Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-774-6
13x19.5 cm, 264 s.
Liste fiyatı: 26,00 TL
İndirimli fiyatı: 20,80 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Alfa ve Omega
Evrenin Başlangıcı ve Sonu
Özgün adı: Alpha & Omega
The Search for the Beginning and End of the Universe
Çeviri: Nedim Çatlı
Yayına Hazırlayan: Özde Duygu Gürkan
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Eylül 2010

Evrenin doğuşu, büyük patlama, kozmik arka plan ışıması, süpernovalar, kara delikler, kara cisimler, kırmızı devlerle beyaz cücelerin ölüm dansı, karanlık madde ve karanlık enerji, karşı-madde, atomaltı parçacıklar, uzay-zamandaki bükülmeler, genişleyen evrende madde ve hayatın muhtemel sonu...

Bunlar Alfa ve Omega'da ele alınan konulardan yalnızca bazıları. Kitabın ilk bölümlerinde evrenbilimin tarihini özetleyen Seife, kökeni çok eskilere dayanan bu bilimde şimdiye dek üç devrim olduğunu ve üçüncüsünün halen büyük bir hızla devam ettiğini söylüyor. "Devrim mücadelesi gökbilimciler, evrenbilimciler ve fizikçiler tarafından pek çok cephede veriliyor: Şili dağlarının tepesinde, Kanada topraklarının derinliklerinde, Güney Kutbu'nun ıssızlığının orta yerinde ve tüm yerkürede. Alfa ve Omega galaksi avcılarının ve meraklı mikrodalga kulak misafirlerinin, kütleçekimi kuramcılarının ve parçacık fizikçilerinin, kuantum kuramcılarının ve atom parçalayıcıların hikâyesi, ki bunların hepsi büyük keşifler yapmanın eşiğinde. Tek tek baktığınızda her biri dikkate değer öyküler. Birlikte ele alındıklarındaysa bir Rönesans yaratıyorlar – yani, evreni anlayışımızda önemli bir değişiklik. Bu değişiklik şu an, şimdi gerçekleşiyor fakat tamamlanmasına daha çok var."

Büyüklüğü akıllara durgunluk veren evrene ilişkin bilgimiz tatminkâr olmaktan uzak elbette, ama bildiğimiz kadarı bile bizi derin bir hayrete düşürmeye yetiyor. Seife'nin yalın ve akıcı bir dille kaleme aldığı Alfa ve Omega, içinde yaşadığımız evreni tanımak, evrenbilimdeki heyecan verici keşifleri öğrenmek isteyen okurlar için ideal bir başucu kitabı.

İÇİNDEKİLER
Önsöz

1. İlk Evrenbilim
Tanrıların Altın Çağı

2. İlk Evrenbilim Devrimi
Kopernik Kuramı

3. İkinci Evrenbilim Devrimi
Hubble ve Büyük Patlama

4. Üçüncü Devrim Başlıyor
Cinnet Geçiren Evren

5. Kürelerin Müziği
Kozmik Mikrodalga Arka Plan

6. Karanlık Evren
Maddenin Nesi Var?

7. Daha da Karanlık
Egzotik Karanlık Madde Muamması

8. Arka Bahçemizdeki Büyük Patlama
Baryonların Doğumu

9. Bu Nu'lar Ne?
Egzotik Nötrino

10. Süpersimetri
Madde Yasalarını Korkusuzca Tasarlamak

11. Görünmezi Görmek
MACHO'lar, WIMP'ler ve Evrenin En Karanlık
Bölgelerinin Aydınlatılması

12. Fizikteki En Derin Sır
L, Vakum ve Şişme

13. Uzay-Zamandaki Kırışıklıklar
Kütleçekim Dalgaları ve Evrenin İlk Hali

14. Üçüncü Devrimin Ötesi
Zamanın Sonuna Yolculuk

Sonsöz
EK A Yorgun Düşen Işığın Gözden Düşüşü
EK B Madde Nereden Geliyor?
EK C Nobel Fizik Ödelleri - Geçmiş ve Gelecek
EK D Takip Edilecek Bazı Deneyler
Sözlükçe
Seçilmiş Kaynakça
Teşekkür
Dizin
OKUMA PARÇASI

Önsöz, s. 9-10.

