Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-171-3
13X19.5 cm, 400 s.
LİSTE DIŞI
BASILMAYACAK
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Semih Vaner diğer kitapları
Türk - Yunan Uyuşmazlığı, 1990
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Unutkan Tarih
Sovyet Sonrası Türkdilli Alan
Çeviri: Ercan Eyüboğlu
Yayına Hazırlayan: Semih Sökmen, İ. Kaya Şahin
Kapak Fotoğrafı: Rıza
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Mücellit Fatih Mücellit
Kapak ve İç Baskı Yaylacık Matbaacılık Ltd.
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Aralık 1997

Bugün "Türki Cumhuriyetler" diye anılan Orta Asya ülkeleri, Semerkand ve Buhara'nın simgeleştirdiği zengin bir geçmişe sahiptir. Ancak uzun yüzyıllar süren hegemonyalar altında bu bölge sanki tarihin unutkanlığı sonucu bir tür tarihsiz yaşama mahkûm edilmiştir. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte Orta Asya ülkeleri, kendi Doğu'muza Batı'nın bize baktığı gibi bakmaya alışmış bizler için yeniden görünürlük kazandı.

Kendi aralarında ve Türkiye ile dil ortaklığı bulunan bu bölge ülkelerine dikkatin artması doğal ve sevindirici. Ancak bu dikkat ve ilginin duygusal, coşkusal bir milliyetçiliğe değil, bilgiyle beslenmeye ihtiyacı var. Çünkü bu ülkeler Türkiye ile, ya da en azından kendi aralarında bir bütünlük sergilemek şöyle dursun, aynı jeopolitik bölgenin ülkeleri olarak birbirleriyle karmaşık, kimi zaman çatışmacı da olabilen ilişkilere sahipler. Hem kendi içlerinde hem aralarında büyük farklılıklar var. Her biri sancılı bir değişim sürecinin sorunlarıyla boğuşuyor...

İşte Unutkan Tarih, kolaycı yaklaşım ve değerlendirmeler karşısında, bölgedeki hareketliliği anlama çabasıyla oluşturuldu. Pantürkizm'in kökenlerinden ve tarihsel dönüşümünden yeni bağımsız devletlerde ulusal kimliklerin kuruluşuna; çeşitli milliyetçiliklerin yeniden doğuşundan dünya ekonomisine dahil olma çabalarına; nüfus ve göç hareketlerinden İran, Türkiye ve Rusya'nın bölgedeki tutum ve etkilerine kadar pek çok olgu ele alınıyor bu kitapta.

Ortadaki bütün kardeşlik söylemine karşın bugüne değin neredeyse yalnızca folklorik özellikleriyle tanımlanan bu toplumların, kendilerine ve kendi dışlarına nasıl baktıklarını, nasıl bir ekonomik ve siyasal ortam içinde bulunduklarını öğrenmenin, bu coğrafya için kullanılan ezbere formüllerin, kahramanlık ve mazlumluk öykülerinin ötesine geçip bu toplumları anlamaya çalışmanın ilk adımı olabileceğini düşünüyoruz.

İÇİNDEKİLER
Sunuş, Semih Vaner

Ulusal Kimlik İfadeleri
"Prometeci" Hareket, Etienne Copeaux
"Türk Ocakları" ve "Dış Türkler", Füsun Üstel
Rusya Federasyonu'nda Bağımsızlık Hareketleri - Tatarlar, Nadir Devlet
Orta Asya'da Siyasal Değişmeler ve Tarihyazımı
Tacikistan ve Özbekistan, 1987-1993, Stéphane A. Dudoignon
Komünizm Sonrası Moğolistan'da Milliyetçilik ve Cengiz Hancı Yenilenme,
Françoise Aubin
Osmanlı İmparatorluğu ve Türkdilli Rusya'da Panislamizm, Selim Deringil

Siyasal İfadelerin Belirişi
Türkdilli Dünyada Demokrasi Sorunu, Semih Vaner
Transkafkasya ve Orta Asya'daki Gelişmeler Karşısında İran, Muhammed Rıza Celili
Çin'de Yaşayan Türkdilli Nüfusa Uygulanan Pekin Politikası, Michel Jan
Rusya'nın Bir Güney Politikası Var mı?, Anne de Tinguy


