Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-420-2
13x19.5 cm, 200 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Gençlik Düşü, 2006
Son Adım, 2011
Uzun Yürüyüş, 2015
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Cem Öztüfekçi, "Yitip gitmiş, kenarda ve anti-kahraman", Agos Kitap / Kirk, Eylül 2011

Ayhan Geçgin, 1970’te doğmuş, Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) felsefe okumuş; İstanbul’da yaşıyor. Metis Yayınları’ndan çıkan üç romanı var: Kenarda (2003), Gençlik Düşü (2006) ve Son Adım (2011). Açıkçası, üçüncü romanının özetini bir kitap ekinde görüp, yayınevinin de Metis olduğunu fark edince, okur olarak acaba bir yazar keşfeder miyim –ki ilk iki kitabıyla sadık okur kitlesini oluşturmuş bir yazardı ama ben cahilin tekiydim– diye düşündüm ve hazır yazarın sadece üç romanı varken, bari hepsini okumaya çalışayım, dedim.

Kenarda ile başlamaya çalıştım ama birkaç denemeden sonra, aklıma hastası olduğum yazar Barış Bıçakçı’nın yarıda bıraktığım ilk kitabı Herkes Herkesle Dostmuş Gibi geldi, hemen Kenarda’yı elimden bıraktım ve Geçgin’in ikinci kitabı Gençlik Düşü’nü okumaya koyuldum. Bu arada, ne mutlu bana ki Barış Bıçakçı ile tanışma ve onun Bizim Büyük Çaresizliğimiz romanından aynı adla uyarlanan filmde birlikte çalışma şansını yakaladım, ama hâlâ onun ilk kitabına dönüp bitirmeye çalışmadım – bazı şeyleri zorlamamak lazım sanırım. Okuma önerileri: Bizim Büyük Çaresizliğimiz (İletişim Yay., 2004), Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra (İletişim Yay., 2008), Aramızdaki En Kısa Mesafe (İletişim Yay., 2003).

Yitip giden bir gençliğin romanı

Gençlik Düşü, yitip giden bir gençliği gayet sade bir şekilde anlatan bir roman. ‘Yitip giden’ dedik diye, çok ayrıksı bir gençlik olduğunu düşünmeyin; aileden uzakta geçirilen üniversite yıllarını ve sonrasını kapsayan bir gençlik, söz konusu olan. Zaten Ayhan Geçgin hikâyeyi değil karakteri ve dili ön plana çıkaran bir yazar. Romanlarındaki hikâyeyi biriyle özet şeklinde paylaşmak isterseniz, o kişinin ilgisini çekmeniz çok zor. Geçgin, karakterlerin ruh halini betimleyerek ve onlara durmadan kendi hayatıyla ilgili varoluşsal sorular sordurarak, dili özne olarak kabul eden has edebiyat okurunun ilgisini ayakta tutan bir yazar. Gençlik Düşü de, belki de, Geçgin’in –romanın bir bölümünün adını da oluşturan– ‘Bir Özgeçmiş Denemesi’. Yedi yıllık evli olan otuz altı yaşındaki Fikret Ali Koçergi’nin iki yıl boyunca odasına kapanıp, kendini karısından istemeden soyutlayarak yazmaya çalıştığı ilk romanının ve bu dönemdeki ruh halinin romanı.

Fikret yazı hayatına, en iyi bildiği şeyi, kendi hayatını anlatarak başlamak ister. Ama gerçekten adına yaşam diyebileceğimiz bir hayatı olmuş mudur? Üniversite sınavını kazanıp Ankara’ya gittiğine babasından uzaklaşmak dışında neyi başarabilmiştir? İşletme okumak istemediğini fark ettiği halde başka bir üniversiteye geçmek için neden yıllarca beklemiştir? Gençliği yurtta, öğrenci evlerinde, birahanelerde, şehrin sokaklarında yitip giderken felsefeye merak sarmıştır ama felsefe bölümünü kazandığında da bölümdeki hocaların neyi anlatacaklarının bile farkında olmadığını görünce hayal kırıklığına uğramıştır. Bir şekilde okulu bitirir ama İstanbul’a, ailesinin yanına dönmez, Ankara sokaklarını arşınlamaya devam eder, çoğuyla nadiren görüştüğü arkadaşlarından aldığı borçlarla hayatta kalır. Ankara’da yapacak birşey kalmayınca İstanbul’a bir tanıdığının bir süreliğine boş olan Halkalı’daki evine yerleşir. Sonrasında bir şekilde evlenir, bir sürü işe girip çıkar, bir şekilde hayatta kalır ama, yazarlık, hayatı boyunca serseri mayın gibi dolaşan bu adamın aklına nerden gelmiştir?

