Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-330-4
13X19.5 cm, 212 s.
LİSTE DIŞI
BASILMAYACAK
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Kadın Argosu Sözlüğü
Hulki Aktunç'un Sunuşuyla
Sunuş: Hulki Aktunç
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen, Emine Bora
Kapak ve İç Baskı Yaylacık Matbaacılık Ltd.
Cilt Sistem Mücellithanesi
Dizgi Metis Yayıncılık
Baskı Hazırlık Metis Yayıncılık
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ekim 2001

"Bu sözlüğün öncelikli kaynakları kadınlardır. Etrafımızda gördüğümüz, karşılaştığımız, bildiğimiz, büyük kent merkezlerinde ya da ilçelerinde yaşayan kadınlar. Yüz yüze görüşüp, sözcük topladığım bu kadınların anneleri, anneanneleri, babaanneleri de dolaylı olarak bu sözlüğün 'eski toprak' kaynakları olmuş oldular... 'Argo en mazlum olduğu anda en saldırgan olabilendir,' diyor Hulki Aktunç. Bence de öyle. Kadınların yaratıcılıklarını, fantezilerini, neyle nasıl alay ettiklerini görmek mümkün bu sözlüğün sayfalarında."

Haminnemin meşhur lafıydı, diyerek andığımız sözler vardır; Kadın Argosu Sözlüğü işte o sözleri, sözcükleri bir araya getiriyor. "Kadın dili" kategorisinin Türkçe sözlüklerde hiç işlenmemiş olduğunu düşünürsek konusunda bir ilk Filiz Bingölçe'nin çalışması.

Büyük Argo Sözlüğü’nün yazarı Hulki Aktunç ise kitap için yazdığı sunuşta şöyle diyor: "Yaşamın ve dilin içinde gizlenen büyük bir ada keşfediliyor. Çılgın, alaycı, dramatik, şen şakrak, melul mahzun bir ada. Bir sürü aptal herifin ve kızın ve kadının derinliğine duyumsayamadığı ama yaşamakta olduğu bir ada.

Son derece önemli bir dilsel kategori, yazı'nın kalıcı alanına taşınıyor ilk kez. Bir erkek (hele bir 'herif'), böyle bir keşfi asla başaramazdı. Olsa olsa, o adaya kazara düşebilirdi, Robinson Crusoe gibi. Bir Cuma bulabileceği de kuşkuludur."

İÇİNDEKİLER
Bir "Sözlük" Üzerine Sözcükler, Hulki Aktunç
Giriş
Kullanılan Kısaltmalar
Sözlük
Kavram Dizini
OKUMA PARÇASI

Hulki Aktunç, "Bir Sözlük Üzerine Sözcükler", s. 7-11

Kişinin tek başına sözlük yazması, sözlük üretmesi desem daha doğru, tatlı bir tür çılgınlıktır. Dilsel çıldırı da, başta o dili konuşanlar ile yazanlar, daha başka bütün diller için çok önemli katkılar sağlayabilir. Daima.

Sözlük yazma, bir merak ile başlar, bir sonuca varamama umutsuzluğuyla sürer, direnme, güçlüklerle savaşma duygusunu yaşatır ve bu sürece yenilmezseniz, bir gün bakarsınız, işte sözlük karşınızda. İyi de, şimdilik, sizin sözlüğünüzdür o...

Sözlük, sözcükler ve sözler, aslında bitmediğini, bitmeyeceğini duyumsatsa da, size bir süre için teslim olmuştur artık. Şimdilik.

Pirimiz Kâşgarlı Mahmud neden sözlük yazmıştı? Peki, Bedros Keresteciyan (hariciyeci) niçin sözlük yazdı? Ya Şemseddin Sami, Muallim Naci, Tahir Olgun? Ya Behçet Necatigil? Şükran Kurdakul? Ali Püsküllüoğlu?

Hayli uzundur bu liste. Soruların yanıtı ise çok kısa: Söz ve bilgi kaynaklarında gördükleri eksikliği kendilerince gidermek, somutlamak ve artık yitmeyecek biçimde ortaya koymak istediler.

Kendileri özel'dir, özel idiler; özel olan, hep önemlidir...

Söz ve bilgi kaynaklarına kişisel yaklaşımları da değişiktir ve bu değişikliği dışa vurmadan edememişlerdir. İyi ki, o belalı uğraşa verecek zamanları olmuştur. Böylece dilde, kültürde onların renklerini görebildik.

Bundan daha sekiz-on yıl önce, bilgisayar da yaygın ve pratik değildi ki; o sözlükçüler adeta ilkel diyebileceğimiz dönemlerde, iğneyle kuyu kazar gibi, küçük küçük kartlarla çalışarak, babadan kalma yöntemlerle ter döktüler. Bize sözlükler (hazneler, dağarlar) verdiler.

"Biliriz" dediğimiz sözcüklerin süreçler içinde aldığı ("kazandığı," demiyorum) yeni, değişik anlamları ilettiler.

Ah, o eski kartlar! Her biri, bir sözcük ya da deyimin öykülerini aktarmaya çabalayan karton parçaları. Siz de güzeldiniz, ama vaktiniz geçip gitti. Hoş, bilgisayarda da büyük güçlükler, hatta ihanetler yaşanabiliyor... Bir virüs bütün çabanızı yok ettiği gibi, güvendiğiniz bir disket "bozuldum, benden paso," diyebiliyor. Kahr-ü gazap!!!

Haydi kayayı gene o tepeye çıkar.

Ey sözlükçü, sabret! Kadın isen Sâbire olmalıydı senin adın zaten, erkek isen Sâbir.

I.

Filiz Bingölçe, güçlüklerle dolu bu serüvenleri yaşamış.

Bize bir "ilk iş" armağan ediyor. Bir "ilk", çünkü büyük dillerin bellibaşlı sözlüklerinde yer alan "kadın dili" kategorisi bizde hemen hemen hiç işlenmemiştir, incelenmemiştir. (Benim Son İki Eylül romanımda "Türk kadınlarının fal dili" diye bir kavramdan söz edilir, biraz da işlenir ama, o, yazılamamış defterlerin, yazılmaya başlanıp da bitirilememiş yaşam destançelerinin bir simgesidir.)

"İlkel" diye adlandırılan bazı toplumlarda "kadın dili" kendisini çok sertçe ortaya koyar. O dil, erkeğe yasaktır. İşin ilginç yönü, geçen yıl Çin'de yeni keşfedilen bir olgudur: Çin'in kimi bölgelerinde neredeyse 1000 yıldır konuşulduğu sanılan, erkeklerin hemen hiç anlamadığı bir "kadın Çincesi" saptanmıştır.

"Sen böyle konuşuyorsan, benim de bir öç dilim var."

