Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
11x18 cm, 170 s.
BASKISI YOK
BASILACAK
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Harry Harrison diğer kitapları
Yer Açın! Yer Açın!, 1996
Paslanmaz Çelik Sıçanın İntikamı, 1997
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Paslanmaz Çelik Sıçan
Özgün adı: Stainless Steel Rat
Çeviri: Metin Çetin
Yayın Yönetmeni: Bülent Somay
Kapak Tasarımı: Semih Sökmen
Kapak İllüstrasyonu: Chriss Foss
Kapak ve İç Baskı Yaylacık Matbaacılık Ltd.
Mücellit Örnek Mücellithanesi
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ekim 1995

"Kaypak" Jim diGriz, galaksi uygarlığının paslanmaz çelik kentlerinin tavanaralarında, lağımlarında ve kanun boşluklarnda yaşayan bir "Paslanmaz Çelik Sıçan", yani profesyonel bir soyguncuydu. Kanun güçlerini atlatmak, onları komik duruma düşürmek Kaypak Jim'in en büyük eğlencesiydi.

Ama bir gün kanun onu yakaladı. Hapse atmak, idam etmek ya da beynini yıkayarak "iyi bir yurttaş" yapmak için değil (bu sonuncusu Jim için ölümden de beterdi!): Hayır, kanun, yani gezegenlerarası "Özel Birim" onu işe almak istiyordu. Kaypak Jim artık yeteneklerini başka suçluları, canileri yakalamak için kullanacaktı.

"Tavanın kirişi çöktü ve üç tonluk bir kasa polisin kafasının tam üstüne düştü. Ezilişi çok güzeldi, teşekkürler.

Kaçacak delik arayan bir sıçandım ve hiç delik yoktu. Tüm kapılar kilitliydi; açamayacağımı bildiğim halde hepsini tek tek denedim... Elimin altındaki kapı açılır açılmaz yuvarlandım ve o zaman ne olup bittiğini anladım. Kapıyı arkamdan kilitleyip takatsiz kalmış bir hayvan gibi soluyarak karanlıkta kapıya yaslandım. O anda ışık yandı ve masada oturmuş bana sırıtan adamı gördüm."

OKUMA PARÇASI

Açılış Bölümü, s. 5-8

Büronun kapısı aniden açıldığında oyunun bittiğini anlamıştım. İyi para kazanmıştım ama herşey geride kalmıştı artık. Polis içeri girerken koltuğumda arkama yaslanıp mutlu bir gülümseme takındım. O da bütün diğer polisler gibi kasvetli ve ağır kanlıydı; espriden de anlamıyordu. Daha ağzını bile açmadan söyleyeceklerini hemen hemen biliyordum.

"James Bolivar diGriz sizi tutukluyorum. Suçlarınız–"

Burada suç kelimesini özellikle bekliyordum, çünkü böylesinin daha etkili olacağını düşünmüştüm. Onu der demez tavandaki barutun patlamasını sağlayan düğmeye bastım, tavanın kirişi çöktü ve üç tonluk bir kasa polisin kafasının tam üstüne düştü. Ezilişi çok güzeldi, teşekkürler. Odadaki toz bulutu çöktüğünde polisin görebildiğim tek parçası hafifçe yamulmuş olan eliydi. El şöyle bir titredi ve işaret parmağı suçlarcasına bana yöneldi. Sesi kasa nedeniyle biraz boğuk, biraz da kızgın çıkıyordu. Aslında polis bir parça kendini tekrar ediyordu.

"–Suçlarınız haneye tecavüz, hırsızlık, sahtekârlık–"

Bir süre daha saymaya devam etti. Etkileyici bir listeydi ancak ben hepsini daha önce duymuştum. Bu nedenle beni çekmecelerdeki tüm parayı çantama doldurmaktan alıkoymasına izin vermedim. Liste yeni bir suçla sona eriyordu ve şöyle koskoca bir para yığını üzerine yemin edebilirdim ki sesinde bir incinmişlik vardı.

"Ayrıca tabii bir robot-polise saldırmak suçu da sicilinize eklenecek. Bu yaptığınız çok aptalcaydı çünkü beynim ve gırtlağım zırhlıdır ayrıca gövde kısmım da.."

"Gayet iyi biliyorum, George, ama şu senin telsiz alıcı- vericisi de sivri kafanın tam tepesinde ve ben henüz arkadaşlarına haber vermeni istemiyorum."

Sıkı bir tekmeyle duvardaki gizli paneli yıktım, bu panel bodrum katına inen merdivenlere ulaşmamı sağlıyordu. Yerdeki moloz yığınının yanından geçerken polis parmaklarıyla bacağımı yakalamaya çalıştı ama ben bunu bekliyordum ve birkaç santimlik bir mesafeyle sıyırmayı başardım. Bunların ne kadar dayanıklı olduklarını anlamama yetecek kadar çok sayıda polis tarafından kovalanmıştım. Onları havaya uçurabilirsiniz ya da ezip un ufak edebilirsiniz ama tek bir parmakları bile sağlam kalsa kendilerini onunla sürükleyerek ve size dostane öğütler vererek peşinizi bırakmazlar. Bunun yaptığı da farklı değildi. Suç dolu hayatıma bir son vermeli ve topluma olan borcumu ödemeliydim falan. Bodruma ulaştığımda merdivenlerde yankılanan sesini hâlâ duyabiliyordum.

