Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-425-7
13x19.5 cm, 208 s.
SARI ETİKET
ÖZEL İNDİRİMLİ
Liste fiyatı: 18,00 TL
İndirimli fiyatı: 3,75 TL
İndirim oranı: %79,17
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Biz Toprağı Bilirik!
Bergama Köylüleri Anlatıyor
Kapak Fotoğrafı: Timur Danış
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen, Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ekim 2003

16 Ağustos 1989'da Eurogold, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın Maden Dairesi'nden Bergama Ovacık'ta altın arama ruhsatı aldığında nasıl bir kayaya çarptığını bilmiyordu. Altını çıkarmak için kullanılan siyanürün yarattığı tahribata bizzat şahit olan köylüler topraklarını, hayvanlarını ve yaşamlarını korumak için kısa süre sonra eylemlere başladı. Bergama, Çanakkale, Ankara, İstanbul... Yıllardır süren bu mücadelede mahkemelerden pek çok kapatma kararı çıkmasına rağmen madenler el altından işletilmeye devam etti.

Biz Toprağı Bilirik!, altın madeninin yanı başındaki Ovacık, Çamköy, Süleymanlı ve Narlıca başta olmak üzere toplam 17 köyde bu mücadeleyi veren insanların seslerinden, Bergama'da yaşanmış olan, sivil itaatsizlikle demokratik hak arayışının derli toplu bir öyküsü.

Üstün Bilgen Reinart, bu kitabı hazırlamak için elliden fazla köylüyle konuştu. Direnişin örgütlenmesinde önde gelen isimlerden, köylülerin deyişiyle "Asteriks" Oktay Kaynar, mücadele sırasında geçirdiği kalp krizinin ardından hayatını kaybeden "Hopdediks" Bayram Çavuş, Pınarköylü Hatice, Çamlıcalı İsmail, Narlıcalı Hamza, Yenikentli Ayşe, Ovacıklı Şahsine ve diğerleri... Köy kahvelerinde, evlerde gerçekleşen bu görüşmeler sonucunda Bergama köylülerinin eylem içinde değişen hayatlarının da gerçekçi ve çarpıcı bir resmi çıktı ortaya.

Biz Toprağı Bilirik!, şimdiye kadar altın madenciliği ya da Bergama'daki direniş konusunda yazılmış olanları tekrarlamıyor. Bu direnişi sürdürenlerin yaşadıklarını ilk elden, kendi seslerinden anlatmalarına olanak sağlıyor.

İÇİNDEKİLER
1 Çamköy, Ovacık, Narlıca: Bir Varmış, Bir Yokmuş...
2 Burada Altın Varmış!
3 Altınla İşgal
4 Eurogold Gidecek, Bu İş Bitecek!
5 Yargı Zaferi
6 Balya
7 Yargıya İhanet
8 Deneme Üretimi
9 Narlıca Satıldı
10 Madenin Uğultusu
11 "Doğa Casusları" DGM'de
12 Biz Toprağı Bilirik!
13 Şimdilik Sonsöz
Kronolojik Özet
Kaynaklar
OKUMA PARÇASI

"Çamköy, Ovacık, Narlıca: Bir Varmış, Bir Yokmuş... ", s. 13-14

Çamköy’de ilk kez 1998 yılının Ağustos ayında, Türkiye'ye yaz tatiline geldiğimizde, eşim Jean Burelle'in motosikletinin arkasında gittim. Ovacık Altın Madeni'nin yeşil öğütme kazanı, taşıma kayışları ve boruları inşa edilmişti bile. Dikenli telle çevrili maden sahasında, yanında köpekle, silahlı bekçiler kol geziyordu. O zamanlar Kanada'da yaşıyorduk; Bergama köylülerinin altın madenine direnişini hep uzaktan izlemiştik. Daha köyden kimseyi tanımıyordum.

Köy girişinde, evlerin duvarlarındaki "Siyanür'e Hayır!" yazıları ve rengârenk resimler karşılamıştı bizi. Omuz omuza halay çeken insanların, sıkılı yumruklarını kaldırmış direnen halkın resimleri... Ve köy kahvesinin önündeki meydandaki kitabe... Şaşkınlık ve saygıyla önünde durup okumuştum. Çamköy, İç Anadolu'nun, Doğu Anadolu'nun boz renkli, kıraç köylerini imrendirecek yeşilliği, canlı doğasıyla beni heyecanlandırmıştı.