Alfa ve Omega Ben'im, Başlangıç ve Son,

Birinci ve Sonuncu.

VAHİY 22:13

On milyar ışık yılı uzakta, Tabiat Ana çığlık çığlığa. Bir yıldız, saniyenin küçük bir kesrinde, hidrojen bombalarından on milyar kere milyar kere milyar daha fazla bir enerjiyle patlıyor. Birkaç hafta boyunca, ölmekte olan güneşin cenaze ateşi alev alev yanıp galaksisindeki sayısız yıldızdan daha çok parlıyor. Bir yıldız süpernova olarak ölürse, evrenin yarısından görünür.

Süpernovadan çıkan ışık on milyar yıl dolaşır, bu esnada zayıflar ve dalga boyu uzar. Işık yeryüzüne ulaştığında çıplak gözle fark edilemeyecek kadar sönüktür, fakat teleskoplar süpernovayı gökyüzünde sönük bir leke olarak görebilir. Kozmosun uçlarından gelme bir mesaj – bu mesajın yeryüzündekilerce alınması bir devrimin habercisidir.

Bu devrim, biliminsanlarından oluşan iki ekibin ölen yıldızların ölüm sancılarını deşifre etmeye başladıkları 1990'ların sonlarında başladı. Gözlemleri, evrenin gizemli bir "karanlık enerji"yle, uzay ve zamanın dokusunu geren görünmez bir maddeyle dolu olduğunu gösterdi. Karanlık enerjinin bu keşfi gökbilimcileri hem hayrete düşürdü, hem sevindirdi. Gözlemleri teyit etmek ve muammayı anlamak için birbirlerini ezdiler. Dahası, evrenin ölümünün sırrı yıldızların ölüm hırıltısında gizliydi – biliminsanlarının tek yapması gereken, ölen yıldızlardan gelen mesajları çözmekti, o zaman kozmosun nasıl sona ereceğini anlayacaklardı.

O mesaj şu an çözülmüş durumda. 25 Haziran 2001'de, Time dergisi kapağını evrenin sonuna ayırdı. "Gözlerini uzay ve zamanın derinliklerine diken biliminsanları, kozmostaki en büyük gizemi artık çözdü," diye haykırıyordu başlık. Hiç abartı yok. Evrenbilimciler artık evrenin nasıl sona ereceğini biliyorlar ve sonuçları yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlayan bir dizi yeni deney de, büyük patlamanın üzerindeki sır perdesini kaldırıp, her şeyin nasıl başladığını gözler önüne seriyor.

Devrim mücadelesi gökbilimciler, evrenbilimciler ve fizikçiler tarafından pek çok cephede veriliyor: Şili dağlarının tepesinde, Kanada topraklarının derinliklerinde, Güney Kutbu'nun ıssızlığının orta yerinde ve tüm yerkürede. Alfa ve Omega galaksi avcılarının ve meraklı mikrodalga kulak misafirlerinin, kütleçekimi kuramcılarının ve parçacık fizikçilerinin, kuantum kuramcılarının ve atom parçalayıcıların hikâyesi, ki bunların hepsi büyük keşifler yapmanın eşiğinde. Tek tek baktığınızda her biri dikkate değer öyküler. Birlikte ele alındıklarındaysa bir Rönesans yaratıyorlar – yani, evreni anlayışımızda önemli bir değişiklik. Bu değişiklik şu an, şimdi gerçekleşiyor fakat tamamlanmasına daha çok var.

