Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-202-4
13x19.5 cm, 408 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Yüzüklerin Efendisi, 3 Cilt Takım,
Yüzük Kardeşliği, 1997
İki Kule, 1998
Yüzüklerin Efendisi, 2001
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Sevin Okyay, “Orta Dünya'nın ortak lisanı”, Virgül, Sayı 3, Aralık 1997

Tolkien Hobbit'i gerçekten de çocukları için yazmıştır belki, zaten onları masallarla oyalamak gibi bir huyu vardı. Ama Hobbit'in masalsı, nispeten hafif üslubuyla başlamasına rağmen Yüzüklerin Efendisi gitgide daha esrarengiz, karanlık, karmaşık hale gelen havasıyla fantezinin ayrı bir grubunda yer alır. Fevkalade zengin tarihi, coğrafyası, ve hepsinden önemlisi göz kamaştırıcı lisan çalışmasıyla düpedüz eşi menendi olmayan bir kitaptır.

Aslında, kişiliğinin parçalarını toplayıp bir araya getirircesine yazdığı Yüzüklerin Efendisi'ni onun bütünlenmesi, doruğa varması, kendini resmetmesi olarak görsek de, John Ronald Reuel Orta Ülke'de yaşamadı. 3 Ocak 1892'de, Güney Afrika'da, Bloemfontein'de doğdu. Annesi de, babası da Birminghamlıydı ama yeni bir hayat arayarak yurtlarını bırakıp Güney Afrika'ya gitmişlerdi. Babası banka müdürüydü. Üç yıl sonra anne Mabel, iki oğlu Ronald ve Hilary'yle İngiltere'deyken, kocasının öldüğü haberini aldı. Zaten Bloemfontein'ı sevmezdi, oğullarıyla birlikte küçük Sarehole köyüne yerleşti. Tolkien, gelişim ve oluşum dönemini burada geçirdi ve Sarehole'u hobbitler diyarı Shire'a model olarak aldı. Köyde en fazla ilgisini çeken şey, Cole Bank Road, şu anda da ayakta olan değirmendi. Ronald ve Hilary, saatler geçirdikleri değirmende sadece, onları kovalayıp durduğu için "Beyaz Ogr" adını taktıkları değirmencinin oğlundan şikayetçiydiler.

Ronald Birmingham'daki King Edward's Okulu'na yazılınca aile taşınmak zorunda kaldı. Böylece J. R. R.'nin kır sefası da bitmiş oldu ama anıları, ileride yazdıklarına paha biçilmez renkler kattı. Daha sonra uygarlığın kırdaki eski evine el uzatmasından yakınacaktı. Ancak, uygarlığın es geçtiği bir yer de vardı: Moseley Bataklığı. Mucizevi şekilde korunmuş bu esrarengiz yabanıl hayat sığınağı, Tolkien'in Yaşlı Orman'ına, doğanın ruhu Tom Bombadil'in yaşadığı ormana da esin kaynağı oldu.

Civardaki bir başka bina ise, genç Tolkien'i etkilemiş olmalı. Burası, Perrott's Folly adı verilen 29 metrelik olağanüstü bir kuleydi. 1758 yılında John Perrott tarafından yapılmıştı ve şehrin en garip mimariye sahip yapısı olarak "Perrott'nun divaneliği" adını kendince hak ediyordu. Hemen yakınlarda geç Victoria devrinden kalma bir başka kule vardı. Bu ikisi, Yüzüklerin Efendisi'nin ikinci cildine adını veren Minas Morgul ve Minas Tirith'e esin kaynağı oldu. J. R. R, Birmingham'daki yıllarında Gamgee adıyla da karşılaştı. Tolkien, yerel sıhhî pamuk markasını Yüzüklerin Efendisi'nin esas kahramanı Frodo'nun sadık refakatçisi ve yüzük taşıyıcılarının sonuncusu olan Sam (Samwise) Gamgee'ye uygun buldu.
(...)

Benzersiz bir dünyanın yaratıcısı Tolkien'i çevirmenin zorluğundan söz etmiştik. Bu zorluk, başka diller için de geçerli. Nedeni ise, yazarın en güçlü özelliği olan ve Yüzüklerin Efendisi'nin her katmanında ve hatta her kelimesinde kendini gösteren lisan sevgisi ve bilgisiyle açıklanabilir. Ortak Lisan isimlerinin nasıl İngilizleştirildiği üzerine notlar, Yüzüklerin Efendisi'ndeki "İsimler Kılavuzu", Tolkien'in çevirmenlere talimatını da içerir. Bu rehberde, indeksteki isim listesini tarar ve hangilerinin çevrilebileceğini, hangilerinin olduğu gibi bırakılması gerektiğini belirtir. Aslında buraya kadarki bölüm bile usta bir çevirmen gerektirir ama bu işin sadece başlangıcı. Diğer dilsel incelikler, işi neredeyse imkânsızlık düzeyine çıkarır. Örneğin Rohirrimlerin lehçesinin çevrilen dille olan ilişkisi, Anglo-Sakson dili ile modern İngilizcenin ilişkisiyle aynı olan bir dile dönüştürülmelidir. Ki, Çiğdem Erkal İpek çevirisinde tam da bunu yapıyor ve Rohirrimler'in lehçesini, bir Orta Asya lehçesiyle karşılıyor.

