Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-605-316-027-4
13x19.5 cm, 80 s.
Yazarın Metis Yayınları'ndaki
diğer kitapları
Bir Şey Oldu, 2006
Hiç Niyetim Yoktu, 2007
Hep Yazmak İsteyenlerin Hikâyeleri, 2010
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
 

Açılış bölümünden, Yılan, s. 9-11

Büyük bir hanın avlusunda oturuyorduk.

Etrafımızdaki insanlar, çıkardıkları uğultu, sıcaktan dolayı tentelerle engellenmiş gökyüzüne doğru yükselen pus, asırlarla son halini bulmuş nefis loşluk; gevşek, sadece yeterince gevşek sessizlik. Sıkılıp sıkılıp ya da gevşetilip gevşetilip son dönemeçte bırakılmış bir vida gibi.

Yaşayan her şeyin ölebileceği, sonra yeniden dirilebileceği, sonra yeniden ölebileceği aklımdan geçti. Ta ki sular gelip her şeyin üzerini kaplayıncaya, bu gezegen hakkında son hükmünü verinceye kadar.

Başka bir zamanda, buraları kaplayan denize dalan bir dalgıç çok çok aşağılarda belli belirsiz bir karaltı gibi bu yapının gölgesini görürdü; dalgalanan suyun, yosunların ve karanlığın ta altında.

“Buraya çok gelmeyiz biz aslında. Burası,” dedi arkadaşım, “beş on yıldır böyle, yeni restore edildi. Harabeydi eskiden.”

“Şurada,” dedi, –eliyle avlunun sağ çaprazındaki en uzak noktayı gösterdi– “bir kahvehane vardı sadece. Namazdan sonra,” –yakındaki camiyi gösterdi bu sefer– “ya da namaz vakitlerine yakın, ihtiyarlar gelir otururlardı. İçeride hâlâ çay 25 kuruş, nargile bilmem şu kadar levhaları dururdu. Takvim 1957’nin takvimiydi.”

“O kadar mı? Başka hiçbir şey yok muydu?” Bir şey daha olmalıydı.

Düşündü.

“Vardı,” dedi. “Saçı sakalı birbirine karışmış bir berduş gelir, şuraya” –şu anda çok popüler, kalabalık kahvaltı yerlerine doğru dimdik çıkan taş basamakları gösterdi– “tam oraya, ilk basamağa” –beni ikna etmesi gerektiğini, merakımı ancak bir noktadan ötekine uzanan hayali ama kesin çizgilerin doyuracağını anlamıştı– “otururdu. Koluna bir yılan dolamış olurdu.”

Şüphemi anladı. “Evet yılan, gerçek yılan,” dedi. “Onunla insanları iyileştirirdi, hastalara şifa verirdi” –düzeltti– “Öyle denirdi.”

“Yılanla mı? Nasıl?”

Arkadaşım cevap vermedi. Turisttim. Belki de beni bir sırla baş başa bırakarak turistliğime son darbeyi vurmak istiyordu.

Buradan önce beni götürdüğü “tarihin ilk bahçeleri”nde, tek sıra halinde oturmuş, bilmediğim bir dilde, müzikle hikâye, şikâyetle şarkı arası sesler çıkaran yaşlı adamlara duyduğum ilgi de sinirine gitmişti. Haklı buldum. Bir yerde yaşayan için orası sadece yeknesak, tozlu ve sıkıcıdır.

Eski kahvehanenin karşı çaprazında bileğine doladığı yılanla oturan adam ağır ağır, önce dış çizgileriyle, sonra çizgilerin içi iyi kötü renklerle dolarak gözümün önünde belirdi. Profili kahvehaneye dönüktü, tam o noktaya doğru bakıyordu. Bir şeyler biliyordu herhalde. Çıplak teni günbegün bir yılanla sarmaş dolaş, bedeniyle işini bitirmiş bir adamsa, bir şeyler biliyor olmalıydı.

Onu uzun süre gözümün önünde tutamadım. Orada biraz daha dursun isterdim, ama o ağır ağır soldu, alelacele çiziktirilmiş bedeni son çizgisine varıncaya kadar sıcakta eridi, havaya karıştı.

 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.