Alfa ve Omega, onlarca yılın en heyecan verici bilimsel keşiflerinin ve bu keşiflerin arkasındaki insanların hikâyesidir. Aynı zamanda, Time'da, The New York Times'ta, Science'ta ve gezegenimizdeki bütün gazete ve dergilerde birdenbire boy göstermeye başlayan manşetleri anlamak için bir kılavuz. Evrenbilimdeki bu devrim, önümüzdeki yıllarda tekrar tekrar baş sayfa haberi olacaktır. Hatta yirmi birinci yüzyılın en önemli bilimsel hikâyelerinden biri sayılacaktır. Bittiğinde, evrenin doğumunu görmüş olacağız ve kendi yok oluşumuzun resmiyle karşılaşacağız.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Baha Okar, “Evren nasıl başladı, nasıl son bulacak...”, Bilim ve Gelecek Dergisi, Aralık 2010

Gökteki sayısız, durağan ışık zerresi içinde birdenbire hareket eden bir yıldızın, on binlerce yıl önce mağarasının önünde ateşin başında oturan insanda uyandırdığı merakı düşünün. Alfa ve Omega’nın yazarı Charles Seife’ye göre bu, evrenbilimin sonu görünmeyen macerasının başlangıcı sayılabilir. Amerikalı bir bilim yazarı olan Seife, bizim için bu macerayı gazeteciliğinin kalemine kattığı kıvraklık ve akıcılıkla özetlemekle kalmıyor. Evrenbilimin bugün, geldiği noktada neyi bildiğimizi ve Evrenin şimdi hangi bilinmezlerle merakımızı gıdıklamaya devam ettiğini ortaya koyuyor.

Evrenin bizim için tam bir muamma olduğu zamanlar çok geride kaldı. Sadece kendi galaksimizi değil, bizimki gibi bir çoğunu yakından tanıyoruz artık. Tüm bunların nasıl oluştuğuyla ilgili, oldukça sağlam ve şimdilik geçerli görünen bir teorimiz var. Buna göre Evren, yaklaşık 14 milyar yıl önce, tüm maddeyi ve enerjiyi ortaya çıkaran büyük bir patlamayla oluştu. Geçtiğimiz günlerde Avrupalı gökbilimciler Çok Büyük Teleskop’u kullanarak 13,12 milyar yıl uzaklıkta daha önce bilinmeyen bir galaksi keşfettiler. Ne kadar uzaktaysa o kadar eski. Evrenin 13 milyar ışık yılı öncesinden bir çocukluk anısının fotoğrafı var elimizde yani. Sadece bu kadar da değil, bilim bizi neredeyse büyük patlama anına geri götürüyor. Çok büyük parçacık çarpıştırıcılarıyla ağır çekirdekler ışık hızına yakın hızlarda birbirleriyle çarpıştırıp küçücük bir noktada muazzam bir enerji ortaya çıkararak minyatür büyük patlamalar yaratıyor, Evrenin ilk mikro saniyelerindeki koşulları oluşturuyor.

Göklerde gördükleri yorumlayan Şamanlardan, mitolojik masallardan bugünlere gelmemiz kolay olmadı elbet. Doyumsuz bir merakın, taşı çatlatacak sabırla yapılan gözlemlerin, matematiğin sınırlarını zorlayan hesapların, yanılgıların ve tabii doğrulananların birikimi üzerinde yükselen bilimsel devrimlerin açtığı pencere sayesinde Evren ile aramızdaki bilinmezlik perdesi yırtıldı, gökler tanrıların kutsal mekanları olmaktan çıktı.

Alfa ve Omega, işte bu evrenbilimsel devrimleri anlatıyor. İlki 16. yüzyılda, ikincisi 1920’lerde gerçekleşen, üçüncüsü ise şu an yaşamakta olduğumuz devrimler, biz de kısaca Seife’nin çizdiği çerçeve içerisinde aktaralım.

