Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-933-7
13x19.5 cm, 200 s.
Liste fiyatı: 20,00 TL
İndirimli fiyatı: 16,00 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Direniş ve Umut: Reha İsvan
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Kasım 2013
2. Basım: Ocak 2014

12 Eylül 1980 darbesi, Türkiye'yi dev bir cezaevine dönüştürmüş, işkence ve baskı hüküm sürerken adil yargı hakkı dahil bütün haklar ortadan kaldırılmıştı. Reha İsvan bu dönemde açılan ve tiyatrocuları, ressamları, gazetecileri, bilim insanlarını hakim karşısına çıkaran Barış Derneği davasının tek kadın sanığıydı. 1982-86 tarihleri arasında aralıklarla 38 ay boyunca tutuklu kaldığı Metris Askeri Cezaevi'nde ileri yaşına rağmen dimdik duruşuyla direnişin ve umudun simgesi oldu. Zeynep Oral'ın kendisiyle yaptığı söyleşinin ürünü olan bu kitap, yalnızca Reha İsvan'ın değil, yaşam tecrübesi ve siyasi görüş farkları nedeniyle başta birbirlerini yadırgasalar da gitgide anne evlat gibi oldukları yüzlerce diğer tutuklunun da seslerini, yaşadıklarını taşıyor bize.

Bugün insanlık onuru için mücadeleyi sürdürenler, mizahla, yaratıcılıkla, düş gücüyle direnenler de onu tanısın diye… bu mücadelelerin asla unutulmadığı bilinsin diye...

OKUMA PARÇASI

Sunu, s. 7-9.

12 Eylül 1980'de askeri faşist darbe, üzerimizden silindir gibi geçmişti. İnsani değerlerin ortadan kaldırıldığı, temel insan haklarının yok sayıldığı, her tür hak ve hukukun asker çizmesi altında çiğnendiği bir dönemdi. İşkence ve baskı günleriydi... Ülkem, dev bir cezaevine dönüştü... Darbenin dişlileri genç, yaşlı, çocuk demeden insan öğütüyordu. Yasaklar, birbiriyle yarışıyordu. Özgür düşünce, özgür konuşma, özgür yazma yasaktı. Yasaklara uymayanları göstermelik bir yargı bekliyordu. Gelin görün ki, yargı bağımsızlığı da yasaktı!

Reha İsvan'ı o günlerde, o göstermelik yargı sürecinde tanıdım.

12 Eylül'ün büyük duruşmalarından biri de içinde birçok arkadaşımın bulunduğu, Barış Derneği davasıydı. Yargılanan "sanıklar" arasında birçok tiyatrocu, ressam, yazar, gazeteci ve bilimadamı vardı. Elimden geldiğince duruşmaları izliyordum. Ben basın bölümünde, onlar sanıklar bölümünde otururken, konuşmasak bile göz göze gelebiliyorduk. Yürekleri ısıtmaya yetiyordu göz göze geldiğimiz o birkaç dakika...

Barış Derneği sanıkları arasında tek kadın Reha İsvan'dı. Dikkatimi çeken tek kadın olması değil, söz hakkı verildiğinde, söyledikleri ve söyleme biçimiydi. Başı hep dimdik!

Yalnız duruşmalar boyunca değil, Metris Askeri Cezaevi'nde tutuklu kaldığı 38 ay boyunca o dimdik duruşuyla direnişin ve umudun simgesi oldu Reha İsvan. 26 Şubat-23 Aralık 1982 ile 14 Kasım 1983-17 Şubat 1986 tarihleri arasında hükümsüz tutukluydu. Metris Cezaevi'nden çıktığı gün buluştuk. O anlattı ben dinledim. Reha İsvan'ın sesi bana ülkemin hapishaneler coğrafyasından binlerce ses getirdi. Direniş ve Umut: Reha İsvan kitabım o günlerden kaldı.

