Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-314-4
13x19.5 cm, 160 s.
LİSTE DIŞI
BASILMAYACAK
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Batman'da Kadınlar Ölüyor
Yayına Hazırlayan: Haldun Bayrı
Kapak Fotoğrafı: Manuel Çıtak
Kapak ve Grafik Tasarım: Semih Sökmen
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mayıs 2001
2. Basım: Aralık 2002

Batman Lisesi’nin en başarılı öğrencilerinden L., istediği gibi giyinebilen, istediği kişiyle görüşebilen bir genç kızdı. 19 yaşında ölümü seçti. Babası "Neydi bizim suçumuz?" diye sordu. Kız kardeşi B. ise "İntihar sadece ölüm müdür?" diye sordu ve ekledi: "Bir genç kızın kafasını oynatması da, hiçbir işe yaramaması da intihardır." B. ikinci çocukları da intihar etti dedirtmemek ve babasını hepten yıkmamak için kendi intiharını erteledi. Ama Batman’da genç kız ve kadınlar ölüme yönelmeyi sürdürüyorlar. Bir zamanlar faili meçhul cinayetlerin başkenti olarak ünlenen bu kent, artık dünya ve Türkiye ortalamasının çok üstünde rakamlara ulaşan kadın intiharlarıyla anılıyor.

Medya, birçok olayda olduğu gibi bu konuda da, insani olanı arka plana itip reyting ve satış kaygısıyla hareket ediyor. Sorunu anlama ve çözüm önerilerini tartışmaya açma yerine tüm Batman’ı ve kadınları rencide ediyor.

Batman'da Kadınlar Ölüyor ise öncelikle "Neden Batman?", "Neden kadınlar?" ve "Neden şimdi?" sorularını soruyor. Gazeteci Müjgân Halis, intihar girişiminden sağ kurtulmuş olan kadınlarla ve hayatlarını kaybedenlerin yakınlarıyla yaptığı yüz yüze görüşmelerde bu soruların cevaplarını arıyor. Ardından sözü, valilikten belediyeye, barodan HADEP’e ve Diyanet’e kadar, ilgili ve yetkililere veriyor. Kitapta Dicle Üniversitesi ile söz konusu kuruluşlardan bazıları tarafından hazırlanan beş ayrı raporun önemli bölümlerine de yer veriliyor.

İÇİNDEKİLER
Batman’da Kadın İntiharları
Sunuş
Giriş
Öldüler
Kurtuldular

L.’nin İntiharı;
Babası, Kız Kardeşi ve Bir Arkadaşının Anlattıkları

Batman "Geliyorum" Dedi:
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü’nün 1997 Tarihli Raporu

"Güneydoğu Durkheim'ı Yalancı Çıkardı":
Doç. Dr. Aytekin Sır’la Raporu Üzerine Söyleşi

"Burada Ölüm Estetize Ediliyor":
Batman Belediyesinin Danışmanı Av. Bengi Yıldız ile Röportaj

"Batman Bir Bataklık Değil":
Batman Valisi İsa Parlak ile Röportaj

"Politikleştik Ama Sosyalleşemedik":
HADEP Batman İl Başkanı Murat Ceylan ile Röportaj

ÇATOM’lar Çözüm mü?

"Dört Duvara İsyan":
Batman Baro Başkanı Av. Sabih Ataç ile Röportaj

Baro Araştırması: Üç Ayrı Batman
Aile Kurumu Batman’da
Diyanet Ne Dedi?
Sonsöz Yerine
OKUMA PARÇASI

Sunuş, s. 13-18

Batman'ı önce petrolüyle tanıdık. Ardından 20 yılı bulan çatışma ortamında faili meçhuller kenti olarak girdi gündemimize. Hizbullah'ın doğup palazlandığı kent olarak kazındı hafızalarımıza. Peşi sıra "ölüm evleri", "domuz bağları" geldi. PKK lideri Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye getirilip tutuklanmasıyla birlikte, önce çatışmalar dindi, ardından tüm bölgede olduğu gibi Batman'da da görece bir huzur ortamı yaşanmaya başlandı. Hizbullah'a yönelik yürütülen operasyonlarla birlikte ise, faili meçhul cinayetler dönemi sona erdi.

