Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-128-7
13x19.5 cm, 84 s.
Liste fiyatı: 12,00 TL
İndirimli fiyatı: 9,60 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Maurice Merleau-Ponty diğer kitapları
Algılanan Dünya, 2005
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Göz ve Tin
Özgün adı: L'Ceil et L'Esprit
Çeviri: Ahmet Soysal
Kapak Resmi: Paul Cézanne
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Kasım 1996
4. Basım: Nisan 2016

Göz ve Tin, Merleau-Ponty'nin iki-üç aylığına Provence kırlarına, Tholonet'ye gittiği günlerde yazdığı ve hayattayken bitirebildiği son metnidir. Tholonet, Cézanne'ın da çok sevdiği ve birçok resmine konu olmuş, insana yerleşip yaşamak için yaratılmış duygusunu veren çok güzel bir yerdir. Yazar buradaki günlerinin keyfini çıkararak, ama bir yandan da Cézanne'ın gözlerinin izini sonsuza dek taşıyan Tholonet manzarası karşısında, resmi ve "görme"yi yeni baştan sorgulayarak bu metni kaleme almıştır. Yüzyılımızın en güzel ve en zor metinlerinden biri olan Göz ve Tin'de filozof, başlangıçtaki, en baştaki kelimeleri aramaya koyulur: örneğin vücudun "görme"sini, insan vücudunun mucizesini meydana getiren şeyi, insan vücudunun açıklanamaz canlılığını adlandırmaya muktedir kelimeleri... ve tabii aynı zamanda bu mucizenin kırılganlığını dile getirebilecek kelimeleri...

OKUMA PARÇASI

Ahmet Soysal, Önsöz, s. 5-13

Yirminci yüzyıl felsefesinin en güzel, en yoğun, en zor metinlerinden birinin karşısındayız.

Ani ölümünden birkaç ay önce, Cézanne'ın çalıştığı mekânlardan Fransa'nın Provence bölgesindeki Le Tholonet'de Temmuz-Ağustos 1960'ta yazılan bu metin, Maurice Merleau-Ponty'nin tamamlanmış son metni ve bir bakıma da vasiyetidir.

1945'te yayımlanan La phénomenologie de la perception (Algı Fenomenolojisi) başlıklı yapıttan sonra uzun bir arayış dönemine giren felsefeci, son yıllarında, ikinci kapsamlı yapıtını oluşturacak bir kitap üzerinde çalışmaktaydı. Bu kitap, ölüm nedeniyle tamamlanamamış, arta kalan metinler ve notlar 1964'te Claude Lefort tarafından yayınlanmıştır: Le visible et l'invisible (Görünür ile Görünmez). Aynı yıl yayımlanan Göz ve Tin, "Görünür ile Görünmez"deki araştırmalarla paralellik taşır, hatta onlara bir ölçüde ışık tuttuğu da söylenebilir.

Merleau-Ponty'nin felsefesine kısaca değinmek burada uygun olacak. İlk önce göndermelerine ve çağının diğer felsefecileriyle bağlantısına bir göz atalım.

Merleau-Ponty, uzun süre, Jean-Paul Sartre ile birlikte, "Fransız varoluşçuluğu" içinde anılmıştır. "Algı Fenomenolojisi"nde Sartre ile çoğu kez belirgin bir yakınlık gözlemlenmektedir. Ama yine de önemli bir fark vardır: Merleau-Ponty'de betimleyici özellikte, fenomenolojik bir felsefe öne çıkarken, Sartre Varlık ve Hiçlik'in özdeşliğine dayanan bir ontoloji kurma çabasıyla fenomenolojik tabandan bir ölçüde kopmaktadır. Ama asıl fark, Merleau-Ponty'nin daha sonraki çalışmalarıyla belirginleşecektir: Merleau-Ponty, özellikle "Görünür ile Görünmez"de Sartre'a olan mesafesinin bilincindedir.

