Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
0 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Yüzük Kardeşliği, 1997
İki Kule, 1998
Kralın Dönüşü, 1998
Yüzüklerin Efendisi, 2001
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Linda Stark , “Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter, Conan: Fantastik edebiyat sinemalar diyarında”, Virgül, Sayı 49, Mart 2002

Birkaç aydır nereye dönseniz ya “Yüzükler” muhabbeti ya da Harry Potter: Film piyasasının kendi dışındaki alanları da nasıl canlandırdığı malum. Oyuncaklardan giyeceklere, hediyelik eşyalardan yiyecek içeceğe kadar varsa yoksa Yüzükler ile Harry Potter...

Önce Yüzükler: Otuz iki salon tekmili birden, bazen de tek bir sinemada iki salonda birden Türkiye’de de gecikmesiz gösterime giren Yüzüklerin Efendisi’nin yönetmeni Peter Jackson, J.R.R. Tolkien’ın üç kitabını birden çekmeye koyulmuş. Yedi senelik bir çalışma, beş sene süren çekimler... Hayalinde canlandırdığı Orta Dünya’yı bulamayınca, çekimlerden bir yıl önce sil baştan bir ağaçlandırma işine girişerek, Hobbit diyarının meyve ve çiçeklerini özel olarak yetiştirmiş ve kendi Orta Dünya’sını yaratmış Jackson. Üçlemenin ilki tüm dünyada vizyonda. Kurgusu devam eden diğer iki bölümün de sırayla 2002 ve 2003 Aralık aylarında gösterime girmesi planlanıyor. “Orijinal hikâyenin epik doğasının hakkını vermek için” üç filmi birden çekmeye karar vermiş Jackson.

Film cephesi böyle. Kitaplara gelince... Üç kitap da Türkçeye Çiğdem Erkal İpek ile Bülent Somay tarafından çevirilmiş. Filmin altyazıları da İpek’in imzasını taşıyor. Belirtmeden geçmeyelim, İpek, Ursula K. Le Guin’in Yerdeniz serisinin de tercümanıdır. “Halfling”i “Buçukluk” olarak çeviren İpek’in titizlenerek, üzerinde düşünülmüş bir iş çıkardığı ortada. Kitaptaki şiirlerin çevirisi Somay’a ait. Kitabı yayıma da hazırlayan Somay, yayıncı notunda “Elfler oldukça resmi ve ağdalı, büyük ölçüde ‘Shakespeare dönemi’ İngilizcesi ile konuşurken, Rohirrimler daha da eski bir İngilizceye sahiptir. Türkçede Elf lehçesini daha ziyade ‘Lisan-ı Osmani’ ile karşılarken, göçebe, at sırtında yaşayan Rohirrimlerin lehçesini daha bir ‘Orta Asya’ Türkçesi ile karşılamayı seçtik” diye belirtmiş.

“Fantastik” ve “fantezi” kelimelerinin sözlük anlamlarından yola çıkarsak meydan o kadar açık ki, her tür hayal ürününü, yani tüm kurgusal edebiyatı, bu tanım altında toplayabiliriz! Fantastik edebiyatın başlıca özelliğini “gerçeküstü” unsurlar olarak tanımlarsak, ortak noktalara ulaşmamız kolaylaşır. Bu noktada bile çelişkilerle karşılaşacağımıza şüphe yok. Roman türünün ilk eserlerinden Gargantua’nın fantastik olduğu şüphe götürmezken, Don Kişot’un hangi ince çizgide yer aldığını belirlemekte zorlanabiliriz. Fantastik olduğu kabul edilen öğeleri sıralamaya çalışalım: kahramanlık, iyi-kötü çatışması, büyü, gerçeküstü olaylar ve yaratıklar, yaratılmış dünyalar ya da “başka dünyalar.” Bu öğelerin hepsi şüphesiz Yüzükler’de mevcut, ne var ki “gerçeküstü” unsurunun sınırlarını çizmek yine de kolay değil. Yüzükler’in esin kaynaklarının “gerçeküstü”lükten ziyade efsanelere dayandığını keşfetmek çok mu büyük bir kitleyi hayal kırıklığına uğratır veya isyanına yol açar? Efsaneler de şüphesiz başlıca “gerçeküstü” yaratılardır. Tolkien’ın yarattığı evren, ortaçağ, Anglosakson ve Kelt mitlerinden, Troll’lerden ve Elf’lerden yararlanıyor.