Kadın dili edilgindir bazen: Erkeğin küfründen esinlenir. Ona özenir. Burada bir "penis kıskançlığı" (Helene Deutsch) var gibidir. "Ben de çömelmeden, ayakta işeyebilirim, ben de ananızı öpebilirim." Helene Deutsch da Türkçe'nin "eksik etek" (kasığında erkeklik organı olmayan) deyimini bilseydi keşke.

Kadın dili saldırgandır da... Verili dile, anne/baba/ (aile), öğretmen diline (okul), hatta verili dilin dışındaki "erkek-egemen argo"ya karşı çıkar.

Deyim yerindeyse, bir ayol dili değildir aslında kadın dili.

Muhsin Ertuğrul kuşağı erkeklerinin rahatça, bir Vasfi Rıza'nın örneğin, yadırganmadan kullandığı ve "ay oğul"dan bozma ayol sözcüğü, giderek kadın dilinin bir öğesine dönüşmüştür. Aynı sözcüğü edilgin hemcinsellerin de kullanması, hatta sözcüğün "edilgin hemcinsel" anlamına da gelir oluşu, erkek egemen dil politikasının kılgısal bir görüngüsüdür. ("Hemcinsel", homoseksüel –eşcinsel?– kavramının doğru karşılığıdır.)

II.

Argo sözlüğü yazanların (sözlük kotaranların) kavramlarla ilgili sorunu, hep kategoriktir...

Argo olan nedir?

Küfür nedir?

Kaba dil nedir?

Teklifsiz dil nedir?

Hele hele, kimi sözlük ve ansiklopedilerde rastlanan kategori, "halk dili" nedir?

"Kadın dili" nedir?

Yerel söz hazneleri ile bu kategorilerin ilişkileri nasıldır?

Ege'nin kimi yörelerinde "kadın" anlamında kullanılan cıvır sözcüğü, İstanbul odaklı hemcinsel argosuna nasıl sızmıştır?

Argonun genellikle bir şifreleme olduğunu biliriz.

"Argo, dilin gizli örgütüdür," demiştim.

Peki, yukarıda sıraladığım dil (dilce) kategorilerinin ilişkileri ve tabii ilişkisizlikleri, salt şifreleme ölçütünden mi geçer? Bence şifreleme, bu anlamda en yanılmaz ölçüttür, ama tek ölçüt değildir. Şifreleme, kolaylıkla yıpranabilen bir dil eylemidir.

Onu zaman yıpratır, onu sözcükler yıpratır. Hatta yok eder...

Daha dün, dilin en uzak kıyılarında gezinen bir sözcük ya da deyim, bakarsınız bugün dilin tam da merkezine ulaşmıştır. Örneğin, gaco ya da gacı'nın (kadın, kız), bugün argo olup olmadığı tartışmalıdır. Bir iki TV dizisi gelmiş, sözcüğün şifresini izleyici nezdinde yok edivermiştir. Ama aynı sözcüğün bir argo sözlüğünde bulunması da zorunludur. (Çingenecede gace'nin aynı zamanda "yabancı" anlamına da gelmesi, biraz önce belirttiğim kadın dili / erkek dili kopuşmasına da işaret etmez mi?)

Şifreleme ölçütünden daha önemlisi, yaygın, verili, dayatılan dile karşı çıkıştır. "Benim dilim başka," demektir. Bunu Can Yücel küfürde buldu, Ece Ayhan sözcük arkeolojisinde buldu. Daha genel açıdan bakarsak, edebiyatın bütünü "kalbin ve zihnin gizli dili"dir. Böyle bir dil, böyle bir söz, yaşamda göveren ikiziyle bağ kurmalıdır, kurar da.

III.

Yine Bingölçe'nin çalışmasına dönelim...

Yaşamın ve dilin içinde gizlenen büyük bir ada keşfediliyor. Çılgın, alaycı, dramatik, şen şakrak, melul mahzun bir ada. Bir sürü aptal herifin ve kızın ve kadının derinliğine duyumsayamadığı ama yaşamakta olduğu bir ada.

Madagaskar'ı uzaktan uzaktan çok seviyorum; o, anakara (kıta) özelliğinde bir ada.

Son derece önemli bir dilsel kategori, yazı'nın kalıcı alanına taşınıyor ilk kez. Bir erkek (hele bir "herif"), böyle bir keşfi asla başaramazdı. Olsa olsa, o adaya kazara düşebilirdi, Robinson Crusoe gibi. Bir Cuma bulabileceği de kuşkuludur.

Elinize dilinize sağlık Filiz Bingölçe.

Adınız sözlüklere de yazılacaktır.

Devamını görmek için bkz.

Giriş, s. 15-19

Elimi kutuma soktum, yıllardır çer çöple doldurduğum kutuma.

Göbeğimi uzun kesti diye haminnem, benim de aklım alt deliklerde.

Sinsiyim işte, sofuyum, garezimi gülüşümün altına çekiyor, uyuyorum. Ama bazen melaikeliğe soyunup kuyruğumu eteğimin gölgesine sokuşturuyorum. Gözetlendiğimi bildiğim için ne zamandır dip köşelerde saklanıyorum.

Dudaklarımı büzüyorum ve tabii yalan söylüyorum.

Zaten her geçen gün anılarımı yitiriyorum. Düşünsene, önce cüzdanımı çaldılar, içinde bütün fotoğraflarımı da. Ardından aşk sayıklamalarımı.

Duraksamadan hemencecik verivereyim haberi. Herhalde giderek nefret edicem bu şehirden. Hilkat ve Sündüs ve Yegane ve Türkan... Beni görünce sırıtıyorlar, üstüme yorgan yığıyorlar. Aslında bir kaçak gibi hepsinden uzak duruyorum. Sabahları uyandığımda odanın ve pencerenin boşluğu, derin sessizlik. Her şeyin ortasında, taburenin üstünde suyla dolu bir leğen duruyor. İki aybaşılı donumu bu leğenin içine attım.

Kara su sessiz. Ama bak; bazen ürperti veriyor.

Yalnızca soğuk kış akşamları gün batar batmaz, kalabalık caddelerden geçerek vapura binmenin kendine özgü bir duygusallığı ve maceracılığı olduğu kesin. Sonra bu çılgın hayvan yürümeye başlıyor.

O kadar bezgin ki su, gene de ardında bıraktığı köpüklü salya parlıyor. İştahlı bir dil gibi, upuzun bir dil gibi. Çünkü yutmadan önce yalıyor.... Çevresini saran dalgalar büyük; onlardan birinin içine kolayca sığıp kıvrılabilirim!

İşte tümü burada... Güzeller ve lanetliler, geceleyin sevecenliği gelenler, çöplük turnaları, yüzü yaralılar, ciciği bereliler, şekli bozulmuşlar, rahmi alınmışlar...