Gençlere öğüt: Yoksul musun, nereden bulaşmışsa sanatçı mı olmak istiyorsun? O zaman yazar ol, masrafı azdır. Tabii, diye içinden ekliyorsun, bu arada ne hale gelirsin, bilemem.” Geçgin, aslında Fikret üzerinden, kendisinin yazıya merak saldıktan sonra ne hale geldiğini anlamaya çalışıyor ve yazıyor Gençlik Düşü’nde – aynen, Nuri Bilge Ceylan’ın ‘Mayıs Sıkıntısı’ adlı ikinci filminde, ilk filmini çekerken ne hale geldiğini anlama çabası gibi. Gençlik Düşü’nün, yazarın en sevdiğim romanı olmasında, benim de henüz yirmi altı yaşında olmamın, bir süredir sinemaya, yeni yeni de edebiyata ve felsefeye ilgi duymamın etkisi büyük olsa gerek.

En çok kendini umursamayan bir anti-kahraman

Son Adım, Geçgin’in Ocak 2011’de çıkan son romanı. Romanın başkarakteri Alisan (Ali İhsan), babasından kalan evde babaannesiyle yaşayan, Geçgin’in diğer romanlarındaki erkek karakterler gibi, yaşamı kendi ritmine bırakmış, üniversite yılları dışında Küçükçekmece’nin dışına adım atmamış, üniversiteyi bitirme gereği duymamış, birçok iş değiştirmiş, son olarak, birkaç senedir çalıştığı yiyecek deposundaki işinden çıkarılmış ama bunu da umursamayan bir zat-ı muhterem; sıradan, kendi halinde, kendine anti-kahraman.

Aldığı bir miktar tazminat ve bankada birikmiş parayla yaşamaya başlayan, uğraşsızlıktan dolayı sokakları arşınlayan, babaannesi hastalanınca onunla ilgilenen ve onun için bir bakıcı tutan Alisan, uzun zamandır bir kadınla yakınlaşmamış. Babaannesinin komşusu, yatalak eşine ve on beş yaşındaki oğluna bakmak zorunda kalan Kader’le, babaanneyi ziyarete gittiğinde tanışıyor Alisan. İkisinin de belki başka şansı olmadığı için, dürtülerinin peşinden giderek, ölüm döşeğinde olan babaannenin yanındaki odada, mahalleliden ve Kader’in ailesinden gizli, günaşırı birlikte olmaya başlıyorlar.

Alisan, babaannesi öldüğünde, vasiyetini yerine getirmek için –vasiyet çok umurunda olmadığı halde– naaşını köylerine, ülkenin güneydoğusundaki Düzova’ya götürüyor. Cenazeden sonra uzun süre orada kalıyor; son olarak yıllar önce, babasının cenazesinde gördüğü halası ve eniştesi ile birlikte yaşıyor. İnsanlar, Alisan’a yük olduğunu hiç hissettirmiyor. Kader’i düşünüyor, belki özlüyor ama Düzova’da kalmaya devam ediyor. Orada gezdikçe, o coğrafyanın gerçekleriyle en sert şekilde yüzleşiyor. Son Adım, Geçgin’in, anlatısı en yoğun olan, klasik anlamda toplumsal bir meseleyi dert edinen ama kendi meselesinden, edebiyattan ve dilden taviz vermeyen, olgunluk dönemi romanı. Arka kapakta belirtildiği gibi, “Türkiye toplumuna edebiyat içinden bir müdahale – dolaysız, sert ve tok sesli.”

Şehrin kıyısından İstanbul’un halet-i ruhiyesi

Geçgin’den iki iyi roman okuduktan sonra Kenarda’ya döndüm ve onu bitirebildim ama tam olarak ne anlattığını ifade edebilmem çok zor. Ünlü yönetmen ve sinema kuramcısı Dziga Vertov, nasıl ‘Kameralı Adam’ filmiyle kamerayı bir göze, şehrin bir gözlemcisine çevirdiyse, Geçgin de şehirde gezinen ama aslında şehrin kıyısına ait olan bir gencin gözünden İstanbul’u ve kendi ruh halini tasvir etmeye çalışıyor. Kenarda’nın edebi olarak yapmaya çalıştığını, ancak Geçgin’in diğer iki romanını okuduktan sonra anlayabildim.

Geçgin’in derdi dil ve felsefeyle, doğal olarak bireyle ve karakterle. Zaten üç romanındaki karakterleri de hayatı akışına bırakmaları anlamında temelde birbirine benzeyen erkekler ama Geçgin, her seferinde kendi portresini farklı bir zenginlikte çekiyor, çünkü kendisi değişiyor, şehir değişiyor. Aynen, sinema yönetmeni Wong Kar Wai’nin dediği gibi: “Film çekmek (yazı yazmak, sanat), insanın farklı yaşlarda kendi fotoğrafını çekmesi gibi bir şey. Hepsi farklı görünür, ama aslında hepsi aynıdır.”

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.