Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-792-0
13X19.5 cm, 184 s.
Liste fiyatı: 18,50 TL
İndirimli fiyatı: 14,80 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Çoğul Estetik
Yayına Hazırlayan: Semih Sökmen, Eylem Can
Kapak Resmi: Paul Klee
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Nisan 2011
3. Basım: Mart 2016

Nasıl oluyor da belli bir sanat eserini, bir anda, kendiliğinden beğeniyor ya da beğenmiyoruz? Bir şeyi "sanat eseri" yapan nedir? Güzelliğin doğruluk'la, ya da gerçek'le ilişkisi ne? Neden bazı çağdaş sanat eserleri karşısında şaşırıyor, "anlayamamaktan" sıkıntı duyuyoruz? Sanatlar karşısındaki beğeni ya da yergilerimiz sandığımız kadar kişisel mi?

Bunlar, antik çağlardan günümüze bütün bir sanat tarihi boyunca yanıt aranmış sorular. Jale Nejdet Erzen bu soruları çoğulcu bir yaklaşımla ele alırken, tarih boyunca ortaya çıkmış belli başlı sanat ve estetik kuramlarını tartışarak, varlık ve imge arasındaki ilişkiyi, sanat ve hakikat ilişkisini, varlığı sanat yoluyla temsil etmenin sorunlarını, farklı toplumlardaki farklı estetik yaklaşımların kültürle ve zaman-mekân algısıyla ilişkisini inceliyor. Batılı ve Batı-dışı kültürler arasındaki temel farklılıkları irdeleyen kitap, tarih içinde tamamen ters yönleri tercih etmiş görünen farklı eğilimlerin aslında nasıl birbirlerini etkilemiş olduklarını ve sonuçta "kavuşan zıtlıklar" oluşturduklarını gösteriyor.

Jale Nejdet Erzen, belki tam da bu nedenle, sanata çok farklı açılardan yaklaşılabileceğini ve bunların hepsinin belli bir hakikat payı taşıyabileceğini savunuyor: Sanata dair ayırt edici niteliğin, heyecan ve tutkunun da, ancak bu "çoğulluk" ile anlam kazanabildiğine işaret ediyor.

İÇİNDEKİLER
Giriş
1 Sanatın Sınırsızlığı ve Tanımlar
2 Kültürel Kapsam
3 Temsil
4 Sanat Kuramları
5 Doğu-Batı: Estetik Farklar
6 Doğu-Batı: Kavuşan Zıtlıklar
7 Modernizm ve Anlamlılık
8 Estetik Yargı
9 Çağdaş Sanat ve Estetik
Kaynakça
OKUMA PARÇASI

Giriş, s. 11-17.

Yakın zamana kadar yalnızca sanat felsefesi olarak anlaşılan estetik, son otuz yıldır sanat ve kültür üzerine her türlü düşünceyi ve söylemi kapsadığı gibi, çoğu kez eleştiri, kültür incelemeleri ve sanat, mimari ve kent tarihi ile de pek çok ortak ilgi alanı geliştirmiştir. Bu geniş inceleme alanına bakarak estetiğin farklı anlamlarını belirlemek ve estetik yargı ve sanat çözümlemelerinde bu metinde kullanılan fenomenolojik yöntemin ne olduğunu açıklayarak başlamak yerinde olacak.

1750-58'de yayımlanan Theoretische Ästhetik kitabında Baumgarten "estetik" terimini algılanan farklı duyumsal nitelikler için "Wissenschaft der sinnlichen Erkenntnis", yani duyumsal idrakin bilimi olarak kullanmıştır.(1) Bu tanıma göre estetiği en sade şekilde "duyumsallık" olarak yorumlayabiliriz. Böyle genel ve temel bir yorum, aslında daha akademik kullanımları da belirlemektedir. Bu nedenle, estetiği sanat felsefesi olarak tanımlayan ikinci tarz kullanım da, diyebiliriz ki, sanatı anlamaya temel oluşturacak şekilde sanat biçimlerinin duyumsal algısına ve bunların yorumuna bağlı kalmaktadır. Üçüncü anlam ise estetiği "beğeni" olarak yorumlayandır. Burada yine temel konu, duyumsadığımız biçimlere ya da biçimsel niteliklere karşı her zaman bir yargı, yani beğeni ölçütü uyguladığımız kanısıyla ilgilidir. Estetik aynı zamanda popüler ve gündelik kullanımda beğenilen, yani "güzel" anlamına da gelmektedir. Bu çalışmada estetik, sanat felsefesi ya da sanat değerlendirmesi ve yorumu olarak kullanılmakta ve bu kullanım sanat biçimlerinin niteliklerinin ne olduğu, bizi nasıl etkilediği ve çeşitli kültürler içinde nasıl değerlendirildiğini irdelediği için fenomenolojik bir yaklaşım içermektedir. Kitap boyunca bu farklı kültürel değerlendirmeler üzerine karşılaştırmalı yorumlar getirilecektir.

Modernist ideolojilerin sorgulandığı 1960'lı yıllarda Batı üniversitelerindeki kültür incelemeleri alanı, farklı dil ve sanat örneklerinin ve etnografik yaklaşımların ötesinde, estetik konusuna da ilgi göstermeye başlamış ve zamanla estetik başlı başına akademik bir alan olmuştur. Karşılaştırmalı estetik ise özellikle 1980'lerde uluslararası estetik toplantılarının gündemine girmeye başlamış ve giderek yaygınlaşmıştır. Bu konunun öncülerinden ayrıntılı olarak söz etmeye yerimiz olmayacak; ancak burada estetik konusunu karşılaştırmalı olarak ele almanın önemini vurgulamak isterim.(2)

Dünya literatüründe estetik öncelikle Batı anlayışları ışığında ele alınmıştır. Üstelik birçok düşünür "estetik" kavramının Batı-dışı kültürlerde, ancak Batı düşüncesinin ışığında ve özellikle de Kant' tan sonra gündeme geldiğini savunmaktadır. Genelde, sanatın biçim ve anlamlarındaki çeşitlilikler ve dünyadaki farklı yaklaşımlar Batı' nın estetik kuramları ışığında dışlanmış, Batılı sanat ve estetik yargıları yanında önemsiz görülmüştür. Öte yandan şiirin çok eski bir geçmişe ve yaygınlığa sahip olduğu Uzakdoğu'da, örneğin Zen felsefesi gibi farklı felsefeler ışığında, estetiğin bazen deneyimsel, bazen mistik bir dil içinde, kavramsallaştırılamaz, kavramlarla açıklanamaz bir değer olarak gösterildiği de olmuştur. Bu tarz yaklaşımlar Batı'nın akılcı yorumlarının daha genel kullanım kazanmasına yol açmıştır.