Yüzükler’in kitapçılarda nasıl sınıflandırıldığı tartışılabilir, fakat Harry Potter doğrudan doğruya “çocuk edebiyatı”na dahil ediliyor; bazı kaynaklara göre okur kesiminin çoğunluğunu 25-35 yaş grubu oluştursa da... Amerika’da vizyon tarihi 16 Kasım 2001 olan Harry Potter filmleri de senede bir çıkmak üzere planlanmış. Senede bir çıkmak üzere planlanmış serinin ikinci filminin Kasım 2002’de gösterime girmesi düşünülüyor.

Harry Potter, bütün basitliğine rağmen oldukça tutarlı ve güçlü bir hikâye örgüsüne, doyurucu bir yaratıcılığa sahip. Peki, kitabın bu denli tutulmasının, kasırga yaratmasının sırrı ne? Ardında reklam kampanyasını aşan bir ilgi olsa gerek. Bu gerçeklik meselesinin yanı sıra Harry Potter’ın bu kadar tutmasının bir sebebi de uzun zamandır özgün bir cadı ve büyücü hikâyesi yaratılmaması mı? Buna özlem duyuluyormuş şüphesiz. Sadece çocukları değil, çeşitli yaş kesimlerini de cezbeden, zaten edebiyatta olsun, sinemada olsun tarih boyunca yaratılmış çeşit çeşit mistik-fantastik öykünün buna kanıt olduğu söylenebilir.

Her şeye rağmen, Tolkien’ın yarattığı zengin dünya belki de başka hiçbir masal/öykü/epik’te görülemeyecek kadar çeşitlilik ve ayrıntı içeriyor. Bütün ayrıntıları düşünülerek yaratılmış dünyasının özellikleri, daha önce de belirttiğimiz gibi, coğrafyasından tarihine, dillerinden efsanelerine kadar saptanmış. Benzer bir ayrıntılandırma Rowling’de de mevcut. Ama Rowling’in eserinin aynı zenginliği, en azından aynı karmaşıklığı taşıdığı söylenemez. Ayrıca Yüzükler daha karanlık bir dünya sergilerken (Tolkien “çocuk edebiyatı” denmesine hep karşı çıkmış zaten) Potter çok daha eğlenceli bir hava sunmakta (Potter her koşulda “çocuk edebiyatı” niyetiyle piyasaya çıktı.) Ama iki efsane de, temellerinde bulunan ortaçağ İngiltere’si, büyücüler, Kral Arthur ve büyücüsü Merlin döneminden alınmış imgelerle bezeli. Tolkien’ın zamanı ve mekânı aştığı iddia edilen fantastik dünyasından farklı olarak Potter günümüzde geçiyor ve güncel malzemelere de fazlasıyla yer veriyor.

Kahramanının çocuk oluşu, doğaüstü güçlere sahip oluşu, çoğu çocuğun (ve Peter Pan sendromundan kurtulamamış birçok “yetişkinin,” yani bizlerin) içinde kalan “yasakları”, “yaramazlıkları,” kâh “işi” gereği kâh becerileri sayesinde yapabiliyor oluşu cazibesinin önemli bir kısmını oluşturmakta. Bir yandan alnındaki şimşek işareti sayesinde yakalanmış kolay, işe yarar ve tekrarlanabilir simge, yani “imaj”ını oluşturan asal unsuru; diğer yandan bilgelik simgesi olarak çeşitli yananlamlar taşısa da kusursuz olmadığının başlıca ispatı olarak büyücü olmasına rağmen insan tarafını (elbette Harry’nin de bir “Muggle” tarafı var) unutturmayan özdeşim köprüsü, kuzeni tarafından defalarca kırıldığından bantla yapıştırılmış olan gözlükleri... Harry Potter artık yeni neslin kahramanı. O kadar ki onun sayesinde çocukların artık gözlük takmayı reddetmediği de söyleniyor.

