Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-958-0
13x19.5 cm, 288 s.
Liste fiyatı: 28,00 TL
İndirimli fiyatı: 22,40 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
İktidarın Şiddeti
AKP'li Yıllar, Neoliberalizm ve İslamcı Politikalar
Özgün adı: Silent Violence
Neoliberalism, Islamist Politics, and the AKP Years in Turkey
Çeviri: Bülent Doğan, Özge Çelik, Ezgi Koçak
Yayına Hazırlayan: Semih Sökmen, Eylem Can
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mayıs 2014

AKP politikalarının, partinin iktidara gelişinden bugüne sürekli çarpıcı çelişkiler ve ikilikler taşıdığı malum. Bu ikiliklerin izini sürdüğümüzde hepsinin tek bir büyük ikilikten türediği görülüyor: Bir yanda neoliberalizm, yani bireycilik, diğer yanda İslamcılık-Türkçülük, yani cemaatçilik. Uzlaşmaz sanılan bu ikiliğin özel bir karışımını başarmış görünüyor AKP. Sabah özgürlükten bahsederken, akşama insanların kazanılmış sosyal haklarına el koyabilen bir siyaset etme tarzı bu.

Bu ikiliği nasıl anlayabiliriz? AKP hükümetlerinin yönetiminde geçen yıllar şiddet, baskı ve eşitsizliğe dayalı neoliberalizm ile İslamcı politikaların eklemlendiği bir dönem olarak ele alınmalı: İslami ağlar, cemaatler, yaşam tarzları, inançlar ve davranış kuralları gibi İslamcı araçlar manipüle edilerek ekonomik, siyasal ve ideolojik alanlardaki dışlayıcı neoliberal uygulamalar yerelleştirilmiş, kapitalizmin derinleşmesi bu yolla mümkün olmuştur. Avrupa Birliği de dahil, küresel kurumlardan ayrı düşünülemeyecek bir programdır söz konusu olan. Neoliberalizmin kaba şiddetinin İslamcı siyaset yoluyla yerlileştirilmesi bugün hem devletin hem toplumun iliklerine kadar işlemiştir. Kitabın farklı bölümlerinde bu yerlileştirme süreci devlet, hukuk, uluslararası ilişkiler, sivil toplum, yurttaşlık, sosyal politikalar ve toplumsal cinsiyet düzeyinde ele alınıyor.

AKP iktidarı, yakın bir zamana kadar şiddetini İslamcı politikalarla sessizleştirmeyi, görünmez kılmayı başarıyordu. Ama öyle görünüyor ki bunun sonuna geldik. Bugünü ve geleceği anlamak için tekrar ve yeni gözlerle partinin ilk on yılına bakmak gerek.

İÇİNDEKİLER
Giriş:
AKP Türkiyesi'nde Neoliberalizmin
İslamcı Politikalara Eklemlenişini
Çözümlemeye Yönelik
Bir Girişim
Simten Coşar
Gamze-Yücesan Özdemir

Birinci Kısım
Devlet, Hukuk ve Toplum

1 AKP Döneminde Söylem ve Siyaset:
Neyin Krizi?
Galip Yalman

2 AKP'li Yıllarda Hukuk Sisteminde
Yapılan Değişikliklerden
Parçalar:
Piyasa Dostu Bir Hukukun
Geliştirilmesi ve Yeniden Üretimi
Ali Murat Özdemir

