Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-873-6
13x19.5 cm, 272 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Çok Tuhaf Çok Tanıdık, 2005
Bu Kâbuslar Neden Cemil?, 2005
Mazi Kabrinin Hortlakları, 2010
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Hayat Var, Bir Kapıdan Gireceksin, Fırat Yücel, s. 85-87.

Çocuk, yetişkinler için bir tedirginlik kaynağıdır. Ya büyümezse, diye düşünürüz, ya olduğu gibi kalırsa? Olduğu yerde sayıklayıp, emekleyip durursa? Ya bize yabancı kalırsa, bize benzemezse? Kendimizi göremezsek onda, kendi varoluşumuzu onunla doğrulayamazsak? Bizi aynalamayı reddederse? Ona biçtiğimiz masum çocuk rolünü oynamazsa? Ya vücuduna bir şey batırdığımızda gözünden yaş gelmezse? Ya kan akmazsa derisinden? Bize hep "yabancılığı"nı hatırlatıp durursa?

Onda hayatı görürüz; dilin dışında varolan hayatı, kültürle, alışkanlıkla henüz boğulmamış nefesi. Davranışlarında, dizginlenmemiş, terbiye edilmemiş olanı gördüğümüz için korkarız ondan. Her yere gidebilir sanki, durduk yere kaçabilir, kendini belirsize bırakabilir, sırra kadem basabilir. Onun baktığı yerde ne gördüğünü bilememektir bizi tedirgin eden. Uçurumdan yere uzanan boşluğu yükseklik olarak algılamayabilir, iki boyutlu bir resim görebilir orada, "resme" düşebilir. Dünyayı bizim gördüğümüz biçimde göremezse, diye düşünürüz, dünya bildiğimiz dünya olmaktan çıkabilir. Başka bir dünyanın ihtimalini saklar her çocuk bakışlarında; bizi korkutan o başka dünyadır, bizim dünyamıza benzemeyen, ayaklarımızın yerden kesileceği, dilimizi yutacağımız başka bir dünya. Çocuğun gözlerinin neler gördüğünü, neler görebileceğini bilmek istemeyiz, çünkü orada, o uçsuzlukta kendimizi "büyümüş" sayamayacağızdır. Küçük düşürür bizi çocuğun bakışları, bize kendi büyümemişliğimizi hatırlatır. Dizginlenmemiş olasılıkların boşluğunda, kendimizi yetişkin göremeyeceğimizi; gururdan ve onaylanmışlık duygusundan mahrum, cılız ve âciz, çocuktan daha çocuk, pişmanca çocuk görüneceğimizi hatırlatır. Kendimize böyle görünmek istemeyiz. Çocuğu öldürerek, kendimize benzeterek, onu büyüterek kurtuluruz bu utanç duygusundan.

Oğuz Atay'ın Tehlikeli Oyunlar romanının kahramanı Hikmet Benol'a gülüp duran, "Sen niye bu kadar komiksin Hikmet Amca?" diye soran Salim geliyor aklıma. Nurhayat Hanım'ın oğlu, "zayıf, patlak gözlü, hastalıklı görünüşlü" Salim. Hikmet, Salim'in alaycılığı ve çok bilmişliği karşısında üstünlük kuramıyor, kendini "büyük" olarak konumlandıracağı bir mizansen yaratamıyor. "Neden beni görünce gülüyor?" diye soruyor kendi kendine ve düşünüyor: "İnsanlardaki zavallılığı önce çocuklar seziyor galiba." Oğuz Atay için Salim, aklını kaybetme korkusundan mustarip Hikmet'in "deliliğinin" farkına varabilecek bir karakter: "Çocuklardan kendini koruyamazsın, görünüşe aldanmaz onlar (...) Çocuklara dikkat et. (Seni ele verirler) Çocuklardan nefret et. Onları kov yanından" (Atay 2008: 34-35).