Temel sorun, yaşantısal ve çoğu kez deneysel bir olgunun, sözel ve özellikle de yazınsal ve kavramsal olarak anlatılma durumunda karşımıza çıkan çelişkinin aşılmazlığıdır. Kısaca söyleyecek olursak, bir yanda estetiği deneyimsel bir olgu olarak görmeyi yeğleyen ve deneysel'in sürekli değişkenliği içinde onu sanatın ve yaşamın deneyiminde anlık olarak saptamayı doğru bulan Batı-dışı estetik yaklaşımlar ile, diğer yanda aklın üstünlüğü inancına dayanarak estetiği ancak söz ve kavramlarla anlatma yoluyla doğru olarak yorumladığına inanan Batı yaklaşımı gibi iki karşıt yaklaşım söz konusudur. Çelişki şudur ki, anlamayı kavram ve mantık olarak tanımlayan bir yaklaşım aslında anladığı şeyi ister istemez parçalara bölmek, soyutlamak ve genelleştirmek durumundadır. Buna karşın kuşkusuz yaşamın, yaşantının ve onu en bütüncül olarak dile getiren sanatın kendisinin başka kavram gerektirmeyen bir anlayış olduğunu ileri süren birçok Batı düşüncesi de var. Oysa sanatın ve yaşamın deneyselliğine kendini bırakarak anlama ulaşmanın doğru olduğunu varsayan Batı-dışı düşünceler genellikle bu savlarını yazılı ve sözel olarak da ifade etmeye gerek duymamışlardır.(3)

Burada Fransız düşünür Alain Badiou'nun yorumlarını analım. Badiou sanatı gerçeği oluşturan bir biçim kurgusu olarak görmüş ve sanat felsefelerinin indirgeyici olduklarını ileri sürmüştür.(4) Bu düşünceler Batı-dışı estetik yaklaşımların ima ettiği değerleri akla getirmektedir. Batı-dışı sanat hakkında her ne kadar Batı-dışı kültürlerin kendi içinden analitik yazılar yazılmamış ve sanatın ifade ettiği gerçeğin sözel dökümü yapılmamışsa da, açıklamalardan uzak durulması ve sanatsal pratiklerin kendi dinamikleri içinde değişmeye bırakılması –örneğin müziğin notalarla kaydedilmemesi– bu kültürlerde gerçeğin sanatta olduğuna dair bir inancın ve bunun daha başka bir açıklamasının yapılamayacağı düşüncesinin bulunduğunu göstermektedir.(5)

Kuşkusuz bugün konu hiç değilse diyalektik olarak açığa çıkmıştır; bununla da kalmamış, Batı'nın akılcılığı içinde de estetiğe farklı gözlerle bakan ve estetiğin deneyimselliğini savunan söylemler türemiş ve tarih içinde Batı kültüründe de bu tür deneyimsel yaklaşımların var olduğu anlaşılmaya başlamıştır.(6) Öte yandan postmodern felsefe ve çağdaş sanat uygulamaları, bugünkü sanat yaklaşımlarının ve sanat ve gerçek konusundaki düşüncelerin kültürler arasında çok büyük farklar göstermediğine, her ne kadar farklılıklar olsa da, hiçbir kültürün kalın çizgilerle birbirinden ayrılabilecek kadar saf olmadığına ışık tutmuştur.(7)

Batı'da Platon'dan bu yana gelişen söylemleri incelemeden konuya kapsamlı bir şekilde yaklaşmak mümkün değil. Batı'da estetiğe kavramsal olarak yaklaşım bazen yetersiz ve kısıtlayıcı olmuşsa da Batı düşünürlerinin iki bin beş yüz yıl boyunca geliştirdiği sayısız kavramı yakından tanımak gerek. Burada yalnızca "güzel"in ne olduğunu anlamak değil, estetiği bir bilim olarak incelemek ve bir düşünce disiplini olarak geçirdiği aşamaları anlamaya çalışmak söz konusudur. Öte yanda Batı-dışı estetik yaklaşımlarını incelemek için, farklı birçok sanat ve kültür uygulaması üzerine yorumlar yapmak ve yargılar oluşturmak durumundayız. Bu açıdan oldukça eşitsiz bir durum var. Çünkü bu durum, biri bir estetik tarihyazımından yola çıkmak, diğeri ise sanat eleştirisinden ya da sanat yapıtları üzerine yapacağımız yorumlardan yola çıkmak gibi iki farklı rejimi kullanmak anlamına gelmektedir. Batı sanatı da üzerine yazılmış yorumları dışarıda bırakıp ona taze gözlerle bakarak ele alınabilir elbette; ne var ki bu hayli zor bir girişim olacaktır. Çünkü Batı sanatı bizzat bu yazılı yorumlardan ve felsefelerden beslenerek yol almıştır. Öte yandan, beşinci ve altıncı bölümde göreceğimiz gibi Platon gibi bir düşünürün sanat ve şiire karşı tutumu ile, onun zamanındaki heykel, tiyatro, şiir gibi sanatlardaki fiili durumu birlikte düşündüğümüzde, uygulama ve estetik arasında çoğu zaman sonsuz uçurumların olabileceğini de anlayabiliyoruz. Durum ortaçağda da farklı değildi. Aziz Augustine ya da Ficino gibi ideal biçimleri savunan düşünürlerin tezlerini ifade eden sanat uygulamalarının sayısı, kendi zamanlarında bile çok fazla olmamıştı.

