Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-869-9
13x19.5 cm, 592 s.
Liste fiyatı: 45,00 TL
İndirimli fiyatı: 36,00 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Cinsellik Muamması
Türkiye'de Queer Kültür ve Muhalefet
Kapak Resmi: Murat Morova
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Haziran 2012

Türkiye'de 2000'li yıllardan günümüze Queer kuramının ve politikalarının geçirdiği aşamaları özgün bir literatür taramasıyla anlatmayı amaçlayan bu kitapta, Adnan Yıldız, Alisa Lebow, Başak Ertür, Birkan Taş, Bülent Somay, Cenk Özbay, Cihat Arınç, Erdal Partog, Evren Savcı, Fatih Özgüven, Nami Başer, Özlem Güçlü, Sibel Yardımcı, Tuna Erdem, Veysel Eşsiz ve Zeynep Direk'in yazılarının yanı sıra Deniz Kandiyoti ve Cüneyt Türel ile yapılan söyleşiler ve sanatçılar Erinç Seymen, Murat Morova, Nilbar Güreş ve Taner Ceylan'ın eserlerinden örnekler yer alıyor.

Cinsellik Muamması'nda bugüne dek Queer kuramına getirilen eleştiriler ele alınırken şu sorulara da yanıt aranıyor: Uluslararası LGBTQ hareketinin söylemi, ideolojisi ve kavramları ötesinde başka/alternatif queer siyasetleri ve cemaat algıları tahayyül edilebilir mi? Yerelliğe yönelik duyarlılık uluslararası LGBTQ hareketinin yarattığı "epistemolojik şiddet"i kırmada bir rol üstlenebilir mi? Yerellik ve alternatif, Batı-dışı bağlam ve politikalar üzerindeki vurgu, bir "otantiklik fetişizmi"ne ve tersten, başka türlü bir özcülüğe sürüklenme tehlikesi taşır mı?

Kitap, Türkiye'deki yerel LGBTQ kültürünün felsefe, sosyoloji, psikanaliz, kültürel incelemeler, tarih, hukuk, insan hakları, aktivizm, sanat, görsel kültür vb. sahalardaki yansımalarını ifade eden bir dil, kuram ve özgün bir literatür oluşturarak queer ile ilgili genel tartışmalara orijinal bir bağlam ve katkı sunmayı hedefliyor.

İÇİNDEKİLER
Giriş: Yerel ile Küresel Arasında
Türkiye'de Cinsellik, Kültür ve Toplumsallık
Cüneyt Çakırlar ve Serkan Delice

Birinci Bölüm
BAŞKA CİNSELLİKLER, BAŞKA AİLELER:
KURAMLA QUEER BİR DÜNYA YARATMAK
1. Hizadan Çıkmaya, Yoldan Sapmaya ve Çıkıntı Olmaya Dair:
Kimlik Değil, Cinsellik! Tektip Cinsellik Değil, Cinsel Çeşitlilik!
Tuna Erdem
2. Queer Kuram ve Cinsiyet Farklılığı
Zeynep Direk
3. Psikanalizin Kendisi Queer Değil mi?
Nami Başer
4. "Bozuk" Aile
Bülent Somay

İkinci Bölüm
KÜLTÜRELCİLİKTEN TOPLUMSAL FAİLLİĞE:
CİNSEL POLİTİK ÖZNELLİĞİ YENİDEN DÜŞÜNMEK
5. Bir An Durup Düşünmek: Dayatılan Kimlikler ve Temsil Siyasetinin Bedelleri
Deniz Kandiyoti ile Röportaj
Serkan Delice
6. Queer Teorisi Bağlamında Türkiye LGBTT Mücadelesinin
Siyasi Çizgisi
Erdal Partog
7. Devletin Eli, Beli, Sopası: Anlatılmamış Sürgünden
"Kabahatlere" Türkiye'de Trans Bedenin Denetimi
Veysel Eşsiz

Üçüncü Bölüm
CİNSELLİK, SINIF VE TOPLUMSALLIK:
QUEER ÖZNELERİN SESİNİ DUYMAK
8. Sakatlık Çalışmalarında Queer Ufku: Türkiye'de
Bu Etkileşimin Zorluğu ve Olası İmkânları Üzerine
Sibel Yardımcı
9. Queer Dil Meselesi: İstanbullu Queer Özneler Arasında
Batılı Bilgi, Politik-Kültürel Sermaye ve Aidiyet
Evren Savcı
10. Rent Boy'ların Queer Öznelliği: İstanbul'da Norm-Karşıtı
Zaman, Mekân, Cinsellik ve Sınıfsallık
Cenk Özbay
11. Adam Gibi Adam Ol(ama)mak: Ayı Hareketi ve Maskülenlik Üzerine
Birkan Taş