Bölgesel Durum
"Türk Alanı"nda Farklılıklar ve Göç Hareketleri, Marcel Bazin
Kültürel ve Demografik Bir Alan Olarak Eski Sovyet Orta Asyası, Alain Blum
Kazakistan: Asya Devinin Potansiyeli ve Ekonomik Modeli, Alain Giroux
İran'ın Bölgesel Ekonomi Politikasının Yeni Yönelimleri, Feridun Hâvend
Türkdilli Cumhuriyetlerin Dünya Ekonomisine Yerleştirilmesi ve Türkiye'nin Rolü,
Deniz Akagül
Türkiye: Tarımda Bölgesel Bir Güç, Ahmet Şahinöz
Sonuç, Françoise Aubin, Jean Coussy, Semih Vaner

Haritalar: Kafkasya - Orta Asya - Moğolistan ve Çin - Göç Alanları
OKUMA PARÇASI

Semih Vaner, Sunuş, s. 7-10

Elinizdeki bu ortak yapıt, bu satırların yazarının Paris'te bulunan akademik bir kuruluş olan, siyaset sosyolojisi ve uluslararası ilişkiler konusunda uzman "Siyasal Bilimler Ulusal Vakfı"na (Fondation nationale des sciences politiques) bağlı "Uluslararası Araştırmalar ve Etüdler Merkezi"nde (Centre d'études et de recherches internationales), 1990 yılında başlattığı çalışmanın ürünlerinden biridir.

"Bölgesel ve uluslararası yeniden yapılanmada Türkiye ve Türklük Alanları" (La Turquie et l'aire turque dans la nouvelle configuration régionale et internationale) başlığını taşıyan bu kişisel ve ortak çalışmanın saiki açıktı: Sovyet imparatorluğunun ani çöküşünün, bu bütünün güneyinde yarattığı sonuçlar. Bu gelişmeler, özellikle şoka hazırlıksız yakalanan Türkiye'nin dış politikasını ve Türkiye ile Çin arasındaki uzun kuşak üzerindeki, çoğu Türkdilli olan toplumların geleceğini yakından ilgilendiriyordu.

Kitap üç bölüm üzerine kurulu. Birinci ve daha geniş bölüm ulusal kimlik ifadelerine ayrılı. İkinci bölüm siyasal ifadelerin belirişi ve nihayet üçüncü bölüm de bölgesel durumla ilgili.

1917 Devrimi sonrasında Sovyet imparatorluğunda ortaya çıkan bağımsız cumhuriyetlerin başarısızlığından doğan ve SSCB'nin Rus olmayan sürgünlerinin oluşturduğu bir hareket olan "Prometecilik", ilk makalenin yazarı E. Copeaux'nun araştırma konusu. Bir avuç aydının Paris'te sürdürdüğü bu hareket, Mustafa Kemal Türkiyesi'nin güçlü kuzey komşusuna karşı olan politikası hakkında verdiği ipucu açısından da önem taşıyor. F. Üstel'in "Türk Ocakları"na ilişkin makalesi, bir önceki çalışmada Copeaux'nun Mehmet Emin Resulzade'ye atfen söz ettiği, "kültürel Pantürkizm"/"siyasal Pantürkizm" ayrımını ilgilendirmekte. "Türk Ocakları" etkinlik süresi boyunca sürekli bu ikilemle karşı karşıya kalmıştır.

Kazan Hanlığı'nın yıkıldığı tarih olan 1552 yılında Rus hâkimiyeti altına giren Tatarlar, Nadir Devlet'in deyimiyle bu duruma maruz kalan ilk Türki topluluktur. Bu tarihsel olgu yanında, Tataristan bugün Rusya Federasyonu sınırları içinde, giderek merkezde yer alma ve enerji sorunu üzerinde odaklaşan bir mücadeleye sahne olma özelliklerini taşımaktadır. Tataristan'a oranla Moskova'ya daha uzak olan Özbekistan ve Tacikistan'daki tarihyazımı konusuna eğilen S. Dudoignon daha önce şu iki soruyu da sormaktan geri kalmıyor: 1991 sonbaharında ilan edilen bağımsızlıklar, Orta Asya halkları tarafından gerçekten de istenmiş midir? Ve bu halklar tek başlarına bu bağımsızlıklarının altından kalkabilecek araçlara sahip midirler?