Fenomenolojinin kurucusu Edmund Husserl (1859-1938) ile bağlantısı, Sartre'a olan bu mesafesine ışık tutacak niteliktedir. Daha "Algı Fenomenolojisi"ni yazarken, yayınlanmış kitaplarının dışında yayınlanmamış metinlerini okuma fırsatını bulduğu Husserl'e Sartre'dan daha derin bir yakınlık içindedir Merleau-Ponty. Özellikle Ideen II gibi "postüm" bir yapıtın üzerindeki etkisi büyük olmuştur. Krisis'deki "Lebenswelt" (yaşam dünyası) kavramı da Merleau-Ponty'nin düşüncesinde derin yankı uyandırmış bir kavramdır. "Algı Fenomenolojisi"nde temel bir yer tutan vücut (corps) analizleri, yine bu yapıttaki zaman anlayışı, vb. Husserl'e çok şey borçludurlar.

Merleau-Ponty'nin yakınlık kurduğu Fransız düşünürleri arasında özellikle ruh-vücut ilişkisine ışık tutmuş Malebranche, Maine de Biran ve Bergson gibi düşünürler yer alır. Tabii, Sartre'ın da önemli bir göndermesi sayılabilecek Descartes da unutulmamalı (bu nedenle birazdan bu düşünüre daha etraflıca değineceğiz).

Merleau-Ponty'nin Martin Heidegger (1889-1976) ile bağlantısı da dikkat edilecek bir noktadır. "Algı Fenomenolojisi" Heidegger'i hesaba katmaktadır. Ama çeşitli yorumcularla birlikte, tamamlanmamış son yapıt "Görünür ile Görünmez"in Heidegger'e daha büyük bir yakınlaşma içinde olduğu söylenebilir.

Sunduğumuz Göz ve Tin de büyük harfle Varlık'a sık sık göndermekte, temel ontolojik soruyu Yunanca şekliyle sormaktadır: ti to on? "Varlık nedir?"

Dil konusunun ayrıcalığının bilincinde bir düşünür olan Merleau-Ponty, yine de "Görünür ile Görünmez"de (Göz ve Tin'de de çok iyi yansıdığı gibi) görüş (vision) –ya da daha genel bir şekilde: görünür (visible) ile görünmez (invisible)– konusuna ve vücut (corps) ya da Almanca Leib'ın daha uygun karşılığı, daha "ontolojik" bir anlam taşıyan ten (chair) konusuna verdiği ağırlıkla Heidegger'den ayrılan bir Varlık yaklaşımı sunmaktadır.

Kesişme (chiasme – ve yakın anlamlı entelacs: girişiklik, iç içelik…) kavramı da Merleau-Ponty'ye özgüdür ve düşüncesinde temel bir anlam taşır. Göz ve Tin'de buna sık sık işaret eder. (Kesişme –buna birazdan da değineceğiz– hisseden ile hissedilen, gören ile görünür arasındadır…)

Genel olarak söylenebilir ki Heidegger ile fark, Merleau-Ponty'nin, oldukça geniş bir anlam alanına yayılmış olarak uzaysal'a –ve hep vücut ile temel bağlantısında ele alınan uzaysal'a– verdiği ayrıcalıktadır. Göz ve Tin'de bu çok açıktır. Merleau-Ponty'de (burada özellikle son metinleri kastediyoruz), vücut (ya da daha doğrusu ten) kavramına bağlı olarak, ufuk (horizon), boyut, boyutsallık (dimension, dimensionnalité), kalınlık (épaisseur), derinlik (profondeur) gibi kavramlarla birlikte uzay (espace) ve uzaysallık (spatialité) kavramları büyük bir öneme sahiptir. (Bunu söylemek kuşkusuz, Merleau-Ponty' de zaman konusunun çok önemli olmadığı ve Heidegger'in uzay ile ilgili derin bir yaklaşımı olmadığı anlamına gelmez.)