Dördüncü Bölüm
DOSTLUĞUN VE ANLATININ İMKÂNLARI:
QUEER BİR TARİH TAHAYYÜL ETMEK
12. "Zen-dostlar Çoğalıp Mahbûblar Azaldı":
Osmanlı'da Toplumsal Cinsiyet, Cinsellik ve Tarihyazımı
Serkan Delice
13. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Edebiyatımızda "Eşcinsel Dikkatler":
Elden Ele Dorian'lar, Hassas Delikanlılar, Pars Kızlar
Fatih Özgüven
14. Bilge'nin Zaferi, Cüneyt Türel ile Söyleşi
Fatih Özgüven

Beşinci Bölüm
MÜPHEM CİNSELLİKLER, MÜPHEM FİLMLER:
GÖRSEL KÜLTÜRÜ VE TEMSİLİ TERSTEN OKUMAK
15. Şöhretin Sonu: Bülent Ersoy'un Kanunla İmtihanı
Başak Ertür ve Alisa Lebow
16. Maksadını Aşan Yakınlaşmalar: 2 Genç Kız ve Vicdan'da
Kadın Homososyalliğinin Sınırı
Özlem Güçlü
17. Ruhuma Asla!: Kutluğ Ataman, Queer Belge/sel
ve Küreselleşen Sanat
Cüneyt Çakırlar

Altıncı Bölüm
QUEER ESTETİK VE METİNLERARASILIK:
ÇAĞDAŞ SANATIN SEYAHATİNİ SORGULAMAK
18. Otoportre: Sanat, Emek ve Eşcinsellik
Taner Ceylan
DOSYA: Kayıp Resimler ve Diğerleri
Taner Ceylan
19. Lâmelif'in Kollarında Yatmak: Harflerin D/okunma Arzusu
Cihat Arınç
DOSYA: Âh Mine'l Aşk-ı Memnû
Murat Morova
20. Kızlığımı Bozdum, Hükümsüzdür!
Nilbar Güreş Pratiği Üzerine Bir Yazı
Adnan Yıldız
DOSYA: Bilinmeyen Sporlar
Nilbar Güreş
21. Vicdanen, Tersten: Erinç Seymen'in Çileci Sanatı
Cüneyt Çakırlar
DOSYA: Tatlı Anılar
Erinç Seymen
OKUMA PARÇASI

Giriş yazısından, s. 12-14.

Bu kitabın amacı Türkiye toplumundaki homofobik/transfobik şiddete, zorunlu, doğallaştırılmış heteroseksüelliğe ve heteronormativiteye karşı, yerel tarihsel ve kültürel anlatıları, toplumsal pratikleri ve ilişkilenme biçimlerini yaratıcı, muhalif, tersten bir bakışla yeniden okumaktır. Heteronormativite kavramı, bütün bir kültürün sonradan doğallaştırılmış ve idealleştirilmiş heteroseksüel yönelim, pratik, değer ve yaşama biçimine göre tanımlandığı, bu yönelimin dışında kalanların ısrarla marjinalleştirildiği, görmezden gelindiği, baskı ve şiddete maruz bırakıldığı veya en iyi ihtimalle "uysal ötekiler" olarak sindirildiği bir düzeni ifade ediyor. Bu düzen, biyolojik ve toplumsal cinsiyet bakımından birbirlerinden tamamen ayrı oldukları ve birbirlerini aile ve üreme vasıtası ile tamamladıkları düşünülen kadın ve erkek kategorilerine dayandırılır. Heteronormativite sadece zorunlu, doğallaştırılmış heteroseksüelliği içermez; aynı zamanda kadın-erkek ikili karşıtlığına dayanan ve bunun dışında kalanları sistemden dışlayan bir biyolojik ve toplumsal cinsiyet algısını yeniden üretir.

Bu kitabın amacı heteronormativiteye seslenerek "LGBT bireyler vardır, buradadır, onların farklılığını ve ötekiliğini kabul et, kimliklerine ve haklarına saygı göster!" demek değil. Amaçlanan, daha ziyade, heteronormativiteyi tarihselleştirmek ve onun sözde doğallığını sarsmak. Bunu yapabilmek için yazarlar, "heteronormativite ne zaman ve nasıl bu kadar palazlandı; cinsel haz, pratik ve ilişkileri hangi sıfatla kalıplara sokuyor, hangi hakla görünmez kılıyor, onlara hangi hakla görünürlük lütfediyor, dahası kültürün fıtratına ne kadar uygundur" gibi sorular soruyorlar.

