Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-804-0
13X19.5 cm, 120 s.
Liste fiyatı: 14,00 TL
İndirimli fiyatı: 11,20 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Tereddüt Üzerine
Özgün adı: Über das Zaudern
Çeviri: Çağlar Tanyeri
Yayına Hazırlayan: Yeşim Tükel Kılıç
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ocak 2011

Kültür ve iletişim bilimci Joseph Vogl, Freud,un "Michelangelo'nun Musa'sı" başlıklı makalesinden hareketle bir tereddüt teorisi geliştiriyor ve Batı kültürüne damgasını vurmuş olan eylem tarihinin vazgeçilmez eşlikçisi olarak tereddüdün işlevine ışık tutuyor.

Yazar bir duygu olarak tereddüdün tarihini incelemek üzere edebiyat yapıtlarını, Aiskhylos'un Orestei üçlemesini, Schiller'in Wallenstein'ını, Musil'in Niteliksiz Adam'ını ve Kafka'nın Şato'sunu ele alıyor. Hatta Kafka'nın yazma faaliyetinden yola çıkarak bir tereddüt yöntemi ya da yöntemsel bir tereddüt tavrı öneriyor. Her zaman bir irade zafiyeti, bir kararsızlık ve eylemliliği ketleyen bir atalet olarak görülen tereddüt, Vogl'un metninde aktif ve kurucu bir öğe olarak öne çıkıyor.

Kendi sığ hedeflerinden başka bir şey görmeyen bir reel politikanın "hazırcevaplığının" karşısına "seküler bir güce duyulan gizli umudun" mekânı olarak tereddüdün yaratabileceği imkânları çıkaran bu güzel kitap hem edebiyat ve felsefeyle ilgilenen okurlara hem de olağanüstü belirsizlik koşulları altında siyasetin imkânları üzerine kafa yoran okurlara hitap ediyor.

İÇİNDEKİLER
Öfke ve Tereddüt
Havaya Kalkan El
Bir Wallenstein Problemi
Yöntem Öğretisi
Labirentler, Eşikler
Kendine Özgülük
Son Not
OKUMA PARÇASI

Öfke ve Tereddüt, s. 10-12.

Michelangelo'nun Musa'sı

Kitaba görsel bir imgeyle ve bu imgenin inceleyici tasviriyle başlıyor ve bu iki düzlemi bu defa da kendi dilimle betimlemek istiyor oluşum çapraşık gelebilecek olsa da, tasvir edeceğim görsel imgede insanın ilk anda ya hiçbir şey görmediğini ya da hiç kadar azıcık bir şey gördüğünü belirterek haklı çıkarabilirim belki bu tutumu. Birçok başka durumda olduğu gibi bu görsel imge de –tıpkı imgenin dilsel tasviri gibi– bir görünmezliğin içinden geçerek üretilmiş bir imge; dahası var: bir boşluğun içinden, bir tür suskunluk çizgisinin içinden geçerek üretilmiş bir imge bu; görsel imgenin yüzeyindeki ve içindeki sistematik mevcudiyetsizliği yüzünden zorunlu olarak onun bir parçası haline gelen bir gedikten geçmekten söz ediyorum. Burada bahis konusu yapacağım görsel imge boş bir alanı temsil ederken onun dilsel tasviri de bu boş alanın çevresinde dönüyor, dolayısıyla benim gerçekleştirmeye çalışacağım bu katmanlı anlatımın da sözünü ettiğim gediğin çifte dramından kurtulamayacağı gün gibi aşikâr. Diyeceğim o ki, özel türden bir imge bilmecesinden söz edeceğiz.