Dudoignon gibi F. Aubin'in de sorduğu sorular, milliyetçi birikimlerin nasıl yeni yatırımlara yöneleceği ve siyasal taleplerin kimlik alanında nasıl ifade bulacağı temaları etrafında düğümleniyor. Moğolistan'a ilişkin etraflı ve dikkatli incelemesinde Aubin, komünizm sonrası durumun yeniliği ve beklenmedikliğinin altını çizerek, dönüşümün ne gibi sonuçlar doğuracağını kestirmenin güçlüğü üzerinde duruyor. İlk bölümün son ve kısa incelemesinde S. Deringil'in konusu ise "Osmanlı İmparatorluğu ve Türkdilli Rusya'da Panislamizm".

"Siyasal İfadelerin Belirişi" başlığını taşıyan ikinci bölümde söz konusu edilen şey, Türklük alanlarındaki demokratikleşme sorunsalı ve İran, Çin ve Rusya gibi bölgesel, giderek uluslararası güç ve devlerin Orta Asya'ya bakışlarıdır. Ayrıca bu bakış, her üç ülkenin kendi sınırları içinde önemli bir Türkdilli nüfusu barındırıyor olması ile daha da önem kazanmaktadır. Türkiye, Azerbaycan ve Türkmenistan'da demokratikleşme süreci ve bu sürecin karşılaştığı engeller üzerinde duran S. Vaner'in çalışmasından sonra, M. R. Celili, "etnik bileşiminin karmaşık niteliği" ve bu silahın her an kendi çıkarlarına karşı da kullanılabileceği bilinen İran'ın tavrı, İran açısından gelişmelerin ne yönde olacağı sorusu üzerinde duruyor.

Unutulmaması gereken diğer bir husus, yöreye komşuluğunun dışında, Sincan nedeniyle Türkdilli dünya ile doğrudan ilişkili olan Çin'in tutumudur. Konuyu ele alan M. Jan ayrıca Sincan'ın enerji alanındaki yeraltı zenginlikleriyle Çin ve dolayısıyla bölge ekonomisi için özel bir önemi haiz göründüğünü vurgulamaktadır. Anne de Tinguy ise Rusya' nın güney sınırlarında bağımsız devletlerin ortaya çıkışının SSCB'nin çöküşünün pek çok sonucundan biri olduğunu ve bu gelişmenin Rusya için, bugün karşılaştığı birçok yeni meydan okumadan birisini oluşturduğunu hatırlattıktan sonra, özellikle şu soruları soruyor: Eski SSCB' nin en yoksul ülkeleri olmaları, kendisi ile Yakın Doğu arasında "sıkışıp kalmaları" ve sekiz devletten altısının müslüman kimliği taşıması gibi ortak özellikler gösteren bu yeni devletlere karşı Rusya'nın tutumu ve bu durumun Rusya'nın güneyinin güneyi yani Yakın Doğu ile olan bağları üzerindeki etkileri ne olacaktır? İki kıta üzerinde yer alan toprakları ile Avrupa, Yakın Doğu ve Uzak Doğu dünyasıyla bağları olan Rusya, bu son ikisi aleyhine birincisini tercih edecek midir?

Kitabın son bölümü, bölgesel duruma ayrıldı. İlk çalışmada M. Bazin her etnik grup gibi göç akımlarına maruz kalan "Türk alanı"nın bu olgudan nasıl etkilendiğini, daha çok 1960'lı yılları esas alarak işliyor. Bazin'in makalesinin ardından gelen çalışmada nüfus bilimini "toplumsal davranışların bir yansıması" olarak kabul eden A. Blum, yine kendi deyimiyle "Türk ve İran dünyalarının dilsel olduğu kadar kültürel boyutu ile de kesişme noktasında" yer alan eski Sovyet Orta Asyası'nın uzun vadedeki demografik eğilimleri üzerinde duruyor.

Son dört makale ekonomiye ilişkin. İlk önce A. Giroux eski SSCB' nin Rusya'dan sonra ikinci büyük cumhuriyeti ve dünyanın dördüncü nükleer gücü olan Kazakistan'ı anlatıyor. Ardından F. Hâvend, diğer Ekonomik İşbirliği Örgütü kurucu üyeleri gibi "emek yoğun bir üretimle hemen hemen aynı mamul malları üreten" İran'ın bölgesel ekonomi politikasının yeni yönelimleri üzerinde düşünüyor. D. Akagül, "Türkiye'nin Türkdilli ülkelere ekonomik ve ticari açıdan arka çıkma şansı ve olanakları var mı?" sorusuna yanıt ararken, A. Şahinöz kendi kendine yeterli olmanın ötesinde tarım ve gıda ürünleri dış ticaretinde sürekli fazla verebilen ender ülkelerden biri olan Türkiye'nin bu kozunu vurguluyor. Kitap ayrıca, F. Aubin, J. Coussy ve S. Vaner'in kaleme aldıkları, hem çalışmanın muhtelif bölümlerine atıfta bulunan, hem de yeni sorular sorulan kısa bir sonucu da içermekte.