Ancak "huzur" kavramının gölgede kalması, kentin yeniden olumsuz şeyler çağrıştırması için uzun bir zaman geçmesi gerekmedi; Batman bir süreden beri "kadın intiharlarının başkenti" diye anılır oldu.

Önceleri hiç kimsenin haberi olmadı, yiten genç yaşamlardan. Rakamlar dünya ortalamasının üstüne çıkınca ve yine bizden önce, dünya kamuoyunun dikkatini çekince, Türkiye gündemine de mecburen girdi. Batman'da bir şeyler oluyordu, sanki birileri düğmeye basmıştı ve "artık yaşamaya değmez" denmişti.

Batmanlı kadınların intiharları, toprak koktuğu için, "Ora" koktuğu için baş tacı ettiğim bir "eski" dostun klavyesinden dökülen satırlarla girdi gündemime. Klavyenin yanı başında duran –artık içemediği– buzlu kolasını yudumlarken yazdığı ve "soldan sağa altı harfli, Doğu'da bir petrol kenti" cümlesiyle biten makale ile, kentin girişindeki petrol pompası bir kez daha canlandı hafızamda. "Dışarıda gürül gürül akan hayata perde arasından bakan Batmanlı genç kızlar", o satırlardan sonra bir vicdan azabı gibi dikildi karşımda.

Gazete haberlerinden bir okuyucu olarak izlediğim Batman intiharları, birkaç ay sonra kafamda bir kitap projesi olarak şekillendiğinde, ne kadar zor bir işe kalkıştığımın farkında değildim. Projenin ilk aşamasında, konuyla ilgili çıkan bütün haberleri incelemeye soyundum. Günlerce gazetelerin internet sayfalarında, içinde "Batman" sözcüğü geçen her haberi tek tek okudum. 2000 yılının Eylül ayından itibaren medyada yer almaya başlayan haberlerin, büyük ölçüde yol gösterici olduğunu söylemem gerek.

Gazete haberlerini incelerken, bir yandan notlar aldım, görüşmem gereken ilgili kişi ve kurumların listesini çıkardım. Öte yandan, haberlerin tarafsızlıktan uzak ve "çarpıcı" olmaya çalışan tarzını da gözden kaçırmamaya çalıştım. Bir süre sonra yüz yüze yaptığım görüşmeler, gazetelerin intiharları ele alma yönteminden rahatsız olmakta haklı olduğumu gösterdi. Batmanlılar da, haklarında çıkan haberlerden hiç memnun değildi. Onlar da, "kadın" ve "ölüm" temalarının yanyana geliş şeklini birer "magazin" malzemesine dönüştüren medyadan şikâyetçiydi. Yayınlanan her haberin, intiharı modaya dönüştürdüğünden ve ölümlerin bu yüzden arttığından yakınıyorlardı. Gerçekten de, gazetelerde yer alan her ölüm haberinin, hayatlarında bir kez bile olsa "ses getirmek", "fark edilmek" isteyen genç kızların ölüme daha kolay yönelmelerine sebep olduğunu bizzat gözlemledim.

Medya organları, bölgenin yıllardır süren ihmal edilmişliğini, sadece çatışmalara ve faili meçhul cinayetlere konu olan öznelliğini göz ardı ettiler. Bölge insanının ilk kez özel hayatıyla gündeme geldiği gerçeğini ihmal ettiler. Kadınların ve genç kızların birer namus simgesi olduğunu, intiharın bölge için "ayıp", "günah" ve "utanç" olarak algılandığını unuttular. Kurcaladıkları her özel yaşam, deşifre ettikleri her yeni isim, listeye yeni isimlerin eklenmesini de beraberinde getirdi. Savaş psikolojisini, yoksulluğu, sürgünü ve yıllarca sadece hayatta kalabilmek için verilen mücadeleyi hiçe sayan haberler, bölge insanının ölümden korkmak bir yana, ölümü kurtuluş olarak gördüğü gerçeğinin yok sayılmasının sonucuydu.