Bu durum bir çıkmaz gibi görünse de karşılaştırmalı estetiğin ana konusunu oluşturabilir. Daha doğrusu, kaba genellemelere girmeden ve evrensel düzeyde paylaşılan bazı algı kategorilerinden yola çıkarak Batı ve diğerlerinin estetik yaklaşımlarını sergileyen bir inceleme yapabilir, hiç değilse sanata dair düşüncelerinde Batı' nın daha çok kavramcı, diğerlerinin ise deneyimci yaklaşımlarını inceleyebiliriz.(8) Bu kitabın amacı da bu türde kapsamlı bir dünya estetiğini olabildiğince irdelemek, kendi içindeki çeşitlilik ve çelişkileri görmektir. Özellikle kültür konularında, farklılıklar anlaşılmadan tikelliklerin anlaşılamayacağını, kimliklerin ancak farklı olana kıyasla bilinebileceğini vurgulamak gerek.

Bu kitapta farklı kültür ve zaman boyutları içinde estetik yaklaşımlar ele alınacak, küresel bir sanat felsefesine temel teşkil edebilecek kavramları irdelemenin yanı sıra, sanat eserlerinden, mimariden ve çeşitli kültürel uygulamalardan yola çıkılarak temel farklılıkların çözümlemesi yapılmaya çalışılacaktır. Bu bağlamda, çeşitli sanatsal ifadelerde kültürlerarası farklılıklar, zaman ve mekân düzenleri üzerinden incelenecek, sanat ve estetiğin, insanın kendini ve dünyayı tanımasında nasıl bir rol oynadığı ve bilinçsel işlevi konusuna yaklaşılmaya çalışılacaktır.

Kitabın ilk bölümünde sanat tanımları "güzellik" ve "gerçek" kavramları üzerinden incelenmekte ve günümüz yazarları kadar Aydınlanma düşüncesi üzerinde de durulmakta, genelde sanat işlerinin sanat felsefesini ne şekilde yansıttığına örnekler verilmektedir. İlk bölümün ikinci kısmında varlık ve imge arasındaki ilişki, imgenin varlığı nasıl yansıttığı ve sanatın bundaki rolü üzerinde durulmaktadır. Aynı bölümün üçüncü kısmında ise Alain Badiou'nun felsefesinden yola çıkılarak sanat ve gerçeklik, sanat ve hakikat ve sanatın temsil mi ettiği yoksa gerçekleştirdiği mi sorusu üzerinde durulmaktadır.

İkinci bölümde estetik farkların kültürle ilişkisi, farklı kültürlerde ne tür zaman ve mekân düzenlerinin ortaya çıktığı, bunların sanattaki ifadeleri irdelenmekte, bölümün ikinci kısmında zaman algısının kültürle ilişkisi üzerinde durulmaktadır. Üçüncü bölümde temsil kavramları ve Aydınlanma hareketinin temsil'i ne şekilde etkilediği tartışılmaktadır.

Dördüncü bölüm genel sanat ve estetik kuramlarını açıklamakta, Batı-dışı kültürlerde sanat kuramlarını ve İslam kültürünün estetik anlayışını irdelemektedir. Beşinci ve altıncı bölümler Batı ve Batı-dışı kültürler arasındaki fark ve benzerlikler hakkındaki tartışmaları ve farklı düşünürlerin görüşlerini içermektedir.

Yedinci bölüm modernizm ve modernizm içinde Türk sanatının estetiğe nasıl yaklaştığı; sekizinci ve dokuzuncu bölümler ise genelde ve çağdaş sanatta beğeni sorununu ele almaktadır.

Başlangıçta sözü edildiği gibi, bugün estetik hemen hemen dünyanın bütün ülkelerinde akademik ortamlarda önemli bir yer tutmasına, felsefeden ayrı fakülteler içinde yer almasına karşın, ülkemizde henüz hiçbir üniversitede başlı başına bir bölüm olarak gelişmemiştir. Pek az felsefe bölümünde estetik derslere yer verilmekte; verildiğinde ise genel klasik kuramlar, yani sanat felsefesi tarihi üzerinde durulmaktadır. Estetik, sanat felsefesi tarihi dışında ancak eleştiri olarak ele alınmakta, bu da genelde edebiyat, yani sözlü anlatım kavramlarına bağlı olarak incelenmektedir. Görsel sanatların kendi anlatım ve anlam sistematikleri, bunların bilinç ve dünya görüşleriyle ilişkileri ülkemizde hemen hemen hiçbir akademik disiplin ya da yayında ele alınmış değildir. Sanat tarihi eğitimi ise yalnızca temsil şekillerinin zaman içinde değişimi ve bunların sosyal ortamla olan ilişkisi üzerinde durmakta, temsil şekillerinin analizine ve anlam dünyasına girmemektedir. Çünkü açıktır ki bu ancak estetik biliminin görme ve görseli anlatma şekilleri hakkındaki fenomenolojik birikimi sayesinde mümkün olabilecek bir şeydir.