Rowling’in açık adını kullanmamasının sebebi en başta, yazarın cinsiyetinin hemen açığa vurulmamasını sağlamak içinmiş. Esas amaç, müşterilerden erkek çocukları kaçırmamak... Erkek çocukların bir kadın tarafından yazılmış fantastik romanı okumak istemeyebileceği düşüncesiyle J.K. Rowling adını kullanmış Joanne Kathleen. Evet, gerçekten de Harry Potter’ın yazarının kadın olması şaşırtıcı: Başkahraman erkek, kastın çoğunluğunu erkekler oluşturuyor, üstüne üstlük öğretmenlerin arasında bulunan kadınlar dışında tek (küçük) kadın kahraman Hermione, tam bir erkek çocuk gözüyle yazılmış. Önceleri “gıcık” ve kuralcı olarak tanımlanabilecek kız öğrenci, sonradan Harry ve arkadaşı Ron ile bir hayat kurtarma operasyonu sonucu arkadaş oluyor. “Quidditch” oyununun kurallarından tutun sunuşuna kadar, Rowling’in ya bir oğlu olduğunu ya da erkek kardeşlerle büyümüş olduğunu düşünmeden edemiyorsunuz. Ama hayır, Rowling’in bir kız çocuğu ve bir ablası var! Zaten kendini ele verdiği noktalar mevcut. Oyuncularına “beyler” diye hitap eden Quidditch takım kaptanı, kız oyuncuların itirazıyla karşılaşıyor: “Hanımları unutma!” Üstelik Potter serisinin sonuncusu olduğu kesin olan yedinci kitapta kız-erkek meselelerinin de devreye girdiğini basın toplantısında çıtlatmış yazar. Zaten İngiltere’de yapılan bir anketin sonuçlarına göre, Harry Potter’ı yine de kadınlar erkeklerden daha çok seviyormuş.

Evet, Harry Potter kesinlikle yeni neslin kahramanı. Buna çeşitli cadılık ve büyücülük gereçlerinin ve malzemelerinin satıldığı ve bize günümüzde herhangi bir şehirde eksik olmayan megamarketleri hatırlatan pazar yeri Diagon Yolu ve büyücülerin bankası Gringotts gibi tüketim dünyasının başlıca unsurlarını katarsak (bunlara Tolkien'ın eserlerinde rastlayamazsınız herhalde) yeni nesle hitap etmesinin sebeplerinden bazılarını da eklemiş oluruz. Rowling giderek görselleşen bir dünyada, daha doğrusu keşmekeşte, harflerle yazılmış satırları okumakta güçlük çekeceğe benzer bir nesle, okuma hazzını kazandırdı. Kendi kızımla buna şahidim. Artık Harry Potter okuma seanslarını televizyon seyretmeye tercih ediyor. Bu da Potter’a tarafımdan puan kazandırıyor...

Umudumuz o ki, Rowling sayesinde yeni nesil belki Blyton’u ve nice “çocuk” kitaplarını keşfetmeye yönelir nihayet. Peter Pan, Alice çizgi filmleriyle tanınıyorlar, kitapları keşfedilmeyi bekliyor. Türkçeye kazandırılma konusunda, darısı A.A. Milne’in orijinal kitabının başına. Dört kitaplık nev’i şahsına münhasır bir seri olan Winnie the Pooh’yu, Disney versiyonlarıyla değil orijinal halleriyle tanıma zamanı geldi de geçiyor. Tabii L. Frank Baum’un Oz Büyücüsü serisini de unutmamalı. Fantastik çocuk edebiyatının başyapıtlarından sayılabilecek serinin ilki Oz Büyücüsü, çeşitli yayınevlerince basılmış olsa da bir “seri” söz konusu olduğu göz ardı ediliyor. Türkçede tamamlandığını görebilecek miyiz? Almanya’da Gençlik Edebiyatı Ödüllerini toplayan, ama Türkiye’de yetişkinlerce daha çok okunduğunu zannettiğim Michael Ende’nin Bitmeyecek Öykü’sünü de çocukların bir gün ellerine almalarını diliyoruz. Ve Küçük Prens’e küçük bir saygı duruşuyla bu bitmeyecek listeyi tamamlamaya çalışıyoruz.