Öte yandan, Tolkien arkaik tadı olan bir dil kullandığı halde, Anglo-Sakson ya da Ortaçağ dilini tam olarak yeniden yaratmamış. Bir yandan onu özgün haline en yakın biçime getirirken, bir yandan da modern okuyucunun anlamayacağı bir dil kullanmaktan kaçınmış. Sonuçta ortaya kasten ve özenle tasarlanmış bir dil çıkmış. Ortak Lisan bile bir aynılık arzetmiyor. Farklı artyetişimleri olan karakterler (İngilizce olarak "temsil edilen") Ortak Lisan'ı farklı üsluplarda konuşuyor (İkinci kitabın -yani Birinci Kısım'ın ikinci kitabının) ikinci bölümü olan Elrond'un Divanı'nda (The Council of Elrond) olduğu gibi. Farklı zamanlarda tek tek karakterler değişik üsluplarla konuşuyor. Tolkien Ek F'nin II'nci bölümünde bunu da açıklıyor. Örneğin, hobbitler arasındaki farklı konuşmalardan söz ederken, bunu, onların bir kısmının Shire'da dendiği gibi "kitap dili"ne aşina olmaları sayesinde, karşılaştıkları kişilerin üslubunu hemen fark edip benimsemelerine yoruyor. Bir de, Aragorn (ya da Yolgezer/Strider) gibi, kökenini ya da işini saklamak için ayrıca özen gösterenler var. Üstadın şiirleri ise, sık sık "çevrilemez" sınırında dolaşıyor. En aşırı örneği ise, beş ayrı vezni içeren Many Meetings'de (Nice Buluşmalar) Bilbo'nun söylediği Earendil'in şarkısı..
(...)

İyi ama, bilmediğimiz, yüzyıl dursak kendi kendimize hayal edemeyeceğimiz bir dünya bizi neden bu kadar etkiliyor? Alimane katkılarla, kendimce şöyle bir cevap buldum:

J. R. R. Tolkien, On Fairy-stories'da (Masallar Üzerine), ikincil yaratım fikrini ortaya atıyor, yani bir yazarın bir İkincil Dünya yaratmasını. Yazar bu İkincil Dünya'yı (Orta-Dünya) gerçek bir şey olarak görüyor. Maddî olmadığı için tanımlanmaya muhtaç bir dünya. Çünkü maddi nesneler gibi, aktif olarak tanımlanmadan varlığını bizatihi kanıtlama gücünden yoksun.

İnsanların bilgisi, bilinen şeylerle başlar ve dış dünyayı duyularımızla kavrarız. İnsan zihni, bir şeyi, fiilen o şeyin kendisi haline gelmeden de bilme yetisine sahiptir. Sonuçta o bilinen şey, bilme işini yapan bilinçli zihine kendini yeniden sunar. Bilen kişi de bu aşamada bilinen şeye bir ad koyabilir. Sonuç olarak, bilgi maddeten varolan şeyle başlar, bilinen şey de bir işaret ya da simgeyle temsil edilebilir. Bu işaret ya da tanım, fiziksel olarak varolan şeyin yerine geçer. İkincil Dünya da, eğer zihin nezdinde mevcutsa, bilinen şeyler toplamının bir parçası demektir. Tolkien (ya da, herhangi bir yazar), yaratıcı hayal gücünü harekete geçirip, okurun zihniyle girebileceği ve gerçekmiş muamelesi edeceği bir dünya yaratmışsa, ikincil yaratıcı unvanını hakeder.

İkincil Dünya (Orta Dünya) var, çünkü yazar onu düşünmek suretiyle hayata geçirmiş. Yazarak, hayal ederek onu bizim için varolan bir dünya yapmış. Artık bu dünya sadece bir kişi tarafından değil, birçok kişi tarafından var sayılmakta. Tolkien'in bu İkincil Dünya'yı yaratmak için sunduğu imgelerle bilgiler, onu bizim için var ediyor. Tanımlarında kullandığı işaretlerle, kelime-simgeler de, anlamı bir zihinden diğerine geçiriyor. İşaretleri verenle alan, bu dünyayı paylaşıyor. Bu dünya aynı zamanda kendi mantığı olan, güvenilir ve istikrarlı bir dünya. Ayrıca, simgelerine hayat veriyor. İyi bir yazar sıfatıyla kelimelerini iyi seçiyor, fikrini aktarıyor, yok yere okurunun kafasını karıştırmıyor. O bir müzisyen, enstrümanı da bizim hayalgücümüz. Dünyasını hayal etmiş, düzene sokmuş, inanılır karakterlerle donatmış, kendi yasalarına uyan bir dünya haline getirmiş. Evet, bizimki gibi bir dünya değil ama, yüksek dozda inanılırlığa sahip. O dünyaya inanan yazarı, bizi de inandırıyor. İkincil Dünyası, artık bizim zihnimiz açısından bir gerçek sayılır, orda özerkçe varoluyor çünkü.

Gerçek şu ki, bu dünyayı paylaşma şansına sahip olduğumuz için çok mutluyuz. Şahsen ben, yıllar önce okuduğum orijinal kitabı, onun ve Hobbit'in (yeni) Türkçesiyle birlikte bir hafta içinde hatmetme durumunda kalmış biri olarak, yarısı orda yarısı burda ikili bir hayat sürdürmeye başladığımı söyleyebilirim. Öte yandan, Smillarion'u okumadığım için kendimi biraz aldatılmış hissediyorum. Son yıllarda yazdıklarıyla bu kadar hayatıma giren, kahramanlarını (iyisiyle-kötüsüyle) aile efradı yerine koymaya başladığım tek yazar, eşsiz üçlemesiyle William Gibson'du. Tolkien hayatımıza cepheden girdi. Hobbit'le Yüzüklerin Efendisi'ni, orijinallerini okumuş olsanız da, gene alıp okuyun derim. Okuyun ve Orta-Dünya'ya adım atın. Kendinize, nevi şahsına münhasır bir yaratıma katılma şansı verin. Bu fevkalade gerçek dünyadan tam anlamıyla çıkma şansınız ise, ne iyi, pek olmayacak.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.