Çok farklı yorumları bir arada sunan bu metne geçmeden önce kendi görüşümün ne olduğunu özetlemeliyim. Uzun yılları kapsayan sanat ve estetik hocalığım boyunca öğrencilerime her zaman olabildiğince farklı yaklaşımları bir arada, nesnel olarak aktarmaya çalıştığımı belirtmek isterim. Bunun nedeni ansiklopedik bir bilgi deposu oluşturmak değil, sanata çok farklı açılardan yaklaşılabileceğini ve bunların hepsinde bir hakikat payı olduğunu gösterebilmekti. Zira sanat yorumları hiçbir zaman tek ve kesin olamazlar. Aslında Kuhn'un da 1970 tarihli Bilimsel Devrimlerin Yapısı kitabında gösterdiği gibi, bilimsel kanılar da tarihseldir ve zaman içinde değişir. Ancak sanatın farklı bir durumu var: Sanat yargıları ve kanıları zaman içinde gelişmez, sadece çeşitlenir ve eski bir yorum zaman içinde tekrar geçerli hale gelebilir. Bu yaklaşımın yanında savunduğum diğer önemli kanı da sanatın bir araç değil bir amaç olduğu, yani sanatla kurulan ilişkinin bir değer olduğu ve insan varlığına ve sahip olduğumuz bilince katkısı olduğudur. Bunların ötesinde daha ayrıntılı konu ve kanıların metin ilerledikçe belirginleşeceğine inanıyorum.

Bu kitapta, birçok temel modern estetik yayından faydalanılarak ve bunlar çözümlenerek, Batı düşüncesine bağımlı kalmadan, sanatın ve sanat biçimlerinin zengin anlatım ve anlam dünyası açıklanmaya çalışılmaktadır. Ancak belirtilmeli ki bu konulardaki kitapların çoğu henüz Türkçeye çevrilmiş değil. Bu nedenle birçok referansın başka dillerdeki kitaplara yapıldığı görülecektir. İrdelendikçe sonsuz bir potansiyel sergileyen bir konuyla karşı karşıya olduğumuz için, kuşkusuz burada sanat ile görme ve görselleştirme biçimlerinin her imkânı incelenmiş değil. Tek bir kitapta buna imkân yok. Ancak bu çalışmanın ülkemizde benzer bir düşünce ve araştırmayı esinlendireceğini, karşı görüşler, yeni açılımlar, eleştiriler getireceğini umut ediyorum.

Notlar


(1) A.G. Baumgarten (1983). Yukarı
(2) Grazia Marchianó İtalyan Estetik Kurumu başkanlığı yapmış ve genellikle Batı-dışı estetik kuramlarını Avrupa'da tanıtmak için çalışmıştır. 2000 yılında, Prof. Raffaele Milani ile birlikte, dünyada ilk kez yapılan, kültürlerarası estetik konusunda bir sempozyum hazırlamıştır. Bkz. Grazia Marchianó ve Raffaele Milani (2001). Yukarı
(3) Wittgenstein dilin sınırları ve felsefenin anlamı üzerine çalışırken aslında bu iki yaklaşımı karşılaştırmıştır. Onun için zaten "Söylenebilir ne varsa, açık söylenebilir; üzerine konuşulamayan konusunda da susmalı" (2006: 11). Doğu'nun deneyimi kuramsallaştırmadığı genellemesine Çin bir istisna oluşturur. MÖ 1000 yıllarından önce edebiyat ve resim üzerine yazılar yazılmıştır. Bkz. Tamara Talbot Rice (1965), Craig Clunas (1997), Zhuang Jiayi ve Nie Chongzheng (2000). Yukarı
(4) Alain Badiou (2005). Yukarı
(5) Joseph Margolis'e göre nesnellik tarihin akışı içinde sürekli olarak yeniden ve yeniden yapılanmaktadır; bir başka deyişle kültürün değişimleri gerçeklik anlayışını da değiştirir (1999: 13). Hegel ise gerçekliğin tarihi bir metafizik anlayışına bağlı olduğunu ileri sürer (1994a: 167 ve 1975). Yukarı
(6) Gilles Deleuze ve Felix Guattari (1972: 163-325). Yukarı
(7) Platon sanatın mimetik oluşunu aşağılamıştır, bkz. Devlet (2009). Mimesis'i bir kopya olarak yorumlayan Platon bu düşüncelerini aynı zamanda "Sophist" ve "Ion" diyaloglarında da ifade eder, bkz. Hofstadter ve Kuhns (1976) içinde: 45-9 ve 53-7. Yukarı
(8) Alan Watts Batı-Doğu karşılaştırmasını psikanaliz alanında uygularken, estetik açısından da önemli olan şu açıklamayı yapmıştır: "Batı dünyayı ve insanı nesnel olarak anlamaya çalışırken hep engellerle karşılaşır, zira dünya ve insan birbirinden ayrılamaz; Doğu ise dünyayı ve insanı, onlara katılarak, onların parçası olduğunu hissederek anlamaya çalışır" (1961). Yukarı

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Necmi Karkın, “Çoğul estetik ile karşılaşırken”, Birgün Kitap Eki, 2 Temmuz 2011

Estetik, batı felsefesi geleneğinde sanat ve güzelin gerçekle olan ilişkisi sorgulama alanıdır. Platondan bu yana gelen “güzellik” ve “beğeni” kavramları, Baumgarten tarafından “duyumsallık” olarak bilimsel alana çekilmiştir. Ama estetik her zaman sadece duyumsal algı değil kültürel düşünce ve söylemlerini kapsayan tartışma alanı oluşturmaktadır. Estetik, modern sanatta daha önce belirlenmiş kuramların beklentileriyle belirlenen güzellik algısının değil, onu değiştiren aynı zamanda nesneyi tanımlayabilecek alandır.

Sanatı anlamsal olarak çeşitli kültürlerce hangi tanımlara dahil edildiği önemlidir. Kültürel değişim ve etkileşimlerinin bu süreçteki önemi, estetik olguların tanımlama olanaklarıyla giderek artmaktadır.

Estetiğin sanat ve kültür yapılarındaki belirleyici yönü, Antik Yunan ve Batı kültürü düşünürlerinin teorileriyle belirlenmiştir. Estetik algının kültürel taşıyıcı fenomenleri yaşantısal kavramlarla ifade edilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle batı estetik dünyasının düşünsel biçimleri, bazı kuramlarla (Mimetik, Metafizik, Kozmolojik, Epistemolojik, Etik, Dışavurumcu, Marksist) çözümlenmeye çalışılmıştır.

