Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-768-5
13x19.5 cm, 96 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Uyuyan Adam, 1990
Şeyler, 1998
W ya da Bir Çocukluk Hatırası, 2001
Karanlık Dükkân, 2015
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Yeliz Kızılarslan, "Disiplin toplumunun çivisi askerlik", Agos Kitap/Kirk, Temmuz 2010

Fransızların ‘Cezayir Cehennemi’ olarak adlandırdığı Cezayir Bağımsızlık Savaşı, Cezayir halkının sömürgecilikten kurtulmak için verdiği sekiz yıllık bir mücadeledir. 1954’te başlayıp 1962 yılına kadar süren savaşta, Fransa’da binlerce insan askere alınır, ve binlerce Cezayirli ölür.

Georges Perec, geçtiğimiz ay Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır da Neyin Nesi? adıyla Türkçeye kazandırılan kısa romanında, milliyetleri, ülkeleri ve sınırları aşan askerlik olgusunu konu alıyor. Perec, bu epik romanda, askerliğin anlatılamayan güçlüklerini, türlü dil kırılmaları ve bilinçli olarak yaptığı anlatım bozukluklarıyla anlatıyor. Böylelikle, iktidara karşı umut ve yaşamla gülümseyen bir askerin acıları, askerliğin ve savaşın nasıl sivil itaatsizliğe yol açabileceğini gösteriyor. Sıradan bir Fransa vatandaşı olan, ve Cezayir meselesi günlerinde, Paris’in yanıbaşındaki Vincennes kentinde bir levazım alayında er olarak bulunan Henry Pollak’ın askerlik anıları, diğer sıradan erlerin yaşadıklarına da ışık tutuyor.

Memleketi Montparnasse’ı, sevgilisini, ve Albert Camus’nün o çok sevdiği kitaplarını geride bırakıp askere giden Pollak, katıldığı bölükte, yiğit’ Falempain, ‘pis ırkçı’ Van Ostrack ve ‘Yoğurtyiyici’ Karawo ile tanışır. Pollak’ın tekdüze günleri, ‘sağa bak’, ‘sola bak’, ‘komutana selam çak’, ‘kıta dur’ ve ‘ileri marş’ minvalinde ilerler. Askerliği boyunca karavana için zeytinli pilav pişirir; görevi bitince, ‘pata pata’ giden ‘gidonları kromajlı pırpır’ına, o külüstür bisikletine atlar, düşlerine uçmak için. Boş zamanlarında ise, arkadaşlarına yarı gerçek - yarı hayali düşlerini anlatır. Kapatıldığı kışlanın gerisinde kalan yaşamına dair anılarını, delirmemek için taşıdığı yaşam umuduyla dillendirir.

Henry Pollak’ın, kitabın girişinde, asker arkadaşlarını nasıl isimlendirdiğini anlatırken kullandığı absürd dil, çıldırmanın işten bile olmadığı o günlerdeki ruh haline dair ipuçları barındırır:

“Bir delikanlı vardı. Adı Karamanlis’ti. Ya da onun gibi bir şeydi: Karawo? Karabaş? Karafol? Neyse, lafı uzatmayalım, adı Karabişi’ydi. Her halükârda öyle pek sıradan olmayan, bir şeyler çağrıştıran, kolay kolay unutulamayacak bir adı vardı. Paris ekolünden bir Ermeni miydi, bir Bulgar güreşçi mi, Makedon usulü çoban salata mı, her ne idiyse, bir Balkanlı, bir Yoğurtyiyici, bir Slavofil ya da bir Türk, oralardan biriydi.” (s. 11)

Perec, romanda kurduğu bu alaycı dille, Pollak’ta başgösteren, ‘saçma’nın yarattığı boşvermişlik hissini yansıtır. Pollak için, hayatın ve aşkın tüm canlılığıyla aktığı sokaklar, yerini, sabahın erken saatlerinden akşam altı buçuğa kadar süren mutfak mesaisine bırakmıştır. Ama her gün, işi bitince, bisikletine binip kışlanın dışındaki yaşamına koşar. Savaşın yarattığı şizofreni içinde, ikili bir yaşam sürmektedir artık.

Perec, 1966’da yazdığı romanında, Fransa’nın tüm sosyalist entelektüel geçmişini, kraliyet döneminin destansı anlatılarının kahramanlarına göndermeler yaparak süzgeçten geçirir. Her bölümde, romanın girişinde kurduğu anlatıyı yeniden yazar; bugünden geçmişe uzanıp, savaşın tahammülfersa mantığını eleştirir. Bunu yaparken, absürdün sınırlarında dolaşır: Pollak’ı, ‘Pöllek’ yapar; Pollak’ın rütbesiz erlerini kahramanlaştırmak için onları Alexander Dumas’nın silahşörlerine, Eski Yunan’ın tanrısal destan kahramanlarına ve tanrılarına benzetir: “Marignan gibi cesur, Pathos gibi kuvvetli, Artemis gibi incelikli, D’Altaban gibi onurlu bir grup yiğit...” (s. 33)

Yazar, sonraki bölümlerde, halkla entelektüelleri buluşturmadığına inandığı Fransız Aydınlanma hareketiyle dalgasını geçer. Halkı savaşın kötü bir şey olduğuna inandıramayan aydınların, yine kitle çalışması yapmak için halka gitme kararı almalarıyla alay eder. (Ve, anlatıcı/yazar olarak, kendisi de bu aydınlar grubuna dahildir!) Tüm bu sofistike uğraşlar boşa çıkar, ve romanın sonunda, Fransa ulusal marşı eşliğinde bir trene bindirilen askerler, küfürler ederek, Cezayir’in Oran şehrine doğru yola çıkarlar. Yarı yolda, barışın ilan edildiği haberi gelince, bir başka trenle evlerine dönen kafadarların çektiği askerlik çilesi, Perec’in işaret ettiği gibi, uygarlığın ‘saçma’sıdır. Günümüzde, ‘saçma’ya itirazın tek yolu ise politiktir: Sivil itaatsizlik...

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.