Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-529-2
16x21 cm, 200 s.
SARI ETİKET
ÖZEL İNDİRİMLİ
Liste fiyatı: 18,00 TL
İndirimli fiyatı: 3,75 TL
İndirim oranı: %79,17
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Biz Bu Savaşı Durdurabiliriz!
Türkiye'de Savaş Karşıtı Hareketin Bir Yılı
Kapak Fotoğrafı: Ali Öz
Kapak ve Grafik Tasarım: Semih Sökmen
Fotoğraflar: Ali Öz
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Haziran 2005

2002 yılının baharında, Bush dünya kamuoyunu Irak’a karşı planladığı saldırıya hazırlamaya çalışırken, bütün dünyada güçlü bir savaş karşıtı hareket ortaya çıktı. Böyle bir şey dünya tarihinde ilk kez oluyordu. İlk kez, henüz savaş fiilen başlamadan küresel çapta savaş karşıtı bir hareket yükseliyor, savaşı engellemek istiyordu.

Türkiye’de de, örgütlü olsun bağımsız bireyler olsun, başlangıçta sayıları az olan bir grup insan, savaş gerekçelerinin sahteliğini daha ilk andan fark ederek, kararlı bir şekilde “Savaşa Hayır” dediler ve geniş bir kampanya örgütlemeye giriştiler. Yıl boyunca kendi gündelik hayatlarını askıya alıp savaşı engellemek için var güçleriyle “birşeyler yapmaya” çalıştılar. Yaptılar da: Özellikle 1 Aralık 2002 mitinginden sonra bir kartopu etkisi ortaya çıktı. Savaş karşıtı sağduyu bütün Türkiye’ye yayıldı. Sonuçta Türkiye savaşa dahil olmadı, komşusunun topraklarına girmedi, kendi topraklarının doğrudan kullanılmasına izin vermeyerek ABD’nin savaşına aracılık etme durumuna düşmedi.

Savaş karşıtlığının bu başarısı, içte ve dışta, Türkiye toplumunun hiçbir konuda ses çıkarma yeteneği olmadığı şeklindeki önyargıyı sarstı. Demokratik dünya kamuoyunda Türkiye’ye sevgi ve inanç duyulmasını sağladı. Muhalefet hareketlerinin kendi aralarındaki didişmeleri bir kenara bırakıp ortak bir amaç için bir araya gelebileceklerini gösterdi. Savaştan güç, kâr ve kariyer uman kesimlerin kimliğini deşifre etti, heveslerinin önünü tıkadı.

Bu kitapta o yılın öyküsünü, kampanya için yoğun olarak çalışmış aktivistlerden birinden, Şenol Karakaş’tan okuyacaksınız. Savaş karşıtı kampanyayı bugün tüm renkleriyle, tüm canlılığıyla görebilmemizi ise, Türkiye’nin her köşesine yetişerek hayatını sokaktaki insanların maceralarını belgelemeye vakfeden Ali Öz’ün fotoğraflarına borçluyuz.

İÇİNDEKİLER
Sunuş, Roni Margulies

Giriş: Milyonların Hareketi Savaşa Karşı

1 Savaşa Hayır Platformu'nun Kuruluşu
2 Savaşın Nedenleri
3 Filistin'e Özgürlük!
4 Biz Bu Savaşı Durdurabiliriz!
5 Birlik İçinde Çeşitlilik
6 Hükümet Krizi
7 Savaşsız Bir Dünya İçin Uluslararası Buluşma
8 1 Aralık: Türkiye'nin Seattle'ı
9 1 Aralık'tan 1 Mart'a
10 1 Mart: Küresel Hareketin Siyasal Zaferi

Sonuç: Kardanadamlar Savaşa Karşı

Notlar
OKUMA PARÇASI

Sunuş, “Emperyalizme Çelme Taktığımız Gün”, s. 7-9

1 Mart 2003 tarihinde Londra'da Uluslararası Savaş Karşıtları Buluşması gerçekleşiyordu. Amerika'nın Irak'a saldırısı gün gün yaklaşırken, uluslararası hareketin temsilcileri savaşı engellemek için neler yapılabileceğini, savaş çıkarsa neler yapılacağını tartışmak için bir araya gelmişti. Aynı saatlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi de, kâğıt üzerindeki yasal/diplomatik kelimeler ne olursa olsun, özü itibariyle Amerika'nın Irak'a saldırmak için Türkiye topraklarını kullanıp kullanamayacağı anlamına gelen tezkereyi tartışıyordu. Ve yine aynı saatlerde, Türkiye savaş karşıtı hareketi Meclis önünde 100.000 kişilik bir gösteri yapıyor, tezkerenin kabul edilmemesini sağlamaya çalışıyordu.

