Bilgi
      
www.metiskitap
    
www.metisbooks
   
 
Logo
 
 
Genel Katalog (Header)
 
BUL
 
  
 
Genel Katalog - Açık
  
 
ISBN13 978-975-342-976-4
13x19.5 cm, 144 s.
Liste fiyatı: 16,00 TL
İndirimli fiyatı: 12,80 TL
İndirim oranı: %20
Bu kitabı arkadaşına tavsiye et
Bu yazıyı bir arkadaşınıza gönderin
Gönderilecek e-posta adresi 
 
Sizin e-posta adresiniz 
 
Bu kitap hakkında yazmak için
Kitap hakkındaki görüşlerinizi yazın
Başlık
Ayın Armağan Kitabı
AYIN ARMAĞANI
Diğer kampanyalar için
 
Sanat Neye Benzer
Alice Kitaplarına Yoğun Göndermelerle
Özgün adı: What Art is Like
Çeviri: Nedim Çatlı
Yayına Hazırlayan: Özde Duygu Gürkan
Kapak Tasarımı: Emine Bora
Kitabın Baskıları:
1. Basım: Mart 2015

Sanatın doğasına yönelik hem ciddi ve derinlikli hem de esprili bir inceleme olan bu kitap, günümüzde kabul gören sanat incelemelerinden bir hayli farklı. Onların aksine, bolca tanım, felsefi iddia ve eleştirel yargı içermiyor ve terim dağarcığı tamamen Lewis Carroll'ın Alice Harikalar Diyarında ve Aynanın İçinden adlı eserlerine dayanıyor.

Yazar Miguel Tamen'e göre şiirleri, besteleri, resimleri, kısacası genel olarak sanat eserlerini dünyadaki diğer şeylerden ayrı düşünmek abes bir yaklaşım. Peki o zaman sanatı sanat yapan ne? İnsanlar sanatı nasıl tecrübe eder ve neden sanat hakkında konuşur? Herkesin sanatı algılayışı kendine özgüyken, sanatın ne olduğuna, neyin sanat sayılması gerektiğine dair tartışmalarda bir mutabakata varılabilir mi? Dahası, varılmalı mı? Tamen bu ve benzeri soruları oldukça ilginç bir tarzda, sanki bambaşka şeylerden bahsedermiş gibi ele alarak okura adeta incelikli ve eğlenceli bir bilmece sunuyor. Alice kitaplarına ilgi duyan, sanat hakkında kafa yoran ve sıradışı bakış açılarına açık olan tüm okurlara tavsiye ederiz.

OKUMA PARÇASI

Giriş bölümünden, "Ne Beklenmeli", s. 11-14

Bu ince kitap sanatı açıklamada yaygın bir tarza tepki olarak yazıldı. Bu tarza göre sanat, sanat görüşlerinin ve tanımlarının, felsefi iddiaların özetlerinin ve üçüncü şahısların ortaya koyduğu eleştirel yargıların bir araya getirilmesiyle açıklanmalıdır. Bu kitap ise genel güçlükleri ortaya koymak ve sanatın neye benzediğini tarif etmeye çalışmak gibi daha deneysel ve makul bir amaca sahip.

Başlıca iki nedenle tepki niteliğinde bir kitap bu. Birincisi, sadece birkaç sorunu dile getirip, dolaylı olarak sanat hakkında pek az genel sorun olduğunu öne sürüyor. Bu sorunların arasında şunlar üzerinde duruluyor: sanat ile, sanat hakkında bulanık fikirlere sahip olmak arasındaki bağlantı (1. Bölüm); sanatsal mobilyanın sanata özgü olmadığı anlayışının savunması (2. Bölüm); sanat kararlarının, sizin hem yargıçlığını hem de jüriliğini yaptığınız sanat mahkemelerince çıkarıldığını hayal etme hatası (3. Bölüm) ve sanatla her ne oluyorsa, en azından size de olması gerektiği yolundaki esasen doğru ama bulanık fikir (4. Bölüm). Bunun tepki niteliğinde bir kitap olmasının ikinci sebebi ise, söz dağarcığını herhangi bir entelektüel alan içerisindeki tartışmalardan çıkarmak yerine, bu az sayıdaki sorunların Alice kitaplarını okumuş olanlar tarafından layıkıyla anlaşılabileceğini ileri sürmesi. Alice kitapları Lewis Carroll’ın yazdığı Alice Harikalar Diyarında (1865) ve Aynanın İçinden’dir (1871). Bundan sonraki bölümlerde kullanılan teknik kelime ve ifadelerin büyük bir kısmı Alice kitaplarından alınmıştır; tabii bunların çoğu, geldikleri yerde herhangi bir teknik biçimde asla kullanılmış değil.