Bu dili ya ben koparırım, ya onlar.

Bu sözlüğün öncelikli kaynakları kadınlardır. Etrafımızda gördüğümüz, karşılaştığımız, bildiğimiz; başta Ankara ve İstanbul olmak üzere büyük kent merkezlerinde ya da ilçelerinde yaşayan kadınlar. Onların anneleri, anneanneleri, babaanneleri de, "haminnemin meşhur lafıydı" kaydıyla aktarılan yüzlerce söz ile bu sözlüğün "eski toprak" kaynakları oldular.

Bu sözlüğün içeriği derlenirken en basit yönteme başvuruldu. Kadınlarla konuşuldu ve aynı kapıya çıkan bir iki sorunun içi dolduruldu.

– Kendi aranızda konuşurken ......'ya ne dersiniz?

– Erkeklerin anlamayacağı biçimde söylemek istediğinizde nasıl söylersiniz?

– ....... gibi durumlar için ne söylersiniz?

Bu sözlüğün yaklaşık olarak yüzde doksanı böyle canlı tanıklarla konuşularak oluşturuldu. Geri kalan kısmı ise basılı yan kaynaklara bakılarak derlendi.

Örnek cümleler genellikle tanıklardan istendi. İsimler için ve kalıp cümleler için ise tanık cümle verilme gereği çoğu zaman duyulmadı. Sıfat ve deyimler için, sözel kültürün tadını yazılı kültüre geçirecek tanık cümleler seçildi. Çünkü, bu sözlüğün asıl karakteri sözlü kültüre dayanmasıdır.

Bütününe bakılınca:

Bir dil oyunu mu bu?

Evet...

Kadınlar arası tanışıklığı mı güçlendiriyor?

Tabii...

Erkeklere kapalı bir üstünlüğü mü kanıtlıyor?

Galiba...

Bir dil bağıyla kopmaz bir doku mu oluşturuyor?

Şüphesiz...

Şifrelerle anlaşma çabası mı?

Yer yer...

Hayatı kendi dünyasıyla karşılama gayreti mi?

Sanırım...

Önce ürkek ve yavaş başlayan ama sonra heyecanlandıran bir çalışmayla uzun yıllar süren bir derlemenin ürünü bunlar. 2500'ü aşkın kadınla temas sonucu öğrenildi. Bu sözlükte onların hepsinin adını vermek isterdim. Fakat bu, bir dizi hukuksal sorunun yanı sıra, kitaba yaklaşık 30-40 sayfanın daha eklenmesi demekti.

"Argo en mazlum olduğu anda en saldırgan olabilendir," diyor Hulki Aktunç. Bence de öyle. Bu sözlüğün kaynaklarının çoğu şüphesiz "temiz aile" kadınları. Örneğin hemşireler, hasta bakıcılar, doktorlar, ev kadınları, öğrenciler, işçi kadınlar, gazeteci kadınlar, memureler, kuaförler, ağdacılar... Onların yaratıcılıklarını, fantezilerini, neyle nasıl alay ettiklerini görmek mümkün bu sözlüğün sayfalarında. Eksik kalan parçalar var. Örneğin hapishanelerdeki kadınlarla hiç temasa geçilmedi, genelevlerdeki kadınlarla da istenen ölçüde temas sağlanamadı. Kırsal alanın yerel söyleyişlerine pek girilemedi.

Sözlükte yalnızca kadın açısı görünsün isterdim tabii. Ama bir ara açı var ki, onu da örneklemeyi tercih ettim. Her iki cinsin cümle kalıbı olarak ortaklaşa kullandığı, ancak kimi yerde sözcük seçiminde farklı davrandığı laflara (ok.) ortak kullanım rumuzuyla yer verdim. Ayrıca cinsiyetsizleştirilen alanları göstermesi açısından da bazı ortak sözcük ya da kalıpları sözlüğe aldım.

Amatör bir çalışma bu. Teknik açıdan bu sözlükte yanlış arayan hiç zorlanmayacak. Bu konudaki tüm eleştirileri sevinçle karşılayacağım.

* * *

Başta ülkemizin bütün kadınları olmak üzere kadınlara has argonun adlı/adsız tüm yaratıcılarına, sözlüğün toparlanışı, yazılışı ve baskıya hazırlanışı sırasında bu çabaya benimle birlikte katılan ve her duydukları tuhaf lafa gülücüklerini esirgemeyen ve şakalarıyla tepki veren aileme, elbette önce anneme ve babama teşekkür ediyorum. Ayrıca yardımlarını ve görüşlerini esirgemeyen başta Hulki Aktunç olmak üzere tüm dost ve arkadaşlarıma, katkıda bulunan isimlerini sayamadığım 2500 kişiye teşekkür etmek istiyorum. Bir de tabii editörüm Kemal Can ve sözlüğün basıma hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkürü borç biliyorum.

Sevgili okurlar,

Söylemek belki fazla, bu bir olgunun kâğıt üzerindeki hali. Bu olgu, elinizdeki sözlüğe sığdığı kadarıyla her zaman sınırlı kalacaktır. Oysa argo dediğiniz sınırsız bir anonim oluşumdur, katkılarla yaşar, gelişir.

İşte bu yüzden,

• Bu sözlükte eksik, yanlış bulduğunuz argo sözcük ve deyimleri,

• Bu sözlükte yer almayan yeni kavram ve deyimleri,

• Ne anlama geldiğini,

• Örnek bir cümleyle birlikte,

• Ve sizinle irtibat kurabileceğim imkânları da belirterek,

kadinargo@yahoo.com adresine veya yayınevine posta kanalıyla Filiz Bingölçe-Argo koduyla yollamanızı rica ediyorum.

Şimdiden teşekkürler...

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Hasan Bülent Kahraman, “Kadın argosu hazinesi”, Radikal, 3 Aralık 2001

Filiz Bingölçe, kadınların bir şeyi özel olarak nasıl söylediğini, bir şeyi nasıl erkeklerin anlamayacağı hale getirdiğini bu sözlükte yer alan sözcükleri, deyimleri derleyerek ortaya koymuş ama sözlüğün anlamı sadece bununla sınırlı değil. Bu kitap, "özel dil" denilen şeyin özel alanla, özel kimlikle ne kadar içli dışlı olduğunu, dilin, insanın bir alanda kendisini ifade etmek için nasıl öteki alanlardan ve oralardaki olgulardan yararlandığını, her şeyi nasıl bir senteze ulaştırdığını ortaya koyuyor. Argo, bir benzetme sonunda. Ama bunlar belki her argo sözlüğü için geçerli şeyler. İş, "kadın argosu"na gelince durum daha da değişiyor.

