Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-605-316-115-8
13x19.5 cm, 256 s.
Liste fiyatı: 27,00 TL
İndirimli fiyatı: 21,60 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Claude Lévi-Strauss diğer kitapları
Irk, Tarih ve Kültür, 1985
Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji, 2012
Hepimiz Yamyamız, 2014
AYIN ARMAĞAN KİTABIAYIN ARMAĞAN KİTABI
Sabah ile Nurettin
Liste Fiyatı: 5,00 TL yerine armağan
Diğer kampanyalar için
 
Uzaktan Yakından
Özgün adı: De près et de loin
Çeviri: Haldun Bayrı
Yayına Hazırlayan: Savaş Kılıç
Söyleşi: Didier Eribon
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ocak 2018

Yazar Didier Eribon’un 1980’lerde Lévi-Strauss ile iki yıl boyunca belirli aralıklarla bir araya gelerek sürdürdüğü diyaloğun ürünü bu kitap. Önce Lévi-Strauss’un hayatı ve tanık oldukları hakkında konuşuyorlar: Brezilya’da Yerli kabileleri arasında yaptığı saha araştırması, İkinci Dünya Savaşı başında askere alınması, Soykırım’dan kurtulması, Fransız gerçeküstücülerle Amerika’da kurduğu yakın ilişkiler ve yapısalcılığın kuruluşu. Ardından, birkaç kuşağı derinden etkilemiş bu büyük düşünürün kitapları ve düşünceleri geliyor. En temel önkabullerimizi dahi tartışmaya açan bir eleştirel düşüncenin yanı sıra, 20. yüzyılın zanaatkâr entelektüellerinin dünyasına açılan bir kapı gibi bu söyleşiler. Felsefe, sosyal bilimler ve düşünce tarihiyle ilgilenen okurlarımızın zevkle okuyacağına inanıyoruz.

İÇİNDEKİLER
Giriş

I. Don Kişot Dönünce

1. Offenbach’tan Marx’a
2. Etnolog Sahada
3. New York’taki Bohem Yaşamı
4. Eski Dünya’ya Dönüş
5. 8 Sayısının Esrarı
6. Paris’te Yapısalcılık
7. Collège de France’ta
8. Yeşil Urba
9. "Zamanın nasıl geçtiğinin farkına
varmıyor insan"

II. Zihnin Yasaları
10. Katı Evlilik Kuralları
11. Duyumsanabilir Nitelikler
12. Sioux’lar, Filozoflar ve Bilim
13. Tarihin Çöplüğünde
14. Yuvadan Kuş Çalanı İzlerken
15. Düşünce Alıştırması

III. Kültürler, Kültür
16. Irk ve Politika
17. Edebiyatlar
18. Resmin İçeriği
19. Müzik ve Sesler

Sonsöz
İki Yıl Sonra
OKUMA PARÇASI

Duyumsanabilir Nitelikler, s. 146-149

Yaban Düşünce belki de etnoloji uzmanları çevresinin ötesinde görme biçimlerinde en çok değişikliğe yol açan kitabınız. İlkel düşünceye itibarını iade etmeniz, çağdaş düşüncenin tüm antolojilerinin seçme parçası haline geldi.

İlkel denen halkların düşüncesiyle bizimki arasında bir uçurum olmadığını göstermek istiyordum. Bizim kendi toplumlarımızda, sağduyuyu örseleyen tuhaf inanışlar ya da görenekler kayda geçirildiğinde, arkaik düşünce biçimlerinin kalıntısı ya da ayakta kalması gibi açıklanıyordu. Bana ise, bu düşünce biçimleri aksine içimizde her zaman mevcut, canlı geliyordu. Sık sık onları serbest bırakırız. Bilimden yana olduğunu ilan eden düşünce biçimleriyle beraber var olurlar, birbirleriyle çağdaştırlar.

Mesela sizin çok sık zikredilen, yaptakçılık (bricolage) ile mitsel düşünceyi yakınlaştırmanız.

Fazla dikkat göstermediğimiz, daha doğrusu bize yararsız ya da tali geldiği için kaale almadığımız düşünce kiplerine örnek olarak veriyordum yaptakçılığı; halbuki zihinsel faaliyetin özsel mekanizmalarını açığa vurur ve bizim modern düşünme şekli olduğunu zannettiğimizden çok uzak zihinsel işlemlerle aynı duruma getirir. Yaptakçılık pratik bir düzlemde nasıl iş görüyorsa spekülatif düzlemde mitsel düşünce de öyle iş görür; doğal dünyanın gözlemiyle biriktirilmiş bir imgeler hazinesinden yararlanır: hayvanlar, bitkiler, yaşam çevreleri, belirgin özellikleri, belirli bir kültürdeki kullanımları. Bu unsurları birleştirerek bir anlam kurar; tıpkı üstüne bir iş aldığında elindeki malzemeleri kullanarak onlara tabir caizse ilk kullanım hedeflerinden başka bir anlam veren yaptakçı gibi.