"Kadının fıtratı", "erkeğin fıtratı" gibi son derece özcü ve indirgemeci sözleri sıkça duyduğumuz bugünkü siyasal, kültürel iklimde kültürün fıtratından bahsediyor olmamız tehlikeli bulunacaktır. Ancak bu kitabı derleyenler olarak tartışmak istediğimiz meselelerden birisi şudur: Bu tür kavram ve kelimeleri homofobik birey ve kurumların eline bırakarak, heteronormativiteye karşı verilecek mücadeleyi cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim ayrımcılığına karşı çıkan, sosyal, ekonomik ve anayasal insan hakları temelli, çok önemli ve gerekli olduğuna inandığımız "seküler" bir dil ile mi sınırlı tutmalıyız? Yoksa dilin edimselliğini ve parodinin imkânlarını kullanarak fıtrat gibi kavram ve kelimeleri heteronormativitenin aleyhine döndürecek, heteroseksizmin ve ataerkilliğin elinden çekip alacak destekleyici bir dilin oluşması için kültürel kazı çalışmasına mı başlamalıyız? Bu sorulardan hareketle bu projede, heteronormativiteyi ve onu her daim besleyen kapitalizm, neoliberalizm, emperyalizm, milliyetçilik, militarizm ve dini muhafazakârlığı itibarsızlaştıracak alternatif bir eleştirel pratiğin olasılıklarını sorguluyoruz. Çalışmamızın öncelik verdiği bu pratik, kaynağını sadece cinsel kimlik kategorilerine ve mağduriyet siyasetine dayanan "ben" ve "öteki" temelli liberal insan hakları söyleminden(1) değil, aynı zamanda yerel ve tarihsel kültürel dokudaki cinsel çokluk ve müphemlikten alan yeni bir araştırma gündemi öneriyor. Toplumsallığın vaat ettiği farklı, umulmadık ilişkilenme biçimlerini, kabına sığmama, hizaya girmeme hallerini merkezine alan, metodolojisini bu minvalde yeniden düşünen başka bir araştırma gündemi.

Yerellik üzerindeki bu vurgumuzun riskli bir tarafı olduğunu elbette biliyoruz. Akademik çalışmalarını başka bir ülkede sürdüren iki Türkiyeli akademisyenin kendi kültürlerini oryantalize edip, Anglo-Amerikan akademik ve aktivist mecralarında Ortadoğu'da LGBT cinsellik kültürleri üzerine yapılan çalışmalara hâkim olan temsil siyasetine, farkında olarak veya olmadan, malzeme devşirmeleri işten bile değildir. Ancak biz, hem akademik kariyerlerimizde hem de kişisel karşılaşmalarımızda önümüze çıkıp duran "Ortadoğulu Müslüman queer" (veya o olmazsa, ılımlı İslam'ın biricik örneği addedilen, kendince modernleşmiş bir ülkeden gelen "Türkiyeli queer") yaftasından ve bir tür farklılık fetişizminden pek sıkıldığımız için bu hususta fazlasıyla temkinliyiz. Bahsettiğimiz yerel, tarihsel, kültürel ve toplumsal dokunun bizim açımızdan İslam'a ve/veya Türkiye'nin ikircikli modernite deneyimine indirgenemeyecek maddi bir gerçekliği var. Çengileri, köçekleri, civelekleri ve mahbup oğlanlarında tecessüm eden bambaşka toplumsal cinsiyet sunumları, başka türlü âşık olanları, başka türlü haz duyanları, bunları nadiren kötü yâd eden esaslı bir şiir ve şarkı geleneği, sanatı, siyaseti, ahlak felsefesi ve tarihi olan bir toplum ve kültür tasavvurundan alıyor ilhamını bu kitap. Cinsel yönelim, tercih ve toplumsal cinsiyet sunumları bu denli karmaşık ve çoklu olan bir kültürün nasıl olup da, ailenin, cinsiyetin ve heteroseksüelliğin kalıbına girmeyen insanların hasta, günahkâr, terörist, gayri insani sıfatlarıyla yaftalandıkları, şiddet ve nefretin hedefi haline getirildikleri veya, en iyi ihtimalle, günü kurtaran bir lütufkârlıkla geçiştirildikleri bir cendereye dönüştüğünü sorguluyoruz bu kitapta.

Dahası bizim için, yerel olan, içerisinden malzeme devşirilecek ve küresel olanın dikkatine sunulacak bir kaynak olmadığı gibi, küresel olan da yerele sorunsuzca tercüme ve tatbik edilecek, dışarıdan gelen bir tesir değil. Yerel ve küresel olanın tarihsel iç içe geçmişliğinden yola çıkıyoruz. Bu kitapta yerel olanın içerdiği özgün imkânları araştırırken bir taraftan Batı kaynaklı cinsel kimlik kategorilerinin ve kuramların küresel seyahatinin, özgün kültürel cinsel ilişkilenme ve özdeşleşme biçimlerini nasıl dönüştürdüğüne, sindirdiğine bakıyor, bu kategori ve kuramların evrensel geçerliliğini ve tercüme edilebilirliğini sorguluyoruz. Diğer taraftan bu sorgulama çabasının bir tür otantiklik fetişizmine dönüşmemesi gerektiğine de inanıyoruz. Küresel cinsel kimlik kategorilerinin ve Batı çıkışlı kuramların farklı bağlamlarda farklı amaçlar adına stratejik olarak kullanılabileceğinin, bunlara değişik anlamlar yüklenebileceğinin ve umulmadık biçimlerde temellük edilebileceklerinin farkındayız. Bir bakıma küresel kuram ve kategorilerin seyahatini tek taraflı bir dayatma olarak görmekten ziyade hem küresel hem de yerel olanı her daim değiştiren ve dönüştüren bir karşılıklılık olarak görmek gerekir. Bu kitap, temsil siyasetini tatmin eden bir tercüme faaliyeti değil, yerel Türkiye bağlamının cinsel karmaşıklığı ve indirgenemezliğinden yola çıkarak Batı kaynaklı cinsel kimlik kategorilerini, toplumsal cinsiyet ve cinsellik kuramlarını stratejik biçimde sorgulayan bir çalışma. Yerel olanı daha geniş bir küresel bağlama yerleştiren, ama bu esnada küresel olanın oluşumunu irdelemeyi ihmal etmeyen, böylece kuramı kullanırken daima sorunsallaştırmaya gayret eden bir çalışma.