Ortada öncelikle "tanımadığımız" (bunu karşı cinsten birisi olarak söylüyorum ama kadınların da onun farkında olduğunu sanmak çok güç) bir kadın var. Bu, benliği, bilinci, algılaması bütünüyle kendisine özgü bir varlık. Bu kadın, o "masum" kadından, o "salon kadını"ndan çok farklı, cinselliğin ve her şeyin en karanlık noktasında gezinen bir varlık. (Evet, kitabın ve argonun en önemli gerçeği bu; daima gizliliği, dolayısıyla da hayatın "karanlık" köşesini hatırlamak!) İkincisi, bu argo sonuna kadar cinsellikle yüklü. Bu çok ilginç, çok renkli dil, acaba kadının kamusal alandaki görünür ikincil konumundan, dolayısıyla sürekli kapanmasından fakat ona rağmen de kendini ifade etmek istemesinden mi kaynaklanıyor, bilmiyoruz. Bu durum sadece kadınlara mı özgü? Bu soruyu da elimizde ayrıca bir "erkek argosu sözlüğü" olmadığı için yanıtlayamıyoruz. Nihayet üçüncüsü, bu dil herhalde daha çok kentsel alanın argosu. Doğal; çünkü, argo kentle ilgili bir şey. Kırsal alanda deyim vardır, deyiş vardır ve onları argo sanmak yanlış olur. "Geçiş Türkiyesi" olmasa bu dil bunca hareketli olur muydu bilemem.

"Başka kadınlar"ın "başka dil"leri bu sözlük ve bir hazine...

Devamını görmek için bkz.

Gönül Kıvılcım, “Ev kadınlarının argosu olur mu?”, Radikal 2, 2 Haziran 2002

Argo. Dilin cansuyu. Sabrın, iyiniyetin tükendiği, düz söylemin kısa geldiği anlardaki patlayış. Dilin ele avuca sığmayan yanları. Dipte kaynayan fokurtunun bir çağlayan gibi yüzeye çıkışı. Argo. Küfrün ötesi. Küfrün zeka pırıltılarıyla yıkanması, yunması. Ev kadınlarının, sokak kadınlarının, Romanların, travestilerin; sistemin ezdiklerinin gizli silahı. Taksi şoförlerinin, sokakta yaşayanların dili ters yüz eden söyleyişleri. Taksi şoförü için korna çalmak, taksimetreyi açmak, sinir bozucu sıklıkta vites değiştirmek nasıl yaşamın günlük hallerindense argo da öyledir.

Müşterisi inip taksi durağına döndüğünde, bugün güzel bir ördek düşürdüm (durak olmayan noktalardan yolcu toplamak; hoş güzel kadın müşteri) diye selam çakar meslektaşına. Ya da demin güzel bir kaz (saf, zengin müşteri) yakaladım deyip hasetlendirir duraktakileri.

Argo özgürleştiricidir. Bireyi lezzeti yerinde biryemekmişçesine terbiye etmeye kalkışan anlayışın, beklentileri atlatarak ve taşı gediğine koyarak soluğunu keser.

Kadınlar da kendini ifade ederken argoya başvurur. Geçtiğimiz yıl ekim ayında okurla buluşan Kadın Argosu Sözlüğü'nün hatırlattığı bir gerçeklik... Dildeki masum kelimeleri silkeleyip şoke edici olanlarını bulur çıkarır kadınlar. Höt dedimi oturtan, bir bakışıyla hizaya sokan erkekleri dille vururlar: kocanın iyisi dokuz oturakta paralansın. Erkeğinin dangıl dungulluğunu kendi ezilmişliklerini bir parça mizahla servis ederler: "Kız kocayı bir bok sanır gittiği gece usanır". Bastırdıkları kösnüllüğü argonun yardımıyla çırılçıplak soyarlar: "Kışlık yorgan" (şişman kadın), "perhizi bozmak" (uzun aradan sonra biriyle beraber olmak), "donunun ağı kurumamak", "master yapmak" (mastürbasyon)... Uygarlığın kontrol altına almak için ter döktüğü, "uygun" yerlere kanalize etmeye uğraştığı cinselliğin her an yanıbaşımızda hazır ve nazır olduğunun teslimidir argo.

Kibarca, bir ev kızı edasıyla söylenebilecek şeylerin abartılı bir anlatımla ifade edilişidir. "Haza hanfendi" sınıflamasına giremez belki bunları ağzına alma cüretini gösteren kadınlar. Ama hayat oradadır, onların dilinde. Haza hanfendiler kendilerini ifade edemedikleri için sıkıntıdan patlarken, onlar yaşamın saçmalığını tiye alır, inanılmaz görsel bir dille bu saçmalığı, yaşamın trajikomik durumlarını dışarı vurur, eğlenirler: "Dıgıdık muhabbet" (sevgililerin sürekli el ele gezmeleri), "raf ömrü bitmiş" (biten bir aşk için), "piknik tüp" (kısa boylu ve göbekli erkek)...

Anadolu'nun rengi vardır kadın argosunda. Onlar çocuklarını her şeyi adlı adınca söyleyerek severler. İrkilsek de böyledir. Ve Kadın Argosu Sözlüğü'ne köşesinde değinen Hasan Bülent Kahraman'ın cümleleriyle "Ortada öncelikle 'tanımadığımız' bir kadın var"dır. "Bu, benliği, bilinci, algılaması bütünüyle kendisine özgü bir varlık"tır.

Aslında sıradan evlerde biraz vakit geçirsek, kulaklarımızı açsak, anlarız ki "ev kadınlarının çoğu" biçiminde genellenebilecek denli yaygındır argo. Sansür yasaları kendi kuyruklarını yakalayıp nafile turlar atarlar çünkü evlerde; geçerlilikleri yoktur. Yasak olanın ağza alınmasıdır argo ve rahatlatıcıdır.

Uygarlığa bir başkaldırıdır bu dinamik dil. Ama "uygar" ülkelerde kabul görür ve sineye çekilirken "temiz toplum" yaratma ideallerinin kol gezdiği topraklarda sıkı sıkıya denetlenir. Toplumun ar ve haya duygularını incitmek diye bir kılıf hazırlanmıştır buralarda. Tartışılamaz! Yeter ki diliniz temiz olsun. Çocuğunuzun okul aidatını yatıramayacak, evinize ayda bir kere kıyma alamayacak kadar yoksullaşmış olun ama sakın siz siz olun dilin düz yollarından sapmayın. RTÜK, sansür ve denetleme kurulları görür ve uyarır!

Uyarır; zira argo sarsıcıdır. Dört kapılı gıcır gıcır bir aile arabasında değil kamyonetin arkasında yolculuk etmeye benzer. Yolun sathı bozuksa sırtınızda hissederseniz.