Medya mensupları turist kafileleri gibi doluştukları kentte, mikrofonlarını, teyplerini uzattıkları her yeni insanın ilk defa önemsendiği zannına kapıldığını akıllarına bile getirmedi. Batmanlılar, değişir zannettikleri yaşamlarının bir-iki gazete haberiyle değişmeyeceğini çok geçmeden anladılar ve eski kapalı kutularına geri döndüler. Batman intiharları ise, önce gazetelerin birinci sayfalarından üçüncü, dördüncü sayfalarına, ardından da kısa haber sütunlarına düştü.

Projenin önemli ayaklarından birini intiharlarla ilgili araştırma yapan kurumların çalışmalarına ulaşmak oluşturdu. Üç yıl önce ilk araştırmayı yapan Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin yanı sıra Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Batman Barosu'nun çalışmaları belge niteliği taşıdığından, önemli bölümlerine kitapta yer verdik. Dicle Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından yapılan Diyarbakır ölçekli araştırma, konuyla ilgili yapılan ilk ve tek bilimsel çalışmaydı. 1997'de Diyarbakır kent merkezinde yaşanan intiharların dosyaları incelenerek ortaya çıkarılan verilerin, Güneydoğu'daki intiharların habercisi olduğu ortaya çıktı. Ne var ki, araştırma ancak Batman intiharları kamuoyuna yansıyınca hatırlandı ve tozlu raflardan indirilerek tartışmaya açıldı.

Batman'la ilgili ilk resmi çalışmayı, Batman Valisi İsa Parlak'ın çağrısıyla kente gelen Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu uzmanları yaptı. Batman'daki resmi ve sivil toplum kuruluşlarıyla yapılan görüşmeler sonucu hazırlanan bir rapor kamuoyunda ses getirdi. Özellikle polis ve askerlerle kurulan duygusal ilişkilerin intiharların nedenlerinden biri olduğu yönündeki saptama, bir devlet kurumundan beklenmeyecek kadar cesurdu. Ancak Aile Araştırma Kurumu'nun çalışması, kitabın tamamlandığı şu günlerde hâlâ rapor aşamasındaydı.

Batman'ı konu alan ikinci araştırma, bir uzman heyetini Batman'a gönderen Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapıldı. Bir yandan bilimsel görüşler içeren Diyanet araştırması, diğer yandan intihar gerekçeleri arasında sıraladığı bölge insanının din mefhumundan uzaklaşması gibi tespitlerle, kendisiyle çatışan içeriğiyle dikkat çekti. Çalışma, gençlere dine ve Allah'a yönelme çağrısıyla son buldu.

Son ve dikkate değer bir araştırma ise Batman Barosu'ndan geldi. Çoğunluğunu Batmanlı avukatların oluşturduğu Baro Kadın Komisyonu tarafından yapılan çalışma, intihar mağdurlarıyla birebir görüşülerek ve ayrıca konu ile ilgili resmi belgeler incelenerek yapılan tek araştırma. Sosyolojik bir araştırmanın avukatlar tarafından yapılmasının ilginçliği bir yana, Baro kadın intiharlarını en ciddiye alan ve takip eden kurum durumunda. Batman'ı son yarım yüzyılıyla tahlil eden araştırmada, kentin coğrafi ve sosyolojik yapısına da ayrıntılarıyla yer verildi.

Gazete haberleri ve araştırmalardan sonra, projenin ikinci aşamasında Batman'la uzun süren telefon trafiği başladı. İstanbul'da yaşayan Batmanlı dostlarla uzun süren görüş alışverişleri, İstanbul'da Batman'ı yaşamamın ilk adımını oluşturdu.

Bu çalışma için bir süre Batman'da kaldım. Yukarıda sözünü ettiğim araştırmalara yansımayan kadın psikolojisini gözlerimle gördüm. Hayatından memnun erkeklerle, hayatı reddetmeye dünden hazır kadınlarla konuştum. Ve Batman'ın kadın-erkek, genç-yaşlı demeden ölümü kanıksadığını dehşetle izledim. Kafeteryalarda el ele tutuşan gençleri gördüğümde duyduğum mutluluk, düzgün Türkçe’lerini işittiğimde ve Batman Meslek Yüksek Okulu'nun Batı bölgelerinden gelen öğrencileri olduğunu anladığımda hayal kırıklığına dönüştü. Birileri tarafından bittiği söylenen savaşın ve sağlandığı iddia edilen huzur ortamının, daha derinleşip evlerde yeni cepheler açtığını anladım.