Sigmund Freud'un en güzel makalelerinden birisi de Michelangelo'nun Musası'na böyle yaklaşmıştır: bir bilmece ve bu bilmecenin görünüşteki apaçıklığına rağmen derin bir şüphe uyandıran etkisidir Freud'u çeken ve büyüleyen şey. Nitekim Freud, Papa II. Julius' un mezarı için yapılmış bu yontuya sadece son derece temkinli yaklaşmakla kalmamış, aynı zamanda bir "sanat uzmanı" olmadığı, bu konuda sadece bir amatör olduğu yolundaki çekincesini de açıkça ortaya koymuştur – aynı çekince ilerki sayfalarda dile gelecek düşünceler için de geçerli olacaktır hiç kuşkusuz. Yontunun güçlü etkisini, görsel imgenin –ki oturan Musa'dır bu– anlatması gereken şeyi tam da anlatmadığı yerde aramıştır Freud. Zira bir yandan hiç şüphe yoktur ki, kolunun altında yasa levhalarını tutan ve antlaşmanın simgesi olan güçlü kuvvetli, sakallı adam, Musa'nın beş kitabından ikincisine, Mısır'dan Çıkış epizotlarına gönderme yapmaktadır: beraberinde taşıdığı yasa levhalarıyla Sina Dağı'ndan inen Musa, dönek halkın isyanını ve altın buzağının çevresinde yaptığı dansı görmüş, öfkeden deliye dönerek taşıdığı iki levhayı yere fırlatıp kırmış ve nihayet inançsız kalabalığı cezalandırmak üzere onların arasına dalmıştır. Öte yandan, Freud'un da saptadığı gibi, Michelangelo'nun Musa yontusunda bu epizodun izi bile yoktur: kılını kıpırdatmadan oturan, hareketin içindeyken aniden donup kalmış bu Musa gökten olmasa da anlatıdan zembille düşmüş gibidir, nereden geldiği belli olmadığı gibi bir yere gidecek gibi de değildir; anlatıdakinin aksine, kırmadığı yasa levhalarıyla sonsuza dek sarmaş dolaş olmuştur.

Freud'un yazısında bu Musa, onun görsel imgesi ve anlatısı iki aşamalı bir argümantasyona bağlanır, deminki duruma uygun bir tutumdur bu. Kitabı Mukaddes anlatılarına dayandırılarak elde edilebilecek mümkün anlam çeşitlemelerini sayıp döker önce, bunu yaparken de kendi çağının en modern sanat tarihi kavramlarını (state of the art) göreve çağırır: imge kimi yerde "zaman üstü bir karakter ve ruh halinin" temsili olarak belirir, kral rahibin bakışları "insan soyunun" marifetleri üzerinde süzülmektedir burada; yazının fizyonomik bir incelemeye dönüştüğü yerlerdeyse yontunun ifadesi "öfkenin, acının ve küçümsemenin bir karışımı" olarak yorumlanır; yine başka bir yerde yontunun, Musa'nın hayatından özel bir ânı yoğunlaştırarak yansıttığı söylenir: Musa'yı öfke patlamasından, yerinden sıçrayışından ve cezalandırma eyleminden hemen önce yakalamayı başaran dramatik bir an, fırtına öncesinin gerginliğinde ketlenmiş bir devinim; sonunda da bu imgenin, halkının yaygarası yüzünden hayrete düşüp başını sola çeviren, kolunun altından kaymakta olan yasa levhalarını düşürmemeye çalışan bir Musa'yı, dolayısıyla levhaların düşüşünden önceki o yüksek gerilim ânını anlattığını hatırlatmayı ihmal etmez Freud.(1)

Gelgelelim bir sonraki adımda bütün bu yorumları paranteze alır; zira ilgisinin esas nedeni, bütün bu yorumların, tasarımın bütünündeki bir anlam yokluğundan (absence of meaning) üretilmiş olabileceğini düşünmüş olmasıdır: "Acaba üstat gerçekten bu denli kapalı veya müphem, dolayısıyla birbirinden çok farklı okumaları mümkün kılan bir yazı kazımış olabilir mi taşa?" (177) Freud 1914 tarihli makalesinde, anlam arayışının yol açtığı farklı yorum çeşitlemelerini bir yana bırakır, bunun yerine başka bir yol izlemeyi tercih eder; sadece ayrıntılarla, kırıntılarla, döküntülerle, atıkla (refuse), ehemmiyetsiz gibi görünen şeylerle uğraşarak adeta olay yerindeki bir hafiye gibi iz sürer. Kanıtlar hakkında yürüttüğü tahminler, kutsal metin anlatısıyla Rönesans plastiği arasında salınan bir anlam hermenötiğinin önüne geçer.