Bu birkaç değinmeden de görülebileceği gibi, Merleau-Ponty'nin felsefesinin anlamına tam olarak kavuşmak, bütün klasik göndermelerle birlikte, Husserl, Heidegger, Sartre gibi düşünürlerin görüşleriyle bir akrabalığı –ayrıca, elbet, Merleau-Ponty'nin "Algı Fenomenolojisi", "Görünür ile Görünmez" gibi temel yapıtlarının okunmasını– gerektirmektedir.

Felsefe, bağlantılı bir sözdür. Kendi anlamını, bu bağ-lantının ışığında verir.

Ama bir tek –ve göreceli olarak kısa– yapıtın okunmasıyla, bağlantısına egemen olunmayan bir düşünürün felsefesi tam olarak anlaşılmasa da, bu yapıtın ulaştırdığı anlamların olacağı da kuşkusuzdur.

Özellikle de Göz ve Tin'in, klasik ve çağdaş felsefenin (ayrıca Merleau-Ponty'nin) uzmanı olmayanlara ulaştıracağı anlamlar olduğuna inanıyorum.

Bu anlamların ulaşmasına yardımcı olacak birkaç noktaya değinmeye çalışacağım.

Felsefeci ve uzman olmayan için verimli bir yaklaşım, kitabın temel konusu olan resim konusu esas alınarak sağlanabilir. Ama elbet Merleau-Ponty'nin amacı, sanat tarihi ya da estetik –ya da eleştiri– kapsamına girecek bir metin yazmak olmamıştır. Kendinin de bu konuda bir "uzman" olmadığına zaten kitabın bir yerinde değinmektedir. Merleau-Ponty bu metni, yeni bir ten ve görüş ontolojisi geliştirmeye yönelik felsefe düşünceleriyle resim konusunun çakıştığı noktada kaleme almıştır. Bu metin, elbet bir felsefe metnidir –ve demin de değindiğimiz gibi Merleau-Ponty'nin son felsefesi için önemli bir ipucu oluşturur– ama ağırlıklı olarak resme değinen bir felsefe metnidir.

Göz ve Tin'in yazıldığı yeri belirttik, ve burada yaşamış ve çalışmış olan ressamın adını andık: Cézanne. İşte Cézanne'a bu metinde sık sık göndermektedir Merleau-Ponty. Kendi geliştirmekte olduğu görüş felsefesiyle Cézanne'ın "resimdeki düşüncesi" –ve Cézanne'dan yola çıkan, Matisse, Klee, Delaunay… adlarıyla değindiği modern resmin serüveni– arasında derin bir yakınlık fark etmektedir. Ressamların yapıtlarından çok, söylediklerine değinmesi ilginçtir. Cézanne'ın "resimde –resim tarzında– düşünmek" sözüyle birlikte Klee'nin görünmezin "görünür kılınması" ile ilgili sözü, belki de bu yakınlığı en iyi ifade eden ressam sözleridir.

Merleau-Ponty bu metinde resmin değişik boyutları –derinlik, renk, çizgi…– üzerinde uzun uzun durmaktadır.

Ama modern resmi (Rodin, Moore, Richier gibi modern yontucularla ilgili söylediklerini de hesaba katmak gerekir) öne çıkarmakla birlikte, Leonardo da Vinci'nin sözlerine de değinmektedir. Perspektif konusuna ve Rönesans'ın resim anlayışı konusuna da gönderir. (Hatta Lascaux'daki prehistorik duvar resimlerinden de söz eder.)

Oysa, sanat tarihi ve özellikle estetik bağlamında –resmin uyandırdığı haz anlamında, ya da onun güzellik etkisi anlamında– resme yaklaşmış olanları bir ölçüde hoşnutsuz bırakacak bir nitelik taşır Merleau-Ponty'nin tavrı: O güzellik ile ilgili değil, resmin Hakikat (vérité) payı ile ilgilidir. Resim, "pozitif" bilimlerden apayrı bir bilme yoludur. Ve bu anlamda, Merleau-Ponty için, yöneldiği "görüş ontolojisi" ile bir bağ içindedir.