Artık her saniyem sayılıydı. Polisler peşime düşmeden önce yaklaşık üç dakikam vardı ve kendimi binanın dışına atmak tam olarak bir dakika sekiz saniyemi alacaktı. Bu pek uzun bir süre sayılmazdı, zamanı iyi kullanmalıydım. Bir başka paneli de yine bir tekmeyle açarak etiket çıkarma odasına girdim. Ben merdivenlerden aşağı inerken robotlardan biri bile başını kaldırıp bakmadı, baksalardı şaşardım zaten. Hepsi de düşük model M Tipi robotlardı. Beyinleri pek fazla çalışmayan, yalnızca basit ve tekrara dayalı işlerde kullanılabilecek şeylerdi. Onları kiralamamın nedeni de buydu. Azotlu meyve kutularının üzerindeki etiketleri neden çıkardıklarına ya da bu kutuları duvarın içinden geçerek kendilerine getiren paletin öbür ucunda ne olduğuna dair en ufak bir merakları yoktu. Duvarın öteki yanına geçmemi sağlayan Hiç Açılmayan Kapı'yı açtığımda bile yukarı bakmadılar. Artık hiçbir şeyim sır olmadığı için kapıyı açık bıraktım.

Gürültüyle çalışan paletin hemen yanından geçerek hükümete ait deponun duvarında açmış olduğum delikten içeri girdim. Paleti de kendim yerleştirmiştim. Bu iş ve deliği açmak kendi başıma yapmam gereken yasadışı şeylerdi. Bir başka kilitli kapıdan geçerek depoya girdim. Otomatik forklift, tavana kadar yükselen yığından aldığı kutuları palete yerleştirmekle meşguldü. Bu aletin robottan sayılmasına yetecek beyni yoktu, yalnızca kutuların yüklenmesine ilişkin komutları uyguluyordu. Etrafından dolaşarak koridordan aşağı seğirttim. Yasadışı faaliyetimin sesleri arkamda giderek zayıfladı ve yok oldu. Hâlâ bu şekilde tam kapasite ile çalıştığını duymak içime hoş bir sıcaklık yayıyordu.

Bu güne kadar çevirdiğim dalaverelerin en iyilerinden biri olmuştu. Küçük bir sermaye gideri karşılığında hükümetin deposuna bitişik olan depoyu kiralamıştım. Duvarda açtığım basit bir delik sayesinde, muazzam bir yiyecek stoğuna ulaşmam mümkün olmuştu. Bu büyüklükteki bir depoda, uzun dönem stoklara aylar boyunca el sürülmeyeceğinden emindim. Tabii ben el sürene kadar.

Delik açıldıktan ve palet yerleştirildikten sonra artık gerisi işleri yürütmeye kalmıştı. Eski etiketleri çıkarıp yerlerine kendi bastığım renkli etiketleri yapıştırmaları için bu robotları kiralamıştım. Daha sonra mallarımı tamamiyle yasal yollardan pazarlamıştım. Benim stokumda en iyi mallar mevcuttu ve yaratıcı ticari faaliyetlerim sayesinde de giderlerim oldukça düşüktü. Rakiplerimden daha düşük fiyata satışlar yapmak ve buna rağmen hatırı sayılır bir kâr elde etmek olanağına sahiptim. Yerel toptancılar iyi bir alışverişin kokusunu hemen almışlardı ve aylar sonrası için bile siparişler vermişlerdi. İyi bir ticari faaliyetti ve bir süre daha devam edebilirdi.

Aklıma gelen bu tür düşünceleri daha başlangıçta kontrol altına almıştım. Bizim meslekte asla unutmamanız gereken bir şey vardır; bir iş bitmişse BİTMİŞTİR! Bir gün daha devam etmenin ve bir çeki daha tahsil etmenin çekiciliğine kapılmak meslek hayatınızın sonu olabilir. Aaah, ah, bunu benden iyi kimse bilemez! Ayrıca şunu da biliyorum ki bu, polisle tanışıklığınızı artırmanın da en iyi yoludur.

İnsan aç gözlü olmamalı çok

Sağ olana çalışacak gün mü yok

Benim düsturum budur ve bugün bulunduğum yeri de bu güzel parolaya harfiyen uymama borçluyum.

Ve düşüncelere dalıp gitmek de polislerden kaçmama yardımcı olmaz.

Koridorun sonuna geldiğimde kafamı tüm bu düşüncelerden temizlemiştim. Dışarıda her yer şu ana kadar polislerle dolup taşmış olmalıydı. Çok hızlı hareket etmeli ve hiç hata yapmamalıydım. Sağa ve sola hızlı bir bakış. Görünürlerde kimse yok. İki adım ilerleyerek asansörün düğmesine bastım. Binanın arka tarafındaki bu asansöre bir ölçüm aleti yerleştirmiştim ve buna göre asansör ayda ortalama iki kez kullanılıyordu.

Üç saniye içinde geldi, boştu. İçeri girmemle çatı katının düğmesine basmam bir oldu. Asansör yolculuğum hiç bitmeyecekmiş gibiydi, daha doğrusu bana öyle geliyordu. Kayıtlara göre ise tam olarak on dört saniye sürmüştü. Yolculuğumun en tehlikeli kısmına gelmiştim. Asansör yavaşladığında tetikte duruyordum. Yetmiş beş kalibrelik geri tepmesiz silahım elimdeydi. Bu bir polisin işini görebilirdi ama hepsi o kadar.

Kapı sarsılarak açıldı ve rahatladım. Hiçbir şey yoktu. Aşağıda her yeri polislerle doldurmuş ve bu nedenle de yukarıya adam gönderme zahmetine girmemiş olmalıydılar.

Artık açık havadaydım...

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.