...

Notlar


(1) Kimlik siyasetine yaslanan, ötekiye/farklılığa saygı temelli etik ve insan hakları söyleminin özellikle Türkiye bağlamında değil ama Avrupa ve Amerika'da mevcut neoliberal iktidar yapılarıyla nasıl bir suç ortaklığı içine girebildiğini belgeleyen iki güçlü eleştiri için bkz. Alain Badiou, Etik: Kötülük Kavrayışı Üzerine Bir Deneme, çev. T. Birkan, İstanbul: Metis, 2006 ve Slavoj Zizek, Violence: Six Sideways Reflections, Londra: Profile Books, 2008. Yukarı

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Levent Şentürk, “Muammanın peşrevinde muallakta”, Birgün Kitap Eki, 8-21 Aralık 2012

“Queer olmak mahremiyet hakkıyla değil, kamusal olma özgürlüğü kamusal olma özgürlüğü, kim ise o olma özgürlüğü ile ilgilidir. Queer olmak her gün zulme karşı, homofobiye, ırkçılığa, kadın düşmanlığına, dindar ikiyüzlülüklerin bağnazlığına ve kendi kendimize yönelttiğimiz nefrete karşı (kendimizden nefret etmemiz gerektiği bize özenle öğretildi) mücadele etmek demektir.” (s. 15)

1990, New York, Act Up ve Queer Nation yürüyüşü bildirisinden.

Queer Muammanın İnşası

Cüneyt Çakırlar ve Serkan Delice ikilisi, son yıllarda akademyada, güncel sanat pratiklerinde veya lgbt (+q?) camiasında gündeme gelen queer kavramının dipsiz açılımlarını içeren, umman bir kitapla okuru sevince boğuyor. Genç akademisyenler, bu kunt kitapla, olağandışı kıvraklıkta bir entelektüel farklılık ve zenginlik sergiliyorlar.

Queer, yazarlarının ifadesiyle, “tuhaf, acayip, şüpheli, iğreti, dengesiz, kötü, değersiz” (s. 15) gibi kelimelerle karşılanıyor. Queer felsefe ve sanat, zaten tam da bu dışlanmış olma halini politize ederek yepyeni bir direniş alanı inşa ediyor. Yazarlar, queer’in hiçbir yere eklemlenmemesi konusunda ısrarlılar: “Queer’in, daha kucaklayıcı olmak ve cinsel arzu nesnesinin müphemliğini hesaba katmak adına, basitçe lgbt kategorilerinin yanına eklenmesini anlamlı bulmuyoruz.” (s. 14)

Kitabın amacına uyan bir hacimselliği/niceliği var: “Amaçlanan, daha ziyade, heteronormativiteyi tarihselleştirmek ve onun sözde doğallığını sarsmak. Bunu yapabilmek için yazarlar, “heteronormativite ne zaman ve nasıl bu kadar palazlandı; cinsel haz, pratik ve ilişkileri hangi sıfatla kalıplara sokuyor, hangi hakla görünmez kılıyor, onlara hangi hakla görünürlük lütfediyor, dahası kültürün fıtratına ne kadar uygundur” gibi sorular soruyorlar.” (s. 11)

...

Kitap temel bir sorgulama üzerine kurulu: “[D]ilin edimselliğini ve parodinin imkânlarını kullanarak fıtrat gibi kavram ve kelimeleri heteronormativitenin aleyhine döndürecek, heteroseksizmin ve ataerkilliğin elinden çekip alacak destekleyici bir dilin oluşması için kültürel kazı çalışmasına mı başlamalıyız? Bu sorulardan hareketle bu projede, heteronormativiteyi ve onu her daim besleyen kapitalizm, neoliberalizm, emperyalizm, milliyetçilik, militarizm ve dini muhafazakarlığı itibarsızlaştıracak alternatif bir eleştirel pratiğin olasılıklarını sorguluyoruz.” (s. 12)