Rüzgara açıktır yolculuk; sersemletir. Arada bir sarsılmak hiç de fena değildir hani. Özellikle, karikatürlerini çok sevdiğim kadın arkadaşımın deyişiyle, hayatın içinden bir fotoğraf donukluğunda geçip giden kasıntı tipler için. Öyle kasmışlardır ki vücutlarını, dillerini; birazcık argo iyi gelecektir onlara. Gevşetecektir. Mısır koçanı yemiş gibi gezmeyeceklerdir ortalarda.

Argo dilin gevşemesidir. Mantık zincirinin kopması! İsteri krizinin eşiğine gelen kadınlara da -Freud'dan beri inkârın anlamı yok nasılsa zincir koparmak önerilebilir. Mutfakta yere sıçrayan yağ damlacıklarında kayıp düşen kadınlar. Bırakın onlar düşsün sandalyelerinden. Sizinle hiç ilgilenmedikleri, dilinize ruhunuza bir adım bile yaklaşamadıkları, kadın diline ezelden beri kulaklarını tıkadıkları için afallasınlar. Afallasınlar ve anlasınlar: kudretsizlerin de dili vardır...

Devamını görmek için bkz.

Celal Üster, “Kadın dilinin gizli örgütü”, Radikal Kitap Eki, 16 Kasım 2001

"Bir toplumda geçerli genel dilden ayrı, ama ondan türemiş olan, yalnızca belirli çevrelerce kullanılan, toplumun her kesimince anlaşılmayan, kendine özgü sözcük, deyim ve deyişlerden oluşan özel dil." AnaBritannica Genel Kültür Ansiklopedisi, argoyu böyle tanımlıyor. Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi ise, "Kendi sosyal çevreleriyle sınırlı yaşayan ve toplumun geri kalan kesimlerinden ayrılmak ve / ya da korunmak isteyen bir grubun benimsediği özel sözcükler bütünü" diye tanımlamış argoyu. Ama lûgat paralamayı bir yana bırakır, Türkçenin Büyük Argo Sözlüğü'nün yazarı Hulki Aktunç'un alabildiğine özgür belirlemelerine sardırırsak: Argo, dilin gizli örgütüdür; yaratıcılıktır, anadilin sözcüklerine yeni anlamlar katar, kendi alanına girmeye çalışan sözcük ve deyimden ayakbastı parası alır ve onu bozuşturup dönüştürür...

Biliyorum, "Şimdi bu argo muhabbeti de nereden çıktı?" diye soracaksınız. Aktunç'un Büyük Argo Sözlüğü yayımlanalı on yıldan fazla bir zaman geçtiğini de biliyorum. Ama bu kez yayımlanan, bambaşka bir argo sözlüğü. Filiz Bingölçe, bu alana apayrı bir boyut getiriyor; genellikle erkek-egemen bir dil alanı olarak görülen argonun kadın cephesini araştırıyor. Araştırmaktan öte, bir Kadın Argosu Sözlüğü çıkarıyor ortaya.

Bingölçe'nin deyişiyle, bu sözlüğün öncelikli kaynakları, çevremizde gördüğümüz, karşılaştığımız, bildiğimiz; başta Ankara ve İstanbul olmak üzere büyük kent merkezlerinde ya da ilçelerinde yaşayan kadınlar. Onların anneleri, anneanneleri, babaanneleri de, "haminnemin meşhur lâfıydı" kaydıyla aktarılan yüzlerce söz ile bu sözlüğün "eski toprak" kaynakları olmuşlar. Sözlüğün içeriği derlenirken en basit yönteme başvurulmuş; yaklaşık yüzde doksanı canlı tanıklarla konuşularak oluşturulmuş.

Bu canlı tanıkların çoğu "temiz aile" kadınları: Hemşireler, hastabakıcılar, doktorlar, ev kadınları, öğrenciler, işçiler, gazeteciler, memureler, kuaförler, ağdacılar... Buna karşılık, Bingölçe'nin verdiği bilgiye göre, hapishanelerdeki kadınlarla hiç ilişkiye geçilmemiş, genelevlerdeki kadınlarla da istenen ölçüde bağ kurulamamış; kırsal alanın yerel söyleyişlerine pek girilememiş. Ama tıpkı hayatın bağrında durmadan gelişen argonun kendisi gibi, sürekli zenginleşebilecek bir sözlük bu: "Argo dediğiniz, sınırsız bir anonim oluşumdur; katkılarla yaşar, gelişir.

"Aktunç da, "Hiçbir argo sözlüğü, argoya yetişemez. Hiçbir yasanın yaşama yetişemediği gibi," demiyor mu zaten?

Aslında, Bingölçe'nin, sözlüğün başındaki soru/yanıtları, Kadın Argosu Sözlüğü'nün özünü anlamamızı sağlıyor: Bir dil oyunu mu bu? Evet... Kadınlar arası tanışıklığı mı güçlendiriyor? Tabii... Erkeklere kapalı bir üstünlüğü mü kanıtlıyor? Galiba... Bir dil bağıyla kopmaz bir doku mu oluşturuyor? Şüphesiz... Şifrelerle anlaşma çabası mı? Yer yer... Hayatı kendi dünyasıyla karşılama gayreti mi? Sanırım...

Büyük Argo Sözlüğü'nün ilk basımının yapıldığı İS 1990'dan bu yana Türkçenin "Argo azizi" sayılan Aktunç bir sunuş yazmış Bingölçe'nin çalışmasına: "Bingölçe, bize bir 'ilk iş' armağan ediyor. Bir 'ilk', çünkü büyük dillerin bellibaşlı sözlüklerinde yer alan 'kadın dili' kategorisi bizde hemen hemen hiç işlenmemiştir, incelenmemiştir... [Bingölçe'nin çalışmasında] yaşamın ve dilin içinde gizlenen büyük bir ada keşfediliyor. Çılgın, alaycı, dramatik, şen şakrak, melûl mahzun bir ada. Bir sürü aptal herifin ve kızın ve kadının derinliğine duyumsayamadığı ama yaşamakta olduğu bir ada..."

Filiz Bingölçe'nin Kadın Argosu Sözlüğü, salt kadın açısını yansıtan sözcük ve deyimlerden oluşmuyor. "Ara açı" da örneklenmiş; her iki cinsin cümle kalıbı olarak ortaklaşa kullandığı, ancak kimi yerde sözcük seçiminde farklı davrandığı laflara da yer verilmiş. Ama kadınların, erkeklerle nasıl alay ettiklerini örnekleyen söz ve deyimler alabildiğine renkli ve bereketli.