12 Eylül 1980'den bu yana çok yıllar geçti. Ama yarattığı tahribat geçmedi, bitmedi.

Faşist askeri darbe bu ülkeyi birkaç on yıl geriye götürdü. Ama ya şimdiki darbeler? Şimdilerde dillerden düşmeyen sorular şöyle:

Acaba sivil darbe ülkeyi kaç yıl geriye götürdü? Ya eğitim birliğinin bozulması? Ya kadın erkek eşitliği? Ya yargı bağımsızlığı? Ya sendikal haklar? Ya haberleşme özgürlüğü? Düşünce ve ifade özgürlüğü?

1980'de kitlesel mahkemeler için spor salonlarını, duruşma salonuna çevirmişlerdi... Bugün, daha da acımasızlar: Mahkeme salonunu getirip cezaevlerinin içine kurdular.

Günümüzde, 12 Eylül Anayasası hâlâ yürürlükte. Anti demokratik seçim ve parti yasaları hâlâ geçerli. Yapılan yasal düzenlemeler, çağdaş ve evrensel değerlerden çok uzak...

12 Eylül 1980'den bu yana çok yıllar geçti. Ama yarattığı tahribat geçmedi, bitmedi. Kimileri aksini iddia etse de demokratik gelişmeye hâlâ geçit yok!

Nereden mi biliyorum? Geçen mayıs sonundan beri yaşadıklarımdan, tanıklık ettiklerimden:

Bir avuç gençtiler, Taksim Gezi Parkı'nda ağaçların kesilmesine karşı çıktıklarında. İktidarın ve kolluk güçlerinin saldırganlığıyla, baskıcı şiddetiyle, orantısız gücüyle ve acımasız tutumuyla kitlesel eylemlere dönüşen bir hareket yarattılar. Yaşamıma karışma dediler. Bana saygı duy dediler.

Bir parka saygı duymakla insanlık onuruna saygı duymak arasında fark görmediklerinden, eylemleri ülkemin her yanına yayıldı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bu kesin. Şarkıyla, müzikle, kitapla, şiirle, çiçekle, mizahla, sanatla, yaratıcılıkla, akılla, düş gücüyle direndiler. Durarak direndiler, gülerek direndiler, yaralanarak, sakat kalarak, ölerek direndiler... Bugün ülkemin cezaevleri yine insanlık onurunu savunan genç direnişçilerle dolu...

Sevgili Reha İsvan, 8 Mayıs 2013'te aramızdan ayrıldı. Gezi direnişini göremedi.

İstedim ki, bugünün gençleri Reha İsvan'ı, o günlerdeki direnişin ve umudun sesini tanısın. Askeri darbelerde de, sivil darbelerde de işkencenin, baskının, yasakların, acının sesi değişmiyor. İstedim ki o sesi herkes yeniden duysun, daha önce duymuş olanlar hatırlasın... İstedim ki hiç ama hiçbir şeyin unutulmadığı bilinsin...

Daha önce Bir Ses adıyla yayımlanan kitabımın "Sunu"sunu Reha İsvan'a teşekkür ederek bitiriyordum. Teşekkürümü sonsuz sevgi ve saygıyla tekrarlıyorum:

Bana binlerce sesi ulaştırdığı için Reha İsvan'a teşekkür ediyorum.

Olur olmaz sorularımı yanıtladığı için, bana vakit ayırdığı için de...

Ona, insan onurunu korumakta gösterdiği yüreklilik için, çaba için, dikkat için, özen için, süreklilik için, inanç için teşekkür ediyorum.

Ona, gençlere dört elle sarıldığı için, onları sevdiği için, anladığı ya da anlamaya çalıştığı için teşekkür ediyorum. Günümüzde toplumdan, yaşamdan, yakınlarından, güzelliklerden, sıcaklıklardan ve gençliklerinden kopartılmış birtakım gençlere sevgiyle ve anlayışla yaklaştığı için...

Ona, yaşama böylesine sağlıklı bir biçimde yürekten bağlı kalabildiği için teşekkür ediyorum. Acılara, kin ve öfke tohumlarına karşı geleceğin daha güzel, daha mutlu, daha insanca bir yaşam olacağına inancını yitirmediği için...

