Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-605-316-111-0
13x19.5 cm, 288 s.
Liste fiyatı: 28,00 TL
İndirimli fiyatı: 22,40 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
AYIN ARMAĞAN KİTABIAYIN ARMAĞAN KİTABI
Dünyaya Orman Denir
Liste Fiyatı: 16,50 TL yerine armağan
Diğer kampanyalar için
 
Kapitalist Bilinçdışı
Marx ve Lacan
Özgün adı: The Capitalist Unconscious
Marx and Lacan
Çeviri: Barış Engin Aksoy
Yayına Hazırlayan: Özge Çelik
Kapak Grafik Uygulama: Emine Bora
Kapak Deseni: Keetra Dean Dixon
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Aralık 2017

Karl Marx, Lacan’ın öğretilerinde bahsi geçen birçok kuramcıdan sadece biridir, diğer klasik düşünürler Lacan’ın yapıtlarında daha derin izler bırakmıştır – o zaman bunca etkilenme arasında Marx’a ayrıcalık tanımak niye?

Kapitalist Bilinçdışı’nın başlangıç noktasını oluşturan varsayım, Marx’a göndermesinin Lacan’ın öğretisi içinde önemli bir gelişime işaret ettiği ve Freud’a ikinci bir geri dönüşü başlattığı düşüncesidir. Böylece vurgu yapısalcı dilbilimden siyasal iktisadın eleştirisine ve özneye dair temsilden jouissance üretimine kaymıştır. Jouissance (keyif veya Freud’un deyişiyle libido) yeniden psikanalizin esas problemi haline gelmiştir; Freud’da bu zaten böyledir, ama psikanalizin gitgide ekonomik liberalizmin taleplerine tabi kılınması, böylece tedavinin esas amacının bireyleri mevcut düzene uydurma haline gelmesiyle birlikte sistematik olarak ihmal edilmiştir.

Freud’un keşfinde esasen bilinçdışı eğilimin tatmininde emeğin rolü vurgulanır ve bilinçdışının üretken boyutu açığa çıkarılır. Freud, yaptığı keşiflerin tam merkezine bir emek gücü kavramı yerleştirerek, bir emek-bilinçdışı teorisinin anahatlarını ortaya koymuştur. 1960’ların sonunda Lacan’ın ilgilendiği esas konu, Freud’un teorisinin bu önemli boyutu etrafında gelişir. Lacan jouissance kavramında, Freudcu “psişik enerji” ile bilinçdışı emek mefhumunu bir araya getirir. Freud’un keşiflerinin devrimci karakterinin tam olarak belirlenmesi için üretime dair bir teori şarttır. İşte Saussurecü yapısalcılığın veremediği bu teori, Marx’tan gelmiştir.

İÇİNDEKİLER
Teşekkür

Giriş: Lacan’ın Freud’a İkinci Geri Dönüşü

1. "Bilinçdışı Siyasettir": Saussure’den Marx’a
Yapı ve Tarih
Saussure ve Siyasal İktisat
Temsil ve Üretim
"Artı"nın ve Kaybın Mantığı

2. Kapitalist Bilinçdışı: Freud’a Geri Dönüş
Weltanschauung
Emek-Bilinçdışı Teorisi
Lustgewinn
Bastırma ve Üretim

3. Fetiş ve Semptom
Psikanalitik Genellemelere Karşı
Sapkınlık Olmadan Fetişizm
Organ ve Hayvan
Hakikat ile Jouissance Arasında: Semptom

4. Kapitalist Söylem Nedir?
Marx ve Söylem Teorisi
Efendi Söyleminden Üniversite Söylemine
Beşinci Söylem?

Sonuç: Siyaset ve Modernlik
Dizin
OKUMA PARÇASI

Giriş: Lacan’ın Freud’a İkinci Geri Dönüşü, s. 11-15

Karl Marx, Jacques Lacan’ın öğretilerinde bahsi geçen birçok kuramcıdan sadece bir tanesidir. Diğer klasik düşünürler Lacan’ın yapıtlarında daha derin bir iz bırakmış gibidir; bilhassa da Platon, Descartes ve Hegel. O zaman bunca etkilenme arasında Marx’a ayrıcalık tanımak niye? Lacan’ı ziyadesiyle başarısız olmuş bir girişimin, radikal siyaseti arzunun özgürleşmesinde temellendirme girişiminin damgasını taşıyan bir geleneğin, Freudcu Marksist yönelimin temsilcilerinden biri haline getirmek için mi? Yoksa amaç Lacan’ı solcu bir düşünür haline getirmekten mi ibaret?