Yetişkinlerle arasındaki tecrübe mesafesini hiçesayan bu tür çocuk karakterlerin yarattığı utanç ve eziklik duygusunun şiddetli bir tarafı vardır. Çocuğun, yetişkinlerin kendisinden beklediği toplumsal rolü oynamamasından kaynaklanır bu; zihinlerdeki üstünlük-alçaklık beklentilerine sığmamasından, hayatın olağan hiyerarşik seyrinde kısa devreye yol açmasından. Ama daha da önemlisi, çocuğun keskin bakışlarının, bilgisizliğine rağmen yüzüne iliştirebildiği içgüdüsel alaycılığının, yetişkinlere kendi hayatlarının kurgusallığını hatırlatan bir tarafı da vardır: Dünya denen şeyi görmemiş, hayat acısı nedir daha henüz tam öğrenmemiş, deneyimsiz ve "edep" siz bir varlık, sizin o güne kadar biriktirdiğiniz tüm değerleri, edindiğiniz tüm statüleri bir çırpıda, zahmetsizce hiçesayabilir. Önemli olduğunu düşünmek istediğiniz her şeyin önemini yitirdiği, kimliklerin, statülerin, unvanların işe yaramaz hale geldiği bir noktadır bu. Belki de bu yüzden, "kötülük"le, kökten bir kötücüllükle ilişkilendirilir çocuğun bu türden patavatsızlıkları, acımasızlıkları. Öylesi daha kolay ve rahatlatıcı olduğundan, öylesi bizi kendi zaaflarımızla yüzleşme zahmetinden kurtardığından, kötülük koyarız bunun adını. Hele eline taş alan bir çocuk, bütün bir toplumun açmazlarını, toplumun kurgulanma biçimindeki marazları yüzümüze vurabilir: Tam da "saf" oldukları için cezalandırılır bu ülkede çocuklar; ulusal kimliğimizin kurgusallığını eleveren saf bir bakış taşıdıkları için "tehdit" olarak görülürler.

Oğuz Atay'ın, kahramanının iktidar kurma hevesini –kendi küçüğü üzerinde bile– boşa çıkaran, ona kendi aczini (ve iktidar hevesinin anlamsızlığını) hatırlatan ironik bir baş belası suretinde hayata geçirdiği Salim'e benzeyen örnekler bulmak kolay değildir, ne edebiyatımızda, ne de sinemamızda. Hababam Sınıfı serisinin, gülmekten başka bir şey yapmamasına rağmen, iflah olmaz alaycı bakışlarıyla, onlara yönelttiği kararlı ve sabit işaret parmağıyla her seferinde kahramanlarımızın sinirini daha da fazla bozan, utancına utanç katan, büyüyememişliklerini yüzlerine vuran çocuğunu hatırlayabiliriz belki. Ancak o da düşlerimizi arada bir ziyaret eden bir karikatür olarak kalır. Sürekli aynı yerde, aynı kadrajda, işaretparmağı havada kalakalır, bir "karaktere" dönüşemez.

Reha Erdem'in Hayat Var'ını ilk izlediğimde, belli belirsiz hissettiğim ilk şey, filmin beni yüz yüze getirdiği çocukluk imgesinin, bu ülkenin kültürel tarihinden uzak tutulmuş bir imge olduğuydu. Henüz nedenlerini tanımlayamadığım, bir tür tedirginlik hissi bütün seyir deneyimi boyunca bana eşlik etti. Sonradan, "rahatsız edici", "tedirgin edici", "huzursuz" gibi tabirlerin filmle ve filmi izleme deneyimiyle ilişkili olarak sıkça kullanıldığına tanıklık ettim. Bunun pek çok başka sebebi de olabilir, ancak bizi çocuk imgesine atfedilen "masumiyet"in çok dışında kalan bir dünya algısıyla karşılaştırması, Hayat Var'ın rahatsız ediciliğinin en köklü nedenlerinden biri bana kalırsa.
(...)

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.