Çalışma sırasında, Kürt olmanın ve Kürtçe bilmenin avantajlarından söz etmem gerek. Ancak konuşacağım kadınların da özel yaşamlarını anlatmadaki ketumluğuyla ünlü Kürt kadınları olması, çalışmanın önemli bir zorluğunu da oluşturacaktı. Bu zorluğu Batmanlı dostlarımın referanslarıyla aştım. Kapılarını çaldığım bütün aileler, yaşadıkları gerçeği dillerinin döndüğü kadarıyla anlatmaya çalıştı.

İntiharların fazla kurcalanmasını istemeyen aileler ve kurumlara ise bir dokunduk bin ah işittik. İçeri alınmadığım evleri dışarıdan gözlemekle yetindim. Gözleri kapalı bile hissedilen yoksulluk, çarpık kentleşme, kadınlara yasak sokaklar, sadece erkeklerin oturduğu kafeteryalar, birer ibadethaneye dönüşen parti büroları, ince belli bardaklarda sunulan kaçak çayların eşliğinde yapılan sohbetler, intihar atmosferini solumama yardım etti.

Ağızlarını PKK ile açıp Hizbullah'la kapatan her Batmanlı için ölüm, elini uzattığında ulaşabileceği kadar yakındı. Batmanlı öğretmenler, 8-9 yaşlarındaki öğrencilerinin sokak ortasında tanık oldukları cinayetleri anlattı. İntiharları durdurmak için canla başla çalışan Batmanlı avukatların bir yandan yardım çığlıkları atarken, diğer yandan intihar teşebbüsünde bulunan kız kardeşlerinin öykülerini anlatmamayı tercih etmesi ilginçti. Batmanlı aileler, "özgür Kürdistan" hayallerinin söndürülmesinden yakındılar. Batmanlı politikacılar, topu yine Ankara'ya attılar. Batmanlı erkekler sokaklarda, internet kafelerde, kahvehanelerde erkek erkeğe muhabbet edip, hayallerindeki kadınları ararlarken; Batman'ın mülki ve idari erkânı güvenlik güçlerine borçlu olduklarını söyledikleri huzur ortamının memnuniyetini yansıttılar. Batman'ın "kurtarılmış" genç kızları ÇATOM'larda halı, kilim dokurken yaşadıkları sanal mutlulukları ezberden anlatır gibiydiler. Batman'ın aydınları "Vizontele"yi izlemek için Diyarbakır'a gittiklerini gururla karışık bir buruklukla anlatırken, yeni açılan Bahar Kültür Merkezi'ni dolduran Batman'ın hızlı-politize gençliği intihar edenlere uzak bir iklimde büyük bir coşkuyla 2001 Nevroz'una hazırlanıyordu.

Tüm bunlar olurken, Batmanlı genç kadınlar hayatın diğer yüzünü televizyonlarda izlemeye devam ediyordu. Batman'ın tek caddesi olan Tekel Caddesi'nde yürüme şansı olanlar, sabah bu yoldan okula giden ve akşam yine aynı yolu kullanmak zorunda olan öğrenci kızlar ile resmi kurumlarda çalışan kadınlardı. Bunun dışında sokaklarda "dişi" bir ize rastlamadığımı söylemem gerek.

Tüm bunlar olurken, Batman'ın kenar mahallelerinde yeni intihar senaryoları yazılıyordu. "Mutlu"yu oynayanlar, küçük-güzel evlerinde kocalarının eve dönüşünü bekleyip, evcilik oyununa kaldıkları yerden devam ederlerken; artık oyun oynamaktan yorulanlar eski kanlı sokakları özlüyorlardı. Gidilecek dağ düşü kuranlar Medya TV'nin "Ey Raqip"le biten son dakikasına kadar uzaktan kumanda ile bütünleşirken, Brezilya dizilerinde yaşanan aşkları birer beyaz atlı prense dönüştürdükleri polis ve subaylarla yaşayacaklarını sananlar, ertesi günkü kaçak randevunun düşlerini kuruyordu. Lise önlerinde "sota"da bekleyen asker cipleri yeni "yalan" aşkların yolunu çizerken, bir yandan da yeni namus cinayetlerinin kapısını aralıyordu.