Böyle bir çabanın karşısına hemen yığınla biyografik ayrıntının, Lacan’ın siyasal tercihlerine ilişkin az çok güvenilir bazı anekdotların çıkarıldığına şüphe yok – Charles de Gaulle muhafazakârlığına eğilimli olduğu söyleniyor. [1] 1960’ların sonunda gerçekleşen öğrenci ve işçi ayaklanmalarına nasıl ikircikli bir tepki verdiğini de belirtmemiz gerekiyor. Jean-Paul Sartre, Michel Foucault, Gilles Deleuze, Felix Guattari ve yine bir o kadar itibar sahibi birçok isim komünist devrim vaadiyle kuvvetli biçimde özdeşleşirken, Lacan düşünsel akıntıya karşı yüzmüş ve kendisine liberal demiştir. Dahası, öğrencileri yeni bir efendi isteyen histerikler olarak betimlemiş; devrimin siyasal tanımını astronomideki dairesel hareket anlamına indirgemiş; son olarak da, öğrencilerin taleplerinde olsa olsa kapitalizmin bir “bilgi piyasası”na ya da –bugün kulağa anakronistik gelebilecek formülü hatırlarsak– “bilgi toplumu”na dönüşümünün görünür hale geldiğini savunmuştur. [2] Bu kasten tartışmalı sözlerin hepsine birden bakınca, Lacan devrimci bir düşünürden ziyade nouveaux philosophes öncülerinden biri gibi görünmektedir.

Bu fasıllar haricinde, düşünceleri Marx’ınkilerle ahenk içinde bir düşünür olarak okunmasına karşı bizzat kendisi muhtelif kuşkular dile getirmiştir. Kendi öğretisinin en altüst edici boyutunu, toplumsal antagonizmalar için bir çözümü varmış gibi yapmamasında görmüştür. Nitekim siyasal mevzuların tartışılması söz konusu olduğunda, Lacancı psikanalistlerde sık rastlanan bir itidal, çoğu kez sinizme sürüklenen [3] ve meşruiyetini Lacan’ın devrimci hareketler üstüne sarf ettiği ikircikli sözlerde arayan tuhaf bir mesafe vardır. Kaçınılmaz soru buradan doğmaktadır: Psikanaliz solcu siyasal mücadelelerin kapsamını görelileştiren ve kapitalist sömürü biçimlerine gösterdikleri direnişi sorgulayan bir tür safsata biçiminde kendini gösterip duruyorsa şayet, siyasal öneminin süreğenliğini savunmak niye? Lacan’ın yapısal psikanalizini Marx’ın siyasal iktisada getirdiği eleştiriyle, yani çözüm sunduğunu iddia eden bir söylemin başlıca örneğiyle –en azından hem taraftarlarının hem hasımlarının üstünde uzlaştıkları bir noktadır bu– ilişkilendirmek niye?

Lacan’ın öğretisi, o meşhur “Freud’a geri dönüş” şiarıyla ilişkilendirilir genellikle. İlerleyen sayfalarda, Lacan’ın 1960’ların sonunda Freud’a ikinci bir geri dönüşe kalkışmış olduğunu, burada yapısalcı dilbilim (bilhassa Saussure ve Jakobson) göndermesinin Marx’ın siyasal iktisada yönelttiği eleştiriyle desteklendiğini savunacağım. Bu gelişme yapısalcı araştırma programının ister istemez radikalleştirilmesine ve dahası, Sol ve Sağ kamuoyunda Marx ve Freud hakkında, yöntemleri, kavramları ve hedefleri hakkında oluşmuş basmakalıp yargıların reddedilmesine yol açmıştır. Psikanalizin ancak kapitalist evrende geliştiğini ve hatta tarihsel açıdan sırf burjuvazinin akıl sağlığına hizmet eden bir sınıf terapisi olarak icat edilmiş olduğunu iddia eden kimi solcu sesler çıkacaktır muhtemelen. [4] Bu tür eleştirilerin, aralarında felsefi farklar bulunmasına rağmen, birçok psikanalitik akımın arzunun normalleştirilmesine fiilen katkıda bulunduğunu ve böylece kapitalist tahakküm biçimlerini açıkça yeniden ürettiğini göstermeye çalışmış olan Foucault, Deleuze ve Guattari’den teorik destek bulması hiç zor olmamıştır. Deleuze ve Guattari’nin ısrarla vurguladığı gibi, [5] arzunun nevrotikleştirilmesi, psişik çatışmaların Ödipal Anne-Baba-Çocuk üçgenine indirgenmesi, arzuyu kapitalist-ataerkil düzenin içinde tutan ideolojik işlemlerin başlıca örneğidir. Bununla birlikte, Lacan’ın bu eleştirilere ısrarla karşılık verdiğini kabul etmemiz gerekir; mesela Freud’un teorilerinde Oidipus kompleksinin mitik bir statüsü olduğunu göstererek, mesela fallusun bednam önceliğini tahtından indirerek – Freud’a getirilen eleştirilerde fallus hâlâ anatomik anlamına indirgenmekte, Freudcu ve Lacancı psikanalizin epistemik karmaşıklığından eser taşımayan kabalaştırılmış bir Freudculuk yeniden üretilmektedir.