Kitapta yazarlar mevcut kültürün çelişkilerinden queer potansiyelleri devşirmeyi önemsediklerini şu şekilde dile getiriyorlar: “Çengileri, köçekleri, civelekleri ve mahbup oğlanlarında tecessüm eden bambaşka toplumsal cinsiyet sunumları, başka türlü aşık olanları, başka türlü haz duyanları, bunları nadiren kötü yad eden esaslı bir şarkı ve şiir geleneği, sanatı, siyaseti, ahlak felsefesi ve tarihi olan bir toplum ve kültür tasavvurundan alıyor ilhamını bu kitap. Cinsel yönelim, tercih ve toplumsal cinsiyet sunumları bu denli karmaşık ve çoklu olan bir kültürün nasıl olup da, ailenin, cinsiyetin ve heteroseksüelliğin kalıbına girmeyen insanların hasta, günahkar, terörist, gayri insani sıfatlarıyla yaftalandıkları, şiddet ve nefretin hedefi haline getirildikleri veya, en iyi ihtimalle, günü kurtaran bir lütufkarlıkla geçiştirildikleri bir cendereye dönüştüğünü sorguluyoruz bu kitapta.” (s. 13)

Kitap, mutasavvıf denebilecek bir tonla, “son olarak bu kitabı başka türlü âşık olanlara, başka türlü haz duyanlara, velhasıl her renge boyanıp yine de renk vermeyenlere” (s. 34) ithaf ediliyor yazarları tarafından. Denebilir ki bu kitap, “queer siyasetin vazgeçilmez önkoşullarını teşkil ettiği erotik bir eleştirel ilişkisellik” (s. 580) meselesi etrafında şekilleniyor.

Erinç Seymen’in Queer “Korsan Bayrağı”

Cüneyt Çakırlar, “Vicdanen, Tersten: Erinç Seymen’in Çileci Sanatı” başlıklı makalede, siyah zemin üzerinde penetrasyon halinde iki simetrik, beyaz beden temsiline dayalı, mizah dolu bir “korsan bayrağı”nın (Erinç Seymen adlı sanatçının İttifak isimli yapıtı üzerine) geniş ve yaratıcı bir çözümleme/yapıt okuması yapıyor. Yazar, Seymen’in queer estetiğe dair yaklaşımının özetini, sanatçının sözleriyle veriyor: “İttifak’ın militarizme, ataerkiye ve/ya homofobiye yönelik eleştirel bir yapıt olduğu izlenimine itirazda bulunmadığım gibi, bu tür bir izlenim/esinlenmeden haz duyacağımı belirtmeliyim. Bununla beraber yapıtımın olumsal bir okunmasının mümkün olduğunu vurgulamalıyım. İttifak’taki iki bedenin (ya da dilerseniz iki tutsağın, iki işkence mağdurunun, iki sevdalının, iki deneycinin) pekala da erillikten kurtulmuş, hetero –ya da homo– normatif olmayan bir penetrasyon gerçekleştirdikleri öne sürülebilir. Çift taraflı dildo, ikiye katlanmış fallik kuvvet olmak zorunda değildir. Eğer bu nesne fallokratik zihniyetten mustarip maşist bir erkek tarafından iki kadını/erkeği ya da iki deliği birden hareminde zapt etmek için kullanacağı yeni ceza oyuncağı olarak algılanıyorsa, gelin o maşisti hayal kırıklığına uğratalım: Senin muhteşem fallusuna ihtiyaç kalıp kalmadığından şüphe etmelisin! Sen iktidarının zıt istikametlerde yayılıp pekiştiğini düşünürken, bilakis, belki de o iki delik iktidarını yutup hazmederek eritmektedir. Freud’u öldürelim, ama hakkını da verelim: Evet, iktidarının penisinde cisimleştiğine inanan her erkek bir delikten korkmalıdır, zira o delik iktidarının kaybolup gideceği bir vakuma dönüşebilir. Ve son olarak: “kurbanlar”, beklenmedik yöntemlerle zafer kazanabilirler.” (s. 561)

Çakırlar’a göre queer görsellik “müphem, sapkın, erotik ve şehvani olanın edimsel olarak üstlenildiği, toplumsal cinsiyet ve cinsellik normlarının sınırlarını ve boşluklarını ifşa eden bir tuhaflaş(tır)ma mecrası olarak ele alınabilir. Bu queerleştirme edimi tahakküm ilişkilerine gömülmüş normatif cinsiyet ve cinsellik rejimlerinin banalliğini, gündelik niteliğini ve hegemonik görünmezliğini ifşa ederek işaretlemeye kalkışan bir “tersine çevirme eylemine, müdahaleye, tepkiye, iktidar ve kategori arasındaki arayüze, eleştiriye” tekabül eder. (Cüneyt Çakırlar, “Vicdanen, Tersten: Erinç Seymen’in Çileci Sanatı”, s. 564)