Ayrıca şunun altını çizmek gerekir: Ressamın ve felsefecinin bu ortak Hakikat'i, hissedilir'in ötesinde (ya da üstünde) yer alan bir Birlik'e ve Aşkınlık'a açılma değildir; ne de ölümlülüğün ve her şeyin sonluluğunun melankolik ya da endişeli ifadesi (ne de, dahası, bu iki durumun karmaşık ya da çelişkili iç içeliği). Felsefecinin ve ressamın bu ortak Hakikat'i kaba, ilkel (brut) ya da vahşi (sauvage) Varlık'ın Hakikat'idir, kaynaksal ten'in Hakikat'idir; gören ile görünür kesişmesinin, görünür ile görünmez iç içeliğinin Hakikat'idir.
(Dikkat edilecek bir başka nokta ise, bu Hakikat'in etik bir Hakikat olarak sunulmamasıdır.)

Vahşi –sessiz, kavramsız– özleri soruşturmak: İşte budur, Merleau-Ponty'ye göre, ressam ile felsefecinin ortak çabası.

Metnin III. bölümü ilginç bir hesaplaşmaya ayrılmıştır. Burada Merleau-Ponty, Descartes'ın görüş ile ilgili bir "bilimsel" yapıtının –Dioptrique'in– yorumunu sunar. Özellikle, Descartes'ın resme –daha doğrusu "oyma resimlere" (tailles-douces)– değindiği iki sayfa üstünde durur. Descartes'ın anlayışında, uzay "kendinde"dir (en soi), salt bir dışsallık ortamıdır: onda sarmalama (enveloppement) ve şeylerin birbirinin sınırını aşması (empiétement) durumu yoktur. Her şey kendi belirli yerindedir; uzayın kısımları birbirinin dışında yer alan kısımlardır (partes extra partes).

Descartes, hissedilir niteliklere indirgenmez bir uzay tasarlamakla bir adım atmıştır; ama kusuru, varlıkların bir özelliğini, Varlık'ın yapısı durumuna yükseltmek olmuştur. Oysa Merleau-Ponty'ye göre Descartes, "uçurumsal Varlık'ın" boyutunu, "görünür'ün derinliği"ni fark etmemiş değildir. Ama Descartes için, "görüşü düşünmenin tek yolu, onu bir görme (voir) düşüncesi yapmak, uzayı tasarlamanın tek yolu onu salt uzam'a (étendue) indirgemek" olmuştur .

Görüşü düşünmek için, onu düşünce olarak düşünmek böylece kaçınılmaz mıdır? "Meydana gelen görüş" ten bu kez kopmayan başka bir görüş felsefesi olanaklı mıdır? Merleau-Ponty'nin çabası, "görüşü, anlama yetisi düşüncesinde eritmeyen, ama görüşün kendisini düşünmeye bırakan, böylece kendini felsefe kılan görüş olan bir görüş felsefesi geliştirmektir."

Son olarak, çeviri üstünde duralım. Felsefe metinlerinin Türkçe'ye nasıl çevrilmesi gerektiği sorusu daha yanıtlanamamıştır. Kanımca kimi eski Türkçe sözcükleri kullanmak kaçınılmazdır.

Örneğin expression'u "ifade" diye çevirmek, "anlatım" diye çevirmekten daha uygundur, çünkü "anlatım"da söylemsel alana gönderen bulanık bir boyut vardır. Başka sözcükler: figure, figuration, non-figuration, figurer… Figure'ü "beti" ya da "şekil", figuration'u "betileme" vb. diye çevirmek bulanık kalmaktadır: Öyleyse bu sözcükleri şimdilik "figür", "figürasyon", "non-figürasyon" diye bırakmaktan (hatta figurer'yi "figüre etmek" diye uyarlamaktan) başka çare yoktur.

