Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-749-4
13x19.5 cm, 256 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Her Çıkışın Bir İnişi Vardır, 2011
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

İyi İnsan Bulmak Zor’dan, s. 9-12.

Babaanne Florida'ya gitmek istemiyordu. Doğu Tennessee' deki bazı akrabalarını ziyaret etmek istiyordu ve Bailey'nin fikrini değiştirebilmek için karşısına çıkan her fırsatı ganimet biliyordu. Bailey aynı çatı altında yaşadığı oğluydu, tek erkek evladı. Şimdi Journal gazetesinin turuncu spor sayfası üzerine eğilmiş, masada, sandalyesinin ucunda oturuyordu. "O kafanı bir zahmet kaldır da şuna bak Bailey," dedi babaanne, "şuna bak şuna, iyice oku şunu." Bir elini ince kalçasına dayamış, öbür eliyle gazeteyi oğlunun kabak kafasına doğru sallıyordu. "Bak ne yazıyor, kendine Ayarsız diye isim takmış o adam yok mu, Federal Hapishane' den firar etmiş de Florida'ya doğru gidiyormuş. O insanlara neler ettiği bir bir yazıyor, al kendi gözlerinle gör. Yalnızca oku, başka bir şey demiyorum sana. Böyle bir caninin başıboş gezdiği bir yere çocuklarımı ölsem götürmezdim. Çünkü sonra vicdanım sızım sızım sızlardı."

Bailey okuduğundan başını kaldırmayınca, olduğu yerde çark edip bu kez de çocukların annesine döndü yüzünü, ayağında pantolon olan genç bir kadındı bu; bir lahana kadar yayvan ve masum olan yüzü, yeşil bir başörtüyle çepeçevre bağlanmış, başörtünün iki ucu başının tepesinde tavşan kulakları misali dikilmişti. Kanepede oturmuş, bir kavanozdan bebeğe kayısı yediriyordu. "Hem çocukların Florida'ya gitmişliği var," dedi ihtiyar hanım. "Değişiklik olsun diye bir kere de başka bir yere götürseniz fena mı olurdu, hiç değilse böylece dünyanın değişik yerlerini görmüş olurlardı da ufukları genişlerdi. Doğu Tennessee'ye hiç gitmediler mesela."

Çocukların annesi onu duymamış gibiydi, ama sekiz yaşındaki oğlan John Wesley –gözlüklü, boydan yana fukara ve tıknaz bir çocuk– cevap yetiştirdi: "Florida'ya gitmek istemiyorsan, neden evde kalmıyorsun madem?" O ve küçük kız June Star, yerde gazetenin çizgi roman ilavelerini okuyorlardı.

"Bir günlüğüne kraliçe olacağını bilse, yine evde kalmaz o," dedi June Star, sarı kafasını kaldırmadan.

"Demek öyle, peki bu adam, bu Ayarsız sizi eline geçirse o zaman ne yapacaksınız acaba?" diye sordu babaanne.

"Suratının ortasına tokadı bir yapıştırırım, görür gününü," dedi John Wesley.

"Milyon dolar verseler yine evde kalmaz o," dedi June Star. "Bir şeyden eksik kalacak diye ödü kopuyor. Nereye gitsek illa gölge gibi peşimizden gelecek."

"Öyle olsun küçükhanım," dedi babaanne. "Yarın bir gün saçlarını kıvırayım diye bana geldiğinde de bu dediğini unutma ama."

June Star saçlarının kendiliğinden kıvırcık olduğunu söyledi.

Ertesi sabah babaanne, yolculuğa hazır ve nazır vaziyette herkesten önce arabada yerini almıştı. Bir köşede hipopotam kafasına benzeyen kocaman siyah valizi vardı ve onun altında da, içinde kedi Pitty Sing'in olduğu bir sepet gizliyordu. Kedinin üç gün boyunca evde yapayalnız kalmasına göz yumacak hali yoktu çünkü, hem Pitty Sing yokluğunda onu çok özlerdi, hem de hayvancağızın gaz ocağının gözlerinden birine sürtünüp kazara kendisini zehirlemesinden korkuyordu. Oğlu Bailey, motelde kalacakları zaman yanlarında kedi olmasından hoşlanmazdı.