Bu kitap için en büyük şükran borcumuz, sunuşumuzun başında sözü geçen çalışmayı destekleyen, FNSP'nin eski bilimsel direktörü Serge Hurtig ve CERI'nin eski direktörü Jean-Luc Domenach'a ait. İlk önemli bilimsel toplantı, 28-29 Ekim 1991 tarihlerinde Paris'te (CERI) düzenlenmiş ve bu toplantıya yine kendilerini şükranla andığımız A. Mango, G. Hazaï, H. B. Paksoy, F. Bilici, E. Copeaux, B. Lory, B. Hourcade, A. Kazancıgil, N. Yavari d'Hellencourt, S. Dudoignon ve A. Ter Minassian gibi bilim insanları değerli bildiriler sunmuşlardır.(1)

İkinci büyük toplantı, CERI ile Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin Ankara'da 2-3 Kasım 1992 tarihlerinde ortaklaşa düzenledikleri kolokyum olmuştur. Elinizdeki kitap, bu kolokyuma sunulan ve hemen hemen hepsi CEMOTI'nin 15. ve 16. sayısında 1992 ve 1993 yıllarında yayımlanan bildiri ve makalelerden oluşmaktadır. Bu çalışmaları 1992 ve 1993 yıllarındaki saptamaları ve halleriyle bırakmayı yeğledik. Çalışma, sözü geçen yıllarda sorunlara kâh yukarıdan bakan, kâh onlara çok yaklaşan bir nevi fotoğraf niteliğindedir.

Kolokyumun gerçekleşmesinde SBF öğretim üyelerinden Baskın Oran'ın payı çok büyük. Dostumuz Oran'a ne kadar teşekkür etsek az. Aynı değerli kurumun mutena üyeleri ve başta genç yaşında yitirdiğimiz merhum Oral Sander olmak üzere, Sina Akşin ve Bilsay Kuruç desteklerini esirgemediler. ODTÜ öğretim üyesi İlhan Tekeli bir oturuma başkanlık etmeyi, CNRS'te araştırmacı Jean-Louis Bacque-Gram-mont ve o aylarda DİE başkanı olan Orhan Güvenen iki oturumun sentezini yapmayı nazikâne kabul ettiler. Boğaziçi Üniversitesi'nden Cem Behar, Paris X Üniversitesi'nden Michel Sivignon, DEIK'ten Çelik Kurdoğlu ve bağımsız araştırmacı Marie Ladier konuşmaları ile kolokyumu zenginleştirdiler.

Toplantının gerçekleşmesinde maddi ve manevi destekleri olan Hikmet Çetin'in şahsında Dışişleri Bakanlığı'na, Fikri Sağlar'ın şahsında Kültür Bakanlığı'na, Murat Karayalçın'ın şahsında Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne ve Roger Gillot'nun şahsında Renault firmasına teşekkürü borç biliriz.

(1) Bu toplantının L. Veyri, S. Dudoignon ve S. Vaner'in kaleminden bir özet ve değerlendirmesini, Cahiers d'études sur la Méditerranée orientale et le monde turco-iranien (CEMOTI) adlı derginin 13. sayısında (1992, ss. 213-236) bulmak mümkün. Aynı toplantıya sunulan bildirilerden D. C. Gladney'inki "Constructing a Contemporary Uighur National Identity: Transnationalism, Islamicization, and State Representation" başlığı ile 13. sayıda (ss. 165-184), G. Hazaï, F. Bilici, E. Copeaux ve N. Yavari d'Hellencourt'inkiler ise, sırasıyla "La question linguistique dans le monde turc actuel" (ss. 5-16), "Acteurs de développement des relations entre le monde turc: les vakif" (ss. 17-30), "Les 'Turcs de l'extérieur' dans Türkiye: un aspect du discours nationaliste turc" (ss. 31-52), "La représentation du 'Turc' dans les manuels scolaires iraniens" başlıklarıyla aynı derginin 14. sayısında yayımlanmışlardır. Yukarı

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Cumhuriyet Kitap, 8 Ocak 1998