Bunun yanında serbest piyasa ideologlarından, bilişsel-davranışçı terapistlerden ve nörobilimcilerden yükselen sesler vardır. Bu gruplar için, psikanalizin zaman ve para isteyen bir pratik olduğu, toplumun, yani piyasanın taleplerinin gerektirdiği şeyi veremeyeceği açıktır: yeni koşullara uyarlanabilen, esnek bir işgücü. Yani solculara göre psikanaliz normalleştirmekten başka bir şey yapmıyorken, neoliberallere göre hiçbir zaman yeterince normalleştirmiyor, bu yüzden ortadan kaldırılması gerekiyordur. Bu iki seçenek karşısında bu kitabın izleyeceği ana hat, psikanalizin hem epistemolojik hem siyasal açıdan hâlâ semptomatik bir nokta olduğu, kapitalist öznelliğin üretimi konusunda kendine has eleştirel bir içgörü sunduğu düşüncesi olacak.

Marx’a gelince, aynı anda hem ütopyacı hem felâket tellalı olduğu tespiti Marx’ın yapıtına sık yöneltilen bir eleştiridir. Marx’ın, kapitalist üretim tarzına son vermeye uğraşırken, tüm toplumsal antagonizma biçimlerini ortadan kaldırmayı da vaat eden bir tür kutsal kitap oluşturmuş olduğu söylenir. Marx’ın çağrısının dolayımsız ve sahici insan ilişkilerine, Kapital’de bahsi geçen ama açıklanmadan bırakılan özgür insanlar birliğine, dolayısıyla öznel ve toplumsal yabancılaşmanın muhtemel tüm çeşitlerinin ortadan kaldırılmasına yönelik olduğu anlayışı sık sık karşımıza çıkmaktadır. Marx’ın eleştirel projesi hem hümanist Marksistler hem psikanalistler (en başta Freud) tarafından böyle algılanmıştır. [6] Gelgelelim Marx’ın hiçbir zaman komünist dünya görüşü oluşturmak gibi bir niyeti olmadığını ve geleceğin toplum düzenine dair spekülasyonların olgun eleştirel çalışmalarına ait olmadığını iddia edebiliriz şüphesiz. Buna ilaveten, Kapital’in kendisi, Feuerbach üstüne 11. teze dair alışıldık okumanın –teori-pratik, yorum-devrimci değişim karşıtlığı– yanlış olduğunu açıkça göstermektedir.

Notlar


[1] Bu kitapta daha geniş biyografik bağlam bir kenara bırakılmış ve sadece Lacan’ın Marx’ın siyasal iktisada yönelttiği eleştiriyle girdiği ilişkinin teorik potansiyeli incelenmiştir. En iyi ve en kapsamlı düşünsel biyografi hâlâ Elisabeth Roudinesco’nun kitabıdır: Jacques Lacan, New York: Columbia University Press, 1999. Metne dön.
[2] Bkz. P. F. Drucker, The Age of Discontinuity: Guidelines to Our Changing Society, Londra: Heinemann, 1969, bilhassa dördüncü kısım. Kapitalizmin bilgiyi metalaştırması üstüne bir eleştiri için bkz. J. Lacan, Le Séminaire, livre XVI, D’un Autre à l’autre, Paris: Seuil, 2006, 39 ve Seminar, Book XVII, The Other Side of Psychoanalysis, New York: Norton, 2007, 32. Lacan’ın Drucker’ın çalışmasından haberdar olup olmadığı tartışılabilir, ama kapitalizmle bağlantısı içinde üniversite söylemi üstüne geliştirdiği okuma birçok yönden Drucker’ın kitabının merkezinde yer alan temalardan yankılar taşımaktadır. Metne dön.
[3] “Psikanalitik siyaset” üstüne yoğun ama sipsivri bir eleştirel açıklama için bkz. S. Zizek, Less than Nothing, Londra: Verso, 2012, 967-71; Türkçesi: Hiçten Az, çev. Erkal Ünal, Encore, 2015. Metne dön.
[4] Marksizm ile psikanaliz arasındaki ilişkilerin gelgitleri üstüne en kapsamlı tarihsel açıklama, H. Dahmer’in Freud’un teorilerine karşı gösterilen Marksist direnişin arkasında yatan güdüleri tahlil ettiği kitabıdır hâlâ: Libido und Gesellschaft, Frankfurt am Main: Suhrkamp Verlag, 1982, bilhassa 241 vd. Metne dön.
[5] G. Deleuze ve F. Guattari, L’Anti-Oedipe, Paris: Minuit, 1972; Türkçesi: Anti-Ödipus: Kapitalizm ve Şizofreni I, çev. Fahrettin Ege, Hakan Erdoğan, Mustafa Yiğitalp, Bilim ve Sosyalizm, 2012. Deleuze ve Guattari’nin psikanalize yönelttikleri eleştiri hep ikircikli olmuştur elbette. Hedef tahtasında öncelikle psikanalizin kurumlaşmış versiyonunun, Uluslararası Psikanaliz Birliği’nin, Birlik’in Freudcu keşifleri ve terapi hedeflerini başarıyla serbest piyasa ideolojisine dahil etmesinin yattığına şüphe yoktur. Metne dön.
[6] Freud, New Introductory Lectures on Psychoanalysis adlı yapıtında Marksist “dünya görüşü”ne dikkatle değinir (1933; Türkçesi: Psikanalize Yeni Giriş Dersleri, çev. Selçuk Budak, Öteki, 1997). Freud’un çekincelerini ikinci bölümde inceleyeceğiz. Metne dön.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.