Sözgelimi, daha ilk sayfada bir "özdeyiş"e rastlıyoruz: Acemi adamın elinde am ağaca çıkar. Hemen ardından, cinsel konularda heyecanlı ve acemi erkeklere bir başka gönderme: Acemi ördek ya başından ya kıçından dalar. Evden işe, işten eve yaşayan, cinsel açıdan iştahsız erkeklere, Akşam ahıra sabah çayıra, arada bir iki sokarca deniyor; cinselliğe sıra geldiğinde bütün erkeklerin aynı olduğunu anlatmak için ise, Alayının adı bir karanlıkta tadı bir. Her lafa karışan erkek için, Am biti taşak sirkesi karşılığı uygun görülmüş; cinselliğe düşkün erkeği aşağılamak için de, Am suyunda boğul inşallah! bedduasında bulunuluyor.

Birine küfür edileceği zaman, erkeklerin o kişinin "ana"sını hedef seçmelerine karşılık, kadın argosunda -doğal olarak o kimsenin "baba"sına yöneliniyor. Sözgelimi, örtülü küfür etmek için, Babanı ninolay sözü kullanılıyor ya da Babasına selam sarkıtmak deyişine başvuruluyor! Birini şaka yollu aşağılarken, Babasını gıdıkladığımın çocuğu deniyor.

Erkeklik organına, daha doğrusu erkeklik organının küçüğüne Bamya dendiğini biliyordum, ama Bamya katliamı lafıyla ilk kez bu sözlükte karşılaştım; meğer "toplu sünnet düğünü" anlamında kullanılıyormuş. Örneğin: "Şu siyasî partilerin bamya katliamları da amma seyirlik oluyor." Erkeklik organı karşılığı kullanılan bir başka söz ise, zambakgillerden, yemeklere tat vermek için yumrusu ve yeşil yaprakları kullanılan ıtırlı bitki ile sürüngenlerin en ünlüsünü bir araya getiriyor: Başı soğan ortası yılan! Burada, kuşkusuz, uyak da biçimsel benzetme kadar önemli.

Ben, burada, yalnızca "a" ve "b" ile başlayanlardan birkaç örnek vermekle yetiniyorum. Türkiye kadınlar aleminin yeraltı dolambaçlarında şaşırtıcı bir gezintiye çıkacağınız Kadın Argosu Sözlüğü'ne, hiç kuşkum yok, siz de katkıda bulunmak, geliştirip zenginleştirmek isteyecek ve kadinargo@yahoo.com adresine başvuracaksınız.

Devamını görmek için bkz.

Gül Altan, “Fiskos bitti, yaşasın ARGO”, Radikal Kitap Eki, 9 Kasım 2001

Keşke bu kitabı daha önce görseydim! Ona bir dizi yoğun bir o kadar da edebi hakareti içeren cümleyi söylemeden ya da telefonu suratına 'Sana fazla geldim ben!' diyerek kapamadan önce. O zaman ona kesinlikle 'Seni adam küsüratı seni! Nane çöpü, numunelik öküz, izotop seni! Naştır!' derdim.

Nereden geldi bu çılgın fikirler aklıma? Masum masum masanın üzerinde duran mor bir kitap çarptı gözüme. Yanına yanaşınca, sıradışı ismi bana bu kitapta bir şeylerin farklı olduğunu anlattı Kadın Argosu Sözlüğü. Bu kitap Filiz Bingölçe'nin imzasını taşıyordu. Okurla Hulki Aktunç'un sunumuyla buluşuyordu kitap. "Kişinin tek başına bir sözlük yazması çılgınlıktır!" diyor Aktunç, ancak bu kitap baştan sona bir çılgınlık. Hem de 2500 kadının ağzından dökülen, kimi zaman insanın ağzını açık bırakıp, kimi zaman arsız arsız gülümseten, kimi zaman ise 'onu tanımlayacak kelimeleri bulmak ne zordu bazen, aa ama bak her sayfada bir tane çıkıyor karşıma' dedirten bir çılgınlık.

Çin'in kimi bölgelerinde neredeyse bin yıldır kullanılan ve erkeklerin anlayamadığı özel bir kadın Çincesi varmış. Kadın Argosu Sözlüğü'nde de Filiz Bingölçe, kadınların kendilerine özgü, gizli dillerinde kullandıkları kelime ve tanımlamaları bir araya getiriyor. İş dünyasının abiye kıyafetler içindeki kurnaz kadınlarının, gece yaşantısının zarif kadınlarının, evlerin güleryüzlü lezzetli yemekler yapan, hamarat kadınlarının ağzından dökülebileceğini belki de asla düşünemeyecekleriniz yazıyor bu kitapta. Kibar ve hatta kırılgan olması beklenen biz kadınların, inanılmaz hayalgücünün ve 'kaba' karşı koyuşlarının ifadeleri onlar.

Kendi adıma konuşursam, bu kitaptan öğrendiğim çoğu sözcüğü gündelik yaşantımda kullanabileceğimi sanmıyorum. Belki de sadece hemcinslerimin ya da hemcinslerim kadar yakın olan karşıcinslerimin yanında gülerek dile getireceğim onları. Ama varsın olsun, yine de çok güzel binlerce kadının hayalgüçlerinin, zekalarının ve ince espri anlayışlarının biraraya getirilişine tanık olmak. Hem belli mi olur, belki günün birinde gerekir bu sözcükler...

Bunları öğrenin!

Alayının adı bir karanlıkta tadı bir Cinselliğe sıra geldiğinde bütün erkeklerin aynı olduğunu anlatmak için kullanılır.

Abış Saf ve kılıbık erkek

Beton dökmek Uzun süre cinsel ilişkide bulunmamak.

Bey bana pırt dedi Yetkili ve etkili bir insanın kendisine ilgi duymadığını alay yoluyla anlatmak için kullanılır.

Dantelacı Entelektüel ya da entelektüel gibi görünen kadın meraklıları için kullanılır.

Hazır avrat Kadınların yaptığı kadar iyi ev işi yapan erkek

İşgal bedeli Fahişelere ödenen ücret.

İş kazası Beklenmedik zaman hamile kalmak.

İşgilli büzük dingilder Evhamlı kimselerin sürekli tedirginlik içinde olduğun anlatmak için kullanılır.

Lafın kubbesini yıkmak Çok etkileyici konuşmak

Portatif mucize Vibratör, yapay erkeklik organı

Minibüse binmek Menopoza girmek

Nane çöpü Lüzumsuz işe yaramaz şey ya da kimse

Nadasa bırakmak Bir kimseyi bilerek bekletmek, söz verdiği halde randevusuna gitmemek.

Şentakar Kadınlarla cinsel ilişkiden başka bir şey düşünmeyen erkek. Bütün erkeklerin aynı olduğunu söylemek için kullanılır

Vuruşkan Sık sık cinsel ilişkiye giren, cinsel iştahı yüksek kadın.

Devamını görmek için bkz.

