Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-826-2
13x19.5 cm, 192 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Kartallar ve Melekler, 2005
Oyun Dürtüsü, 2007
Serbest Düşüş, 2010
Sessizliğin Gürültüsü, 2013
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Asrın ortasında, günün ortasında, s. 13-18.

Büyüye büyüye birleşen şehirlerin etrafını saran tümsekler silsilesi ormanlarla kaplı. Radyo-TV kuleleri, bir zamanlar havaya devasa kirlilikler salarak bu gezegendeki varlığını kanıtlaması gerektiğine inanan bir uygarlığın pis soluğuyla nicedir griye boyanmayan yumuşak bulutları hedef alıyor. Kırk-elli yıl önce su taşkınına maruz kalıp faaliyetine son verilen taş ve kömür ocakları, sazların kirpik gibi çevrelediği bir gölün kocaman gözü misali oradan buradan gökyüzüne bakıyor. Denizlerden çok da uzak olmayan bir mesafede artık çalışmayan fabrikalarda kültür merkezleri var; faaliyetlerine son verilen birkaç kilisenin çan kulesiyle işlemeyen bir parça otoban nadiren ziyaret edilen, pitoresk bir açık hava müzesine ait.

Burada pis kokular duyulmuyor artık. Burada kazılan, tüten, söküp çıkarılan, yakılan bir şey yok artık; burada huzura eren bir insanlık doğayla ve kendisiyle de mücadele etmeyi bırakmış. Beyaz sıvalı cepheleriyle küçük, kutu gibi evler yamaçlara benek benek yayılıyor, birleşiyor ve nihayetinde teraslar halinde basamak basamak bir konut kompleksi oluşturarak büyüyor. Düz çatılar, adeta uçsuz bucaksız bir manzara halinde ufka kadar uzanıp gökyüzünün mavisini yansıtarak donakalan bir okyanusa benziyor: Güneş hücreleri birbirine bitişik, sayıları milyonlara varıyor.

Mıknatıslı tren rayları ormanı dümdüz yollar halinde her yönden delip geçiyor. Birbirleriyle buluştukları, yansıtmalı çatı denizinin ortasında bir yerde, yani şehrin ortasında, günün ortasında ve yirmi birinci asrın ortasında – işte orada başlıyor öykümüz.

Sulh mahkemesinin uzun mu uzun tutulmuş düz çatısının altında adalet tanrıçası İustitia rutin işlerini takip ediyor. F ile H harfleri arasındaki uzlaşma duruşmalarının gerçekleştirildiği 20/11 No'lu odanın hava sıcaklığı tastamam 19,5 derecede tutuluyor, ne de olsa insanlar en iyi bu sıcaklıkta düşünür. Sophie, örgü hırkası olmadan asla işe gelmez; onu ceza mahkemeleri davalarında cüppesinin altına bile giyer. Sağında çözüp hallettiği dosya yığını bulunuyor; sol elinin altındaysa üzerinden geçmesi gereken daha küçük bir yığın var. Hâkim sarı saçlarını tepesinden atkuyruğu şeklinde bağlamış, bu haliyle de hukuk fakültesi amfilerindeki, bir zamanların o hevesli genç öğrencisine benziyor. Duvardaki projeksiyona bakarken kurşunkalemini çiğniyor. Kamu çıkarı temsilcisiyle göz göze geldiğinde kalemini ağzından çıkarıyor. Savcı Hav'la aynı dönemde okumuştu, Hav sekiz yıl öncesine kadar üniversite kantininde mikrobik yabancı maddelerle ağız temasından kaynaklanan boğaz enfeksiyonları hakkında sinir bozucu konuşmalar yapabiliyordu. Sanki ülkede kamuya açık bir bölgede mikrop kalmış gibi!

Hav Sophie'nin biraz uzağında oturuyor, belgeleri masanın büyük bir kısmını kaplamış, özel çıkarın temsilcisi ise ortak sıranın dar tarafına çekilmiş. Umumi uzlaşmayı vurgulamak amacıyla kamu çıkarıyla özel çıkar aynı masayı paylaşıyor; bu durum her iki temsilciye de rahatsızlık vermekle birlikte güzel bir hukuk geleneğini oluşturuyor. Hav sağ işaretparmağını kaldırdığında duvardaki projeksiyon değişiyor. Şu anda genç bir erkeğin fotoğrafı görünüyor.

"Adi suç," diyor Sophie. "Yoksa eski suçlamalar var mı? Sabıka?"

"Yok," diye hızla garantiliyor özel çıkarın temsilcisi. Gülyanak hoş bir genç adam. Utandığında bir eliyle tarayıp kopardığı saçlarını mümkün olduğunca fark ettirmeden yere süzülmeye bırakıyor.

"Yani kanda kafein değerlerinin bir defalık aşılması," diyor Sophie. "Yazılı uyarı, o kadar. Anlaştık mı?"

"Kesinlikle." Gülyanak başını, sorarcasına kamu çıkarı temsilcisine çeviriyor. Temsilci başını sallıyor. Sophie, soldaki yığından bir başka dosyayı sağa koyuyor.

