yapıyorlardı, sonunda başka bir frekanstan eve ulaştı. Annesinin yüzü ekranda belirdiğinde isteğini açıkladı. Annesi "Doktorun bizimle olmasına sevinirim," dedi. "Ona çabuk olmanız gerektiğini söyle Jimmy."

"Hemen söylüyorum anne!" Jim düğmeyi kapatıp dışarı kostümüne uzandı.

"Giyinme," dedi MacRae. "Dışarısı çok soğudu. Tünellerden gideceğiz."

"Ama en az iki misli uzak," diye itiraz etti Jim.

"Bu işi Willis'e bırakacağız. Willis senin oyun nedir?"

"Sıcak," dedi Willis kendini beğenmişçesine.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.