Londra'daki toplantıda Irak'ta Savaşa Hayır Koordinasyonu'nu temsilen bulunan Yıldız Önen, Vecdi Sayar ve Haydar İlker bir yandan tartışmalara katılıyor, bir yandan Ankara'dan haber bekliyordu. Nihayet haber geldi: Tezkere kabul edilmişti. Toplantının bitiminde delegelerden bir kısmı yakında bir yerde yemeğe gitti. Yemek yenirken, cep telefonunu cevaplayan İspanyol bir delege ansızın çığlık atmaya başladı. Hayır, tezkere kabul edilmemişti! Ankara'dan değil Madrid'den gelen haber üzerine, tüm delegeler kalkıp birer birer Önen, Sayar ve İlker'le öpüştüler! Benzer sahneler Türkiye'nin ve dünyanın çok çeşitli köşelerinde yaşanmıştır kuşkusuz.

Tam iki yıl sonra, 21 Mart 2005'te, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld "Sizce savaşın en büyük hatası neydi?" sorusuna ABC televizyonunda şu cevabı verdi:

Dördüncü Piyade Birliğinin Irak'a Türkiye'den girmesini sağlayabilmiş olsaydık... bence çok daha az sayıda Baas taraftarı ve rejim yandaşı unsur kaçmayı becerebilecekti. Ve bunun sonucunda direniş bugün olduğundan daha düşük yoğunluklu olacaktı.

Ertesi günkü Los Angeles Times gazetesinin haberine göre,

Rumsfeld, ABD'nin bugün karşılaştığı direnişin suçlusu olarak Irak'ı Türkiye üzerinden işgal etme izninin alınamamış olmasını görüyor... İşgalin ikinci yıldönümü vesilesiyle yaptığı televizyon söyleşisinde, Rumsfeld ülkenin kuzeyindeki Irak askeri ve istihbarat güçlerinin yeraltına çekilerek direnişi oluşturabildiklerini belirtti... Irak savaşının öncesinde, Türkiye topraklarının işgalin üslerinden biri olarak kullanılmasına izin verilmesi için Washington Ankara'ya siyasi ve ekonomik yardımlar sunmayı önerdi. Ancak ülkede kamuoyunun yüzde 90'ının savaşa karşı olduğu bir durumda, Türkiye parlamentosu başbakanın önergesini kabul etmedi ve Amerikan asker ve silahlarının Irak'a Türkiye üzerinden geçmesine izin vermeyi reddetti. Dördüncü Piyade Birliği yeniden konuşlandırıldı ve Irak'a Küveyt üzerinden girdi.

Rumsfeld'in Irak'taki tüm direnişi Saddam yandaşı olarak karalama çabasını bir kenara bırakalım – Amerika dışında buna inanan kimse kalmamıştır artık herhalde. Ama dünyanın her yanında, Türkiye'deki savaş karşıtı hareketin

1 Mart günü Amerikan emperyalizmine önemli bir çelme taktığını bilenler var. Sadece Londra toplantısında Türkiye delegasyonuyla öpüşenler değil. Tezkerenin reddinin ikinci yıldönümünde, hem bunu kutlamak, hem de Bush ile Condoleeza Rice'ın Suriye'yi hedef göstermesini protesto etmek için Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu ile Doğu Konferansı'nın düzenlediği Şam yolculuğunda karşılaştığımız hemen herkes de biliyordu. Çünkü 1 Mart dünya savaş karşıtı hareketinin belki de o güne kadar kazandığı en somut zaferdi.

1 Mart gösterisinin ve öncesindeki aylarda Türkiye'nin en ücra köşelerine kadar yayılan Irak'ta Savaşa Hayır kampanyasının önemi sadece tezkereyi engellemekte oynadığı rol değildi. Türkiye'de muhalefet hareketlerinin uzun vadeli geleceği açısından belki de daha önemli özellikleri vardı bu sürecin.

Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri yapmak istediklerini yaparlar. Üstelik bu istediklerinin yapılmasını Amerika Birleşik Devletleri hükümeti de istiyor ve yapılması için baskı uyguluyor ve rüşvet veriyorsa, kesinlikle yaparlar. Kimin ne düşündüğü, halkın bunu isteyip istemediği önemli değildir; ancak seçimler yaklaşıyorsa belki ikincil bir unsur olarak hesaba katılır, o kadar. Egemenler istediklerini yapar, böyle gelmiş böyle gider, "Biz ne yapabiliriz ki?" Yapabilirmişiz işte! Tezkerenin reddi her şeyden önce bunu gösterdi.