Ama bu kitabın daha geniş bir epistemolojik kapsamı vardı...

Duyumsanabilirin düzlemi ile anlaşılırın düzlemi arasında, Batı felsefesinde klasikleşmiş olan karşıtlığı aşmaya yönelik bir denemeydi. Modern bilimin oluşabilmiş olması, iki düzlem arasında kopuşla mümkün olmuştur; 17. yüzyılda ikincil nitelikler diye adlandırılanlarla –yani duyarlığın verileri olan renkler, kokular, tatlar, sesler, dokularla– hakiki gerçekliği oluşturan ve duyulara bağlı olmayan birincil nitelikler arasında bir kopma pahasına... Oysa, bu ayrıma boyun eğmemiş olan “vahşi” denen halkların düşüncesi, düşünüşünü duyumsanabilir nitelikler düzeyinde yürütmekle beraber, sadece bu zemin üzerinde, tutarlılıktan da mantıktan da yoksun olmayan bir dünya görüşü inşa etmeyi başarmaktaymış gibi geliyordu bana. Aynı zamanda, biz öyle olmadığını zannetmeye alışık olsak bile, daha etkili bir görüştür bu.

“Somutun bilimi” diye adlandırdığınız...

... her ne kadar onunla karşılaştırılabilir olsa da bana bilimden farklı görünen bir yaklaşım. Çağdaş düşüncede ayırt ettiğim bazı eğilimlerin bence güçlendirdiği bir bakış açısı. Ne yazık ki bilim konusunda hiçbir yetkinliğim yok. Ama geleneksel doğa bilimleri (hayvanbilim, bitkibilim, jeoloji) beni her zaman, içine girme ayrıcalığına sahip olmadığım bir vaat edilmiş toprak gibi büyülemiştir. ABD’de, sürekli Scientific American, Science, Nature gibi dergileri okumaya başladım – şimdi buna La Recherche’i de kattım. Her şeyi anlamıyorum, nerede o günler! Fakat düşünme çabamı besliyor ve bilimin uzun zaman boyunca ikincil nitelikleri kendinden uzak tuttuktan, duyumsanabilire sırt çevirdikten sonra, artık onları bünyesine katmaya uğraştığını görmekten çok etkilenmiştim. Bir kokunun, bir tadın, çiçeklerin biçiminin ve evrimlerinin, kuş şakımalarının melodik yapısının ne olduğunu soruyor kendine... Sık sık, halk inanışlarının, hatta batıl inançların nesnel temelini böylece tekrar keşfediyor.

Foucault’nun Kelimeler ve Şeyler’de ileri sürdüğü tezin (“epistemeler” arasında radikal bir kopuş) aksine, çağdaş bilimde, çok eski bilgileri kendi dünya görüşüne katma, gelişiminin arkaik safhalarını tekrar kullanılır hale getirme çabası fark ediyorum.

“Yaban düşünce”ye özelliğini veren bu somutun bilimini incelemek için, siz kendiniz de şaşırtıcı bir somut bilgiler külliyatı biriktirdiniz: bitkiler, hayvanlar, iklim üzerine...

Günümüzde Totemcilik ve Yaban Düşünce başlıklı kitaplarımı yazmaya başladığım andan, Mythologiques’in sonuna kadar, bitkibilim ve hayvanbilim kitaplarıyla çevrili bir hayatım oldu... Kaldı ki bu merak çocukluğuma kadar uzanır.

Ama bu örnekte, basit bir merakın ötesine geçtiniz.

Doğru. Bütün bu alanlarda bilgilenmem gerekti. Büromda, hatıra eşyası babından, kaba bir biçimde “dana başı” tabir olunan gök toparlağını muhafaza ediyorum; kuşkularımı gidermek için başvurduğum ve şimdi hangisi olduğunu unuttuğum bir resmi kurumdan hediye gelmişti. Gökbilimcilerin artık kullanmadıkları bir araç bu; ama mitoslarda söz konusu olan takımyıldızları konumlandırmada bana çok yardımı olmuştu. Edinmem gereken bilimsel bilgiler bir ila iki asırlık bilgileri aşmıyordu! Bunları Diderot’nun Ansiklopedi’sinde, Brehm’in Hayvanbilim’inde, hatta bazen Plinius’ta buluyordum...