Notlar


(1) Sigmund Freud, "Der Moses des Michelangelo", Gesammelte Werke. Yukarı

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

İlke Kamar, ''Gizli umut: Tereddüt’ün yaratacağı imkânlar'', Birgün Kitap Eki, 2 Nisan 2011

Kültür ve iletişim bilimci Joseph Vogl, tereddüt kavramını incelediği son kitabında bir tereddüt teorisi geliştirerek, tarih boyunca eylem kültürünün eşlikçisi olan tereddüde yeni bir yorum getiriyor. Freud’un "Michelangelo'nun Musa'sı" başlıklı makalesinden hareketle geliştirdiği teori, tereddüdün bir kırılma etkisi yaratığı görüşüne dayanıyor. Freud 1914’te Musa üzerine yazdığı çalışmada, yapıtın analizini kendi anlayışına göre yorumlar: Ona göre “Michelangelo’nun Musa’sı”, öfkeli büyük bir baba, bir aydınlatıcı peygamber, bir din adamından çok, bir yasa koyucu, aydınlanmanın başlangıcı, insanları yeni bir dine çağırmanın ötesinde neredeyse insanları dinden kurtarmaya gelmiş bir büyük düşünce insanı olarak gösterilmiştir. Musa’nın yüzünün iki yarısındaki farklılık bunu açıkça ortaya koymaktadır. Yüzün sağ tarafında bir dinginlik, sakinlik, öbür tarafında büyük bir öfke vardır. Öfkeyle dinginlik arasında, kendine hâkim olma bunun sonucunda ruhsal çatışmanın içinde kıvranan Michelangelo, bize Musa’yı yansıtmaktadır. Musa’nın vücudu ise ileriye doğru kalkmak üzeredir, bedenin üst kısmı ileriye doğru bir atılım halindedir, aslında oturur pozisyonda, sağ ayağı yere basıyor gibi görünse de, sol ayağıyla da parmaklarının ucuyla kalkmaya çalışmaktadır. Din kitapları, onun biraz sonra, elindeki kanun levhalarını atıp, ileriye fırlayıp, tekrardan altın buzağıya tapma gafletini gösteren İsrailoğulları’nı tokatlayacağını yazarlar ama Freud’a göre bu bakış açısı doğru değildir.

İrkilme hareketi

Musa’nın yüzündeki ifade, sakalını tutuşu ve sağ eliyle sakalını iyice kavraması öfke içinde ileriye fırlamak üzere olan görüntüsündeki kararlılığını, sol eliyle sakalının alt tarafını ve karnını bastıran duruşu eylemselliği bakımından tereddüt yaratmaktadır. Freud’a göre bu duruş, öfke krizini bastıran ve onu aşan bir görüntüdür. Hatta Freud bu durumu şöyle açıklıyor: “Musa ayaktakımı İsrailoğulları’nın altın buzağıya tapınmasını görmüştür. Çok öfkelenmiştir, ama onların basit birer insan olduklarını düşünerek öfkesini yenmiştir. Yeniden dinginleşmiştir, kendine hâkim olmuştur, yatışmıştır ve yeni bir dünyayı düşünme sürecine girmiştir. Ve bu da tam benim pozisyonum der”. İşte bu noktada Josep Vogl, bu durumun kendi refleksiyon alanlarının sınırlarını çizerek sorgu alanı doğurduğunu işaret ediyor: “sakal, el ve sivri uçlarıyla aşağıya dönük levhaların birliğinden doğan görüntü belirir, tuhaf bir biçimde zorunlu bir sonuçtur, bu adeta tutkulu el kol hareketlerinin, bir ileri bir geri savrulan “irkilme hareketinin” neticesidir. Ona göre Migelangelo’nun Musa’sı Freud için artık epik bir olayın gidişatına eklemlenecek kadar anlatının devamlılığını ve akışını kırmaktadır. Musa Yontusu, ne ayağa fırlayacak gibidir ne de fırlamayacak gibi; yasa levhalarını ne yitirecek ne de tutacak gibidir.