Murat Çelikkan, “Sözlüğe porno muamelesi”, Radikal, 13 Temmuz 2002

Filiz Bingölçe, oldukça önemli bir çalışmaya imza attı. Erkek egemenliğinde olan bir alanda bir sözlük hazırladı, Kadın Argosu Sözlüğü. Metis Yayınları da kültür dünyamız için gerçek bir zenginlik sayılacak bu sözlüğü, Ekim 2001 tarihinde yayımladı, bilmem haberiniz var mıydı? Sizin olmadıysa da sözlüğü, müstehcen kabul eden Cumhuriyet Savcılığı'nın haberi var. Kitabın yazarı ve yayımcısına 1 milyar 800 milyon lira ceza kesti. "Sözlük, bu haliyle, bir dil gerçekliği ve yaşamda var olan bir olgunun bilimsel ve nesnel yöntemlerle saptanması girişimidir. 1072 yılında Kaşgarlı Mahmud'ca kaleme alınan Divanü Lügat it-Türk'te de bugün Kadın Argosu Sözlüğü'nde yer alan sözcüklerin pek çoğu ve tanımı yer almış ve Türk Dil Kurumu bu sözlüğün çevirisini yayımlamıştır," diyen yazar, cezayı ödemeyi reddetti. Para cezasını ödemeyi reddettikleri için yazar ve yayımcı hakkında 'halkın ar ve hayâ duygularını inciten veya cinsi arzuları tahrik ve istismar eder nitelikte genel ahlaka aykırı kitap yayımlamak,' iddiasıyla TCK 426/1. maddeden dava açıldı, duruşma ekimde.

Bu madde porno yayınlar için kullanılıyor. Ancak mahkeme, sözlüğün toplatılması talebini reddeti.

Devamını görmek için bkz.

Murat Çelikkan, “Barbarları beklerken”, Radikal, 16 Nisan 2003

Muzır Kurulu, Türkiye sansür hayatına Turgut Özal'ın hediyesi. Kurulduğu günlerde, günlük basına hızlı bir ceza kesme furyası yaşadıktan sonra, uygulamaları dergi ve kitaplarla sınırlı kaldı. Sansüre ve cezaya uğrayan yayınevlerinin gücü de gündelik basın kadar olmadığı için, yasal bir sansür kurumu olarak varlığını sürdürüyor. Son icraatlarından biri, Filiz Bingölçe’nin Kadın Argosu Sözlüğü konusunda bilirkişi raporu hazırlamak oldu. Türkçe sözlüklerde kadın dilinin hiç işlenmemiş olmasından hareketle hazırlanan sözlükte, farklı yaş ve çevrelerden kadınlarla yapılan görüşmeler yoluyla derlenen sözcüklere yer verilmişti. Kurul raporuna bakılınca, 'Türk kadını' ve 'Türk kadınının iffetininin' argoyla bağdaşmaması gerektiğini öğreniyorsunuz. Yani Argo Sözlüğü'nün başına kadın gelince, iş müstehcen oluyor ve resmi ideolojinin kadın tasavvuruna uymuyor. Müstehcenlik davası yarın İstanbul'da görülecek. Bu gün bir de önemli bir sivil itaatsizlik örneği olan Düşünceye Özgürlük 2001 kitabının davası var. Yayımcılar ve aydınların ceza almış ve yasaklanmış yayınları ortaklaşa basarak oluşturdukları kitap yargılanıyor. Türkiye gerçeği bu, kadınlar argo kullanmaz, insanlar düşünmez!

Devamını görmek için bkz.

Berat Günçıkan, “Kadının gizli diliyle tanışın...”, Cumhuriyet Dergi, 9 Aralık 2001

"... O kadar bezgin ki su, gene de ardında bıraktığı köpüklü salya parlıyor. İştahlı bir dil gibi, upuzun bir dil gibi. Çünkü yutmadan önce yalıyor... Çevresini saran dalgalar büyük; onlardan birinin içine kolayca sığıp kıvrılabilirim!

İşte tümü burada... Güzeller ve lanetliler, geceleyin sevecenliği gelenler, çöplük turnaları, yüzü yaralılar, ciciği bereliler, şekli bozulmuşlar, rahmi alınmışlar...

Bu dili ya ben koparırım, ya onlar."

Gizliliğin esas olduğu bir dilin, yani argo sözlüğünün girişinde, derdini bu sözlerle anlatıyor Gazeteci Filiz Bingölçe. Kadın Argosu Sözlüğü kadınların, kendi ürettikleri ya da erkeklerle ortak kullandıkları argonun örneklerini veriyor. Kelime, Fransızca kökenli. Onu toplumlardaki geçerli dillerden ayıran; içe dönük yaşanması, toplumdan kendini ayırmak ya da toplumdan korunmak isteyenlerce kullanılması. Yolu küfürle de birleşiyor, çünkü aidiyet alanlarının sınırlarını çizdiği gibi, alt kültürün derdini, öfkesini, alayını aktarıyor. İlk ortaya çıkışı, 16. yüzyıl. Bu yüzyıldan itibaren Avrupa ülkelerinde kullanılmış, ancak tanımını bir yüzyıl sonra, yani 17. yüzyılda Fransa'da "Hırsızlar Birliği" olarak almış. Argoda kelimeler ve deyimler, mevcut dille oynanarak, somutları soyuta çevrilerek (fırça yemek/ azar işitmek) de kuruluyor...

Bingölçe'nin kitabı ise, bu dilin kadınlar arasındaki kullanımına dair. Hemşire, hasta bakıcı, işçi, öğrenci, gazeteci, memur, kuaför, ağdacı, yani yazarının anlatımıyla "temiz aile" kadınları... Çeşitli mesleklerden iki bin beş yüzü aşkın kadınla görüşen Bingölçe, argoyu, bir başka argo sözlüğü hazırlayıcısı Hulki Aktunç'un sözleriyle tanımlıyor: Argo en mazlum olduğu anda en saldırgan olabilendir. Yazarın eksik bıraktığını söylediği alanlar da var, örneğin hapishane ve genelevlerdeki kadınlarla temasa ya geçilmedi ya da yeterince görüşülmedi. Kırsal alanın söyleyişlerine ise hiç girilmedi.