Bu durum sanat felsefesinde, estetikte ve edebiyat eleştirisi dahil sanat eleştirisinin çeşitli türlerinde süregiden mevcut tartışmaların halinden gözü korkmuş olanların içini rahatlatabilir. Ama şu var ki, sanat üzerine neredeyse hiçbir görüş sunmayan iki Alice kitabı böyle tartışmaların çoğunu zorluk ve önem bakımından geride bırakır. Alice kitapları yedi yaşındakiler için yazılmış olduğundan, bu kitap aynı zamanda dolaylı olarak, yedi yaşındaki herkesin sanata dair az sayıdaki genel sorunlar hakkında bir fikir edinebileceğini iddia etmektedir. Fakat bu kitabın yedi yaşındakiler tarafından okunması pek muhtemel olmadığına göre, kitabın derdini anlatış şekli, yetişkin okur kitlesinin bu meseleler hakkında düşünme biçimlerinde değişikliğe gitmeleri için bir yakarış olarak da anlaşılmalıdır.

Sırada birkaç tekzip ve uyarı bulunuyor. Öncelikle, bu, Alice kitapları hakkında bir kitap değil. Bu konudaki muazzam ikincil kaynak yığınına katkı sunmayı amaçlayan bir eleştiri çalışması değil; ne de bütün sanat türleri, hatta herhangi bir sanat hakkında. Bir bütün üzerine mesafeli bir tefekkürü de hedeflemiyor. Böylesi bir mesafeli duruş ne var, ne mümkün, ne de arzu edilir bir şey. Daha ziyade, bu kitap sanat hakkında konuşmanın, konuyla ilgili ve önemli başka pek çok şey hakkında konuşmakla, hatta pek çok insan etkinliğiyle yakından bağlantılı olarak görülmesi gerektiğinde ısrar ediyor. Alice kitaplarını yeterince iyi biliyorsanız, burada söylenmek istenileni anlayabileceğiniz umudunu dile getiriyor. Böyle umutların sağlam bir temeli varsa, o zaman Alice kitapları, dünyada bildiğiniz tek şey olmasa bile,* en azından bu konu için bilmeniz gerekebilecek tek şeydir. O yüzden bu kitabı okumaya başlamadan önce onları okumuş olmanız ya da okumanız gerekir. Bu kitap Alice kitaplarına ikincil kaynak olmayabilir, fakat daima onlardan sonra gelir.

Bir zamanlar biri “Sokrates’e yoğun göndermelerle” bir kitap yazmıştı. “Yoğun göndermelerle” kullanışlı bir deyim. Bir meseleyi hakkıyla ele alma ve bunu yaparken kullanılan terimlerin –kendileri bu meseleyi ele almamış olsalar bile– belli yazarlara, insanlara, okumalara ya da deneyimlere borçlu olunduğunun farkına varma teşebbüsünü belirtiyor. O zaman, bir kimsenin sanatı görme biçimi Alice kitaplarına çok şey borçlu olabilir demektir; oysa bu kitaplar gözle görülür bir anlamda sanat hakkında değildir.

Ve bu kitapta doğrudan alıntılanan tek metin, iki Alice kitabının eleştirel basımıdır. Savın amaçları gereği Alice kitaplarına aynı zamanda yazılmış tek bir kitap muamelesi yapılmıştır. Bu herhangi bir özensizliği değil, daha ziyade çok ciddiye alınan kitapların sıradan bir biçimde ele alınışını gösterir. Sadece Özdeyişler ve Luka, Pickwick ve Küçük Dorrit, Kral Lear ve III. Richard’dan değil, aynı zamanda Luka ve Kral Lear, Özdeyişler ve Pickwick, Dorrit ve Alice’ten de bir solukta ve tek bir kitap gibi alıntı yapmak bu ciddiyetin bir işaretidir, hayatımızın başka pek çok şeyin yanı sıra böyle kitaplarla da sıkı sıkıya bağlantılı olduğunun işareti. Ayrıca bu sadece felsefi eğilimleri olanların alışkanlığı değildir. Bu meseleleri herkes böyle ele alır.