3 AKP'nin İktidarla Dansı: Neoliberalizm
ve Türk-İslam Sentezi
Simten Coşar

4 Siyasal İslam'dan AKP İktidarına
İslamcı Burjuvazi ve Demokrasi:
Eleştirel Bir Değerlendirme
Berna Yılmaz

İkinci Kısım
Sosyal Politikalar, Vatandaşlık
ve Toplumsal Cinsiyet

5 AKP'li Yıllarda Sosyal Politika Rejimi:
Kralın Yeni Elbisesi
Gamze Yücesan-Özdemir

6 AKP'nin Vatandaşlaştırma Projesi:
Nereye?
Nalan Soyarık-Şentürk

7 AKP ve Toplumsal Cinsiyet Meselesi:
Neoliberalizm ve Patriyarka
Arasında Mekik Dokumak
Metin Yeğenoğlu
Simten Coşar

Üçüncü Kısım

Küresel Arayüzler:
Politikalar, Ekonomi
ve Uluslararası İlişkiler

8 AKP'nin Dış Politikasını Anlamak:
Emperyal Miras, Neoliberal
Çıkarlar ve Pragmatizm
Birgül Demirtaş

9 Bağımlılığın İçselleştirilmesi:
AKP ve Neoliberalizmin Uluslararası
Kuruluşları
Filiz Zabcı

10 Avrupa Birliği ve AKP:
Neoliberal Bir Aşk Hikâyesi
Zuhal Yeşilyurt-Gündüz

Sonuç
Simten Coşar
Gamze Yücesan-Özdemir

Yazarlar Hakkında
Kaynakça
OKUMA PARÇASI

Giriş bölümünden, s. 11-14

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin son on yılda ortaya koyduğu siyaset pratiği neoliberalizme ve İslamcı hassasiyetlere içkin bir sessiz şiddet sergilediği için, bu kitabımız 2012 yılında, ilk kez İngilizce olarak basılırken "Silent Violence" (Sessiz Şiddet) başlığını taşıyordu. Oysa 2013 yılının ikinci yarısından itibaren Gezi Direnişi'yle başlayan ve Türkiye geneline yayılan direnişe kurumsal iktidar mekanizmalarından verilen karşılık, artık iktidarın şiddetinin hiç de sessiz kalmadığını, şiddetini sessizleştiremediğini gösteriyor. Halihazırda kitap boyunca "sessiz şiddet" metaforunu genelde neoliberal dönüşüm süreçlerinin gerektirdiği, özelde AKP hükümetlerinin uyguladığı politikaların farklı düzlemlerde kimi zaman birbiriyle çelişen içeriklerini ve bu çelişkilerin şiddetin sessizleştirilmesindeki işlevlerini ifade etmek için kullanıyoruz. Hatırlanacaktır, bu yıllar boyunca AKP politikalarının en dikkat çekici yanlarından biri sürekli ikilikler taşımasıydı. Sözgelimi, bir yanda kadınların bedenlerine ahlakçı bir yerden bakan ve/veya feminizmi ahlakçı bir düzlemde dışlayan ve marjinalleştiren, kadın-erkek eşitliğini reddeden bir söylemsel görünümün yanında, kadın hakları örgütleriyle "diyalog" içerisinde kadınlara yönelik şiddetle ilgili yasal düzenlemeler yapan bir hükümetin söylemsel pratiklerinin satır aralarında gezinen şiddetin tam da böyle bir ikilikle sessizleştiğini söylemek mümkün. Bireysel haklar ve özgürlükler çerçevesine dayanarak vatandaşlık gereği edinilmiş —ve Cumhuriyet tarihinde hiçbir zaman hakkı verilmemiş "sosyal" sıfatıyla— sosyal haklar nosyonunun külliyen ortadan kaldırılması da aynı şekilde… Yine, "açılım paketleri" etrafında kültürel ve siyasal haklar için mücadele eden Kürt örgütlenmelerini o andaki iktidar denklemlerine göre "Kürt meselesi"nin çözüm sürecine dahil etmek/etmemek örneğinde de aynı sessizleştirmeyi görebiliyoruz. Ama 2013 Haziranı'ndan itibaren önce İstanbul'da Taksim Meydanı'nda ve kısa süre içinde tüm Türkiye'de halkın kendiliğinden örgütlülüğüyle kamusal alan taleplerine/iddialarına hükümet nezdinde verilen yanıt, artık yapısal şiddetin sessizleştirilemediği bir evrede olduğumuzu gösteriyor.

