Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-938-2
13x19.5 cm, 248 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
At Çalmaya Gidiyoruz, 2008
Lanet Olsun Zaman Nehrine, 2012
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Deniz Ayyıldız, "Zamanın Ortasındaki Çatlak", Mesele Dergisi, Mayıs 2014

Roman, yıllardır birbirini görmemiş iki dostun ve etraflarındaki insanların hayatlarını anlatıyor. Jim ve Tommy’nin yıllar sonra bir köprü üzerinde tekrar karşılaşmaları her iki karakterin büyük acılarla dolu geçmişi hatırlamalarına sebep oluyor. Tommy ve kardeşleri şiddet yanlısı bir baba ve pasif bir anneden oluşan işlevsiz bir ailede yaşamak zorundadırlar. Anne, bir süre sonra evi terk eder ve uzun yol gemilerinde çalışmaya başlar. Tommy ise gün geçtikçe artan şiddetten başkaldırarak kurtulmayı seçer ve bir beyzbol sopasıyla babasının bacağını kırar. Bu olaydan sonra Tommy’nin babası ortadan kaybolur ve aile fertleri başka ailelere evlatlık olarak verilir. Yalnızca Tommy, başka bir aileyle değil, Tommy’e babalık yapan Jensen ile kalır. Bu olaydan sonra kardeşler birbirlerini daha az görmeye başlar ve zaman geçtikçe birbirlerinden tamamen koparlar. Diğer ana karakter olan Jim ise dindar bir ailede yetişmiş ve babasını hiç tanımamış bir çocuktur. Tommy’nin en yakın arkadaşıdır ve kendinisinin bile hatırlayamadığı kadar uzun bir süredir Tommy’nin dostudur.

İki arkadaş arasındaki dostluk bağı soğuk bir günde gölde yaşadıkları bir olay sonucu yavaş yavaş çözülmeye başlar. Buz tutmuş olan göl çatlamaya başladığında Jim kendini kurtarmak için Tommy’nin önünü kesmeye çalışır. Göldeki buz kırılmaz, ancak gölde oluşan çatlaktan daha büyük bir çatlak Jim’in içinde oluşur. Tommy vicdanı, insanın içini parçalayan bir tekere, bir dişli testereye benzetir (s. 38). Bu olay Jim’in içinde büyür ve bir testere gibi içini parçalar. Hastalanan Jim, Tommy ile bir daha görüşmemek üzere ayrılırlar.

Köprüde yıllar sonunda karşılaştıklarında zaman nehrinin birbirlerini ne kadar değiştirdiklerini fark ederler. Jim hasta bir şekilde bir yıldır işe gitmemekte ve maddi ve manevi sıkıntılar içerisindedir. Tommy ise zengin olmuş ve yıllar sonra Jim’i gördüğüne sevinmiştir. Tommy, Jim ile tekrar görüşmek için ertesi gün tekrar köprüye gider ve Jim de başka bir işi olmadığı için aynı saatlerde köprüye gitmektedir. İkili arasındaki bu buluşmanın nasıl geçtiğini ise yazar bize aktarmaz, doğrudan romanın sonuna geliriz. Tommy’nin kız kardeşi Siri, bir yardım kuruluşun için yurtdışında çalışan bir kadın olmuştur. Roman, bu noktada anne ve kız arasında bir parallelik kurar. İkisi de ailenin ataerkil babasından kaçmak için yurtdışına kaçmayı seçmiştir. İkisi de her şeyi geride bırakmak ve sorunlarla yüzleşmemek için çabalarlar. Anne, Tya Berggen, çocuklarını geride bırakır ve asla Norveç’e dönmez. Ancak tıpkı Jim gibi, o da vicdanın çarkından kaçamaz ve romanın sonunda gazetede bulduğu resimlerden kendi ailesinin bir kopyasını oluşturduğunu görürüz. Bu simülakr, Tya’nın pişmanlıklarına işaret etmektedir. Aile resmi ancak kötü bir taklitle yeniden oluşturulmuştur, çünkü kendi ailesi de aslında normal bir ailenin işlevsiz bir kopyasıdır. Siri bu resim karşısında ne yapacağını bilemez ve bunları yapanın kendi annesi olmadığını kendine inandırmaya çalışarak, başka bir ülkede Tya’ya ait eşyaları terk eder ve sorunlarıyla yüzleşmeyi reddeder.