Zeki Müren: Sodomitik Yüce

Aynı makalede Çakırlar, ikonik bir kimlik olan Zeki Müren’in, yine Erinç Seymen’in bir yapıtı bağlamında, queer bir kimlik olarak eleştirisini de yapıyor: “Tuvaldeki Müren, vuruldukça büyüyen, aşkınlaşan bir hazne, bir sodomitik yüce işlevi görür.” (s. 583) yazara göre Müren, “ ‘[K]iç ile yüksek kültürü, camp ile duygusal samimiyeti, modernlik ile dini tutuculuğu, görsel abartı ile işitsel mahremiyeti, Doğu’ya yönelik bir kozmopolitlik ile Batı’ya yönelik bir Türk milliyetçiliğini’ bir araya getiren, ‘ideal vatandaş’ olarak inşa edilmiş Zeki Müren imajı, ‘çoklu ve birbiriyle çelişen özdeşim rejimlerini mas edebilen’ bir kamusal imgeye tekabül eder.” (s. 577)

Queer’ ve(rsus) ‘Queerleştirme’

Çakırlar, queer kavramıyla queerleştirme arasında bir ayrıma işaret ederek edimselliğin karakteri meselesini ön plana çıkarıyor: “Benim ‘queer sanat’ mefhumundan anladığım, bedensel ve seksüel olanı görünmezliğinden çıkarıp işaretleyen, yeniden cisimleştiren ve maddeselleştiren bir edimsel (performatif) niyet içeriyor. Dolayısıyla bu bağlamda queer, bir kimlik kategorisini değil spesifik bir eleştirel yönelimi ve bu yönelimin içerdiği spesifik bir ilişkilenme biçimini tanımlıyor. Queer-leştirmenin (queering) ise, karşı-edimsel bir müdahale olarak, heteronormatif göndergenin dayandığı referansların meşruiyetini sarsmak gibi bir amaçtan yola çıktığını düşünüyorum.” (Cüneyt Çakırlar, “Vicdanen, Tersten: Erinç Seymen’in Çileci Sanatı”, s. 581)

Cinsellik Muamması, bende nicedir beklediğim ama bekliyor olduğumu fark etmediğim bir kitapla karşılaşma heyecanını yarattı. Yazarların Türkiye’de queer kültür ve muhalefetin kuramsal ve kılgısal zemininin oluşumuna, bu kitapla muazzam bir katkıda bulunduklarını tereddüt etmeden söyleyebilirim.

Devamını görmek için bkz.

Gökçen Ezber, “Cinsel çokluk ve müphemlik”, Radikal Kitap Eki, 7 Eylül 2012

Cinsellik, çoğu zaman bastırma, tabular ve ötekileştirme gibi olumsuz kavramlarla yoğuruluyor olsa da, insan varoluşunun en önemli unsurlarından birini oluşturuyor. İçinde beslediği birçok diğer paradoks gibi, insan, cinselliği de aynı anda hem olumlama hem de olumsuzlama eksenlerinin karşıtlığında kurguluyor. Hepimizin fiziksel, cinsel hazza olan gereksinimi, yine sözde kendi yararımıza kurduğumuz ataerkil toplum düzeninin cinselliğe yönelik ikircikli ve hatta ikiyüzlü tutumu ile yan yana gelince, cinselliği fiziksel varoluşumuzun ve bedenimizin bize sunduğu bir nimet olarak değil de, bir “muamma” olarak yaşamak zorunda kalıyor, birbirimizi acımasızca ötekileştirip bedenlerimizi bir eziyetler zindanına dönüştürüyoruz.

Cüneyt Çakırlar ve Serkan Delice’nin, Türkiye’de Queer Kültür ve Muhalefet altbaşlığını taşıyan Cinsellik Muamması adlı çalışması, Türkiye’de cinselliği Queer Kuram, kültür, toplum, cinsel politik öznellik, sınıf, tarih, görsel kültür, estetik ve çağdaş sanat bağlamlarında, çok geniş bir yelpazede değerlendiriyor. Yazarların kitabın girişinde de belirttiği gibi, çalışmanın temel amacı, cinsellik ekseninde “doğallaştırılmış”, hepimizin içselleştirdiği yapıları “yeniden okumak”. Bu yeniden okuma sonucunda, özcü ve indirgemeci mekanizmaların ötesinde, cinselliği anlamlandırabileceğimiz yeni bir dil oluşturma olasılığı üzerinde duruluyor. Queer Kuram’ın sunduğu bakış açısı, cinsellikle ilintili konularda araştırmacılara yeni ufuklar vaat ediyor. Çakırlar ve Delice’nin berlittiği gibi, kitap: “[…] kaynağını […] mağduriyet siyasetine dayanan ve ‘ben’ ve ‘öteki’ temelli liberal insan hakları söyleminden değil, aynı zamanda yerel ve tarihsel kültürel dokudaki cinsel çokluk ve müphemlikten alan yeni bir aşatırma gündemi öneriyor.”