Kimilerinin sizi somuttan habersiz olmakla itham edebilmiş olduğunu düşününce!

Aksine tüm ufak somut ayrıntılara neredeyse manyakça bir dikkat gösteririm.

Tasvir ettiğiniz totem sınıflandırmaları oyunundaki “estetik hayal gücü”nün rolüne sizi bilhassa duyarlı kılan da belki somuta gösterdiğiniz bu dikkat olmuştur.

Evet, çünkü bizim düşünme tarzımızla o halkların düşünme tarzı arasındaki en temel farklardan biri, bizdeki bölme ihtiyacıdır. Bunu Descartes’tan öğrendik: Zorluğu, onu çözebilmek için gerekli sayıda parçaya bölmek. İlkel denen halkların düşüncesi bu bölmeyi reddeder. Bir açıklamanın ancak bütünsel olmak kaydıyla değeri vardır. Özel bir sorunun çözümünü aradığımız zaman, şu veya bu bilimsel dala ya da hukuka, ahlaka, dine, sanata başvururuz... Etnologların incelediği halklar için, bütün bu alanlar birbirine bağlıdır. Bu yüzden kolektif yaşamın her ifadesi, Mauss’un bütünsel toplumsal olgu diye adlandırdığı şeyi teşkil eder. Bütün bu veçheleri aynı anda söz konusu eder.

Yaban Düşünce’de, dilbilimsel söz dağarcığı her yerde. Akrabalığın Temel Yapıları’ndakinden de fazla.

Bu söz dağarcığı ikili karşıtlık gibi, “işaretlenmiş” veya “işaretlenmemiş” terim gibi değerli mefhumlar sağlar... Ama daha ziyade ilişkisel düşüncenin söz dağarcığıdır bu. Dilbilimden aldıklarımın doğası ve önemi pek anlaşılmadı. Genel bir esinlenmenin –bunun da muazzam yer tuttuğunu teslim ederim– dışında, en önemlisi, hem dilbilimci hem antropolog olan Boas’ın vurguladığı, mantıksal yapıların üretimindeki bilinçdışı zihin faaliyetinin rolüdür; daha sonra da, oluşturucu unsurların içsel anlamları olmadığı minvalli o temel ilke: Bu anlam unsurların konumunun sonucudur. Dil için doğru olduğu gibi başka toplumsal olgular için de doğrudur bu. Dilbilimden bundan fazlasını istemiş olduğumu sanmıyorum; Jakobson da, konuşmalarımız sırasında, bu mefhumların başka bir alanda özgün bir kullanımını yaptığımı ilk teslim edenlerdendi. ...

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Gizem Yiğit, "Çok uzak fazla yakın", Agos Kirk, 19 Şubat 2018

Modern Avrupa’nın kendini diğer uluslar ve kültürlerden tecrit ederek yücelttiği uygarlık söylemine ilişkin şüphelerini dile getiren bir etnolog ve antropolog. Lisans eğitimimin ilk yılında ‘Sosyal Antropoloji’ dersi için yaptığım Claude Lévi-Strauss okumaları neticesinde kendisinin tüm çalışmalarının ve fikri yolculuğunun gayesini bu şekilde tanımlamış ve yine hafızama da bu şekilde kodlamıştım. Tabii kendisiyle tanışmamız her ne kadar formal yollardan başlamış olsa da tanıştıktan sonraki gelişme kısmı kendisinin Brezilya ve Bangladeş’te yaptığı saha çalışmalarına ilgi duymam, onun araştırma metodlarını ve çalışmalarında yakaladığı bağlamları dönemindeki isimlere kıyasla oldukça sıradışı bulmamla ilerledi.

