Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-781-4
13x19.5 cm, 240 s.
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Önsöz, Nadine Gordimer, s. 11-13

Ortadoğu’yla ilgili kitaplar engin bir koleksiyon oluşturuyor ve halihazırda bu kitapların çoğunluğu ağırlıklı olarak Filistin-İsrail çatışmasıyla ilgili. İşte bu koleksiyondan benzersiz bir yapıt. Her şeyden önce, Wadad Makdisi Cortas ne Müslüman'dır ne de Yahudi. Hıristiyan'dır, ancak kitabını yazmaya koyulduğunda, ilk sayfadan itibaren "bir Arap kadınının hikâyesi"ni anlatır. Beyrut'taki hayatına ilişkin anlattıklarına bakılacak olursa, bu kimlikte Haçlı seferleri öncesinden beri var olan iki karşıt güç, yani insanın inancıyla iktidar arasındaki ayrışmayı temsil eden bir tutarsızlık yoktur.

1909'da Beyrut'ta dünyaya gelen Wadad Makdisi Cortas kendine özgü biridir ve bu niteleme bütünüyle hayranlık ifade eden bir anlamda kullanılmıştır. Cortas 1970'lerin sonuna kadar hayatına ilişkin anlattıklarını keskin bir zekâyla hatırlar; yargılarını biçimlendiren siyasi koşullar konusundaki farkındalığı dikkat çekici bir düzeydedir; benimsediği değerlere eleştirel ve özeleştirel bir gözle bakar. I. Dünya Savaşı'nın ardından işlerine geldiğinde Arap topraklarını elde tutmak gibi ortak bir amaçla birleşen sömürge kuvvetleri Fransa ve Britanya'nın çevirdikleri dolaplarla ilgili sezgilerinde yanılmasa da, yapıtında siyasi retorikten eser yoktur. Müslüman olmasa da, bir kadın olarak düşünce ve eylemlerinde bağımsızlık hakkını talep ederken –ki feministler bunu onun adına talep etmeyi gururla arzu edebilirlerdi– üstesinden gelmek zorunda kaldığı güçlüklere dair sakin ve bazen de hoş bir biçimde alaycı saptamalarında retorik yoktur. Cortas'ın eğitimli, laik bir ailede geçen çocukluğu, insanların yerinin tabiatın üstünde değil, bizzat içinde olduğunu kavramasını sağlamıştı; dünyanın onun yaşadığı bu bölgesinde hayatı kargaşaya sürükleyen keşmekeş ve şiddetin hücumu karşısında dengeyi korumak için ihtiyaç duyulan bir destek olarak kır manzarasına, denizin, göğün ve toprağın güzelliğine dair sezgisel farkındalığı yazdıklarına katan da budur.