Tüm bunlar olurken, Batman Devlet Hastanesi'nin morguna yeni kadın cesetleri geliyordu. Evli-bekâr, genç-yaşlı, çocuklu-çocuksuz, esmer-kumral kadın cesetleri. Kimi silahla, kimi kendisini asarak, kimi ilaçla son verilen yaşamlar morgun soğuk dolaplarında otopsi için sırasını bekliyordu.

Tüm bunları gözlerken, İstanbul'da yaşayan bir Kürt kadını olmaktan yakınmalarımı anımsadım. Ve ilk defa o günlerde işsiz bir gazeteci olmaktan, böyle bir kitap yazmama neden olduğu için memnun oldum. Tanık olduklarımın hayal ettiğimin çok ötesinde olduğunu gördüğümde, bir kez daha hayatını bizlerin eğitimine adayan babam İsmail Halis'e ve hayatı boyunca üstünden çıkarmadığı şalvarıyla ömrünü bize vefa eden annem Makbule Halis'e minnet duydum. Onların özverisi olmasaydı, Doğu'nun, Güneydoğu'nun intihar kurbanı kızlarından biri olabileceğim ihtimali bir kez daha canlandı kafamda. İlk kitap olmanın bütün amatörlüklerini içeren bu çalışmayı, doğup büyüdüğüm ve beni yetiştiren topluma vefa borcumu ödemenin ilk adımı saydım.

Mekânın Güneydoğu, kahramanların Kürt, konunun intihar olması çalışmanın en önemli dezavantajlarını oluşturdu. Düne kadar kanla, "terör"le, cinayetlerle eşdeğer tutulan bir coğrafyada, insanların –hele kadınların– özel yaşamlarına girmeye çalışmak, gerçekten zordu. Aşklarını "ayıp"lanarak yaşayan, özlemlerini hiçbir zaman dile getirmeyen genç kadınlar, kendilerine onyıllardır belletilen özgürlük düşünün peşinde olduklarını söylediler. Birçoğu yaşadıkları sıkıntıları kendileri bile çözemezken, "birey" olmanın arifesinde olduklarını yarım-yamalak Türkçe’leriyle, utana sıkıla anlattılar. Okula gitmek istediklerini, çalışmak istediklerini, sokaklarda "damgalanmadan" dolaşmak istediklerini anlatırlarken bunun doğru olup olmadığından hâlâ emin değillerdi. Kitapta yaşam öykülerini bulacağınız genç kadınların isimlerini, geride bıraktıkları ailelerini düşünerek ve bundan sonrası için örnek teşkil etmesinden kaygı duyduğumuz için yayınlamadık. Unutulmaması gereken isimler değil, her biri birer trajediyi anımsatan yaşamlardı.

Bu satırlar yazıldığı sırada, Batman 2001 yılının dördüncü ayında 39 intihar girişimi ve 13 intiharla yine başı çekiyordu. Üstelik son intihar eden 11 yaşında ilköğretim öğrencisi bir çocuktu. Kafasına dayadığı kalaşnikofla son verdi yaşamına.

Bu kitap, Batman'da ve Güneydoğu'nun diğer bütün illerinde akan bir başka "kan"ın durmasına küçük bir katkı olması için hazırlandı. Yıllarca çatışma ikliminde yaşayan bölge halkının, daha güzel ve özgür yaşamları hak ettiğine duyulan inançla yazıldı. Umarım, yıllarca dağlarda-sokaklarda yiten genç yaşamlardan sonra, şimdi evlerde-mahallelerde süren "savaş", bütün toplum kesimlerinin desteğiyle bir an önce biter. Umarım, bu konuda kimin üstüne ne görev düşüyorsa, geç olmadan gereğini yapar…

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Evrim Altuğ, Hakan Gülseven, Müge İplikçi, Dosya, Radikal Kitap Eki, 20 Temmuz 2001

Aslında iki Batman vardı. 1948 yılında Raman dağının oralarda bulunan yapışkan siyah likit madde toplumu ikiye bölüvermişti birden. TPAO'nun gelip yerleştiği modern ve benliğin sağladıklarıyla müreffeh biçimde yaşayan Batman ve öteki Batman. Farklı coğrafyalar farklı kültürleri doğurdu kısa zamanda.