Çocuklar için olsun olmasın, fantastik edebiyata bakmaya başlayınca liste gerçekten uzayıp gidiyor, Baron von Munchausen’in maceralarına kapılabiliriz elbette, ama bir masallar diyarı olan bu topraklardan, hani şu Keltlerin geçtiği, Kimeryalıların yerleştiği Anadolu’dan, fantastik edebiyat için daha uygun bir yer olabilir mi? Sadece çevirilerden medet ummayı da bir kenara bırakmalı. Milliyetçilikten dem vururken, yine de “bize ait olanı” unutuyoruz sanki! Henüz ilgilenmeyenler için ilk durak olarak Pertev Naili Boratav’dan başlamalarını salık veririz.

Şimdi yelkenleri fora edip, www.auteur.net’ten feyz alarak farklı bir istikamete ve farklı bir çağa dümen kıralım. Robert E. Howard, yine yüzyılın başlarına dayanan ama bir edebi kahramandan ziyade, kimimiz için bir çizgi roman kahramanı kimimiz için bir film kahramanı olarak imgelemimize yer etmiş bir efsanenin yaratıcısı. Gündemi kuşatmakta olan “sinemada fantastik edebiyat üçlememizi” de tamamlayıcı nitelikte. Nihayet kitap olarak Türkçeye kazandırılmasının üzerinden henüz birkaç ay geçti. Söz konusu efsane Conan’a bu sayede çizgi roman kahramanlığından sıyrılıp gerçek kimliğine bürünme fırsatı doğar mı acaba? 1982’de Arnold Schwarzenegger’i meşhur eden Barbar Conan filminden sonra yeni bir Conan filmi çekileceği rivayetleri de kulaktan kulağa geziyor.

Conan serisinin aslen dokuzuncu kitabı Fatih Conan 2001’de yayımlandı. Birkaç antolojide yer alan hikâyeleri dışında Howard’ın başka hiçbir eseri dilimize çevrilmedi. Kitap ilk kez 1938 yılında “Ejderin Saati” başlığı altında Weird Tales adlı yeraltı edebiyat dergisinde yayımlanmış maceraları içeriyor.

Rowling ile Tolkien, kitaplarıyla ün yapmış ve her şeye rağmen edebi çevrelerce kabul görmüş yazarlarken, Howard kariyerine “pulp” dergilerde macera, fantastik ve korku (“weird”) hikâyeleri yazarak başlamış ve sürdürmüş. Otuz yıllık ömrüne kendi elleriyle son verdikten sonra, önce yazılarının benzer dergilerde tekrar yayımlanmasıyla, 1960’lardan itibaren de başta Conan olmak üzere karakterlerinin çizgi romanlara esin kaynağı olmasıyla giderek ünlenmiş.

Üçlememizde mutlak bir ortak nokta olan Kelt merakından yola çıkarak Conan serüvenini anlatmaya devam edebiliriz. Çocukluğunu kitap “özellikle de tarih kitapları” okumakla geçiren Howard, çok genç yaşta yazarlığa başlamış ve ilk hikâyesini on beş yaşındayken yayımlamış. En çok Doğulu hikâyelere merak salsa da Kelt edebiyatına ve efsanelerine ayrı bir ilgi duymuş. G.K. Chesterton’un epik şiiri “The Ballad of the White Horse”tan (Beyaz Atın Türküsü) etkilenen Howard, Chesterton’ın “telescoping history” (iç içe geçen tarih) mefhumuna, yani “efsanenin başlıca değerinin, hissiyatı korurken yüzyılları harmanlamak” olduğu fikrine yakın duruyor. Özellikle Conan’da bunun en uç noktasına ulaşıyor. Ortaçağ Avrupa’sı, Vahşi Batı, Uzakdoğu efsaneleri, Elizabeth dönemi korsanları, Conan hikâyelerinde rastlanabilecek unsurlardan bazıları. Howard, Doğu’ya, özellikle de Ortadoğu’ya duyduğu merakını, 1930'da yayın hayatına başlayan Oriental Stories (Doğu Hikâyeleri) dergisinde giderir. 1933’te The Magic Carpet Magazine (Sihirli Halı Dergisi) adını alan dergi, Ocak 1934’te yayın hayatına son verdi. Haçlı Seferleri ya da Moğol ve İslam fetihlerini konu alan bu hikâyelerde dahi Kelt etkisi ve kahramanları görülebilir.