Geçmişten Kaçabilmek

Romanda işlenen en önemli konulardan birisi zaman. Zaman romanda akıp giden ve yaraları tedavi eden bir ilaç değil tam aksine sürekli ortaya çıkan, olmadık yerlerde vicdanın çarkını yeniden çeviren bir çeşit hayalet işlevi görüyor. Romanın çizgisel değil de geriye dönüşlü bir anlatım yolu seçmesi de bu yüzden. Karakterler asla bir olayı geride bırakamıyor. Okuyucunun da olayları geride bırakılmasına izin vermiyor. 2006 da geçen herhangi bir olay okuyucu tekrar 1960’lara sürüklüyor. Zaman, geçmişin unutulmasına izin vermeyi reddediyor. Zaman tedavi sunmasa da tedaviye giden yolu, yüzleşmeyi sunuyor karakterlere.

Karakterlerin her biri zamanın onlara sunduğu acı olaylarla yüzleşmek zorunda bırakılıyor. Tommy’nin Jim’i köprüde görmesi zihninde zincirleme bir düşünce akışı başlatıyor ve geçmişiyle, ailesiyle ilgili her şeyle yüzleşmek zorunda kalıyor. Tommy bizi 1962 yılına, suda boğulan köpeğini kurtardığı güne götürüyor. Annesi suyun başında köpeğin boğulmasını izlerken Tommy buz gibi suya atlayarak köpeği kurtarıyor. Bu noktada annenin aile içindeki işlevselliğinin sorunlu olduğu izlenimi veriliyor. Annenin daha sonra kocasından kurtulmak için aileyi terk ederek sorunuyla yüzleşmek yerine kaçmayı seçtiğini görüyoruz. Roman boyunca bu karşıtlık daima okuyucuya sunuluyor: Problemlerle yüzleşen karakterler ve yüzleşmekten kaçınan karakterler. Anne, Jim ve Siri gibi sorunlarla yüzleşmekten kaçan karakterlerin içten içe acılar içinde kıvrandığı görülüyor. Denizde hasta olan Tya için “...kadının hastalığının ne olduğunu ne kendisinin ne de başka birinin anlayabildiğini söyledi, öylece yatıp tir tir titriyor ve zorla soluk alıp veriyor... (s.167)” ifadeleri kullanılıyor. Doktorun vücunda hiçbir problem bulamamasının sebebi

Tya’nnın sorunun aslında zihnini kemiren pişmanlıktan kaynaklanmasıdır diyebiliriz. Tya dışında zihni kemirilen başka bir karakter ise Jim. Hıristiyan bi ailede yetişen ve daha sonra sosyalist olmaya kara veren Jim, Tommy karakterinin zıttı olarak karşımıza çıkıyor. Jim de hayata tutunamayan bir birey. Daha romanın en başında Jim’in ilk kurduğu cümle “Karanlık. (s. 13)” oluyor. Jim için hayat büyük bir karanlık ve yalnızlıktan ibaret. Hiç kimseyle bağ kurmayı beceremiyor Jim. Kurduğu en güçlü bağlardan birisi olan Tommy ile dostluğunu bir yazı tura oyunuyla sona erdiriyor (s. 158). Jim kendi hayatı ile ilgili bir şey yapmayı reddediyor. Jim hayatı redderken Tommy ölümü reddediyor: “ölüme direnilmez dostum,’ dedi, ‘Lanet olsun, elbette direnebilirsin,’ dedim. (s.103)”. Jim kendini tek bir noktaya sabitleyip hayatı reddederken, Tommy roman boyunca daima ileri hareket etmyeyi seçiyor.