Estetik yaklaşımların kültür ve zaman boyutlarının çeşitli kültürler arası farklılıkları ortaya konarak “güzellik” ve “ gerçek” kavramlarına nasıl yansıdığı örnekleri verilmiştir.

Doğu-Batı örtüşen zıtlık

Kitabın “çoğul estetik” adını almasında, özellikle doğu-batı odaklı ikili karşılaştırma ihtiyacı belirleyici neden olmuştur. Özellikle bireysel/bütünsel, kendini kontrol eden insan/doğayı kontrol eden insan, eleştirel/katılımcı gibi dünyayı algılama ve yorum farkları, estetik teorilerin ruhuyla birlikte kontrol altına alınabilen bütünlüğe inanılmıştır.

Çoğul Estetik’te özellikle Batı dışında estetik deneyimlerin varlığına dikkat çekilmektedir. Doğu felsefesinin mistik dinamiklerinin, kavramsal olmayan yorumları ve Batı’nın aklın gücüyle dile getirilen kavram yaklaşımlarının farklılıkları yakından tanımak gerekliliği görülmüştür.

Batının kuramsal ve eleştirel yönüne karşılık gelen tinsel ve mistik bütünüyle örgülenmiş doğu estetiği görünmektedir. Bu ayrılma, aslında sadece estetik beğenileri belirleyen değil, kimlik, varlık/zaman, tinsellik gibi insan ve düşünce arasındaki derinliği şüpheden arındıran teorinin inanılan kurallar olmuştur.

Batı dışı sanatın yaşam boyutunda vurgulanan başka bir açıda, batının özellikle öne çıkışını, sömürgecilik ve modernizmle ilişkilendirerek batı estetik kuramlarının bu iki temel noktanın ve batı dışı kuramlara referans olduğu dikkati çekilmektedir.

Sınıraşma

Estetik kuramları düşünceyi yansıtma bağlamında faklılıklar gösterir. Erzen’in ele aldığı kuramlardan birisi de sınıraşma kuramıdır. George Bataille, Lascaux mağara resimlerinden yola çıkarak geliştirdiği kuramdır. Buna göre ölüm kutsal kavramını yaratmıştır. Ölüm ve yaşam, yasaklar ve kutsallık olguları insanın bilinç geliştirmeye başladığı bir dönemi kapsamaktadır. Bataille’ın, insanın ilk sanatsal ifadeleri olarak bu resimlerin büyüden ziyade bir oyun, bir bayram ritüeli, bir sınıraşma eylemi oldukları şeklindeki düşüncesi, sanatsal etkinliğin kökeni hakkında önemli ipuçları koymaktadır. (s.100)

Çağdaş/küresel estetik

Modernizm sürecinde “küresellik” ve “yerellik” kavramları sanatın oluşum ve algılanış söylemlerini belirleyen hale gelmiştir. Yeni-Kapitalist ve Neo-Liberal eğilimlerin sanatın küresel olduğu kanısını, “Modern sanat her zaman hiçbir değerin sabit olmadığı bir alacakaranlığa aittir. Her zaman bir endişe içinde doğar” (s. 167) gibi duymakta olduğumuz söze alışacağımızı öncelemiştir.

Estetiğin, kültürel deneyimlerimizi ruhumuzdan tecrit edilmeyen etkilerinin ihtiyaç haline geldiği kaçınılmaz bir sürecin ideal düzenine inanmak zorundayız. Hem de güzelliğin ve gerçeğin kopyasını tekrar yaratmadan...

Devamını görmek için bkz.

E. Murat Çelik, “Evrensel ve çoğul bir estetiğe doğru”, Cumhuriyet Kitap Eki, 9 Şubat 2012

Son on yıldır Türkiye’de güncel sanatın daha bir görünür hale geldiğini gözlemleyebiliyoruz. İstanbul merkezli bu hareketlilik açılan yeni müzeler, galeriler, iyiden iyiye kurumsallaşan bienal ile kendini gösteriyor. Öte yandan Contemporary İstanbul gibi satış amaçlı sanat fuarları, Sotheby’s, Saatchi Gallery gibi dünya çapında iş yapan müzayede şirketlerinin İstanbul’u da portföylerine katmaları ve Antik A.Ş. gibi yerli müzayede şirketlerinin Türkiye’de üretilen sanatı dünyaya sunma çabaları da bu yükselişin küresel sanat piyasası ile olan ilişkilerine dair bir şeyler söylüyor bize.

Tüm bu gelişmeler Türkiye’de daha önce bir sanat üretilmediği anlamına gelmiyor elbette. Sadece başta da belirttiğimiz gibi Türkiye’de de sanat, küresel sanat piyasasına eklemlenerek daha görülür hale geliyor. Sanatın piyasa ile ilişkisi ayrı bir soru olarak bir kenarda dursun, bu görünürlük elbet kendine bir izleyici kitlesi de oluşturuyor ve bu izleyici kitlesinin de, özellikle söz konusu olan çağdaş sanat olunca, izlediği yapıtı anlamlandırmak için kılavuzlara ihtiyacı oluyor. Bu noktada görünür hale gelen sanat dünyası ile paralel olarak sanat üzerine yazılmış birçok kitap da Türkçeye çevriliyor, telif kitaplar yayımlanıyor.

Doğu ve batı arasında

Jale Erzen’in Çoğul Estetik kitabı da geçtiğimiz aylarda yayımlandı. Erzen uzun yıllardır ODTÜ Mimarlık Bölümü’nde mimarlık ve sanat tarihi, estetik, resim ve fotoğraf üzerine dersler veriyor. Erzen aynı zamanda profesyonel bir ressam ve Ankara merkezli SANART Estetik ve Görsel Kültür Derneği’nin kurucusu. Uzun yıllar bu derneğin başkanlığını yürüten Erzen, son iki senedir de Uluslararası Estetik Kurumu’nun başkan yardımcılığını yürütüyor. SANART medya da çok görünür olmasa da çok önemli işlere imza atmış bir dernek. 2007 yılında Türkiye Estetik Kongresi’ni ve Uluslar arası Estetik Kurumuyla birlikte 17. Dünya Estetik Kongresi’ni düzenleyen derneğin yayınları da Türkiye’de sanat eleştirisi ve sanat felsefesi alanında oldukça kaliteli metinler sunuyor ilgilenenlere.