Kitabın ilk bölümünde yazıları bulunan Tuna Erdem, Zeynep Direk, Nami Başer ve Bülent Somay, Kuramla Queer Bir Dünya Yaratmak altbaşlığı altında, toplum ve cinsellik ilişkisini, heteronormatif aile yapısını, “queer” olmanın altüst edici ve eleştirel potansiyelini irdeliyorlar. Tuna Erdem’in, “cinsel çeşitlilik” ve “hizalanma” gibi kavramlar etrafında geliştirdiği tartışması, “queer”i “cinsel çeşitliliğin, eşcinsel ile heteroseksüel gibi iki kategoriye indirgemesine karşı bir duruş” olarak tanımlayarak, belki de bu çalışmanın en önemli mesajlarından birinin altını çiziyor. Erdem, Queer ve LGBTT arasındaki farkları açıkldıktan sonra, eşcinsel hak ve özgürlük mücadelesinin dahil olma çabasına ve Queer’in de “içeridekileri dışarı davet etmesi”ne değinir. Erdem’e göre Queer olma durumunun en önemli avantajlarından biri, dışarıda bırakılmışlık durumundan kaynaklanan “egemen sisteme eleştirel bir mesafeden bakabilme” potansiyelidir. Queer cinsellik kavramını feminist hareket bağlamında irdeleyen Zeynep Direk, “bedenlerarasılık” kavramını Queer Kuram için yeni bir çerçeve olarak öneriyor ve “kendimizi düşünmemizin başka imkanlarını açan yeni bir dil, yeni bir söylemin çeşitli risklere rağmen keşfedilmeye değer” olduğunu söylüyor. Nami Başer, Queer kavramını, psikanalizin merkezinde bir ‘mefhum’ olarak değerlendirmeyi öneriyor. “Hem erkekliği, hem kadınlığı becerebilecen, ikisinin yerlerini değiştirerek bu konularda ezber bozan kişiler”in, Queer tanımına uygun kişiler olduğunu dile getiren Başer, Sait Faik, Ahmet Hamdi Tanpınar, Bilge Karasu ve Pınar Kür gibi “çok cinsiyetli duyarlıkları olan yazarlar” ekseninde, Queer ve Psikanaliz odaklı yeni sorular aklımıza getiriyor. Bozuk Aile başlığını taşıyan yazısında, Bülent Somay, geleneksel, heteronormatif aile yapısı içinde, ergenin cinselliği “kayıp, yalnızlık ve doğrudan ya da fantastik şiddet üzerine” kurguladığı gerçeğini anımsatıyor ve Queer kavramı ekseninde “başka bir aile”nin olasılığını masaya yatırıyor. Biz çözüm önerisi olarak da, “içinden kanbağı çıkarılmış bir kardeşliği” öneriyor.

Serkan Delice, Erdal Partog ve Veysel Eşsiz’in yazılarının bulunduğu kitabın ikinci bölümünde, cinsel politik öznellik masaya yatırılıyor. Serkan Delice’nin Deniz Kandiyoti ile yaptığı söyleşide, Türkiye’deki feminist hareket, 11 Eylül sonrasındaki ‘yeni imparatorluk literatürü’ ve “erkeklik kavramı” çevresinde ele alınıyor. “… kadın haklarının depolitize olması, […] küresel neoliberal politikaların hak ve özgürlükler hareketleri üzerindeki etkisi, […] kadın haklarının araçsallaştırılması’, söyleşinin en önemli tartışma alanlarını oluşturuyor. Söyleşi, Türk toplumundaki kırılmalardan ve cinsellik tartışmalarının içinde bulunduğu ‘epistemolojik çıkmaz”dan kurtuluşu, içselliştirdiğimiz yapılardan uzaklaşmakta buluyor ve “bulunmaklıktan (situatedness) sıyrılma gerekliliği” önerisini sunuyor. Erdal Partog, yazısında Türkiye’de LGBTT mücadelesini Queer Kuramı bağlamında ele alıyor. Partog, Lamdaistanbul ve Kaos GL’nin tarihini anlatırken, Türkiye’deki LGBTT mücadelesini, “kabullenme ve kabullendirme; kamusal görünürlük ve olası çözüm imkanlarının sorgulanması/queer sosyal haklar” olmak üzere üç döneme ayırarak, Türkiye’de cinselliğin tarihselleştirilmesine sağlam bir çerçeve kuruyor. Partog, günümüz LGBTT hareketinin odağını “kimlik” kavramından sıyırarak, Queer-Marksizm bağlamında “sınıf” odağına yerleştirmesinin “önemli bir siyasi alan” açabileceğini dile getiriyor. Veysel Eşsiz, aynı bölümde, Partog’un tarihsel çerçevesinden bakmaya devam ederek, Türkiye’de 12 Eylül Darbesi sonrasında eşcinsellerin uğradığı haksızlıkların ve kötü muamelenin çarpıcı bir tarihini aktarıyor.

Farklı cinsellikleri toplum bağlamında ele alan Sibel Yardımcı, Evren Savcı, Cenk Özbay ve Birkan Taş, Queer öznelerin heteronormatif düzende seslerini nasıl duyurduklarını ve duyuramadıklarını tartışıyorlar. Queer özneler olarak sakatların ve engellilerin tıp gibi kurumsal söylemler tarafından nasıl şekillendirildiği, farklı Queer grupların birbirlerine karşı duyduğu yabancılaşma, İstanbul’daki rentboyların nasıl Queer özneler olarak okunabileceği ve Ayı Hareketi’nin görünürlük kazanan bir “aykırı eşcinsellik” olarak nasıl tedirginlik yarattığı, bu bölümde irdelenen önemli konular arasında.