Lévi-Strauss aynı zamanda dilbilimci Ferdinand de Saussure’ün dilbilim çalışmalarının antropoloji disiplinine bir nevi uyarlamasını yaparak mit, hediye alıp verme, inanç şekilleri, akrabalık ilişkileri gibi kültüre ait özelliklerden elde ettiği sonuçları toplumların çözümlenmesinde ve analizinde kullanmıştır. Bu bağlamdaki araştırmalarını da ‘L'analyse structurale en linguistique et en anthropologie’ (Dilbilim ve Antropolojide Yapısal Çözümleme) adlı tartışma yaratan makalesiyle nihayetlendirmiştir. Kronolojik akışı reddeden bir yapısalcılık anlayışını kullanıp bu reddedişini kültürel motiflere bir biçimde adapte ederek antropoloji alanında eşzamanlılığı savunur. Bu eşzamanlılık ile de farklı zamanlarda ortaya çıkmış kültürel olguların aynı anda var olabileceği dile getirilebileceğinden uygarlıklar arasındaki ‘ilkel-gelişmiş’, ‘barbar-uygar’ ayrımları aşılacak ve ‘ilkel’ olarak nitelendirilen bu toplumlar, Batı'nın uzak geçmişini değil, daha evrensel bir hali yani insanlık durumunun ortak paydasını bize gösterebilecekti. Lévi-Strauss’un “Bu açıdan bakıldığında istisna oluşturanlar, aslında Batı ve Doğu'daki gelişmiş uygarlıklardır” söylemiyle de tam bu duruma açıklık getirir.

Fikriyattan külliyata

Tüm bu düşüncelerini kitaplaştırma yoluna giden Lévi-Strauss’un Türkçede birçok kitabı bulunuyor ve dört yıl aradan sonra Strauss’un yeni bir eseri daha Haldun Bayrı’nın çevirmenliği ve Savaş Kılıç’ın editörlüğü sayesinde Türkçe’ye kazandırıldı. Uzaktan Yakından, yazar Didier Eribon’un 1980’lerde Lévi-Strauss ile iki yıl sürmüş olan ve belirli aralıklarla bir araya gelerek devam ettirdiği diyaloğun ürünü olan bu kitap aslında bir nehir söyleşi niteliği taşımakta. Eserde önce Lévi-Strauss’un yaşamı ve hem kişisel tarihinde hem de akademideki yaşantısı, tanıklıkları hakkında konuşuyorlar: Brezilya’da Yerli kabileleri üzerine yaptığı saha araştırması, İkinci Dünya Savaşı başında askere alınması, Soykırım’dan kurtulması, yapısalcılığın kuruluşundaki konumu. Bu söyleşilerde evrensel birtakım ‘doğrulara’ eleştirel bir perspektiften yaklaşımı tüm derinliğiyle görmenin yanı sıra 20. Yüzyılın getirdiği hakikatlerin bir entelektüel tarafından alaşağı edilişini göreceksiniz. Bir nevi sosyal bilimlerin dönüşümünün tarihini ele alan bu eser Claude Lévi-Strauss’un kendi ağzından kitaplarını ve düşüncelerini biyografik bir içerikle sunuyor okuruna. Bu kadar sosyal bilim ve kuramlar demişken akıllarda didaktik temelli bir anlatım tasarımı oluşmasını da istemem. Okurun sevdiği bir yazarla iç konuşmalar minvalinde akıcı ve samimi ilerleyen bir anlatımı olduğu kesin, kuramsallığının yanı sıra. Ayrıca Lévi-Strauss’un belki de tüm düşünce hayatını özetlediğini düşündüğüm şu cevabı kitabı okumayı tamamladıktan sonra da oldukça zihnimi meşgul etti.

“İlkel denen halkların düşüncesiyle bizimki arasında bir uçurum olmadığını göstermek istiyordum. Bizim kendi toplumlarımızda, sağduyuyu örseleyen tuhaf inanışlar ya da görenekler kayda geçirildiğinde, arkaik düşünce biçimlerinin kalıntısı ya da ayakta kalması gibi açıklanıyordu. Bana ise, bu düşünce biçimleri aksine içimizde her zaman mevcut, canlı geliyordu. Sık sık onları serbest bırakırız. Bilimden yana olduğunu ilan eden düşünce biçimleriyle beraber var olurlar, birbirleriyle çağdaştırlar.”

Son olarak kitap hakkında söyleyeceğim şey ise bu nehir söyleşinin ‘yalnızca bir kuramı değil kuramın ardındaki tüm bileşenleri ve yaşanmışlıkları hatta ve hatta kuramın hayatla birleştiği noktayı gösterdiği’ olacaktır. Lévi-Strauss okumalarından sonra dilerseniz ara ara açıp faydalanabileceğiniz ya da baştan sona tekrar tekrar okumanıza değecek bu ‘Lévi-Strauss okuma kılavuzu’nu felsefe, sosyoloji ya da antropolojiyle ilgilenenlere tavsiye ediyorum.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.