Babaanne bir yanında John Wesley, öbür yanında June Star'la arka koltuğun ortasına yerleşti. Bailey, çocukların annesi ve bebek de öne oturdular ve böylece tam sekiz kırk sekizde arabanın mil saati 55890'da iken Atlanta'dan yola çıktılar. Babaanne bunu bir kenara yazdı çünkü geri döndüklerinde kaç mil yol katetmiş olduklarını bilmenin ilginç olacağını düşünüyordu. Şehrin dışına çıkmaları yirmi dakikayı buldu.

İhtiyar hanım, beyaz pamuklu eldivenlerini çıkarıp onları çantasıyla birlikte arka camın önündeki rafa kaldırarak yerine rahatça yerleşti. Çocukların annesinin ayağında yine pantolon vardı ve başı da yine o yeşil başörtüyle bağlıydı, oysa babaannenin başında kenarında bir demet beyaz menekşe bulunan lacivert hasırdan bir denizci şapkası, üstünde ise küçük beyaz puantiyeli lacivert bir elbise vardı. Elbisesinin yakası ve manşetleri dantelle süslenmiş beyaz organzedendi ve yakasına bez menekşelerle süslü, üstünde minik bir de esans kesesi bulunan mor bir dal iliştirmişti. Bir kaza geçirmeleri halinde, onu otobanda ölmüş olarak gören herkes derhal bir hanımefendi olduğunu anlayacaktı.

Havanın araba yolculuğu için birebir olduğunu söyledi, ne çok sıcaktı ne de çok soğuk; sonra Bailey'ye hız sınırının saatte elli beş mil olduğu ikazında bulundu. Devriyelerin, yol kenarlarındaki büyük ilan panolarının ve küçük ağaç öbeklerinin ardında pusuya yattıkları ve daha yavaşlamaya fırsat bulamadan bir anda tam gaz peşine takılıverdikleri konusunda uyardı oğlunu. Manzaranın ilginç ayrıntılarına dikkat çekti: Taş Dağ'a; bazı yerlerde otobanın iki yanına dek sokulan mavi granite; mor çizgilerle inceden inceye yol yol olmuş ışıltılı kırmızı kil sırtlarına ve toprağa sıra sıra yeşil telkâriler bezeyen çeşit çeşit ekine. Ağaçlar gümüş-beyaz güneş ışığıyla doluydu ve en sıradan olanları bile göz kamaştırıyordu. Çocuklar çizgi roman dergileri okuyorlardı ve anaları yeniden uykuya dalmıştı.

"Georgia'nın içinden jet gibi geçelim ki ona fazla bakmak zorunda kalmayalım," dedi John Wesley.

"Ben küçük bir oğlan olsaydım," dedi babaanne, "doğduğum eyalet hakkında böyle konuşmazdım. Tennessee'nin dağları varsa, Georgia'nın da tepeleri var."

"Tennessee, dağ köylüleriyle dolu bir çöplükten başka bir şey değil," dedi John Wesley, "ve Georgia da iğrenç bir eyalet."

"Doğru söze ne denir," dedi June Star.

"Benim zamanımda," dedi babaanne ince damarlı parmaklarını kıvırarak, "çocuklar doğdukları eyaletlere, ana-babalarına ve her şeye karşı daha hürmetliydi. O zamanlar insanlar doğru düzgün davranıyordu. A, şu sevimli kara boncukçuğa da bakın!" Parmağıyla bir barakanın kapısında duran bir zenci çocuğu işaret edip, "Tam resimlik bir manzara değil mi?" diye sordu. Hepsi dönüp arka camdan küçük zenciye baktılar. Oğlan el salladı.

"Pantolon giymemişti," dedi June Star.

"Muhtemelen pantolonu yoktur da ondan," diye açıkladı babaanne. "Memleketteki küçük zenciler, bizim sahip olduğumuz türden şeylere sahip değiller. Resim yapabilseydim, işte bunun resmini yapardım."

Çocuklar çizgi romanlarını değiştokuş ettiler.

...

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.