Howard için önemli bir yer tutan, dönemin başlıca “weird” yazarı H.P. Lovecraft’ten bahsetmeden geçemeyeceğiz. Weird Tales’e Lovecraft’ı öven bir mektup göndermesiyle başlayan ve değişik dualizmleri tartıştıkları mektuplarla süren dostlukları, Howard’ın gelişimi hakkında ipuçları vermektedir. İki yazar uzun yazılı muhabbetlerde medeniyet ile barbarlığı, şehir ve toplum hayatı ile vahşi hayatı, düşünsel ile fizikseli, sanat ile ticareti karşılaştırmışlar. Önceleri Lovecraft’ın üstünlüğü karşısında biraz çekimser davranan Howard, sonraları kendi fikirlerini de ortaya koyup Lovecraft’e (örneğin Lovecraft’ın Mussolini hayranlığına) karşı çıkabilmeye başlamış. Diğer yandan bu yazışmalar Howard’ı Lovecraft’ın üslubunda yazmaya da itmiş görünüyor. Bu, Conan’ı yaratacak “zengin hayal gücü karışımının tamamlanması için gerekli olan son malzemedir.”

Conan yazarın en kalıcı kahramanı olagelir. Yazarın iddiasına göre Conan karakteri, 1932’de bir gün, Texas’ta “küçük bir sınır kasabası” olan Mission’da imgeleminde türeyiverir. “Uçsuz bucaksız manzara, sıra sıra dağlar, art arda tepeler” bir anda geçmişini süsleyen bütün “boksörleri, silahlı adamları, içki kaçakçılarını, petrol sahasındaki kabadayıları, kumarbazları ve dürüst işçileri” bir araya getirir ve Kimeryalı Conan denen bu karışımın ortaya çıkmasına sebep olur. Dünyayı serbestçe dolaşabilen bu karakter her tür kurguya müsaittir. Detektiflikten korsan hikâyelerine, vahşi hayattan doğu gizemine kadar uzanan öykü çeşitlemeleri listelemekle bitmez.

Howard’ın ilginç bir yanı da, dönemine göre kadınlara karşı “proto-feminist” denebilecek bir görüşe sahip oluşudur. Tolkien’da kadınlar ikinci derece yaratıklar olarak kalırken, “asrın yazarı”nın karşısına Rowling’i ve Howard’ı koymalı! Feminizmden bihaber Tolkien’ın ardından “proto-feminist” Howard gelir. Bugünse, Rowling kadındır ve erkeklerin başını çekiyor gibi görünmesine rağmen feminist eğilimleri şüphesiz kendini belli eden Harry Potter’a varırız. Kronoloji yerine oturmuştur. Howard’ın yarattığı kadınlar genellikle erkeksi kahramanlardır, hatta erkeklerden üstündürler. Bunun en tanınmış örneği kızıl yeleli Rus kadın Red Sonja. Belirtmeliyiz ki Red Sonja, Howard’ın öykülerinde 1529’da Muhteşem Süleyman’ın Viyana kuşatması sırasında savaşırken yer alır ve çizgi romanda alışık olduğumuz görünümünden çok farklı bir biçim arz eder.

Çizgi roman dışında bir Red Sonja filmi de mevcuttur. 1985 yılında yapılan filmde yine Schwarzenegger Kalidor’u canlandırmıştı. Daha ziyade çizgi romanın etkilerini taşıyan filmin senaryosunda Howard’ın adı neyse ki yer almaktadır. Red Sonja olarak heybetli Brigitte Nielsen ile tanışmamızı sağlayan film, ikinci bir Conan filmi niteliğindedir, zira Conan the Destroyer (Yok Edici Conan) adını taşıyan ve yine Shwarzenegger’in oynadığı 1984 yapımı asıl ikinci film, Howard’ın hikâyelerini ikinci planda gösteriyor ve diğerlerinden daha düşük nitelikte bir yapım. Yapılması planlanan yeni Conan filmindeyse Schwarzzie’nin yer alma olasılığı da söz konusu. Ama Conan olarak değil tabii. Herhalde “misafir sanatçı” konumunda çıkacaktır karşımıza. Aradan geçen yirmi yılda onun yerini alacak genç bir kas kümesi türemelidir elbette.

