Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-549-0
13x19.5 cm, 110 s.
SARI ETİKET
ÖZEL İNDİRİMLİ
Liste fiyatı: 5,00 TL
İndirimli fiyatı: 3,80 TL
İndirim oranı: %24
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Bağımsızlık Kutlaması
Özgün adı: Bicentenaire
Çeviri: Barış Bağcı
Kapak İllüstrasyonu: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Ocak 2006

"Saatin tam olarak kaç olduğunu kimse bilemiyordu. Saatler çakışmıyordu. Aynı yönde ilerlemiyordu. Bir saat Ufaklığın çetesinin göstericileri ikiye bölüp, kalabalığa yandan saldırmasını gösteriyordu. Not defteri ve ses kayıt cihazı olan gazetecinin pusudaki saatiyse, neredeyse saniyesine varıncaya kadar ilk kan damlalarını, sağ tarafta beklenmedik bir şekilde açılan yaraları, yaylım ateşlerini, rasgele çarpan, kalabalığı döven, önüne gelen herhangi bir bacağa, herhangi bir yüze vuran, nasıl bir haykırışa neden olacağına aldırmayan demir sopaları kaydediyordu. Şu ya da bu olsun, tüm saatler hayat gibi kırılgandı ve darbelerden kaçma gayretiyle her yöne koşan insanları görmemek için paramparça oluyorlardı."

Haiti'nin bağımsızlığının iki yüzüncü yılı kutlamalarında geçen, "sokaklara dökülenlere" adanmış bu roman Haiti'nin yakın tarihine ışık tutuyor.

Tarihsel kayıtların o uzak, mesafeli, soğukkanlı dilini kıran yazar, barışçıl bir yürüyüşün adım adım nasıl kana boyandığını aktarırken, tarihin merhametsizce ezdiği bir gencin hikâyesini yakın, sevecen bir dille anlatıyor.