Bugün "Türki Cumhuriyetler" diye anılan Orta Asya ülkeleri, Semerkand ve Buhara'nın simgeleştirdiği zengin bir geçmişe sahiptir. Ancak uzun yüzyıllar süren hegemonyalar altında bu bölge sanki tarihin unutkanlığı sonucu bir tür tarihsiz yaşama mahkûm edilmiştir. Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte Orta Asya ülkeleri, kendi Doğu'muza Batı'nın bize baktığı gibi bakmaya alışmış bizler için yeniden görünürlük kazandı. Kendi aralarında ve Türkiye ile dil ortaklığı bulunan bu bölge ülkelerine dikkatin artması doğal ve sevindirici. Ancak bu dikkat ve ilginin duygusal, coşkusal bir milliyetçiliğe değil, bilgiyle beslenmeye ihtiyacı var. Çünkü bu ülkeler Türkiye ile ya da en azından kendi aralarında bir bütünlük sergilemek şöyle dursun, aynı jeopolitik bölgenin ülkeleri olarak birbirleriyle karmaşık, kimi zaman çatışmacı da olabilen ilişkilere sahipler. Hem kendi içlerinde hem aralarında büyük farklılıklar var. Her biri sancılı bir değişim sürecinin sorunlarıyla boğuşuyor… İşte Unutkan Tarih, kolaycı yaklaşım ve değerlendirmeler karşısında, bölgedeki hareketliliği anlama çabasıyla oluşturuldu. Pantürkizm'in kökenlerinden ve tarihsel dönüşümünden yeni bağımsız devletlerde ulusal kimliklerin kuruluşuna; çeşitli milliyetçiliklerin yeniden doğuşundan dünya ekonomisine dahil olma çabalarına; nüfus ve göç hareketlerinden İran, Türkiye ve Rusya'nın bölgedeki tutum ve etkilerine kadar pek çok olgu ele alınıyor bu kitapta.

Devamını görmek için bkz.

Zeynep Göğüş, “Unutkan Tarih”, Sabah, 12 Ocak 1998

Fransa'da Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü'nde görevli Semih Vaner'in hazırladığı Unutkan Tarih'in adını duyar duymaz çok kıskandığımı itiraf ediyorum! Kitabın tanıtım yazısında Orta Asya'nın tarihsiz yaşamaya mahkûm edildiği belirtilmiş. Vaner'in amacı, Orta Asya'ya Batı'nın bize baktığı gibi bakan bizlere, değişik bir göz egzersizi yaptırmak. Farklı bakış açısıyla bir kitap da ben yazmaya başladığım için kıskandım Unutkan Tarih başlığını… Buna karşılık ben olsam kitabın alt başlığını atarken daha cesur davranırdım.

Unutkan Tarih'in alt başlığı "Sovyet Sonrası Türk Dilli Alan…" Semih Vaner kitabın başlığı için tereddüte düştüklerini Nilüfer Kuyaş'a anlatırken Türk Dünyası tanımını neden kullanmadıklarını anlatıyor: "Bunu aşırı milliyetçiler sahiplendi diye uzak durduk. Türk alanları mı diyelim, onu da pek tutmadık. Sonunda Türk dilli alan dedik."

Türkiye'de Orta Asya konusunun aşırı milliyetçilerin tekeline bırakıldığını belirtiyor Vaner; bunun pozitivist aydınların uzak durduğu bir tema olduğuna da değiniyor.

Devamını görmek için bkz.

Server Tanilli, “Türkdilli Cumhuriyetleri Tanımak...”, Cumhuriyet, 12 Haziran 1998

90'lı yılların başında Sovyetler Birliği'nin çöküşünün yığınla sonucundan biri de, Orta Asya halklarının bağımsızlıklarını kazanmalarıydı. Bu Türkdilli Cumhuriyetler, o yıllardan bu yana uluslararası politikada, en başta da komşuları Rusya, Çin ve İran'ın ilgi odaklarından biri. Etnik ve kültürel bağlarımız dolayısıyla, işin içinde biz de varız. Birden bastıran gelişmeler, Türkiye'nin dış politikasını hazırlıksız yakalamıştı. O yıldan bu yana olup bitenler, görece ticaret bağlarının kurulması, gidip gelmeler, toplantılar, Asya'nın Türkdilli Cumhuriyetlerini biraz daha yakından tanımamıza olanak sağladı. Öyle de olsa, o dünyanın ulusal kimliği, siyasal söylemleri, bölgesel durumu üstüne yığınla sorun var ki, yeni yeni farkına varıyoruz. Bizi, eskinin basmakalıp düşüncelerinden sıyırıp alacak pek zengin bir tartışmalar kapısı açılmıştır. Onların içinde yer almak, bir tavır takınmak, sözkonusu cumhuriyetler için de bizim için de pek önemli.