İnsan özdüşünümsel bir varlık. Sadece yapan, eyleyen bir varlık olmaktan öte eylediklerinin üzerine düşünen bir varlık olmak insanı diğer canlılardan ayırıyor. Tarihin çok erken dönemlerinden beri etrafındaki dünyayı sanatla yorumlamaya çalışan insan bu yorumlama şekli üzerine de düşünüyor ve sanat felsefesi gibi bir alan çıkıyor ortaya. Çağdaş sanata geldiğimizde sanat edimi ve anlamlandırma arasındaki bu ilişki hepten çetrefilleşiyor. Sanat ediminin kendisi de özdüşünümsel bir yapıya bürünüyor. Sanat yapıtı kendi üzerine konuşuyor artık. Sanatın neliği ve ne olması gerektiği artık sanat yapıtının kendisi tarafından da sorulan bir soru haline geliyor. Sanat sadece algılanır dünyanın bir temsili olmaktan çıkıp, insan algıların dışında bir gerçeklik olup olmadığı, bu gerçekliğin temsil edilebilirliği ve bu temsil ediminin ne menemliği üzerine düşünen bir alan haline gelerek bir anlamda felsefeye yaklaşıyor. Bu değişim sanatın izleyicisi ile olan ilişkisine de yansıyor ister istemez. Klasik sanat, izleyici tarafından dolayımsız olarak algılanabilen ve anlaşılabilen bir şeyken modernist sanatın izleyici tarafından dolayımsız anlaşılması neredeyse imkansızlaşıyor. Çağdaş bir sanat eseri ile galeride karşılaşan izleyici eğer sanat tarihi, sanat felsefesi ve güncel sanat eleştirisi ile ilgilenmiyorsa yapıt karşısında, yapıtı anlamlandırma bağlamında neredeyse çaresiz kalıyor. Burada “anlamlandırma” kavramına da dikkat çekmek gerek. Sanatın anlamı yapıtın içinde bir yerlerde gizli, bulunup çıkarılması gereken bir şey değil artık. Anlam izleyicinin sanat yapıtı ile yaşadığı deneyimde ortaya çıkan bir şey. Bu bağlamda artık mutlak ve tek bir anlamdan öte çoğul anlamlardan bahsediliyor. Yapıt her izleyici ile yeni bir anlam kazanabiliyor ve bu anlamların herhangi birinin yapıtın “gerçek” anlamı olduğundan bahsedemiyoruz artık. Hangi anlamın “gerçek” olduğunu ortaya koyacak araçlara ve yöntemlere sahip değiliz çünkü. Böyle bir çok-anlamlılık da klasik sanat anlayışı ile yetişen bir izleyiciyi zorluyor ister istemez. Bu yeni anlayış karşısında izleyici yeni tanımlara, yeni referans noktalarına ihtiyaç duyuyor.

Bu noktada Erzen’in kitabı önemli bir boşluğu doldurmaya aday. Elbette Erzen’den önce de Türkiye’de estetik ve sanat felsefesi üzerine yazan yazarlar ve akademisyenler oldu. İsmail Tunalı’nın artık her biri birer klasik olmuş kitaplarının yanında, Afşar Timuçin, Bedrettin Cömert ve Hülya Yetişken gibi yazarların kitaplarından bahsetmek mümkün. Ne var ki bu kitapların birçoğu bize özellikle çağdaş sanat hakkında çok da ipucu vermiyor, daha çok klasik estetik kuramlar üzerinde duruyorlar. Erzen’in kitabı bu noktada diğerlerinde ayrılıyor ve Joseph Margolis, Arthur Danto, Alain Badiou, Ernst Cassirer, Paul Crowther gibi günümüz düşünürlerini ve onların sanat üzerine düşüncelerini de tanıtıyor okuyucuya. Sanatın sınırlanamazlığı ve tanımlanamazlığı üzerine kurulan kitap, fenomenolojik yöntemle ve karşılaştırmalı estetiğin araçlarını kullanarak sanat edimini incelemeye çalışıyor. Bu noktada kitabı diğerlerinden ayıran önemli bir farkla daha karşılaşıyoruz. Erzen kitabında yalnızca Batı düşüncesi içinde gelişen estetik söylemi değil, Batı dışı estetik yaklaşımları da sergilemeye çalışıyor. Batı’nın yüzyıllardır geliştirdiği estetik söylemin karşısında Doğu’nun bu anlamda, yoğun bir sanat pratiğine karşın, estetik söylem geliştir(e)memesini masaya yatıran Erzen, bunun Doğu’nun Batı karşısında bir eksikliği olmadığını, bu durumun kültürel farklar ile anlaşılmaya çalışılması gerektiğini öne sürüyor. Doğu ve Batı gibi ikili karşıtlıkların oldukça kaygan kullanımlar olduğunu belirten Erzen bu iki kültürün farklılıklarını ve bu farklı tutumların sebeplerini sunmakla beraber bu zıtlıkların kavuştuğu noktaları da gösteriyor okuyucuya. Japon, Çin ve İslam sanatından örneklerle zenginleştirdiği okumalarının sonunda Erzen bize yeni bir estetik okumanın kapılarını aralıyor. Bu bağlamda kitap klasik ve güncel sanat kuramlarını aktarmanın ötesinde özgün bir estetik okuma olarak da çıkıyor karşımıza.