Edebi yapıtlarda tereddüt

Freud’un bu makalesi, Vogl’a kaynaklık ederken, tereddüdün tarihini incelemek üzere edebiyat yapıtlarını, Aiskhylos'un Orestei üçlemesini, Schiller'in Wallenstein'ını, Musil'in Niteliksiz Adam'ını ve Kafka'nın Şato'sunu da bu bağlamda ele alıyor yazar. Hatta Kafka'nın yazma faaliyetinden yola çıkarak bir tereddüt yöntemi ya da yöntemsel bir tereddüt tavrı öneriyor. Çıkışı olmayan başlangıçlar, tekrarlar ve çatallanmalarla labirentsi bir yapı Kafka’nın edebi yöntemidir ona göre. Vogl, bundan dolayı onun metinlerinin ilerliyor gibi görünse de başlangıç evresinden öteye geçemediğini daha başlangıçta boğulan ve kaybolan bir hale sahip olduklarını belirtiyor. Kafka'nın yazma süreci sürekli olarak kendi üstüne kapanan bir yörünge izlemektedir ona göre. Sürekli ileriye doğru hamleler yapmaya çalışmakta ama dünyayı oluşturma konusuna sonsuz ve süreklileşen tereddütler içinde debelenmektedir: “ Kafka’nın edebiyatı bir tereddüt yönteminde kendini türetirken, üretkenliğini de bir metnin labirentinin devamının getirilmesinde ve bir eşik dünyasının sürekli kılınmasında göstermektedir”.

Vogl’a göre Musil ise, özelliği olmayan insanları, fark insanlar olarak tanımlamıştır. Niteliksiz Adam'ın kahramanı Ulrich her şeydir, ya her şeyi bir arada yapmakta ya da hiçbir şey yapmamaktadır. Bir tercihle hatta bir şeyi tercih etmek veya etmemek arasındaki tercihle karşı karşıyadır. Tercihlerinin eşiğinde kararsızlık ve belirsizlik haline demir atmıştır. Kendinden bir şey yapmak konusunda tereddütlüdür.

Aktif kurucu öğe

Yazara göre tereddüt, evetle hayır arasında yer alarak çözümü olmayan sorunlu bir yapıya işaret etse de bu durum beraberinde olumsallığı getirir. Tereddüt edebilmek, sürekli tereddüt hali becerinin mutlak koşuludur Vogl için. Ona göre incelediği edebiyat yapıtları da her şeyin mümkün olduğu dünyada uyuşumsuzlukları bir araya getiren tereddüt aralığını dolduran bir "yolunu kaybetmişlik" veya kafa karışıklığı potansiyeline işaret ederler. Her zaman bir irade zafiyeti, bir kararsızlık ve eylemliliği olarak görülen tereddüt, Vogl'un metninde aktif ve kurucu bir öğe olarak öne çıkıyor. Kitabın son bölümünde Reel politikanın "hazırcevaplığı" da eleştiren Vogl soru ile cevap arasındaki mesafenin alabildiğine kısalttığı yeni politikada da öncelikli hedefin her türlü belirsizliğe rağmen hemen seferber olmak, konuşlanmak ve her an vurmaya hazır durumda olmak olduğundan söz ediyor:"Politik beceri "teröre karşı savaştan "bu yan "hedef güden bir etkinlik" olarak tanımlanmakta ve fırsat hedefleri doğrultusunda hareket etmektedir: Taliban'ın devrilmesi, Ortadoğu'nun yeniden düzenlenmesi, Saddam Hüseyin'in imha edilmesi, şu ya da bu düşman objenin halledilmesi birer fırsat haline gelmiştir. Yön saptama, adres gösterme ve düşmanın ifşası olağanüstü halin ve yeni militarizmin doğrultusunda hareket eden dünya iç politikasındaki altyapının göstergeleridir." Yazar çalışmasında evet ile hayır arasında konuşlanan her şeyin bulunduğu konum içinden su üstüne çıkması için duraksama içinde arayışı rahatsız eden sezgide buluyor. Tereddüt aktif bir şeye yönlendirir, kendine özgü bir kesinliği dünya ahvalinin sağlamlığı, yargıların geri alınamazlığı, çözümlerin nihailiği, düzenin işleyişinim devamlılığı karşısında tüm selamet anlarına karşı duyulan güvensizliktir ona göre. Vogl “Kendi sığ hedeflerinden başka bir şey görmeyen reel politikanın karşısına “seküler bir güce duyulan gizli umudun” tereddüdün yaratabileceği imkânlarda var olduğunu düşündürüyor.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.