Tam da gelinen bu evre, AKP'nin 2002 yılından bu yana sergilediği siyaset seyrine neoliberal yapılanma ile İslamcı siyaset arasındaki ilişkinin kapsamlı bir analizine dayanarak bakmayı gerekli kılıyor. Aslında hatırlanacağı gibi, AKP'nin siyasal kimliği her zaman Türkiye siyasetiyle ilgili tartışmaların başlıca gündem maddelerinden biri olageldi. Yine de şimdiye kadarki tartışmalar genellikle demokrasiye karşı otoriterlik, laikliğe karşı anti-laiklik, sekülerliğe karşı dindarlık ve sivil siyasete karşı askeri siyaset gibi yerleşik ikiliklere dayandırıldı. Bu ikilikler esasen modernleşme paradigmasıyla ilişkili olduklarından, modern hükümet biçimlerinde açıklama sürecinin tekelleşmesi için uygun bir analitik set, yani kavramsal araçlar, söylemsel uygulamalar ve epistemolojik argümanlar sunuyorlar. Başka bir ifadeyle söylersek, Türkiye'nin AKP deneyimini anlamak modernleşme paradigmasına bağlı olduğu müddetçe, bu ikiliklere dayalı araştırmalarla yetiniliyor ve toplumsal bütünlüğü değerlendiren bir analiz imkânını dışarıda bırakmak kaçınılmaz oluyor. Dolayısıyla bu kitapta, yukarıda saydığımız ikiliklerin önemini reddetmemekle birlikte, asıl bu ikiliklerin köklerinde yatan ekonomik, siyasal ve ideolojik yapılar üzerinde duruyoruz. Bu yapıların analizi Türkiye siyasetinin kapsamlı bir şekilde anlaşılması için verimli bir potansiyel yaratmaktadır; çünkü birbirini kısıtlayan din temelli politikalar, demokrasi, sekülarizm, militarizm ve otoriteryanizm arasındaki çok-katmanlı eklemlenmelerin sorgulanmasını gündeme getirirler.

Ekonomik, siyasal ve ideolojik yapılara böyle bakmak için neoliberal kapitalizmin Türkiye topraklarındaki görünümünün kapsamlı bir okumasını yapmaya ihtiyaç duyuyoruz. Neoliberal kapitalizm küresel bir olgu olmasına rağmen, bölgeden bölgeye farklı yüzler kazanmış, çeşitli ve kimi zaman çelişkiler de barındıran ittifaklarla ilerlemiştir. Nitekim neoliberalizm "gelişmiş" ve "gelişmekte olan" dünyalar arasındaki genel ayrımların ötesine geçip, gelişmekte olan dünya içindeki bağlamsal dinamikleri de yönlendirerek farklı yollardan işlemeyi şu âna dek başarabilmiştir. Bu bakımdan ve özellikle de Türkiye bağlamında söz konusu farklı yol İslamcı siyaset üzerine inşa edilmiştir. Aslında Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren hiç de yabancı olunmayan bir siyasal duruş olan İslamcılık neoliberal modelin ülkede gelişmesi için uygun bir kanal yaratmıştır. İslamcı siyasetin neoliberal kapitalizme bu eklemlenişinde devlet, ekonomi ve toplumla ilişkisinde tayin edici bir dönüşüm geçirdiği, böylece modern, kapitalist yaşam dünyası ile Türkiye'nin cumhuriyet tarihi boyunca varlığını sürdüren İslamcı ilkeler arasındaki gerilimin sorgulanır hale geldiği açıktır.

Bu da İslamcı ilkeler ile kapitalist ilkelerin yan yanalığını anlamayı zorunlu kılıyor. Kuşkusuz bu eklemlenme aynı zamanda küresel politik ekonomi çerçevesinde de okunabilir ve Doğu (az çok İslamcı olarak algılanır) ile Batı (özünde modern olarak algılanır) arasında uzun zaman önce kurulmuş olan gerilim sorgulanabilir. Ama yerleşik gerilimleri sorgulama çabası da kaçınılmaz olarak sessiz bir şiddeti besleyen kendi gerilimlerini yaratır. Bir başka deyişle, bu sorgulamalar siyasal iktidar araçlarının kullanımı yoluyla devlette, ekonomide ve ideolojik yapılarda bir dönüşümü içerdiğinden, dönüşümün kendisi en bariz olarak bir sessiz şiddet biçiminde açığa çıkar.