İkincisi, nasıl yapabileceğimizi gösterdi. Kapsayıcı, sınırsız, katılanlardan (savaş karşıtlığı dışında) hiçbir talepte bulunmayan, bu sayede her zamanki bildik muhalif grupların fersah fersah ötesine geçen, tüm savaş karşıtlarına (yani toplumun büyük çoğunluğuna) ses çıkarabilmek ve savaş karşıtlıklarını ifade edebilmek için bir araç sunan devasa bir kampanya inşa ettik. "Biz ne yapabiliriz ki?" diye düşünenleri, yapılabilecek bir şeyler, yapabilecekleri bir şeyler olduğuna ikna eden, yapabilmelerini sağlayan bir kampanya oluşturduk. İki temel koşulu vardı bunun: Sosyalist bir kampanya değil, savaş karşıtı bir kampanya olmalıydı, çünkü nüfusun çoğunluğunun sosyalist olmadığı, kızıl bayraklar altında yürümeyeceği açıktı; ve her konuda değil, sadece savaş karşıtlığı konusunda örgütlenen bir kampanya olmalıydı, çünkü konular çoğaldıkça katılımın azalacağı açıktı. Bu koşulları gerçekleştirebildiğimiz içindir ki kitlesel bir kampanya yaratabildik. Kitlesel olmayan bir kampanyanın ne faydası vardır ki? Başarı şansı ne olabilir ki?

Üçüncüsü, Irak'ta Savaşa Hayır kampanyası uluslararası hareketin gücünü, uluslararası hareketin bir parçası olmanın ve dünyaya bir bütün olarak bakmanın önemini gösterdi. Evet, kampanyayı Türkiye'de inşa ettik, ama 15 Şubat olmasaydı, o gün dünyada 30-40 milyon insan savaşa karşı sokaklara dökülmeseydi, 1 Mart da olmayabilirdi, tezkere reddedilmeyebilirdi. Biz 15 Şubat'ta dünyadan güç ve moral aldık, dünya da 1 Mart'ta bizden. Bugün hâlâ yurtsever cepheler inşa etmeye çalışanlar, özelleştirme siyasetlerine karşı durmanın yolunu küresel bir mücadelede değil, vatan topraklarını korumakta bulanlar, tüm dünyada savaş ve neoliberalizm karşıtları temmuz ayında İskoçya'da G8 toplantısını protesto etmek için Edinburgh'a gitmeye hazırlanırken hâlâ misak-ı milli sınırlarının ötesini göremeyenlere bol şanslar. Bütün dünya gider Mersin'e, onlar gider tersine!

Onlar bağımsız Türkiye hayalleri kurarken, 2003 yılının kış ve bahar aylarında Türkiye'de ve dünyada savaş karşıtları, tümüyle birbirlerine bağımlı olarak, emperyalizme çelme taktılar. 15 Şubat ve 1 Mart, Donald Rumsfeld'in çok iyi anladığı gibi, bir anlamda Irak direnişinin başlangıcı oldu. Savaş karşıtı hareket ve Irak direnişi, Amerikan emperyalizminin 21. yüzyıl planlarını daha ilk adımda çıkmaza soktu, bundan sonraki adımları yokuşa sürdü. Yüzyılımızın tarihini etkilemiş olduğumuzu bundan sonraki yıllarda daha açıkça göreceğiz.

"Tarih yapmak" böyle matrak bir şey işte. Yaparken, yaptığının bilincinde bile olmuyor insan. Ve zaten tarihi bizlerin değil, "büyük" insanların yaptığı anlatıldığı için her zaman, yapabileceğimizi düşünmek bile zor geliyor, fazla iddialı geliyor hepimize. Tek gözlü evinin kirasını zor ödeyen bir işçi, ana dili Türkçe olmayan çocukların ilgisini çekmekte zorlanan bir ilkokul öğretmeni, ertesi hafta pek de hazır olmadığı bir sınava girecek olan bir üniversite öğrencisi, kocasının sözünden zor çıkan bir ev kadını, o güne kadar "toplum" ile, "tarih" ile ilgili tek bir soyutlama yapmaya zaman bile bulamamış nice insan: Bir soran olsa, "Biz kim, tarih yapmak kim!" diyeceğizdir elbet. Oysa bizim yaptıklarımızdan, yaşadıklarımızdan ibarettir zaten tarih. Yapan da biziz tarihi, değiştiren de. 1 Mart 2003 günü olduğu gibi. Bu kitapta okuyacağınız gibi.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.