OKUMA PARÇASI

s. 22-24

Tepenin eteklerine vardığında öğrenci barışçı olmayı seçmekle doğru yapıp yapmadığına artık emin değildi. Kardeşininki gibi bir silahı olmadığına pişmandı. Sadece moral bozmaya yarayan birkaç slogan değil, gerçek bir silahtı kastettiği. İnsanlar hakaretlere karşı vurdumduymazdı ve bu tür incitici darbelerle savaşı kazanmak mümkün değildi. Bir silahı, hakiki bir silahı olsun istiyordu. Bu silah düşmanı yaralayabilmeli, teninin dikkatini çekebilmeli, onu somut tarafından yakalayarak can alıcı bölgelerine ulaşabilmeliydi. Ufaklık devamlı demiyor muydu, insanın etine zarar verilmeliydi, dünyayı değiştirmek isteyen ete, tene saldırmalıydı. Onunsa eski bir dilbilgisi kitabından başka silahı yoktu. Zengin oğlanlara özel ders verdiğinde hissettiği can sıkıntısına karşı açtığı savaşı hep kaybeden dandik bir kalkandı bu kitap. Dünyaya girebilmek, kirayı ödeyebilmek, annesini kayıp krallığında ziyarete gittiğinde hediyeler satın alabilmek için gerekliydi bu dilbilgisi kitabı. Sigara alabilmek için de. Sigaraya hâlâ ihtiyaç duyuyordu. İşvereni olan doktordan parasını almaya gittiğinde, doktor hep sigara ikram ederdi. Ama sadece ödeme günlerinde yapardı bunu. Sadece pazarları. Bunu kasten yapardı çünkü sadece fakirler maaşlarının ardı sıra koştururlardı pazarları. Asla haftanın diğer günlerinde değil. Televizyonun önüne yerleşmeden önce, özel dersin nasıl gittiğine kulak verebilmek için çalışma odasının kapısını açardı doktor. Sonra kayıtsızca ve aceleyle bir merhaba derdi. Sigara ikramı ve bir nebze konuşma sadece ödeme günleri söz konusu olurdu. Kirli bir teklif. Sembolik bir işkence. Bundan kendini koruyabilmek için, öğrenci parasını almaya gitmeden önce ufak bir dükkândan birkaç sigara satın alırdı. Sigaralarını Hakiki Port-au-Prince'li Bakkalı'ndan almayı tercih ederdi. Tepenin eteğindeki. Genellikle üç sigara alırdı, nadiren de dört. Sonra, sözsüz bir anlaşma sonucu, kendiliğinden söyleniveren bir yalan, ortak bir yanılsama gibi, bakkal eski bir boş paket çıkartıp öğrenciye uzatırdı. Öğrenci paketi alır, mutlu mutlu bu harikalar harikası nesneye bakar, dudağında gezdirir, sonra içine üfleyip sigaralarını koymak için düzeltirdi. Daha düzgün görünmek için. Doktor, kendisinden oğlunun ilerlemesi hakkında bilgi aldıktan sonra Lucien'i salona davet edip ona Benson and Hedges'in en uzunundan ikram ettiğinde kibarca teşekkür edip kendi sigarasını tercih ettiğini söylerdi. Bunun üzerine doktor şöyle derdi: Gençlerin yerel renklerden tat almayı bilmeleri iyidir. Azıcık milliyetçiliğin zararı olmaz. Öğrenci, zenginlerin karnını bir evet ya da bir hayırla açıveren, sonra da hiçbir şey olmamışçasına kapatıveren cerrahla eşitmişçesine tüttürürdü sigarasını. İkisi de sanki birbirleriyle ilgileniyormuş, ortak noktalara sahiplermiş, eski ahbaplarmış gibi Fransızca derslerinden, ahlaktan, ergenlikten dem vururlardı; sigaralarından çıkan duman başlarının üstünde birbirine karışır, bir tür öte dünyada amaçsızca birleşip ışığın altında aynı mavi rengi alarak tavana yükselirdi; bununla birlikte bakışlarını birbirlerinden kaçırırlardı, çünkü gözleri hâlâ sırlarını, birbirlerini küçümsedikleri gerçeğini ele vermekteydi. Lucien doktoru öğrenci hareketinin gelişimi konusunda bilgilendiriyor, doktor da onların başkaldırısını anlıyordu. Ama aslında benden nefret ettiğini biliyorum. Sen, tiyatroya ancak okuduğu kitaplarda gidebilen sen, büyük ihtimalle hiçbir zaman doğru düzgün bir yerde oturamayacakken, benim aptal oğluma kalacak olan bu evde oturmam adil değil. Ve öğrenci doktorun onların davasına gösterdiği ilgiye teşekkür ediyordu. Sonuçta sen havaya savuracak parası ve marifetli parmakları olan bir hödükten başka nesin ki! Bana verdiğin yemliği dört kat artırsan bile oğlun asla hiçbir halt öğrenemeyecek. Daha sonra doktor duyulabilen ve duyulamayan her iki konuşmaya da, basit bir soruyla son noktayı koyuveriyordu: Çek mi nakit mi? Öğrenci yanıt veriyordu: Nakit. Doktor bu fakirlik belirtisine gülüyor (ya da öğrenci böyle yorumluyordu), cüzdanını çıkarıp parayı uzatırken sigaranın kıvrılan dumanları arasında asıl meramını yazıyordu zihninde. Pekâlâ, benim salak oğlum fiillerin basit zamanda çekimini bile anlamıyor. Ama sen, bir başkası değil sen, ona dilek kipini öğretirken uzun süre akla karayı seçeceksin çünkü oyunun kuralı bu. Ben öderim, sen yaparsın, lüks ve gereklilik, gurur ile statü arasındaki kaba fark budur. Alfred'in özel ders alması gerekiyor çünkü bizim konumumuza bu yakışır. Sessizlikte ilerleyen bu konuşma dış görünüşün ardına saklanıyor ve bütün vurguların altında hissediliyordu. Küçümsemenin kanıtı sorumlu bir baba edasıyla konuşan bu görmüş geçirmiş adamın duru sesinin ardında gizliydi: Daha ne kadar süre ders alması gerekecek bizim oğlanın? diye soruyordu doktor. Ve öğrenci, gittikçe ustalaşan ölçülü bir ses tonuyla, ama sinirli bir şekilde sigarasını mermer kül tablasında söndürerek, sesini ciddi, hafif, sakin tınılar arasında gezdirip en etkili biçimi bulduğunda, Birkaç ay daha, oğlunuzun yazısı düzeliyor ama yavaş yavaş, diyordu.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Batu Boran, "Bağımsızlık Kutlaması", Express, Haziran 2006