İktidarın Şiddeti'nde üç temel yaklaşıma öncelik veriliyor: tarih, sınıf ve toplumsal cinsiyet. Tarihsel bakış açısından Türkiye devletinde, toplumunda ve ekonomisinde yaşanan yapısal dönüşümün tarihsel dönüm noktası 1980 darbesi olarak görülüyor. Bu bakımdan AKP'nin iktidara gelişi 1980 darbesinin ardından yaşanan gelişmelere bakılarak bağlama oturtuluyor. Dolayısıyla, son otuz yılın sistemsel süreklilikleri ve kopuşlarının kapsamlı bir analizi yoluyla alternatif bir çağdaş Türkiye siyaseti okuması yapmak amaçlanıyor.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Cihan Erken, "AKP'nin iki takiyesi", Radikal Kitap, 16 Mayıs 2014

2002 yılında AKP ilk kez iktidara geldiğinde demokratikleşme, dünyaya açılma, yenilikçilik, devlet ve hukuk düzeninde reformlara gidilmesi, Avrupa Birliği’ne entegrasyon gibi bir programın uygulanmasının nasıl olup da köken olarak bunun tam tersi fikirlere sahip, ülkenin Batı’yı en fazla eleştiren “milli görüşçü” sağ muhafazakâr çevrelerinden gelen bir ekibe düştüğü, birçok insanla birlikte beni de en çok şaşırtan şey olmuştu. O günlerin “takiye” tartışmaları da toplumun geniş bir kesiminin benzer bir hissiyata sahip olduğunu gösteriyordu. Geçen on iki yılda bir yandan bu kuşkuların zayıfladığı anlar oldu, diğer yandan ciddi hayal kırıklıkları. Ama son bir yıl içinde, özellikle de Gezi direnişinin cilayı kazımasıyla birlikte, AKP’nin topluma karşı en az iki farklı takiye yapmakta olduğu ayan beyan ortaya çıktı: Biri Türkiye’nin demokratik güçlerine, diğeri ise İslami değerlere karşı.

On sosyal bilimcinin incelemelerini bir araya getiren İktidarın Şiddeti, AKP’nin varlık nedenini oluşturan bu temel nitelikteki takiyenin koşullarını, ortaklıklarını, gelişimini ve şimdi artık berraklaşarak bir muğlaklık olmaktan çıkışını anlatıyor. Benim burada “takiye” dediğim şey, o yıllarda tartışıldığı gibi “şeriat niyetini gizlemek” değil elbette. Önce hukuksallığı yerle bir etmek, ancak şiddetin, baskının, keyfiyetin, yolsuzlukların ve otoriterliğin dolduracağı türden bir boşluk yaratmak gerek. AKP’li yıllar boyunca, bunu anlayabilmemiz için aslında yeterince işaret vardı. Ama seçeneksizliğin, çaresizliğin, açık faşizm korkusunun, liberal rüzgârların, bütün dünyada yayılan tüketim iştahının, Avrupa’da “sosyal” fikriyatın gerilemesinin, ama hepsinden önemlisi, Türkiye’de fikir üreten insanlar arasındaki “kapitalist modernleşme demokratikleşme getirir” şeklindeki yaygın inancın bir araya gelip yarattığı hegemonya, bu işaretlerin görmezden gelinmesini sağladı.