Temsil sorunu

İlk bölümünde sanatın sınırları ve tanımlarını tartışan Erzen ikinci bölümde farklı kültürlerin farklı sanat yapma şekillerini inceledikten sonra sanat felsefesinin kadim sorunu üzerinde duruyor: Temsiliyet. Bu bölümde temsil ile gerçeklik arasındaki ilişkiyi farklı kültürlerin sanat pratikleri ve felsefeleri üzerinden sorgulayan kitap bir sonraki bölümde ilkçağdan günümüze sanat kuramlarını özetliyor ve az önce bahsettiğimiz Doğu ile Batı arasındaki sorunlu ilişki ve farklılaşan veya aynılaşan sanat anlayışlarını inceliyor. Bu iki kültürel coğrafya arasındaki farkı incelemek metni ister istemez Modernizm ve anlam sorununa götürüyor ve bu bölümde Erzen klasik sanat ile modern sanatta yapıt ve anlam ilişkisini özellikle modern Türk sanatından örnekleyerek irdeliyor. Anlam sorunundan sonra masaya yatırılan ise sanat yapıtının değeri, diğer bir deyişle estetik yargı problemi oluyor. Kant’tan bugüne estetik yargı üzerine söylenenleri özetleyip kendi görüşlerini de sunduktan sonra Erzen kitabın son bölümünde çağdaş sanat ve estetik arasındaki ilişkiyi göstererek çağdaş sanatın kırmaya çalıştığı eski kalıplar ve bunların yerine sunduğu yeni anlayışları aktarıyor okuyucuya.

Sonuç olarak elimizde çok hacimli olmayan fakat oldukça yoğun içerikli bir kitap var. Sanata dair bugüne kadar süregelen tartışmaları oldukça iyi özetleyen Çoğul Estetik farklı kültürlerin sanat pratikleri ve bunların felsefi açılımlarını da konu edinerek aktarmacı bir kimlikten sıyrılıp özgün bir yapıt olarak çıkıyor karşımıza. Evrensel bir estetiğin mümkünlüğünü sorgulayan kitap küresel ve tekil bir estetik yerine evrensel ve çoğul bir estetik öneriyor ve son cümlesiyle adeta bir manifesto sunuyor okuyucuya: “Yeni teknolojilerin ve yeni-kapitalist sistemlerin bugün artık verileri bir anda tüm dünyaya yayabilme güçleri, kültürün ve sanatın da artık küresel, yani tek ve ortak bir gerçeği olduğu kanısına neden oluyor. Oysa küresellik iddiası da genelde tecimsel bir tekniğin doğurduğu, zorlama bir durum olmanın ötesine geçemiyor. Joseph Margolis’in söylediği gibi, herhangi bir konuda umut edebileceğimiz tek küresellik ya da verensellik, ancak ‘ötekilerin’ sanatlarını ve kültürlerini kabul etmek ve tanımaya çalışmakla edineceğimiz bir açıklık anlamında mümkün olacaktır.”

Devamını görmek için bkz.

Şener Öztop, ''Felsefe estetik hakkında ne düşünür?'', Cumhuriyet Kitap Eki, 17 Ocak 2013

Alain Badiou, 'Zaten felsefenin meselesi düşünmeyi düşünmektir' [1] der. Sanatı düşüncenin ürünü olarak görür. 'Estetik sözcüğü 'duygusal algı' anlamına gelmektedir. 1750'de Alexander Gottlieb Baumgarten'in ilk kez Âsthetik kitabı doğrudan doğruya duyguların analizidir.' [2] Bu 'güzel duy(g)uyu' düşünerek, görerek, imgeler arasında ilişki kurarak; güzeli aramak/ güzeli bulmak ('estetik obje/süje ilintisiyle'), insanın var oluş dinamiğinin bir ifadesidir. Estetik'in 'sanatla kurduğu ilişkiyle güzellik hakikatin, yani doğru olanın belirtisidir' der Jale Nejdet Erzen Çoğul Estetik kitabında. Çoğul Estetik'te, özenle seçilen birinci el kaynaklardan yararlanılmış. Bununla birlikte salt Batı anlamında estetik'in yanı sıra Batı-dışı kültürlerin özellikle İslam kültürünün, felsefi düşüncesinin, farklı eğilimlerin aslında nasıl birbirlerini etkilemiş olduklarını ve sonuçta 'kavuşan zıtlıklar' oluşturduklarını belirtmesi yönünden de kitabına edisyon kritik açısından ayrı bir değer katıyor.

Yazar, bilinenin dışına çıkarak, özgün tespit ve değerlendirmeler yapıyor, bence estetik'e yeni söylemler getiriyor. 'belki tam da bu nedenle, sanata çok farklı açılardan yaklaşılabileceğini ve bunların hepsinin belli bir hakikat payı taşıyabileceğini savunuyor. Sanata dair ayırt edici niteliğin, heyecan ve tutkunun da ancak bu 'çoğulluk' ile anlam kazanabildiğine işaret ediyor.

Güzeli keşfetme uğraşısı ve sonsuza giden yol

Erzen, 'Estetik Yargı' bölümünün son paragrafında sanatın sonsuzluğunu betimleyen ve ona değer katan bir söz ediyor: 'Sanat size çevrilmiş bir yüzdür ve her yüz gibi, her bakış gibi, her göz göze geldiğimiz insan gibi orada bir diyalog başlar' diyor (s.162).Erzen, 'Estetik bir yandan sanatın biçimsel niteliklerine odaklanırken diğer yandan onun bilgiye ya da gerçeğe ulaşmadaki rolünü inceler' dedikten sonra, önemli bir ayrıntıya dikkat çeker: 'Estetik, sanat felsefesi olarak anlaşılıyorsa, bu da sanatın gerçeklikle ilişkisinin irdelenmesi anlamına gelecektir' (s.32).