"Hayat tıpkı dün olduğu gibi berbat. Ama bugün yürüyüş günü," diye düşünüyor Lucien Saint-Hilaire, şehre doğru inerken. Port-au-Prince ya da Cap Haitien'in, kimilerinde 600 bine varan nüfusun tamamının, rüzgar biraz şiddetlenince dağılan, teneke ve metalden bozma evlerde yaşadığı bidonville'lerden birini geride bırakıyor. "Günün her saatinde iç çamaşırlarıyla gezen, sefalet içindeki hayatları yüzünden bir deri bir kemik kalmış" çocukların, "elleri çalışmaktan nasırlaşmış" annelerin ve Lucien'in küçük kardeşi "Ufaklık" –diğer adıyla "Little Joe"– gibi, "bedenleri tabanlarına kadar dövmelerle" kaplı ("Guevera, Wyclef Jean, Tim Duncan, shoot to kill, peace and love") gençlerin yaşadığı mahallelerden biri burası. "Bunun adı Glock'tur" diyor Ufaklık, otomatik tabancasını çıkarıp abisinin kitaplarından birinin üstüne koyarken, "kendisi benim lise diplomam olur"...

Lucien, sömürgecilere karşı ayaklanan Afrikalı kölelerin 14 yıllık kanlı bir savaştan sonra kurdukları Haiti Cumhuriyeti'nin bağımsızlığının 200'üncü yıldönümü kutlamalarına katılmaya değil, Haiti'nin tek üniversitesinin diğer öğrencileriyle birlikte, kutlamaları ve devlet başkanını protesto etmek için şehre iniyor. Haiti'de protestolarda, palaların, kurşunların konuşması adetten. "Öldürteceksiniz kendinizi" diyen kardeşinin sesi kulağında çınlıyor Lucien'in; bir de her zaman "ben, kara derili ben, Ernestine Saint-Hilaire" diye sızlanarak söze başlayan annesinin sesi. Lucien, sesini herkese duyurmak için ağır ağır kendi ölümüne giderken, aklından ve başından geçenleri anlatıyor Lyonel Trouillot, bir solukta okunan romanında...

Kitabın ilk yarısı, Lucien'in, yolda karşılaştığı kişilerle yaptığı konuşmalarla –ve düşündükleriyle– örülmüş. "Eski Port-au-Prince'i" anlatıp duran bakkalı, Lucien'in özel ders verdiği, zengin (ve kumarbaz) doktorun şaşkın bakışlı oğlu ("kafası Xbox, Gameboy ile karışık, yüzü PlayStation biçimini almış") Alfred'i ve Alfred'in annesi, doktorun genç ve güzel karısı Simone'u bu kısımda tanıyoruz. Hayatlarını paylaştıkları insanlara tümüyle yabancılaşmış, onlarla iletişim kuramaz haldeler. Haiti, "dilsiz olayların" ülkesiymiş; kitaptaki karakterler de, kendilerini anlatmaya çalışırken, ortak, anlaşılabilir bir ses geliştirememiş olmaktan muzdarip görünüyorlar. Lucien'in, karşısındakinin kendini anlayıp anlamadığını umursamadan sürekli konuşup –ve yakınıp– duran bu karakterlerden farkı, bu dilsizler ülkesinde, samimi bir şekilde dinlemeyi öğrenebilmiş olması.

Kitabın ikinci yarısında, yürüyüş başladıktan sonra gelişen olaylar ve Lucien'in karşılaştığı kişilerin bu olaylar sırasında yaşadıkları anlatılıyor. Glock'unu yanına almayı ihmal etmeyen Little Joe, sabah abisinden esirgediği cigarayı "Redemption Song" eşliğinde içtikten sonra, yürüyüşçülerin bulunduğu şehir merkezine doğru yola çıkıyor. Ancak onun amacı protestoculara katılmak değil, onları döverek, gerekirse silahını kullanarak dağıtmak. Polisler birkaç gün önce, Little Joe ve arkadaşlarına, bağımsızlık gününde kutlamalara katılmayarak protesto düzenleyenleri dağıtmak için diledikleri kadar şiddet kullanabileceklerini söylemiş, Little Joe abisini uyarmaya çalışmış, ama her zamanki gibi sözünü dinletememişti.