12 Eylül darbesinin devamı

İktidarın Şiddeti, öncelikle AKP’yi bir “başarı” olarak gören ve lanse eden bu hegemonyayı masaya yatırıyor. Katkıda bulunan yazarların tümü, AKP’nin sergilediği siyaset etme tarzına, neoliberal yapılanma ile İslamcı siyaset arasındaki ilişkinin analizi yapılarak bakılması gerektiğinde birleşiyor. Bu ne demek? Tarih demek, sınıf demek, maddi süreçler demek, toplumsal cinsiyet demek. Nihayetinde kültürelci ya da özcü açıklamalarla bir şey anlamak mümkün değildir demek. Yani önce bakışımızda, kavramlarımızda temel bir perspektif değişikliği olması gerekiyor demek. Son altı aydır panellerde, televizyonda, basında, yalnızca AKP savunucularının değil, eleştirmenlerinin de tartışma şekline baktığımızda, meselenin hâlâ kültürel terimlerle ve kişiler etrafında, daha doğrusu tek bir kişinin, Recep Tayyip Erdoğan’ın ismi etrafında tartışıldığını görüyoruz. O zaman şunu sorabiliriz: Eğer Erdoğan her Allahın günü çıkıp bağırmasaydı, toplumun farklı kesimlerini hedef alan bütün o vecizelerini yumurtlamayıp, bütün şiddetini üzerimize boşaltmasaydı, AKP politikalarından az çok memnun mu olacaktık, bütün derdimiz bu mu? Yani mesele bizim “haysiyetimiz” mi, yoksa kitapta dile getirildiği şekilde, hukuk, devlet-toplum ilişkileri, vatandaşlık, sosyal politika, dışişleri, AB, IMF ve Dünya Bankası ile ilişkiler ve kadın konularındaki AKP politikalarının başarısızlığı mı? Eğer tartışma gerçekten tarihsel süreç (AKP, 12 Eylül darbesinin ve Özalcı politikaların devamıdır), sınıf (AKP’nin rolü “sınıf”ın, emeğin bastırılmasıdır), söylem (AKP başından beri Türk-İslam sentezi zihniyetini sürdürmüştür) ve toplumsal cinsiyet (AKP, kadınları şiddetle bastırıyor) kavramları etrafında yürütülseydi bugün çok farklı taraflar görebilecektik. Ve hâl buysa, AKP’nin “reformculuğundan” bahseden ve buna inanan biri, neden bahsetmiş oluyor?

İktidarın Şiddeti’nde “şiddet” ile kastedilen şey, sokakta “hukuk koruyan” ya da keyfi bir şekilde “hukuk yaratan” polis şiddetiyle ya da Erdoğan’ın öfkesiyle sınırlı değil. Daha doğrusu mesele tam da bu süregiden sebepsiz, uygunsuz, akıldışı gibi görünen şiddetin kaynağı, varlık nedeni. Kitaba adını veren şiddet, AKP marifetiyle Türkiye kapitalizmini derinleştirmek, kamusal/ortak mülkleri elden çıkartmak, zaten hiçbir zaman anlamını kazanamamış “sosyal” hakları gasbetmek, mülksüzleştirebilmek, havayı ve suyu bile satılabilir hale getirebilmek, kadınlığı bastırabilmek, insanları şehirlere doldurup stok-emek yaratmak için gereken, adını koyalım, “neoliberal şiddet”. Böylece kitabın AKP politikalarıyla ilgili temel saptaması da anlam kazanıyor: AKP, bu şiddeti sessizleştirmek, görünürlüğünü azaltmak için hem demokrasiyi ve evrensel insan hakları manzumesini, hem de İslamcı politikaları kullanıyor, sömürüyor. “Takiye” dediğim şeyin özü de bu.

Kitabın sonuç paragrafını alıntılarsak; “Şiddetin sessizleştirilmesi, İslamcı siyaset üzerinden iki şekilde gerçekleştirilmektedir. Birincisi, Türk-Müslüman yaşam dünyalarına, inançlara, davranış kurallarına ve ağlara başvurularak neoliberalizmin yerelleştirilmesi, yerlileşmesi için İslamcı siyaset manipüle ediliyor. Bu strateji özellikle partinin tabanına, yani dindar-muhafazakâr seçmenlere yönelik. İkincisi, İslamcı siyasetin kendisi de, ayakta kalabilmek için daha geniş bir toplumsal kesime hitap etmek zorunda olan AKP hükümetleri tarafından liberalleştiriliyor.”

Durum buysa, söylediklerini kastetmeyen, kastettiklerini ise kültürel formların (başörtüsü, cami, namaz vs.) gizleyen, birbirine zıt düşünce ve eğilimlerin her iki ucunu da ustaca araçsallaştıran bir ekiple karşı karşıyayız demektir. Ama evet, durum tam da bu galiba.

AKP bu stratejiyi uzun süre ustaca yürüttü. Ama belli ki artık olmuyor, göl maya tutmuyor. Öyle görünüyor ki, fasit daireyi tamamladık, tekrar başladığımız noktaya gelmiş olduk. Kaybettiğimiz yıllar Türk sağına armağan olsun!

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.