"Peki, arkadaşlar," diyor Hav. "Sıradaki vaka bu kadar basit değil. Özellikle de senin hoşuna gitmeyecek, Sophie."

"Bir çocukla mı ilgili?"

Hav parmağını kaldırıyor, duvardaki görüntü değişiyor. Orta yaşlı bir erkeğin fotoğrafı görünüyor. Bütün vücudu çıplak. Önden ve arkadan. Dıştan ve içten. Röntgenler, ultrasonlar, beynin manyetik rezonans görüntüsü.

"Bu gördüğünüz baba," diyor Hav, "nikotin ve etanol gibi toksik madde suistimali nedeniyle birkaç kez yargılanmış. Bugün, Bebek Hastalıklarında Erken Tanı Kanunu'nu ihlal nedeniyle karşımızda bulunuyor."

Sophie'nin yüzüne endişe yerleşiyor.

"Bebek ne kadarlık peki?"

"On sekiz aylık. Kız. Baba, G2'deki ve G5 ile G7 arasındaki dönemlerde muayene yükümlülüklerini ihmal etti. Daha da kötüsü: Çocuğun taraması yapılmamış. Beyinde hasar meydana gelmiş olabilir, alerji hassasiyeti de kontrol edilmemiş."

"Ne rezalet ama! Böyle bir şey nasıl olabildi?"

"Sorumlu doktor sanığı birkaç kere yükümlülükleri konusunda uyarmış, sonunda da bir vasi talep etmiş. Esas meseleye gelirsek: Vasi eve girdiğinde zavallı bebeği perişan bir halde bulmuş. Yetersiz beslenme, sinirsel kusma ve ishal. Kelimenin tam anlamıyla kendi dışkısı içindeymiş. Birkaç gün daha geçse, geç kalınmış olunabilirmiş."

"Ne korkunç! Bu kadar küçük bir çocuk kendine bakamaz ki!"

"Adamın özel sorunları var," diye araya giriyor Gülyanak. "Tek başına babalık yapıyor ve..."

"Bunu anlıyorum. Ama yine de. Öz çocuğu!"

Teslimiyet anlamına gelen bir el hareketiyle Gülyanak aslında Sophie'nin görüşünü paylaştığını gösteriyor. Tam bu el hareketini sona erdirdiği anda duruşma salonunun kapısı açıldı. İçeri giren kişi kapıya vurmamıştı ve gereksiz gürültüden kaçınmaya da çalışıyor görünmüyordu. Her yere girebilen bir adamın doğallığıyla hareket ediyordu. Gerçek bir zarafetten taviz vermeden dozu iyi ayarlanmış bir lakaytlıkla takım elbisesi üzerine kusursuz bir biçimde oturmuştu. Saçları koyu, gözleri siyah, uzuvları uzun, ama biçimsiz ve hantal değildi. Hareketleri, gözleri yarı kapalı halde güneşin altında uyuklarken her an saldırıya geçebilen yırtıcı bir kedinin aldatıcı sükûnetini hatırlatıyordu. Ancak Heinrich Eskici' yi daha yakından tanıyan biri, yerinde durmayan parmakları olduğunu ve ellerini pantolonunun cebine sokarak parmaklarının titremesini gizlemeyi tercih ettiğini bilir. Sokakta şimdi çıkardığı beyaz eldivenlerle dolaşır.

"Santé,1 bayanlar, baylar."

Evrak çantasını ziyaretçi masasının üzerine koyarken sandalyesini düzeltiyor.

"Santé, Sayın Eskici!" diye sesleniyor Hav. "Yine heyecanlı öykü avına mı çıktınız?"

"Dördüncü kuvvetin gözü asla kapanmaz."

Savcı gülüyor, ama Eskici'nin şaka yapmadığını anladığında hemen susuveriyor. Eskici'yse öne eğilip alnını buruşturuyor ve özel çıkarın temsilcisini sanki pek tanıyamamış gibi süzüyor.

"Santé, Gülyanak," diyor her bir heceyi vurgulayarak.

Kendisine hitap edilen Gülyanak kaçamak bir selam verip bakışını evraklarına gömüyor. Eskici, pantolonunun ütü çizgilerini düzeltiyor, bacak bacak üstüne atıyor, bir parmağını yanağına dayıyor ve göze çarpmayan bir dinleyicinin duruşunu taklit ediyor, ki onun gibi bir adam için umutsuz bir teşebbüs bu.

"Davaya dönelim," diyor Sophie gösterişli bir mekaniklikle. "Kamu çıkarının temsilcisi ne öneriyor?"

"Üç yıl."

"Abartılı değil mi?" diye soruyor Gülyanak.

"Bence değil. Herife kızının hayatını tehlikeye attığını göstermemiz gerek."