Kitabın başlığında da yer alan esprit sözcüğünü "zihin" diye çevirmek de olanaklıdır: Zaten metin içinde bunu yer yer böyle yaptık. Ama tinci (spiritualiste) bir düşünce geliştirmemekle birlikte Merleau-Ponty'nin bu başlıkta esprit sözcüğüne "zihin"den daha yüce ve geniş bir anlam yüklediği söylenebilir.

Diğer bir çeviri sorununu ise, yapıtta sık sık yer alan görüş olgusu ile ilgili birbirine yakın sözcükler oluşturmaktadır: Ben burada vision'u "görüş" olarak, visible'ı "görünür", invisible'ı "görünmez", visibilité'yi "görünürlük", voir'ı "görmek", vue'yü "görme", point de vue'yü (ki kelimesi kelimesine "görme noktası"dır) alışıldığı şekilde "bakış açısı" ve türetilmiş sözcükler olan Voyant'ı "gören" (metinde değinilen "Gören Mektubu", Rimbaud'nun ünlü bir mektubuna verilen addır), voyance'ı da "görürlük" diye çevirdim.

Corps sözcüğünü "vücut" diye çevirmeyi tercih ettim. Chair'i "ten" diye çevirmek kanımca daha tartışmalı bir seçim olmuştur. Chair, Fransızca'da İsa'nın vücudunu ve daha geniş olarak Hıristiyanlık'ın ele aldığı şekliyle insan vücudunu belirtir: Oysa Fransız fenomenolojisindeki kullanımı, Husserl'in Leib sözcüğüne corps'dan daha uygun bir karşılık oluşturmasından kaynaklanır – yani, yaşayan vücut, insanın can taşıyan vücudu (salt cisim olarak vücut –Körper– değil). Aslında, Arapça "vücut", salt cismi belirtmez, bir bakıma Leib'ın karşılığı olarak uygun görülebilir. Ama zaten corps'u "vücut" diye çevirmişken (ki bu da Fransız fenomenolojisinde sadece salt cismi belirtmekten uzak, fenomenal bir anlama da sahiptir, Leib'ın eksik sayılabilecek olsa da şimdiden bir karşılığıdır), chair'e hem Leib'a uyan hem de bu sözcüğe Merleau-Ponty' nin eklediği özgün anlamı içeren bir karşılık bulmak gerekiyordu. (Bu özgün anlama göre, chair sadece insanın yaşayan vücudu değil, "hissedilir olan"dır (le sensible), "hissedilen ve hisseden anlamında"; "genel bir olma tarzının somut amblemi"dir – böylece söz ettiğimiz kesişmeye ya da girişikliğe gönderir). "Ten" karşılığı, doğruluk içermekle birlikte, eksiktir. Vaktiyle, "et" karşılığını düşünmüştüm (ama kasaptaki ete olan göndermeyi bir kenara bırakmak koşuluyla, ki bu da kolay değildir).

Vérité'ye yine Arapça "Hakikat" demeyi tercih ettik. "Gerçek", réel'in karşılığıdır; "doğru" ise juste'ü ve exact'ı içerdiğinden bulanıktır. Aynı şekilde, vrai'ye "hakiki" dedikse de vraiment'a "hakikaten" diyemeyip yanlış anlaşılmaya ne yazık ki açık olan "gerçekten" karşılığını verdim.

Bütün çeviri sorunlarına ve düşünsel zorluğa rağmen, çağımız felsefesinin temel metinlerini Türkçe'ye çevirmek kaçınılmaz bir görevdir.

Bu metinler çevrilmedikçe Türkçe felsefe yapmaya kalkışmak, yavan sunumlar yapmaktan, ya da bir tek yazarının kavradığı kapalı metinler ortaya koymaktan ileri gidebilir mi?

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.