Bütün bu konularda dişe dokunur çalışmaların yapıldığını da söyleyemeyiz. Sözkonusu dünya, bizde daha çok aşırı milliyetçilerin tekelinde olmuştur öteden beri; yani duygusal değerlendirmelerin, giderek buğulu ve sisli bir ortamda gerçek dışı önerilerin at oynattığı bir konu olarak bakılmıştır ona.

Bir kitapla, yeni bir kapı açılıyor artık.

Unutkan Tarih, Sovyet Sonrası Türkdilli Alan, Semih Vaner başkanlığında bir grup uzmanın incelemelerinden oluşuyor. Semih Vaner, Fransa'da ünlü Bilimsel Araştırmalar Ulusal Merkezi'ne bağlı bir birim olan Uluslararası İnceleme ve Araştırmalar Merkezi'nin yöneticisidir; yılda iki kez yayımlanan pek önemli bir dergi, Doğu Akdeniz ve Türk-İran Dünyası Üstüne İncelemeler dergisi de onun yöneticiliğinde çıkar. Sözünü ettiğimiz kitap, daha önce bu dergide yayımlanmış bildiri ve makalelerden oluşuyor.

Eser, pek eski ve zengin bir geçmişin arkasından, uzun süren hegemonyaların altında tarihin -bir tür- unutup gittiği, ama bugün, küllerinden yeniden doğan bir bölgenin kimlik sorunlarına siyasal ve iktisadî sorunlarına, çeşitli yönlerden eğilen incelemeleri içine alıyor. Bütün bu saydığımız sorunlar çevresinde tartışmalar oluyor, tezler ileri sürülüyor; kitabın sonunda, onların bir dökümü de veriliyor.

Dünden bugüne bir değişimin öyküsü.

Ama daha çok da güncel sorunlar...

Alınız şu birkaçını!

Başta, en çarpıcı şu soru: 1991 sonbaharında ilan edilen bağımsızlıklar, Orta Asya halklarınca gerçekten de istenmiş midir? Ve bu halklar, sözkonusu bağımsızlıklarının altından kalkabilecek araçlara sahip midirler?

İran, Çin ve Rusya gibi bölgesel, giderek uluslararası güç ve devletlerin Orta Asya'ya bakışları nedir?

Eski Sovyet Orta Asya'sının uzun vadedeki demografik eğilimleri nelerdir?

Dev Kazakistan'ın potansiyeli ve ekonomik modeli nedir?

Türkdilli Cumhuriyetlerin dünya ekonomisine yerleştirilmesi nasıl mümkündür?

Bir de şu soru: Türkdilli dünyada demokrasi sorununa nasıl yaklaşılmalıdır?

Bitmedi.

Bu ülkelerin çoğu, iktisadî bakımdan birer ''mono-kültür'' ülkeler; dahası, eski Sovyet işbölümünün etkileri ve Rusya'ya bağımlılık bugün de güçlü. Dışarıya açılmaları öyle pek kolay değil.

Peki bu ülkelere gitmede Türkiye'nin rolü ne olabilir? Onun siyasal düzeyde aracılığının sınırları neler? Türkiye o aracılık görevine de dayanıp bir çekim merkezi, bir siyasal-iktisadî kutup olma şansına sahip mi?

Demokrasimiz ne ölçüde bir modeldir onlar için?

Bir önemli benzerlik var aramızda: Laikleşme süreçlerimiz, bir yerde otoriter nitelikleriyle, aynı. Laikleşme konusunda Türkiye'den daha ilerde oldukları da söylenebilir o ülkelerin. Köktendincilik de yerleşmemiş.

Niçin?

Bu sorular ve daha başkaları, en ciddî araştırmacılarca yanıtlanıyor. Eser, ezbere formüllerle baktığımız bir dünyayı, bütün gerçekliği içinde anlamamızda bir ilk adımdır, onu elbette başkaları izleyecek, izlemeli de.

Gözlerimize çekilmiş bir duman perdesi kaldırılmıştır.

Semih Vaner'i ve arkadaşlarını kutlarım.

Metis Yayınları'nı da...

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.