"Uzlaşalım," diyor Sophie hızla. "Evinde geçirebileceği, iki yıl psikiyatrik tedavi içeren güvenlik tedbiri. Küçük kız için tıbbi bir vasinin atanması, baba için de yoğun bir tıbbi ve hijyenik eğitim. Böylece çocuğun başına bir şey gelmemesi garantilenir ve aileye ikinci bir fırsat verilir. Ne dersiniz?"

"Ben de tam bunu talep edecektim," diyor Gülyanak.

"Harika," diye gülümsüyor Sophie ve Hav'a dönüyor: "Gerekçeniz nedir?"

"Tıbbi ve hijyenik önlemlerin ihmali çocuğun sağlığını tehdit eder. Ebeveynlik hakkı çocuğa zarar verme iznini içermez. Bir tehlikeye bilinçli olarak izin vermek, yasalar karşısında kasıtlı zarar vermekle eşdeğerdir. Bu nedenle ceza ağır müessir fiile göre takdir edilir."

Sophie not alıyor.

"Onaylandı," deyip dosyayı kenara bırakıyor. "Umalım ki mesele en iyi biçimde halledilmiş olsun."

Eskici, diğer yöne doğru bacak bacak üstüne atıp tekrar hareketsizliğe bürünüyor.

"Peki, devam edelim." Hav işaretparmağını kaldırıyor. "Mia Holl."

Sunum duvarında beliren kadın kırk yaşında olabileceği gibi yirmi yaşında da olabilir. Doğum tarihi, gerçeğin ne kadar da muallak olduğunu kanıtlıyor. Yüzüyse, salonda bulunanlarda da görülen, tüm yüzlere bir parça el değmemişlik, yaşsızlık, neredeyse çocuksuluk veren o özel ilksel saflık izlenimini etrafa yayıyor: bir ömür boyu acı nedir bilmemiş olan insanların ifadesini. Mia, izleyiciye güvenle bakıyor. Çıplak vücudu ince, ama yüksek direnme gücü barındıran kaslı bir bünye sergiliyor. Eskici doğruluyor.

"Yine bir adi suç sanırım." Sophie yeni dosyaya bakıp esnemesini bastırıyor.

"Adı tekrarlayın." Eskici'ydi bunu söyleyen. Yüksek sesle konuşmamış da olsa sesi salondaki her hareketi anında durduruyor. Üç hukukçu şaşkınlıkla başlarını kaldırıp ona bakıyor.

"Mia Holl," diyor Sophie.

Sinekleri kovalamak istermişçesine elini sallayan Eskici, hâkime müzakereye devam etmesini bildiriyor. Aynı zamanda da çantasından elektronik bir ajanda çıkarıp not almaya başlıyor. Sophie ile Gülyanak hızla birbirlerine bakıyor.

"Mesele nedir?" diye soruyor Sophie.

"Bildirim yükümlülükleri ihmali," diyor Hav. "İçinde bulunduğumuz ayın uyku raporu ve beslenme raporu teslim edilmedi. Spor performansı profilinde ani bir düşüş. Evde kan basıncı ölçümü ve idrar testi yapılmadı."

"Genel verilere bir bakalım."

Hav'ın el işaretiyle sunum yüzeyi üzerinde uzun listeler görüntüleniyor. Kan değerleri, kalori tüketimi ve metabolizma süreçleriyle ilgili bilgiler, ayrıca performans eğrileri içeren birkaç diyagram.

"Durumu iyi görünüyor," diyor Sophie ve bununla Gülyanak'a repliğini veriyor.

"Eski bir suçlama yok. İdeal bir biyografiye sahip başarılı bir biyolog. Ruhsal veya sosyal bozukluk emareleri yok."

"MEBA'dan yararlandı mı?"

"Şu âna kadar Merkezi Eş Bulma Acentesi'ne başvurmuşluğu yok."

"Zor bir dönem. Değil mi, beyler?" Hâkim, Hav'ın buruk ve Gülyanak'ın ürkmüş yüz ifadesine gülüyor. "Bu vakada bir uyarıdan vazgeçmeye ve yardım sunmaya hazırım. Açıklama mutabakatına davet."

"Benim için fark etmez," diyerek omuz silkiyor Hav.

"Zor bir dönem." Eskici gülümseyerek ekranına yazıyor. "Böyle de ifade edilebilir tabii."

"Sanığı tanıyor musunuz?" diye soruyor Sophie nezaketle.

"Mahkemenin ihtiyatlı tutumuna saygı duyuyorum." Gözlerinde çekici bir alayla göz kırpıyor Eskici Sophie'ye. "Siz de sanıkla bir kez karşılaşmıştınız, Sophie. Koşullar farklıydı o zaman."

Sophie düşüncelere dalıyor. Cildi zaten sağlıklı bir bronzluğa sahip olmasaydı kızardığını görebilirdik. Eskici ajandasını çantasına sokup ayağa kalkıyor.

"İşiniz bitti mi?" diye soruyor Hav.

"Nerde! Daha yeni başladı."

Eskici veda etmek için elini sallayıp salondan ayrılırken Sophie dosyayı kapatıp bir başkasını önüne çekiyor.

"Sıradaki, lütfen."

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.