Biz de Kadın Argosu Sözlüğü'nden yola çıktık ve argo kullanan kadınlarla konuştuk:

Müjde Ar (Sinema oyuncusu): Ben daha çok küfürbaz sınıfına giriyorum. Argo kullanmıyorum, o çok ayrı bir kültür. Küfrü ise bazen başım çok sıkıştığında, bazen de espri olarak kullanıyorum. Çoğu kez, kendi kendime de küfrederim. İzmir Fuarı'nda sahneye çıktığım zamanlarda gazeteciler de küfürlerimden payını almıştı. Çünkü "Türk parasına bastı, ayağında kıl vardı" gibi abuk sabuk şeyler yazarlardı. Küfür, kendimi bildim bileli dilimde var. Biz İtalyan ailesi gibiydik, teyzem gelir anneme "kahpe" diye bağırırdı, annem kızdığında bizlere "Piçler" derdi, "sizi Çocuk Esirgeme Kurumu'na vereceğim". Bense daha çok, "hödük" ve "hıyar"ı kullanıyorum, bazen de Almanca "scheisse" diyorum. Son zamanlarda siyasetçiler için kullandığım bir söz var; "Süpürgeye s...., etrafa saçtı". Abuk sabuk durumlar için "dallama"yı, hoşlanmadığım erkekler ve olumsuzluklar içinse "korku filmi"ni söylüyorum. Ancak son altı-yedi yıldır dilime çok özen gösteriyorum, çünkü Mehtap'ın oğlu ile yaşıyorum. Birkaç kez ağzımdan kaçırdım ve yeğenim bana ceza verdi, yani beni terbiye etti.

Yıldız Tilbe (Şarkıcı): Argonun ille de bir kelime ya da cümle olması gerekmiyor, bir ifade de argo olabilir. Pek çok argo kelime de Türkçeye yerleşmiştir. "Yahu" bile argo bir kelimedir. Ben özgür büyüdüm, ailem herkes kadar argo konuşuyordu, ben de herkes kadar konuşuyorum. En sık kullandığım sözcük "Hadi ya..."

Necef Uğurlu (Oyun yazarı): Kadınların argo kullanmadığı bir ortamda yetiştim. Bu yüzden de kendi argomu oluşturdum, kendim icatlar yaptım. Örneğin, kadınları gezdirenlere, onlar için para harcayanlara "seyis", o bu işle meşgulken o kadınla birlikte olanlara da jokey diyorum. Cinsellik dillerine vurmuş zamparaları "orta yaş fiyaskoları", genç, yakışıklı ve seksapeli önde gelen erkekleri, yani çıtırları "pipilati" diye isimlendiriyorum. Tarkan bu erkeklere bir örnektir. 60-70 yaşlarındaki erkekleri ikiye ayırıyorum; bir kısmına "bypass mafyası" diyorum ki, onlar pek iştahlıdırlar, öbürleri yani "prostat mafyası" daha sakin olurlar. Saçları boyalı erkekler -ki toplumda geniş bir yer tutarlar- için "ak yok bey", 50 yaşının üzerinde, toplumda saygın bir yeri olan gizli gay'lere "papyonlu hanımefendi", yine elli yaşın üzerinde, göğüs kıllarını boyayan erkeklere - bu erkekler boya tenlerine de geçtiği için Kıbrıs haritası gibi görünen göğüsleriyle yazın meydana çıkarlar- "Kıbrıs Haritası Grubu" adını veriyorum.

Meral Okay (Tiyatro oyuncusu): Kullanıyorum, herhalde. Küfreden bir insan değilim, derdimi anlatamadığım, gündelik dilimin tükendiği anlarda, öfkeliyken, bazen de gırgır durumlarda argoyu kullanıyorum. Aslında, hangisi argo, hangisi değil, birbirine karışıyor. Argo tek başına kullanabileceğiniz bir şey değil, iletişim kurabilmeniz için karşı tarafın da bu dili bilmesi gerekiyor. Dili maharetli kullanan bir kadın olduğumu sanıyorum. Daha çok erkeklerle konuşuyorum, argo kullanan kadın sayısının çok fazla olduğunu düşünmüyorum. Çünkü argo sokakta, çatışmanın içinde üretilen bir dil, oysa kadın üretimin içinde değil. Argoyu biliyorsa da yanındaki erkekten duymuştur. Ben çok derli toplu bir ailede büyüdüm. Argoyu lisede, üniversitede, daha çok da sokakta öğrendim, bağımsız dilimi oluşturmaya başladım.

Leyla Tavşanoğlu (Gazeteci): Argo kullanmayı severim. Çocukluğumdan bu yana da kullanıyorum. Babam, beni karşısına alıp küfür öğretirdi ama ben ona karşı kullanınca çok kızardı. Annem, ciddi bir burjuva ailesinden olduğu için küfretmemi onaylamazdı. Ben kendimi rahat ifade ederdim ve annem "Seni yanlış doğurmuşum" derdi, "sen oğlan olmalıymışsın". Ablamla aramızda ise kuş dili konuşurduk. Kendi ürettiğim bir argo pek yok, sevdiğim erkek arkadaşlarıma "horozun oğlu" derim. Tepki almadım, tarzımı sanırım herkes kabul etti, üstelik bana küfrettirmek için uğraşırlar, eğer beceremiyorlarsa hasta olduğumu düşünürler. Argoyu, gizli bir şey söylemek istediğim , sözcüklerin uçuşmasını istediğim zamanlarda kullanıyorum. Çok tepem attığı zamanlarda ise küfre kayıyorum, "dümbük", "geçmişi kınalı", "ölüsü kandilli" sıklıkla ağzımdan dökülen sözler. Kadın argosunun varlığının farkındayım, bir kadın tuvalete gideceği zaman "papatya toplamaya gidiyorum", ağda yaptıracağı zaman "çektireceğim", saç boyatacağı zaman da "boya-badanaya gidiyorum" der... Ben, işim çok ters gitmişse küfrederim. İş sırasında ağzımdan kaçtığı da oldu. Bir röportajda, teyp takılınca "içine s....." dedim, ama çok utandım. Özel yaşantımda da argoyu kullanıyorum, kocam da arkadaşlarım da buna alıştı.

Ramize Erer (karikatürist): Günlük yaşamda çok fazla argo kullanmıyorum, belki herkesin kullandığı kadar... Karikatürlerimde yapmaya çalıştığım, dilimizde olanı çizgiye geçirmek. Gazetede daha dikkatli olmak, okuyucu tepkisini dikkate almak zorundasınız. Bazen espriler sert kaçabiliyor, sizden daha hanım hanımcık şeyler bekliyorlar. Orta yaşın üstündeki insanlar daha tutucu, hayata bakışları, karikatüre bakışlarına da yansıyor. Bazen kaçırdığımı hissediyorum, tepki almasam da bunu hissedip yakalayabiliyorum.

Dergilerde ise hareket alanı daha geniş, daha çok küfür kullanabiliyorsunuz. Espri yaparken kadını aşağılayacak bir şey yapmak istemiyorum, buna özen gösteriyorum. Günlük dilimde kendimi rahat hissettiğim insanların yanında argo kullanabiliyorum, en sıklıkla "herif" diyorum. Kadınlar kendilerini çok rahat ifade ediyor, çok rahat argo kullanıyor, hiç sınırlandırmadan bir şeyleri anlatabiliyor, her şeyi isimleriyle söyleyebiliyorlar. Ben birkaç kadın arkadaşımın yanında rahatım, diğerlerinin yanında tutuklaşıyorum.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.