Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-699-2
13x19.5 cm, 352 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Yerdeniz, 6 Cilt Takım,
Yerdeniz Büyücüsü, 1994
Rocannon'un Dünyası, 1995
Dünyaya Orman Denir, 1996
Balıkçıl Gözü, 1997
Mülksüzler, 1999
Kadınlar Rüyalar Ejderhalar, 1999
En Uzak Sahil, 1999
Atuan Mezarları, 1999
Tehanu, 2000
Yerdeniz Öyküleri, 2001
Bağışlanmanın Dört Yolu, 2001
Öteki Rüzgâr, 2004
Uçuştan Uçuşa, 2004
Dünyanın Doğum Günü, 2005
Marifetler, 2006
İçdeniz Balıkçısı, 2007
Sesler, 2008
Lavinia, 2009
Rüyanın Öte Yakası, 2011
Aya Tırmanmak, 2012
Yerdeniz, 2012
Malafrena, 2013
Zihinde Bir Dalga, 2017
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Yankı Enki, “Özgürlük: yaşamayı başarma gücü”, Remzi Kitap Gazetesi, 9 Mayıs 2009

Ursula Le Guin bundan otuz beş yıl önce, “yetişkin bir insan ölü bir çocuk değil, yaşamayı başarmış bir çocuktur,” demişti. Son beş yıl içinde yazdığı “Batı Sahili Yıllıkları” dizisinde de bize bunu resmetti. Dizinin ilk iki kitabı Marifetler ile Sesler adlı romanlardan sonra, yine Metis Yayınları tarafından basılan ve Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin de çevirmeni olarak hatırladığımız Çiğdem Erkal İpek’in dilimize kazandırdığı Güçler de, tam bir büyüme romanı. Dizinin ikinci romanında olduğu gibi, bu eserde de karşımıza Batı Sahili’nden tanıdık isimler çıkıyor. Gelgelelim, Le Guin nasıl Sesler’i okumak için Marifetler’i okuma önkoşulu yaratmadıysa, Güçler’i okumak için de dizinin ilk iki kitabını okumak gibi bir yükümlülük hissi bırakmıyor okurda. Yazar, belli ki bu üç romanda da bir olaylar dizisi yaratmaktan kaçınıyor. Aynı dünyada geçen, birbirlerine paralel büyüme hikâyeleri anlatsa da, üç roman da –tipik bir bestsellerdan farklı olarak– tabiri caizse nokta ile değil, noktalı virgülle sona eriyor.

Aslında elimizdeki kitap, çocukluğunu bir köle olarak yaşayan Gavir’in eşine hitaben yazdığı bir romandır. Gavir, yirmi yıl öncesine giderek, çocukluğunu ve kaçınılmaz olarak köleliğini anlatarak başlar, çünkü köleliğinden öncesi yoktur onun için. Başka bir hayat, başka bir dünya bilmemektedir. Bunun sonucunda da bir farkındalık geliştiremez, mukayese yapamaz ve öteki seçenekleri göremez. Bu bağlamda, sadece çalıştığı evin kölesi değildir o; köleliğin de kölesi olmuştur. Hürriyet sözcüğü bile ancak yıllar sonra zihninde belirmeye başlayacaktır. Hürriyetle tanışması da bir şiir aracılığıyla olur. Bu ilişki temelinde Le Guin, belki de en güzel hürriyet tanımlarından birini verir bize: “Zihnin ihtiyaç duyduğunu öğrenme ve istediğini düşünme gücünden başka nedir ki hürriyet? İnsanın bedeni zincirlenmiş bile olsa zihninde filozofların düşünceleri ve şairlerin kelimeleri varsa zincirlerinden kurtulabilir, ulular arasında yürüyebilir!”

Dizinin bir önceki kitabı Sesler’de hürriyet ve edebiyat nasıl bir noktada kesişiyorsa, burada da aynı şekilde buluşurlar. Gavir’in sahip olduğu tek bir mal varlığı vardır, o da bir kitaptır. Diğer yandan, okuduklarını hiç unutmama gücüne sahip olan, çok eskiden okuduğu bir kitabı sanki önünde sayfalar sıralanmış gibi hatırlayıp dile dökebilen Gavir’in kendisi de âdeta ayaklı bir kitaptır, antolojidir, kütüphanedir.