Teşekkür ederim Reha İsvan. Sizin adınızı kullanarak, içeride ya da dışarıda, insan onurunu, gençliği (yani geleceği) ve yaşamı savunanlara teşekkür ediyorum.

Zeynep Oral

1 Eylül 2013

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Fatma Pınar Arslan, "Barış mücadelesinde bir kadın", Sol Kitap Eki, 8 Ocak 2014

Reha İsvan, 1980 askeri darbesinden sonra başlatılan ve yirmiden fazla sanığın yargılandığı Barış Derneği davasının sanıklarından biriydi. Davanın tek kadın sanığıydı. Derneğin başkan yardımcısı olarak yargılandığı dava esnasında iki kere tutuklandı; toplamda 38 ay hapis yattı. Direniş ve Umut kitabında, hapisten çıktıktan sonra Zeynep Oral’a anlattığı, çoğunluğu Metris’te yaşadıklarıyla ilgili olan anıları derlenerek okuyucuya sunuluyor.

1982 yılında başlayan Barış Derneği davası, 1980’li yılların en ses getiren davalarından biriydi. Birçok açılardan şimdi sürmekte olan bazı davalara benzeyen, absürd bir dava, gerçek bir hukuk katliamıydı. Barış Derneği yöneticileri, “barış kelimesini paravan olarak kullanarak”, “bir dış ülke yanlısı” politika gütmekle suçlandılar. “Barış ve demokrasi şampiyonluğuna soyunmakla” suçlandılar. Derneğin Sovyetler Birliği ülkelerinden kurumların da içinde bulunduğu Dünya Barış Konseyi’ne üye olması, silahsızlanmayı desteklemesi gibi konular, iddianamede suç unsuru olarak gösterildi. Ayrıca bazı üyelerin işçi grevlerini ziyaret etmesi ve desteklemesi de iddianamede yer aldı. Başta derneğin başkanı emekli büyükelçi Mahmut Dikerdem olmak üzere birçok sanık, değişen sürelerde cezaevlerinde kaldılar. Dava yurtdışında da takip edildi, sanıklarla dayanışma için birçok uluslararası etkinlik düzenlendi. Yüksek mahkeme dava kararlarını iki kez bozdu. Tüm sanıklar, farklı duruşmalarda serbest bırakıldı. 1986 yılında tutuklu sanık kalmadı; sonraki duruşmalarda hepsi beraat etti.

‘Cumhuriyet kadını’,

barış sevdalısı...

Reha İsvan dava sırasında tutuklanıp hapse konulduğunda 60’lı yaşlarına geliyordu. Eşi, eski İstanbul Belediye Başkanı Ahmet İsvan da o sırada DİSK’le ilgili bir davadan tutukluydu. Barış Derneği davasının tek kadın sanığı Reha İsvan’ın duruşmalardaki kararlılığı ve vakur duruşu çeşitli kaynaklarda ve tanıklıklarda belirtilmiştir. Direniş ve Umut’ta anlattıklarından ise, aynı tavrı cezaevinde de sürdürdüğünü anlıyoruz.

İsvan’ın hikayesi, dönemin devrimcisini anlatan hikayelerden biraz farklı. O, sistemin solcu, muhalif olmaya zorladığı biri sanki. Adı aslında, “Cumhuriyet Reha”. Üst rütbeli bir asker ve 19 Mayıs’ta Samsun’a Mustafa Kemal Atatürk’le birlikte çıkanlardan biri olan ve Ulusal Mücadele sırasında ordulara komuta eden, sonra milletvekili olan bir babanın kızıydı; iyi bir eğitim almıştı. Barış Derneği kurulmadan önce, ABD ve BM ile ilişkili kurumlarda ve başka derneklerde çalıştığını, kendisi savunmasında anlatıyor. Suçlandığı “Sovyet sempatizanlığı” ile bir ilgisi yoktu, o sadece barış istiyordu. Ancak, yine savunmalarında belirttiği gibi, barışın ve barış mücadelesinin gerekliliğine inancı tamdı. Hayır, bir Marksist ya da devrimci olarak değil, bir insan, bir kadın ve bir anne olarak. Savaşın doğaya, toprağa verdiği zararı bilen bir ziraat mühendisi olarak. Çocuklar yetiştiren bir öğretmen olarak, savaşa karşıydı. Bu nedenle, Barış Derneği yöneticisiydi.