Kahvedekilere altın madenine direnişlerini sorunca, onlar da beni çakır gözlü Sebahat Gökçeoğlu'nun evine göndermişlerdi. Onu dört-beş kadınla tütün dizerken bulmuştum ama Sebahat Hanım bana pek yüz vermemişti. "Sizi kimin gönderdiğini ben ne bileyim," demişti, "Biz savaş halindeyiz. Bakmayın, şiddet kullanmayız ama bize karşı saldırı var. Tanımadığımız kişilerle konuşmaya çekiniriz. Siz bizi öğrenmek istiyorsanız sözcümüz Oktay Konyar'la konuşun."

Gene de bana çay ikram etmişti. "Madenciler bir kayaya çarptılar," demişti, "Bizi öldürseler de çocuklarımız sürdürecek direnişimizi. Bu güzel topraklarımızda siyanürlü maden istemiyoruz. Haklıyız, kazanacağız."

Bir süre sonra eşim Jean ile Türkiye'ye taşındık. ODTÜ Modern Diller Bölümü'nde öğretim elemanı olarak göreve başladım. Çamköy'e ikinci gidişim, 2001 yazında, Oktay Konyar ile birlikte oldu.

Maden, işletmeyi engellemeye yönelik çeşitli yargı kararlarına rağmen "deneme üretimi"ne başlamıştı. Konyar'ın keskin ıslığı birkaç dakika içinde yüz kadar köylüyü kitabenin olduğu meydana toplamıştı. Kahvecinin meydana sandalyeler dizdiğini hatırlıyorum. Erkeklerin sağ tarafta, kadınların solda oturduğunu da. Meydandaki kitabenin, 1997 Mayısı'nda, Danıştay'ın altın madenini kapatma kararından sonraki coşkulu kutlamalar sırasında dikildiğini, duvardaki resimlerin bazılarının da o zaman yapıldığını o gün öğrendim. Ama artık köylüler acılıydı. Dinamit patlamalarından, süregiden gürültüden, tozdan, sularının bulandığından yakınmışlardı. Bunca direnişten sonra, köy erkeklerinin arasında madende çalışmak için başvuranların arttığını söylemişlerdi. Komşu komşuya küsmüştü. Devletin kendilerini terk ettiğine hâlâ pek inanamıyorlardı. "Anlat halimizi Ankara'ya" demişlerdi bana... Korkuyorlardı.

Ondan sonra Çamköy'e, Ovacık'a, biraz yukarıdaki Narlıca, Tepeköy ve Pınarköy'e defalarca gittim. Bir mart sabahı, bayırlar papatyalarla kaplıyken, o yukarı köylerin insanları bir eylem için eski bir kervan patikasını izleyerek Çamköy'e doğru aktığında aralarındaydım. Çamköy Meydanı'nda toplanmıştı yüzlerce köylü. Ilık hava kekik kokuyordu, badem ağaçları çiçeklerle donanmıştı. Köylüler tek sıra halinde, kalkanlı, miğferli Çevik Kuvvet ekiplerinin koruduğu madenin önünden geçip, o koca, eski çamların yanından ovaya doğru inmiş, Çanakkale-İzmir yoluna çıkıp, Ovacık köyünün önüne kadar yürümüştü. Silahlı jandarmalar da tek sıra halinde yolun öbür tarafından ilerlemişti. Ovacık Köyü'nün önünde Konyar bir ıslık çalınca herkes sırayı bozmadan yol kenarında oturmuş, orada dinlenirken köylü kadınlar papatyalardan çelenkler yapmışlardı. İzmir İdare Mahkemesi'nden Sağlık Bakanlığı'nın madene verdiği "deneme izni"ni iptal eden karar çıktı çıkacaktı. Köylüler, "Kapatacağız bunu," diyorlardı, "Siyanürcü gidecek, bu iş bitecek!"

Artık o kavşak, hep gözümün önüne o bahar sabahını, uçuşan şalvarlarıyla önde yürüyen kadınları, disiplin bozulmasın, tatsız bir olay çıkmasın diye, uzun kortejin bir ucundan öbür ucuna ok gibi koşan Oktay Konyar'ı getirecek. Yıllar geçip, çok şey değiştikten sonra bile köylülerin "Halkız, Haklıyız, Kazanacağız!" sesleri kulaklarımda yankılanacak...

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.