Birinci devrimin “ilk kurşunu”nu Kopernik atmıştı. Öncesinde Aristoteles’in gözleme değil mantığa dayanan ve dünyayı Evrenin merkezine koyan Evren kavrayışıyla Batlamyus’un bir kavrayışta uyumlu Evren modeli, Hıristiyanlığın resmi görüşü durumundaydı. Kopernik’in Evrenin merkezine dünya yerine Güneş’i koyması bu model için büyük bir sarsıntı oldu. Kopernik’in modeli yalın ve daha üstün olsa da kanıtlanmaya ihtiyaç duyuyordu. Sarsıntının etkisi Galileo’nin teleskop gözlemleri bu kanıtları sağladığında ortaya çıktı. Gözlem sonuçları şöyleydi; Dünya her şeyin merkezinde değildi, diğer gezegenlerle birlikte Güneş’in etrafında dönüyordu, dahası Jüpiter’in etrafında da dönen dört cisim vardı. Ay ise hiç de inanıldığı gibi ilahi bir kusursuzluk sergilemiyordu, en az dünya kadar engebeli, girintili çıkıntılıydı. İlk evrenbilim devrimi Aristotelesçi Evren modelini yıktı. Bununla da kalmadı, felsefe ve ilahiyatı iki bin yıllık koltuğundan indirip yerine bilimi oturttu.

İkinci devrime kadar geçen üç yüz yıl tam bir biriktirme dönemi oldu. Teleskopların güç ve kalitesi gelişti. Işığın sonsuz hızda olmadığı anlaşıldı ve hızı hesaplandı. Iraklık açısı ile yıldızların mesafesi ölçüldü. Ve sonunda, ne olduğu bilinmeyen puslu bulutsuların başka galaksiler olduğu, Samanyolu’muzun Evrende yalnız olmadığı anlaşıldı. Artık “ikinci evrenbilim devrimi” için sahne hazırladı. Devrimin başrolünü Edwin Hubble adlı genç bir gökbilimci ve 2,5 m. çapında aynası olan teleskobu oynadı. Hubble’ın hesapları en yakın galaksi olan Andromeda’nın Samanyolu’nda yüz binlerce ışık yılı uzaklıkta olduğunu gösterdi. Gerçi bir hesap hatası yapmıştı ama yine de Evrenin o gün bilinenden çok çok daha büyük olduğu kesin olarak anlaşılmıştı. Hubble’ın ilk sarsıcı keşfi böyle başladı. Galaksimiz Evrende milyarlarca galaksinin arasında küçük bir yıldız kümesinden ibaretti. Dünyanın Evrenin merkezinde olmadığını zar zor kabullendikten sonra, insanoğlu için ikinci bir büyük darbe...

Hubble’ın ikinci keşfi daha da etkileyiciydi. Evren genişliyordu ve bu, Evrenin başlangıcı, oluşumu ve sonuyla ilgili tüm tartışmaları temelden etkiledi. Evren genişlediğine göre, filmi geriye sardığımızda bütün Evrenin küçülüp küçülüp bir noktacık haline geldiği bir başlangıcın olması gerekiyordu. Bu başlangıcın yaklaşık 14 milyar yıl önce gerçekleştiği hesaplandı. Bütün Evren 14 milyar yıl önce büyük bir patlamayla “o minik noktadan varoluşa” fırlamıştı. İkinci devrimin esası Büyük Patlama’ydı.

Kozmik mikrodalga arka plan ışımasının keşfi ikinci evrenbilim devriminin son perdesi oldu. Teleskobu nereye çevirirsek çevirelim en uzakta devasa bir ışıma duvarı bizi çevreliyordu. Bu büyük patlama ile ortaya çıkan ısı sonucunda evrendeki bütün maddenin kaynayıp kızardığı “yeniden birleşme” anını gösteriyordu.

Seife, Evren ile ilgili düşüncelerimizi altüst eden iki devrimi böyle anlatıyor. Şimdi üçüncüsünün içindeyiz. Bilimler “Evren nereden doğdu?” ve “nasıl son bulacak” sorularına yanıt bulmanın peşinde.