Polislerin protestoculara gaz bombası atmasıyla başlayan olaylar, bağımsızlık kutlamaları vesilesiyle canlı yayında olan radyolardan naklen anlatılırken ("Bir insan seli bu! Bir insan seli!"), bu sıradan günün sıradan dertleriyle meşgul olan diğer karakterler, kendi dünyalarında gezinmeyi sürdürüyor (doktor kumarda, Alfred uydu tv seyrediyor, bakkalın karısı hıçkırarak ağlıyor, ama bu da onun her zamanki hali). İlk saldırıdan sonra yeniden yürüyüşe geçen bir grup kararlı öğrenci bir anda yağmaya başlayan kurşunlarla yere düşmeye başladığında, Lucien'in "gerçek bir silahı olmamasını" pişmanlıkla karışık sorgulamasını hatırlıyoruz...

"O akşam Lucien eve dönmeyecek, kafası uyuşturucudan dumanlı Little Joe ise tekrar Ezéchiel olacaktı. Çocukluğunda bir gezintiye çıkacaktı. Son defalığına." Ufaklık, abisinin yasını tutarken, insanın tüylerini diken diken eden anlatı sona eriyor. Ancak yazarın kitabın girişine eklediği bir not, bizi de, 2 Ocak 2004 ve sonrasında Haiti'de gelişen olayları hatırlamaya itiyor...

2003'ün aralık ayında, Amerikan basınında "Haiti'de sivil toplumun lideri" diye lanse edilen, Haiti'nin en zengin işaadamlarından olan Andre Apaid liderliğindeki Groupe 184'ün başını çektiği "Haiti muhalefeti", bağımsızlık günü kutlamalarına katılmayarak, Başkan Aristide'in yönetimi bırakması için protestolara devam edeceklerini açıkladı. Kitabın yazarı Lyonel Trouillot'nun da kurucuları arasında yer aldığı Non adlı kolektif, ABD'den finanse edilen Groupe 184'ün içinde yer almasa da, üyelerinin birçoğu, Groupe 184'e üyeydi (tipik bir Amerikan halkla ilişkiler taktiğiyle, sanki 184 sivil toplum örgütünün bir araya gelmesinden oluşuyormuş izlenimi veren grubun ismi, Haiti halkının aşina olduğu 1804 tarihinden bir sıfır atılmasıyla oluşturulmuş). Trouillot'nun kurduğu kolektifin ismi de (Non/Hayır), zorba bir yönetime isyan bayrağı açıldığı mesajını veriyor. Oysa "Haiti muhalefetinin" görevi bırakmasını istediği Başkan Aristide, kayıtlı seçmenlerin yüzde 60'ından fazlasının katıldığı bir seçimde, oyların yüzde 92'sini alarak göreve gelmişti; üstelik bu sırada muhalefetin yönetime doğrudan katılması ve seçimlerin erkene alınmasını da içeren uzlaşma formülleriyle, Apaid ve diğer muhalifleri masaya çağırıyordu. Asıl derdi, başkanlığın demokratik yollarla, yani seçimle teslim edilmesi ve böylece ABD'ye, iştahla beklediği müdahale fırsatının verilmemesiydi...

Trouillot ve Aristide karşıtı harekete bu dönemde katılan diğer Haitili solcuların hassasiyetinin ağırlık noktasını oluşturduğunu anladığımız, demokratik hakların zorbaca bastırılması meselesine gelince: Aristide'in ABD destekli bir darbeyle görevi bıraktığı 1991 Ekiminden ülkeye dönüp başkanlığı geri aldığı Eylül 1994'e dek, Haiti'de 5 binden fazla Aristide yanlısı öldürülmüş, on binlercesi tutuklanmış ve işkence görmüştü. Buna karşılık Trouillot'nun "diktatör" diye tanımlamayı ihmal etmediği Aristide'in ikinci kez başkan seçildiği 2000 Kasımından Amerikan deniz piyadelerinin namlularının ucunda ülkeyi terk ettiği Şubat 2004'e dek öldürülen muhaliflerin sayısı, en abartılı tahminlerle bile 70'i geçmiyor.