Yazarın diğer yapıtlarında da karşımıza çıkan “yolculuk” teması bu romanda anlatılanların ana hattını oluşturur. Le Guin’in kaleminin gücü de burada göstermektedir kendini. Edebiyatta her zaman işlenmiş olan yolculuk konusunun alışılmış bir izleği vardır, bu da eve dönüştür. Roman kahramanı, önce evinden uzaklaşır, maceradan maceraya koşar, insanlar tanır, tehlikeler atlatır ve birtakım seçimler yapmak zorunda kaldıktan sonra evine geri döner. Edebiyat dünyasında bunun en önemli örneği Homeros’un Odysseia’sıdır. Tolkien ise bize, buna benzer bir şekilde, Frodo’nun yolculuğunu anlatır Yüzüklerin Efendisi’nde. Bu eserlerde tanık olduğumuz şey, aslında insanın kendi ruhunda ya da zihninde, sonuçta kendi içinde gerçekleştirdiği bir yüzleşmenin yolculuğudur.

Güçler’in kahramanı Gavir ise daha en baştan deplasmandadır. Kaçınılmaz olarak evine, kimliğine, adına doğru bir yolculuk yapacaktır. Ve yapar da.

Doğduğu yeri, adını, ailesinin kim olduğunu, halkını bulur. Sıradan bir romanda hikâye burada noktalanırdı, fakat Gavir’in hikâyesi asıl şimdi başlayacaktır. Bin bir çile çektikten sonra evine, yuvasına dönen Gavir, tam da orada anlayacaktır bir yabancı olduğunu. Orası, coğrafi açıdan bakılırsa evidir, anavatanıdır, fakat entelektüel açıdan bakıldığında ait olduğu yer değildir. Bu demektir ki Gavir’in yolculuğu henüz bitmemiştir ve hatta yeni başlamıştır.

Gavir’in ilk yolculuğu bilinmeyene doğru bir kaçış yolculuğudur. Önemli olan tek şey, yaşadığı son acı verici olayın ardından, köle olarak yaşadığı toprakları terk etmektir. Bütün yollar aynıdır onun için. O da bunu inkâr edemez: “Gidemeyeceğim tek bir yol vardı, o da geriye dönen yol.” Kahramanımız bir daha asla bu yoldan gitmeyecektir, çünkü asla unutmayacaktır bu yolu. Zaman zaman geçmişini silmeye çalışsa da, insanın ancak geçmişiyle barıştığında büyüyebildiğini ve yuvasına kavuşabildiğini öğrenecektir. Bu yüzden sıra ikinci yolculuğa gelir. Bu sefer doğduğu yere doğru bir arayış yolculuğunda bulur kendini.

Le Guin, bu noktadan sonra önemli bir tartışmayı gündeme getirir. Okuru, kölelik, barbarlık, uygarlık ve hürriyet arasındaki ilişkinin nasıl kurulabileceği üzerine düşündürür. Gavir, köle olarak geçirdiği çocukluğunda hür olmamıştır belki, fakat okuyup yazılan bir çevrede büyümüştür. Bu bağlamda uygarlık, kölelikle beraber karşımıza çıkar. Diğer yandan hep hür kalmış ama hiç kitap okunmayan bir diyar olan anavatanı, uygar değildir Gavir’in gözünde: “Ben şehirli bir adamdım, eğitimli bir adam; onlar bataklıkları içinde kaybolmuş barbarlardı.” Tam da bu yüzden evinde hissedemez Gavir kendini. O artık bir köle değildir, fakat hür bir barbar da değildir. Hürriyetinin yokluğu karşısında uygarlığın bir parçası olmuştur. Zorla götürüldüğü ya da kendi iradesiyle vardığı hiçbir yerde evinde değildir o. Gavir tam anlamıyla bir yabancıdır. İşte bu, onu üçüncü bir yolculuğa çıkaracak olan nedendir. Bu son yolculuk, ancak büyümesiyle beraber çıkacağı kendini bulma yolculuğudur.

Demek ki evimiz, doğduğumuz ya da büyüdüğümüz yer değildir sadece. İnsanın evi, yuvası, kendi benliğini bulduğu, kendini tamamladığı yolculuğun ta kendisidir. Romanda, günümüz okurunun da en derinden empati kurabileceği ya da kurmaya muhtaç olduğu bölüm, bu üçüncü ve son yolculuktur. Bu yolculuk sonunda Gavir, yaşamayı başarmış bir çocuktur artık; yani bir yetişkindir.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.