Şuna şüphe yok: Her üç yazar da, dil meraklısı. Tolkien dilbilimci ve Eski İngilizce uzmanı bir İngilizce profesörüydü; Yüzüklerin Efendisi’nin anlattığı hikâye, mekândan mekâna sıçrar, sayısız karakteri ve ayrıntıları sayesinde son derece inandırıcılık kazanan bir hayal dünyası vardır. Daha da önemlisi, Yüzüklerin Efendisi aralarında köprü kurulmuş mitolojisi ve icat edilmiş dilleriyle, bir dilbilim şaheseri kabul ediliyor. Bu yeni mitolojinin yazarının kelimelere duyduğu ilgi çocukluğundan başladı. Tolkien annesinin dizi dibinde Latince öğrendi. Sevin Okyay’ın anlattığına göre sonra diller icat etmeye başlamış, ama çok geçmeden bu dillerin bir kültür içinde var olmaları gerektiğini fark etmiş. Onları konuşacak insanlara ihtiyacı olduğunu düşünmüş. (Radikal Kitap, 21 Aralık 2001.)

Tolkien’ın diline ayrılmış online sözlük ve ansiklopedi çeşitlemelerinin de bulunduğunu belirtmeli. Ayrıntılı bir kaynak The Encyclopedia of Arda, http://www.glyphweb.com/arda/default.htm adresinden bulunabilir.

Rowling, Exeter Üniversitesi Fransızca ve Klasik Diller Bölümünü bitirmiş. Sonra Portekiz’de İngilizce öğretmenliği yapmış; “tarihî konulara oburluk derecesinde bir ilgi duyan” Howard ise Texas’ın kitaplarla yakından uzaktan ilişkisi olmayan bir petrol kasabasında kendisini tümüyle kitaplara verebilecek yeteneği göstermiş.

Tolkien Güney Afrika’da doğmuş, İngiltere’de büyümüş; Rowling, Uluslararası Af Örgütünde çalışırken Afrika’da insan hakları ihlalleri üzerine araştırma yapmış; Howard ise Texas çölü dışında, hayatına egzotizm katacak “uzak ülkelerde” bizzat bulunamamış, ama tarih merakının yanı sıra, kendisini “El Borak”/Gordon gibi karakterlerde gösteren Doğu hayranlığı bu konuda da fantastik yazarlarımızla bir birleşme noktası barındırdığını gösteriyor.

Bir diğer noktaysa, Tolkien için geçerliliği şüpheli olsa da, Howard’ın da, Rowling’in de okuldan nefret etmiş olmaları ve özgürlük düşkünlükleri. Bu özgürlük düşkünlüğü, üç yazarın da (başta Tolkien olmak üzere!) “quest literature” (arayış edebiyatına) yakınlığının bir işaretidir.

Konumuz seferimizi 2500 yıl kadar gerilerde tamamlamakta bir sakınca yaratmıyor. Keltlerin “barbar” bir kavim olduğuna şüphe yok. Amerikan Archaeology dergisinin son sayısında yer alan yazısında Dr. Mary Voight, Gordion’da bulunan binlerce hayvan kemiği arasında kafaları kesilerek ve ezilerek öldürülmüş kadın, erkek ve çocuk kemiklerini, Avrupalı Keltlerin insan kurban etme törenleri olarak yorumluyor. Anadolu’da oturmuş başka herhangi bir halkta insan kurban etme âdeti olmadığını hatırlatıyor. Kelt “druid” rahiplerinin geleceği görmek için insan öldürdüğü ve savaşçıların eve düşmanlarının kesik kafalarıyla döndüğü biliniyor. Gordion’da yaşayan bu halk kendine Galat diyor. Galat “Kelt” dilinde “savaşçı” demek. “Druid” şeceresi “cadılık”, “büyücülük” vb. geleneklerin de “barbarca” izler taşıdığını gösteriyor. Sihri, cazibesi buradan mı kaynaklanıyor? Vahşete meyyal insanoğlunun kronolojisine üçlememize dayanarak bakarsak, Barbar Conan’dan Yüzükler’e doğru giden tarihin, Harry Potter gibi daha müspet bir noktaya ulaştığını varsaymakla kendimizi kandırmış oluruz herhalde. 2500 yıl içinde İyi ile Kötü mücadelesinden zerrece vazgeçilmemiş! “Barbarlar” sadece kılık değiştirmiş durumda, dolayısıyla tehlikeleri daha sinsice arzı endam etmekte...

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.