Kitaptaki olayların yaşandığı 1 Ocak 2004 günü, Trouillot'nun da aralarında bulunduğu bir grup ("bir insan seli!") kutlamaları protesto ederken, başkanlık sarayının önündeki kutlamalara yaklaşık 300 bin kişi katıldı. New York Times muhabiri, kutlamalara katılanları "küçük bir grup" diye andıktan sonra gazeteye yağan tepki mesajları üstüne, "kimi gözlemcilere göre sayıları yüz binlere varan katılımcıyı küçük bir grup diye anmasının bir hata olduğunu" belirten bir düzeltme yayınladı. Port-au-Prince'deki protestoculara gaz bombası atıldığı, havaya ateş açıldığı ve (polise oyuncak olan lumpen serseri rolündeki Littel Joe gibi) bazı Aristide taraftarlarının göstericilere saldırdığı doğru, ancak o günkü olaylarda ölen kimse yok.

Bağımsızlık gününden iki ay sonra gelen darbeden birkaç gün önce New York Times'da yayınlanan makalesinde, ülkede suların durulması için tek çarenin Aristide'in görevi bırakması olduğunu yazan Trouillot, uluslararası kamuoyunda darbenin zeminini meşrulaştırarak, önemli bir görevi yerine getiriyordu. Trouillot'un makaleseni kaleme aldığı sırada ülkede işlenen cinayetlerin çoğunu, Aristide'in kurduğu Lavalas (Çığ) hareketi üyelerini öldürerek dehşet saçan, CIA tarafından tırnaklarına kadar silahlandırılmış paramiliterler işliyordu. Trouillot'nun da yer aldığı sözde muhalif hareketin solcu üyeleri, her ne kadar bu terörist orduyu hiçbir şekilde desteklemediklerini açıklasalar da, olayları kuş bakışı gören uluslararası kamuoyunun gözünde, Haiti'de müdahale gerektiren bir ayaklanma varmış fikrinin oluşmasına katkıda bulundular. Tabii asıl katliamlar, Aristide "görevi bırakıp" ABD askerleri eşliğinde Orta Afrika Cumhuriyeti'ne götürüldükten sonra başladı. Trouillot'nun kitabının kahramanının da yaşadığı ve aslında kitleler halinde Aristide'e oy veren varoşlar, kısa sürede Irak ve Filistin'i andıran görüntülerin yaşandığı işgal alanlarına dönüştü.

Haiti'de yalnız Kreol dilindeki şiirleri yayımlanan Trouillot, bir Fransız yayınevinden basılan kitabında, Haiti halkının ortak bir dil geliştirememiş olmasından yakınıyor; oysa devrilmesi için onca çaba sarf ettiği Aristide'e "Peygamber" veya kısaca "Titid" diyen Haiti halkı, Aristide'in kendi sesleri ("sesi olmayanların sesi") olmasına karar vermişti. Trouillot ve diğer muhaliflerin, Haiti'nin bağımsızlığının 200. yıldönümü kutlamalarına gölge düşürecek bir protesto düzenlemelri (üstelik, demokratik yollarla seçilen başkan erken seçim teklif ederken, derhal görevi bırakması talebiyle), Aristide'in seçimleri kazanacağı kesinleşir kesinleşmez çeşitli yardım kuruluşları ve gelişme bankalarında Haiti'ye gönderilmek üzere bekleyen 650 milyon dolarlık bir yardım paketini dondurarak yönetimi kıskaca alan ABD'nin, ülkenin başkanını kaçırarak darbe yaptığı bir operasyonun meşrulaştırılmasına alet oldular. ABD-Fransa-Kanada ortaklığıyla gerçekleştirilen işgal ve Haiti'nin yakın tarihini daha iyi kavramak isteyenlere, Trouillot'nun, edebî gücünü yadsımadığımız kitabını bitirdikten sonra, Peter Hallward'un New Left Review'un 2004 Türkiye seçkisinde de yer alan, "Haiti'de Sıfır Seçenek" makalesine başvurmalarını öneririz.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.