Öteki Batman da gel zaman git zaman üçe ayrılmıştı. Fazlasıyla sosyo-ekonomik bir ayrımdı bu. Birinci bölge, TPAO'da çalışan işçilerin ilk aşamada yerleşip daha sonra terk ettikleri yerlerdi. Onların yerini ekonomik nedenlerle göç edenler doldurdu. Bir sonraki nesil güvence altına alınabilmişti. Akıcı bir hayattı süregiden.

İkinci bölgede ise birinci bölgeye taşınanların boşaltmış oldukları evlerde oturuyordu insanlar. Ekonomik düzeyleri düşüktü. Cadde ve sokaklar, hayatla orantılı biçimde daralmaya başlamıştı.

Üçüncü bölgenin sakinlerinin çoğu ise işsizdi. Şanslı olanlar da gündelik işlerdeydi. Sokaklar dar, darmaduman ve kifayetsizdi. İki göz evlerde bir sürü çocuk yaşıyordu. Üçüncü bölge suskun, küskün, aşırı duygusal, içine kapalı Batmanlının yaşarken öldüğü yerdi.

İşte bu üçüncü bölgede, diyor Müjgân Halis, yani hayatın pek de kolay tahammül edilemediği bu yerde en çok kadınlar öldü, ölüyor - intihar oranı erkeklerde yüksektir diyen Durkheim'a inat, onu haksız çıkarırcasına. Halis'in Batman'da Kadınlar Ölüyor adlı kitabı kadın intiharları üzerinden, tanıklıklar ve araştırmaları da peşi sıra sürükleyerek Batman özelinde, Güneydoğu Anadolu bölgesi genelinde yaşanan toplumsal kaosu enine kesit halinde gözler önüne seriyor. Faili meçhul cinayetlerin ve Hizbullah'ın kenti - geçiş döneminin her şeyi ezip "kurtararak" insanların üzerine çökmüş olan ağırlığı altında debelenip duran Batman kenti Halis'in aktardığı biçimde şöyle canlanıyor karşımızda: "Batmanlı politikacılar, topu yine Ankara'ya attılar. Batmanlı erkekler sokaklarda, internet kafelerde, kahvehanelerde erkek erkeğe muhabbet edip, hayallerindeki kadınları ararken, Batman'ın mülki ve idari erkanı güvenlik güçlerine borçlu olduklarını söyledikleri huzur ortamının memnuniyetini yansıttılar. Batman'ın 'kurtarılmış' genç kızları ÇATOM'larda halı, kilim dokurken yaşadıkları sanal mutlulukları ezberden anlatır gibiydiler. Batman'ın aydınları 'Vizontele'yi izlemek için Diyarbakır'a gittiklerini gururla karışık bir buruklukla anlatırken, yeni açılan Bahar Kültür Merkezi'ni dolduran Batman'lı hızlıpolitize gençliği intihar edenlere uzak bir iklimde büyük bir coşkuyla 2001 Nevroz'una hazırlanıyordu."

Bunlar olurken, politikleşmiş ama sosyalleşememiş Batman'ın devlet hastanesinin morgu mutsuz, hayalsiz, düşsüz evli - bekar -genç - yaşlı - çocuklu - çocuksuz - esmer - kumral kadın cesetleriyle dolup taşıdığını söylüyor Halis. Kimi silahla, kimi kendini asarak, kimi ilaçla...

Kısacası bir batağın içinde namusunu gelenek - görenek kılıfı içinde göz hapsine almış çevresindekilerle Batmanlı kadınlar ne zamandır, o beton kente prangalı yarınlarını artık aramaz oldular.

Devamını görmek için bkz.