Tommy direnmeyi çok genç yaşta öğreniyor. Babası tarafından şiddet görürken bu acıyı reddetmek için kendi benliğini reddediyor. Olayların başka birisin başına geldiğini hayal ediyor ve acıyı reddediyor. Bu ret aynı zamanda Tommy’nin isyanın başlangıç noktası oluyor. Eline bir beysbol sopası alarak hayata karşı başkaldırışını başlatıyor. Tommy roman boyunca asla pes etmiyor. Daima ileri bakıyor. Yıllar sonra hastanede babasını bulduğunda bile geçmişiyle yüzleşebildiğini fark ediyoruz. Jim ise yıllar sonra Tommy ile karşılaştığı zaman, onca zamandan sonra geri dönüp bakmayı reddediyor. İşe ihtiyacı olduğu halde iş bulmaktan bile kaçınarak yaşadığı dünyayı ve sistemi reddediyor; ancak bu red bir mücadeleye dönüşmüyor ve pasif bir direniş olarak kalıyor. Jim hayatla yüzleşmeyi reddederken Tommy hayatın yok ediciliğini reddediyor.

Yaşamak Direnmektir

İki farklı karakter arasındaki bu ilginç dostluğun aslında çok da sağlam temelleri olmadığını buz üzerinde kaydıkları bölümde anlıyoruz. Jim’in çatlaktan kurtulmak için Tommy’nin önünü kesmesi Jim’i yıllar sürecek bir vicdan azabına itiyor. Buz üzerindeki çatlak sembolik bir anlam kazanıyor.

Dostlukları arasındaki uyumsuzluğa işaret ediyor. Çatlak yalnızca gelecekte olacak olan bozulmaya değil geçmişte başlayan sorunları da kapsıyor. Eğer zamanı donmuş bir göl olarak hayal edebilirsek oluşan bu çatlak yalnızca ileriye değil bütün zamana yayılıyor. Bütün buz kitlesini etkiliyor ve geçmişte bir problem olmadığı halde geçmiş de problematik bir hale geliyor. Bu kadar küçük bir olayın bir dostluğu bitirmesinin sebebi çatlağın yalnızca bir kırılma noktası olmasından. Aralarındaki farklılığın bu kadar belirginleşmesi – yıllar sonra Tommy’nin zengin bir kapitalist olup, Jim’in hala sosyalist ancak maddi olarak zor durumda olması gibi – buz üzerinde bir kırılmaya yol açıyor. Yüzeyde önemsiz görünen bir olay aralarındaki bütün uyuşmazlığın sembolü haline geliyor. Tommy bunu farkında olmasa dahi Jim bunu fark ediyor. Bilinçli bir farkındalık olmasa da bir bilinçdışında bir epifani yaşadığı söylenebilir. Buz kütlesi hem Jim’in zihninde hem de fiziksel olarak gölün üzerinde çatlıyor. Jim kendisini büyük bir yalnızlığın ortasında buluyor ve intihara bile teşebbüs ediyor. Jim için bu çatlak sadece Tommy ile olan dostluğunu bitirmiyor, aynı zamanda bugüne kadar dünyayla olan bağlantısını da kopartıyor ve onu derin bir kayıtsızlığa sürüklüyor. Çatlak Jim için asla düzelmiyor.

Sadelikle yazılmış büyüleyici bir roman olan Reddediyorum insanın dünyada yalnız bırakılmışlığı, aile, dostluk gibi en güçlü bağların bile ne kadar kırılgan olabildiğini ve insan olmanın ne demek olduğunu sorguluyor. Ancak bu karanlıkta bile bir ışık olabileceğini ve insanın hayata devam etmek için bazen ölümü bile reddetmesi gerektiğini hatırlatıyor.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.