İlk sorunun yanıtı için gökleri gözleyerek yapılabilecek pek fazla şey yok. Kozmik mikrodalga arkaplan ışınımı göklerde görebileceğimizin sınırını çiziyor, yaklaşık ilk 40.000 yıla kadar. Oysa bizim ilk saniyelerde, hatta daha kesin söylemek gerekirse saniyenin ilk trilyonda birinde ne olduğunu anlamamız gerekiyor. Bunun için evrenbilimciler ve fizikçiler gözlerini göksel cisimlerden atomaltı parçacıklara çevirdiler. Bir süredir de, büyük patlamadan hemen sonra ne olduğunu anlamak için, yerin altında inşa edilmiş devasa tünellerde atomaltı parçacıkları birbirine çarptırıyorlar.

Düne kadar bu atomaltı evrende elektron, proton ve nötronun etkileşimlerini bilmenin evrendeki bütün maddeleri anlamaya yeteceği düşünülüyordu. Şimdi leptonlar, mezonlar, baryonlar, bunların anti-maddeleri, rengarenk kuarklar var. Ben bu yazıyı hazırlarken, gazetelerdeki habere göre, CERN’de anti-madde elde edildi, 38 adet anti hidrojen atomu incelenmeye yetecek bir süre boyunca hapsedildi. Varsayımların deneylerle, hesaplamalarla yanlışlanması ya da doğrulanmasıyla ilerliyor üçüncü devrim. Ama Evrenin nasıl oluştuğuyla ilgili anlayamadığımız şey hâlâ o kadar çok ki...

Diğer soru; sonumuz ne olacak? Evren sonsuza dek genişleyip soğuyarak mı yok olacak? Yoksa genişlemenin tersine dönmesiyle küçülmeye başlayarak sonunda kendi içine mi çökecek? Bu soru bu haliyle büyük ölçüde yanıtlandı. Evrenin genişleme hızının arttığı anlaşılınca, bir çöküşüm olmayacağı, Evrenin yok olana dek genişleyeceği görüşü çoğu bilimci tarafından benimsendi. Ama şimdi bilim yeni sorunlarla karşı karşıya. Kütle çekimine karşı koyup genişlemeyi hızlandıran bu garip karşı- kütleçekim kuvveti de nereden çıktı? Yapılan ölçümler evrenbilimcileri, Evrenin çok büyük kısmının görünmez, bilmediğimiz, daha önce hiç ölçülmemiş bir karanlık malzemeden oluştuğunu kabullenmeye zorluyor. Aksi takdirde, Evrenin doğasını açıklama girişimleri boşa düşüyor.

Üçüncü devrim bizi bir kez daha, evrenin bildiğimiz gibi olmadığı tablonun karanlık taraflarının epeyce fazla olduğu gerçeğiyle karşı karşıya bıraktı. Henüz yanıt aradığı soruları çözmüş değil. Hatta yeni bulgularıyla önündeki soruları çoğaltmış görünüyor.

Seife bugün evrenbilimin anlattığı evrenin, ilk bakışta bir bilimkurgu yazarının fantezisi, eski Yunan mistikleri ya da Afrikalı masalcıların hikâyeleri kadar uçuk göründüğünü teslim ediyor. Tabii ki, eski mitlerin aksine bu anlatının her bölümünün bilimsel kanıtlarla, gözlemler, deneyler ve hesaplamalarla desteklendiğini belirtiyor. Alfa ve Omega’da evrenbilimin bu uçuk görünen, karmaşık evrenini, olabildiğince anlaşılır ve eksiksiz olarak anlatırken, Seife gerçekten zorlu bir işi başarıyor. Az sayıda ama tam yerinde kullanılan açıklayıcı çizimleri ve küçük kavram sözlüğüyle, Alfa ve Omega Evrenle ilgili bugünkü bilgilerimizi derli toplu sunan bir kitap niteliği taşıyor.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.