Çakırlar ve Delice’nin çalışmasının bence en ufuk açıcı bölümü, Queer Bir Tarih Tahayyül Etmek altbaşlığını taşıyan bölüm. Serkan Delice’nin, Ahmet Cevdet Paşa’nın (1822-1895) Ma’rûzât ve 16. yüzyıl tarihçisi Mustafa Ali’nin Görgü ve Toplum Kuralları Üzerine Ziyafet Sofraları (Mevâidü’n-Nefâis fî Kavâ’idi’l- Mecâlis) adlı iki Osmanlı anlatısı ekseninde yaptığı tarihsel inceleme, bence, Osmanlı tarihinde cinsellik kavramı incelemelerinde, Queer kuramın, “fallus merkezciliği ve heteronormativiteyi yeniden üretme tuzağına” düşmeden nasıl ufuk açıcı sorular sordurtabileceğini göstermesi açısından sağlam bir model sunuyor. Delice’nin modernlik öncesi Osmanlı cinselliğine odaklanan incelemesi, aynı bölümde, Cumhuriyet dönemi cinselliğini Nahid Sırrı Örik, Bilge Karasu ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu örnekleri üzerinde inceleyen Fatih Özgüven’in yazısıyla bütünlük kazanıyor.

Görsel kültürde ve çağdaş sanatta Queer özeninin yerini sorgulayan ve inceleyen yazıların yer aldığı son iki bölümde, Başak Ertür ve Alisa Lebow, Özlem Güçlü, Cüneyt Çakırlar, Taner Ceylan, Cihat Arınç, Murat Morova, Adnan Yıldız, Nilbar Güreş ve Erinç Seymen’in yazıları yer alıyor.

Cüneyt Çakırlar ve Serkan Delice’nin Cinsellik Muamması başlıklı çalışması, 1980’li yıllardan itibaren Anglosakson akademisinde ortaya çıkan ve daha sonra sesini başka ülkelerde de duyurmaya çalışan Queer Kuram penceresinden, Türkiye’de cinselliği kültürel ve politik bağlamda ele alan kuramsal yazılardan oluşan ufuk açıcı bir kitap.

Devamını görmek için bkz.

Fisun Yalçınkaya, “Bir muammanın peşinden gidenler”, Sabaha Kitap Eki, 22 Haziran 2012

Tüm dünya, özellikle yaklaşık son 20 yıldır eşcinselliğe ve beraberinde getirdiği kültüre yeni bir kavramla bakıyor: Queer. Bugün pek çok eşcinsel kendisinden queer olarak bahsetmeyi tercih ediyor. Kadın ve erkeğin cinsel olarak sadece birbirine ilgi duyabileceği düşüncesinin doğal olmadığını, cinsel kimliklerin toplumun dayatması olduğunu söyleyen bir kavram bu. Bir zamanlar İngilizce'de küfür olarak kullanılan, 'tuhaf' anlamına gelen sözcük bugün eşcinsel örgütlenmelerinin ve deyim yerindeyse 'gururla taşınıyor'. 1990'da, New York'ta Queer Nation ve ACT UP grupları yayınladıkları manifestoda "Evet, gay harika bir kelime. Onun da bir yeri var. Ama pek çok lezbiyen ve gay sabaha kızgın ve bıkkın uyanıyorlar, neşeli (gay) olarak değil. İşte bu yüzden kendimize queer demeye karar verdik. Queer'i kullanmak düz bir dünyada gizli ve kenara itilmiş hayatlar yaşayan zarif ve çekici insanlar olmak zorunda olmadığımızı söylemenin bir yolu," diyerek özetliyor bu kavramı neden kullandıklarını.

Deniz Kandiyoti ve Cüneyt Türel'le yapılan söyleşilerin yer aldığı kitabın son bölümünde ise dört sanatçı, Taner Ceylan, Nilbar Güreş, Murat Morova ve Erinç Seymen için birer bölüm ayrılmış. Bu kısımlarda sanatçıların eserlerinden oluşan seçkilere birer makale eşlik ediyor. Cihat Arınç, Murat Morova'nın, Adnan Yıldız Nilbar Güreş'in, Cüneyt Çakırlar Erinç Seymen'in eserleri üzerine birer yazısı yer alıyor. Taner Ceylan ise 'Otoportre: Sanat, Emek ve Eşcinsellik' başlıklı bir yazı kaleme almış. Bu yazıda kendi kişisel tarihini, sanat tarihinde ona ilham olmuş figürler üzerinden anlatarak, hem kendi resmini daha derin biçimde açıklıyor hem de queer'in tarihine bir bakış sunuyor. Kitap, Türkçede bu alanda yazılmış en kapsamlı örneklerden biri.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.