Eğitimini ilerletip öğretmen olma hedefine erişmek için Cortas'ın eline fırsatlar geçmişti. Amerika'da Kızılderili ve Arap öğrenciler arasında sömürgecilik karşısında "ne kadar çok ortak yönleri" olduğunu fark etti. Beyrut'a döndüğünde, özel Ehliyâ Kız Okulu'nun müdiresi oldu; çalışma hayatının tamamını bu okulda geçirecekti. Ama tabii başkalarının adalete kavuşmasına ve kendini gerçekleştirmesine yararı dokunan kişileri onaylamayı ya da onlara duyduğu kişisel sorumluluğu kariyerden daha önemli gören böyle bir kadını zapt etmek ne kadar mümkün olabilirdi ki? Filistin Britanya'nın, Lübnan ise Fransa'nın mandası altındaydı. "Evine dönen başıboş bir kuş gibi, dilimi konuşmaya, Arapça kitaplar okumaya, Arap bağımsızlığını ve dayanışmasını desteklemeye özlem duyuyordum," diye kâğıda döker duygularını. Ancak Fransız manda yönetiminin bakanlığının okula zorla kabul ettirdiği ders programına göre, öğrenim Fransızcaydı. Wadad Makdisi Cortas'ın içinde bulunduğu garip mesleki durum, sömürgecilikten kaynaklanan daha geniş kapsamlı bir duruma bağlıydı. Lübnan'ın Fransa'dan bağımsızlığını elde etmesi 1943 yılını bulmuş, ancak o zaman bile Fransa 1946'ya kadar ülkedeki askeri varlığını korumuştu. Cortas sömürge yönetiminin eğitimle ilgili buyruğuna gösterdiği tepkinin içtenliğini çarpıcı ifadelerle kabul eder: "Kendi halkımla uzlaşmak için ne kadar ödün vermem gerekiyordu? Lübnan'ın yavaş yavaş Arap köklerinden kopuşunu izlerken bu soru zihnimi meşgul ediyordu." Böyle bir ödün kolay verilmemiş olsa gerek; onun için bu ödünün sonucu, kendi halkının haklarını savunurken birilerinin reddedilmesi değildi. Bunun büyük bir soyut fikir olmadığı açıkça ortadaydı, gündelik hayatın akışı içinde yaşanıyordu. Cortas'ın okulunda Arap olmayan, Müslüman ya da Hıristiyan olmayan kızlardan oluşan gruplar, hatta birkaç tane Yahudi kız vardı. Bunların hiçbirine karşı müdire, öğretmenler ya da diğer öğrenciler tarafından ayrımcılık yapılmıyordu; ve bunca zaman sonra bu durum bir anakronizmden ziyade, Wadad Makdisi Cortas'ın kararlılıkla keşfedilmesi ve erişilmesi gerektiğine inandığı geleceğin dünyasının küçük evreni gibi görünüyor.

Etrafındaki insanlarla, Ortadoğu'daki ailesi ve arkadaşlarıyla paylaştığı duruşu tarif ederken, "Hitler iktidara geldiğinden beri, zulüm gören çeşitli azınlıklara mensup insanlar yığınlar halinde Arap dünyasına kaçıyordu," derken, her türlü ırkçı ve dinsel önyargıdan su götürmez biçimde azadedir Cortas. Burada Hitler'in zulmettiği Yahudilere atıfta bulunur: "İnsani açıdan bakıldığında, onlar için endişeleniyor, onlara konukseverlik göstermeyi görev biliyorduk. Ancak umduğumuzdan fazla sayıda insan gelmeye başladı ve zor bir duruma sürüklendiğimizi fark ettik." Başlangıçta gösterilen hoşgörü sanırım, sonraki kuşaktan benim gibi birçok kişinin pek haberdar olmadığı ortak bir insani duyguya dayanıyordu; bizler Yahudi soykırımı denen korkunç insanlık suçunun ve Araplarla İsrailliler arasında yaşanacak trajik çatışmanın farkındaydık çünkü. Yahudi göçmenlerin sayısı binlerce olduğunda ve Balfour Bildirisi nihayet bizzat Filistin' in bir bölümünü Yahudiler için ulusal bir yurt olarak kabul ettiğinde, Cortas'ın ortaya koyduğu bu ortak insanlık bağı Batı tarafından dayatılan, ölümcül bir ihtilaf başlatan ve bu ihtilafın konusu olmayı sürdüren sınırlarca vahim ve kaçınılmaz biçimde koparıldı. Cortas'ın bütün bunların yıkıcı sonuçlarını aktardığı kendi kişisel anlatısı, 1960' ta yazdığı son sayfayla bitiyor; bu sonuçlar bugün Filistinli gruplar Hamas ve Cihad'ın İsrail'in var olma hakkının bulunmadığı yolundaki açıklamalarından, İsrail işgali altındaki Filistin topraklarına ve Filistinlilerin bir araya gelip kalabalıklar oluşturmasını zalimce engellemenin son noktası olarak inşa edilen muazzam duvara kadar birçok trajik biçimde hüküm sürüyor.

Bu dikkate değer kadının sevdiği –ve sadece daha öğrenciyken sezdiği "Filistin sorunu" ile değil, aynı zamanda kendi halkı arasındaki iç savaşla da tahrip olduğunu gördüğü– dünya, kitabında çarpıcı bir biçimde canlanarak bizi benzersiz bir şahsiyetle ve canlı tarihimizin yakınlığıyla karşı karşıya getiriyor.

Kasım 2008

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.