İnsan 60’ından sonra da değişebilir...

İsvan’ın Metris Cezaevi’ndeki hikayesi de, kişiliğinin bu özellikleriyle paralel gelişiyor. Reha İsvan, cezaevinden kendine yapılan muameleyi önce anlamıyor; anlamsız geliyor yaşadıkları, devletin “koruması” altındaki tutuklu ve hükümlülere böyle davranılabileceğini hiç düşünmemiş. Askerlerle birlikte yaşamaya alışkın biri olarak, Metris’e girerken iki tarafını saran askerlerin, kendisini yanlış bir hareketinde gerekirse dövmek için orada bulunduğunu anlamadığını, bunu bir nevi selamlama zannettiğini söylüyor. Olup bitenlerin bir “yanlışlık” olmadığını, devletin tam da o askerlerin soğuk yüzü ve hapishane görevlilerinin fiziksel ve psikolojik işkencelerinde vücut bulduğunu anlaması zaman alıyor.

İçeride, türlü işkencelerden geçmiş devrimci kadınlarla birçok konuda aynı fikirde değildir Reha İsvan; kendilerine edilen eziyeti protesto için açlık grevine katılanlarla, havalandırmaya çıkmayı reddedenlerle aynı fikirde değildir. O, sağlığını korumak ister; kendisine ve diğerlerine eziyet edenlerle mücadele ederken kendine zarar vermek istemez. Ancak, aynı fikirde olmadığı, başta onu epey yadırgayan bu kadınların hepsini sever, hepsine yardım etmeye çalışır, yaşının sağladığı bazı ayrıcalıkları onlar için kullanır ve onların da sağlıklarını korumak için elinden geleni yapar. “Kızlarım” dediği o kadınlar da, kimisi cezaevinde doğuran, kimisi başka bir cezaevinde olan kocasının ölüm haberini orada alan, kimisi liseli yaşında Metris’e giren o kadınlar da Reha hanımı severler.

Cezaevinde geçirdiği süre biraz değiştirir Reha Hanımı. Başlarda slogan atmaz; ama sonunda bir gün, acil hasta olan tutuklulara doktor gönderilmeyince, tüm koğuşlarla birlikte o da slogan atmaya başlar. Ancak, yasal yollarla da haklarını savunmaktan hiç vazgeçmez. Sürekli dilekçe yazar; cezaevinde gördüğü bütün sorunları dilekçe üzerine dilekçe yazarak bildirir ve haklarını hatırlatır. Duruşmalara zamanında götürülme hakkını, yoğurt yeme hakkını, kendi cımbızını taşıma hakkını… Çünkü 12 Eylül cezaevlerinde bütün bu hakları tek tek hatırlatmak gereklidir. En ufak bir şey için mücadele etmek. Reha İsvan, kendisine yapılan “ayrıcalıklı olma” tekliflerini de hiç kabul etmedi. Ayrıcalık değil, hakkını istediğini tüm dilekçelerinde belirtti. Ve en zor olanı, onurunu korumayı başardı: “İnsanların onurunu ve iradesini sıfıra indirip, onlardan robotlaşmalarını istiyorlar! Tutsaklığım boyunca bunu gördüm. Yani, ‘benim onurum yoktur, ben kendimi size teslim ediyorum’ diyeceksiniz. Böylece iyi haliniz görülecek. Bunu gençlerden beklemeyiniz.”

Reha İsvan, Türkiyeli barış mücadelesinin önemli bir ismiydi. İleri yaşlarında Metris Cezaevi koşullarına göğüs gerdi; ancak hiç geri adım atmadı, cezaevinde onurunu korudu, kararlılığı hiç azalmadı. Direniş ve Umut bu güzel kadından bir hatıra olarak, okunmayı hak ediyor.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.