Zeynep Oral, “Erkeğin, Ailenin, Devletin Namusu Kadından Sorulursa...”, Cumhuriyet, 16 Haziran 2001

Bu ülkede yaşayan (hele hele İstanbul, Ankara, İzmir vb. gibi büyük kentlerde yaşayıp ülke nimetlerinden bol bol yararlanan) hali vakti yerinde her insanın Batman'da Kadınlar Ölüyor adlı kitabı okumasını isterdim. Gazeteci Müjgân Halis 'in yazdığı, Batman'daki intiharlara ilişkin çeşitli raporları da içeren kitap, yalnız Batman ve intihar eden kadınlara değil, ülkemin yokluk, yoksulluk ve şiddet coğrafyasında yaşamaya çalışan insanlara dair birçok gerçeği gözler önüne seriyor.

İclal Aydın, "Batman'da kadınlar ölüyor", Vatan, 2 Kasım 2003

Müjgân Halis has gazetecidir. Sıkı bir kalemdir. Mert bir kadındır. Doğuludur. Hemşehrimdir. Arkadaşımdır. Metis'ten çıkan Batman'da Kadınlar Ölüyor isimli kitabı onun işsiz bir gazeteci iken kalem tutan elinin anlamı olmuştur ama diğer önemli bir nokta da; yaptığı araştırma ve değerlendirmelerin ülkemin kadın, doğu, baskı gibi çetrefil konularına çözüm yollan arayıp, sunmasıdır.

Müjgân Halis'in kitabı yer verdiği kendi izlenimleri, hayatın kaybedenlerin yakınları ve ölümden dönmüş olanlarla yaptığı söyleşileri ve ilgili kurumların görüşleri, Dicle Üniversitesi'nin hazırladığı raporların önemli bölümleri; oradaki hayatın –kısalığı ve darlığı– adına çok ama çok şey anlatıyordu.

Gencecik kadınların ve genç kızların ölüme bu kadar yakın durmasının sebepleri hiç birimize uzak değil aslında. Ama okurken hissettiğim bir iç acısından çok tarifsiz bir çaresizlik oldu. Raporlara aktarılan sebepler içinde "sevdiği ile kavuşamamak, koca- baba dayağından kurtulmak, okuma isteği, daha iyi bir hayatı düşlemek, bekaretini yitirmek" gibileri en sık duyduğumuz ve kanıksadıklarımızdı. Ama...

Bakın kitapta yer alan raporlardan birinden bir örnek;
(...) "36-A... 28 yaşında ve beş çocuklu. Böcek ilacı içti ama kurtarılamadı. Batman Emniyeti'nde yarım yamalak Türkçe'siyle sevgi ve şefkat eksikliğini anlatabildi. Saygı görmediğini düşünüyordu."

Sürekli çektiği karın ağrılarından, ani bir bunalımdan, birdenbire, sessizce ya da bir mektup bırakarak ilaç ya da kalaşnikof gibi araçlarla ölüme giden bu kadınlar feryad ediyorlar aslında. Delice bir "yaşamak" özlemi belki de onları kendi elleri ile ya da yakın ellerle ölüme bulaştıran.
(...) "E.U (17) Petrolkent mahallesinden. 28 Şubat 2001'de boynuna geçirdiği iple ölmek stedi. Kız kardeşi kurtardı. Kendine geldiğinde 'Hayat Güzeldir' dedi. Ama ölümden kurtulamadı. E.U'nun ailesi, iki ay önce Hasankeyf'in Irmak Köy'ünden göçmüştü ve ekonomik zorluk içindeydi."

Bu yazı ne için yazıldı biliyor musunuz? Sadece Batman'da değil, ülkemin her yanında ölüme yakın duran kadınlar için... O kadınların içinden biri, sözünü ettiğim kitabın yazan Müjgân Halis her şeyi anlatıyor zaten; "...hayatını bizlerin eğitimine adayan babam İsmail Halis'e ve hayatı boyunca üstünden çıkarmadığı şalvarıyla ömrünü bize vefa eden annem Makbule Halis'e minnet duydum. Onların özverisi olmasaydı, Doğu'nun, Güneydoğu'nun intihar kurbanı kızlarından biri olabileceğim ihtimali bir kez daha canlandı kafamda..."

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.