'Güzel', 'güzellik', haz veren bir şeyse şayet -gayet tabiidir ki- bir değer taşır. Başka bir deyişle, güzellik hakikatin, yani 'doğru olan'ın belirtisidir. Bir adım ötesiyse; insan düşüncesinde 'değişken' yer edinen; -toplumsal hayatın bizatihi içinde olan- yaşam biçimimizin bir parçasıdır diyebiliriz. Elbette, bu durum 'gören insan' için söz konusudur. Sizce görmek, düşüncenin, sanatın, var olmanın bir ön koşulu değil midir? Güzeli düşünme, güzel yargısına varma, 'hiçbir çıkarın', yani güzelin tercih edilmesinde bir 'yarar' ilişkisinin olmadığını fark ederiz. Güzeli keşfetmek, yolların sonuna, dahası, sonsuzluğa doğru gitmek: Badiou'ya göre 'Sanat, sonlu bir konum içinde sonsuzluğu temsil eden bir hakikatin sunulmasıdır' der (s. 37).

Güzelin 'iyi' ile ilişkilendirilmesi karşımıza çıkıyor. Erzen, bu konuda şunları dillendirir: ''Güzel, insana zevk verdiği için iyi gelir ve bundan dolayı iyi olarak görülür. Güzel olan bir şeyin kötü olduğuna inanmak zordur. Demek ki güzelin iyi ile ilişkilendirilmesi gerçekten insanın psikolojik doğasıyla da ilgilidir. Eğer güzel olan iyi ise, en büyük iyi olan Tanrı en üstün güzellik kaynağıdır. Dünyadaki güzellik Tanrı'nın bir göstergesi ya da onun eserinin büyüklüğü, muhteşemliğidir' (s. 91). 'Sanatın yirminci yüzyıla dek en önemli niteliği olarak görülen 'güzel', Kant'ın da 'Üçüncü Eleştiri'sinde ileri sürdüğü gibi doğada algıladığımız bir değerdir.'

Erzen, 'Doğu-Batı Estetik Farklar' alt başlığında önemli bir tespitte bulunur: 'On sekizinci yüzyıla kadar, antik kültür de dahil olmak üzere, Batı'da sanat düşüncesi her zaman sistematik bir düşünce olmamıştır' der (s.126). Hemen ötesinde bir gerçeğin vurgusunu yap(a)madan geçemez, 'İnsanın yerini belirleyen ve sorgulayan bakışların çok çeşitli olmadığını söyleyebiliriz. İnsanın sanat yoluyla kendini sorgulaması Batı'ya ait bir nitelikse eğer, bunun başlıca nedeni Aydınlanma düşüncesiyle birlikte insanın kendine dönük eleştirel düşünce tarzının gelişmiş olmasıdır' (s.127). Aklın ve bilimin ne denli önemli olduğundan; insanın özgür eleştirel bir düşünceye sahip olmasından, yani sorgulayan insanın varlığından söz açar: 'Batılı, öğretilerin dışına çıkarak, gelenekleri yıkarak dünyayı ne şekilde bildiğini, gördüğünü ve anladığını sorgulamıştır.' Bireyin, gizliyi arayan, icat ve keşif duygularının ağır bastığı, sürekli olayları irdeleyen bir mizaca sahip olduğunu belirtir. Bununla birlikte, 'Perspektifin sağladığı nesnel bakışın sanatın gelişmesinde büyük rol oynaması gibi, sanat da insanın kendi kendini tanıması için en önemli araç olmuştur' (s.128).

'Deneyim kesinliği'

Batı-dışı yani İslam kültürünü, geleneğini yaşayan toplumların bireylerinde 'bilgi kesinliği değil deneyim kesinliği söz konusudur ve bu anlamda birey dünyayı aklıyla değil, yüreğiyle algılar ve anar. Sufi düşünce bu tür bir konumun geliştirdiği ve insan yüreğinde ve bedeninde yansıdığı, dünyayla estetik olarak kurulan bir ilişkinin ürünüdür' der (s.129).

Yazar, bu farklı kültürlerin bireylerinin zaman ve mekân içinde olaylara, insana ve sanatlara bakış açılarında değişiklikleri, duygu ve düşüncelerde özeleştirel bir tavırdan söz açtıktan sonra da, Batı estetiği ile Doğu felsefesi arasında farklılığı özetle şöyle kıyaslar: 'Batı estetiği genelde ahlakçı bir tavır alır. Bunun iyi ya da kötü olması önemli değil, önemli olan güzelin ve beğeninin sosyal ortama ya da merkezi güç dinamiklerine göre anlaşılmış olmasıdır' (s.134). 'Bütün Doğu felsefeleri güzelin değerini yaşamın akışı içinde yaşamın niteliklerini zenginleştiren, vurgulayan ya da açıklayan unsurlar olarak inceler' (s. 135).

Jale Nejdet Erzen; sanat yapan, soylu sanat yollarında kendine özgü üslubuyla tanınan, kendi ifadesiyle her şeyden önce ressam olduğunu düşünen; 'ama bu bir meslek olmaktan çok benim için dünya ile bir yakınlaşmadır. Uzun yılların farklı diyaloglarında zaman zaman çeşitli ilgiler ön plana geldi ve dünya ile bağlarım derinleşti.' [3]Yılların sanat birikimini belleğinde taşıyan, sanatçı monografileri kitaplarıyla üretken bir sanat tarihçisidir. Onun meşalesi bilgidir, sanattır ve sanatın felsefesidir. Saf ve katışıksız, nesnel estetiktir. 'Çoğul Estetik' kitabı, tarihsel süreçte estetik'in evrelerini, yanı sıra estetik'e ontolojik bakışın ne olması gerektiğini, sanat ve estetik kuramlarını irdeliyor. Estetik farkların, Doğu-Batı'da 'kavuşan zıtlıkların' bir genel değerlendirmesini yapıyor. Çoğul Estetik, sanata, estetiğe, (sanat felsefesine) ilgi duyanlar için muhakkak okunması, değerlendir(il)mesi gereken kaynak bir eser.

Notlar


[1] Alain Badiou, Başka Bir Estetik, Çev.: Aziz Ufuk Kılıç, Metis Yay., İst., 2010, s.30.Metne dön
[2] Jale Nejdet Erzen, Çoğul Estetik, Metis Yay., İst., 2011, s.126.Metne dön
[3] www.turkishpaintings.com/index.php.Metne dön

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.