Belirtilmesi gereken iki tekzip daha var. Birincisi, kitabın yazılma biçimi bazılarına daha önce belki okumuş oldukları başka kitapları hatırlatacaktır. Kitabın, bırakın dâhice üslubu, herhangi bir özgün üslup iddiası yoktur. Ne var ki böyle kitapları taklit edermiş gibi yapmasa da, alışıldık düşünsel türün kolay düşülecek tuzaklarından kaçınmak için, yorumların sıklıkla savlar biçiminde çoğalıp birikeceği belli bir üslubun gerektiği anlayışında onlarla birleşir. Şu halde, bu kitabın önemli bir kısmı, çoğu ancak ilk karşımıza çıktığı bağlamda bir anlam ifade eden bir dizi analoji ve benzetmeyi hiç yorulmadan ve belki de bıktırırcasına ileri sürmeye dayanıyor. Okur bunun çoğu zaman, normalde çok farklı görünen şeylerin, kelimelerin ya da durumların benzerliklerine işaret etmeyi de içerdiğinin farkına varacaktır. Kitap boyunca okur böyle ölçüsüz analojileri enine boyuna düşünmeye ve belki de onları düşünmemeye teşvik ediliyor, ama aynı zamanda bu analojileri, veciz ya da şatafatlı fragmanlar halinde değil geliştikçe düşünmeye teşvik ediliyor. Ne zaman bir şeyin neye benzediğini açıklamaya kalkışsak bir nebze ölçüsüzlük gerekli gibi görünüyor. Ölçüsüzlük çoğunlukla “yargıç-ve-jüri”, “mahkemedeki-turta” ya da “balık-kenteti” gibi tireyle ayrılmış garabetler olarak kendini gösteriyor. Son bir tekzip de, kitabın bundan sonraki kısmında çoğu hayati kelimenin kullanıldığı geniş anlamla ilgili. Okur savdaki en önemli kelimelerin bazılarının gündelik anlamıyla anlaşılması gerektiği imasını fark edecek ve belki de buna içerleyecektir. Bunların arasında “kişi”, “zımbırtı”, “şeyler”, “konuşma”, “hakkında” ve onlardan geri kalmayan “gibi” sayılabilir. Bunun için özür diliyor değilim, fakat açıklık getirsin diye kitabın sonunda tahliller içeren bir içindekiler bölümü yer alıyor.

*John Keats’in “Ode on a Grecian Urn” adlı şiirine gönderme. “Güzellik hakikattir, hakikat de güzellik – işte bu /?Dünyada bildiğin tek şeydir, bilmen gereken tek şey.” –y.n.

Devamını görmek için bkz.
ELEŞTİRİLER GÖRÜŞLER

Emek Erez, "Kediler, kelimeler, şiir ve sanat", Edebiyat Haber, 20 Mayıs 2015

Sanatın ne olduğu, nasıl tanımlandığı önemli tartışma konularındandır. İşte bu tartışmaların, kime göre, neye göre olduğunu, bir şeyin sanat olarak tanımlanmasına kimin karar verdiğini, sanat karşısında tavrımızı belirleyen ipuçlarını, farklı bakış açılarıyla değerlendiren bir kitap; Miguel Tamen’in Sanat Neye Benzer adlı kitabı. Kitap, Metis Yayınları tarafından, Nedim Çatlı çevirisi ile basıldı. Sanata dair bazen ciddi, bazen çok derin, bazen de esprili bir şekilde yaklaşan kitap, daha önce gördüğümüz sanat ile ilgili metinlerden birçok bakımdan ayrı bir yerde duruyor.

Miguel Tamen’in kitabı, yaygın sanat tartışmalarına farklı bakış açıları getirmekle birlikte, çıkış noktası olarak da diğerlerinden ayrılıyor. Çünkü Tamen’in çıkış noktasını Lewis Carroll’ın yazdığı; Alice Harikalar Diyarında ve Aynanın İçinden kitapları oluşturuyor. Yazar öncelikle kitabın “Alice” kitapları hakkında olmadığının altını çiziyor ve ekliyor; “ Bu kitabı yedi yaşındakiler okumayacaklarına göre, kitabın derdini anlatış şekli, yetişkin okur kitlesinin bu meseleler hakkında düşünme biçimlerinde de değişikliğe gitmeleri için bir yakarış olarak adlandırılabilir.” Sanırım yazarın yapmaya çalıştığı sanat hakkında konuşmakla, yaşamdaki herhangi bir şey hakkında konuşmanın, hiyerarşik anlamda çok farkının olmadığını göstermeyi denemek. Çünkü yaygın sanat görüşü ve felsefesinin böyle bir algısı olduğunu söyleyebiliriz. Sanat hakkında konuşmak için yetkinlik, birikim, sanatın herhangi bir dalında otorite olmak gibi bir üst durum aranır. Ancak aslında buna gerek yoktur çünkü yazarın ısrarlıca belirttiği gibi; sanat pek çok insan etkinliği ile yakından ilişkili bir edimdir. Bu nedenle Tamen “Alice” kitapları ile de sanat konuşulabilir diyor. Bu kitaplar kuşkusuz direkt sanatla ilgili değiller ama belki de onları okuyanların sanatsal görme biçimlerinin oluşmasında büyük etkileri vardır, kim bilir.

Yazara göre bazı kitapların dili, özelliklede şiir kitapları bize yabancı bir dilde yazılmış hissi verir. Aslında oldukça sıradan olan anlatım öyle olmasa bile bizde sanki altında anlamadığımız bir şey varmış gibi bir duygu oluşturur. Aynı şey müzik, resim ve diğer sanat dalları içinde geçerlidir. Oysa Tamen’e göre; “şiir dili ya da sanat dili diye bir şey yoktur.” Şiir hakkında bir şey bilmek ya da onu anlamlandırmak dilsel ifade edilişiyle ilgili değil onunla kurduğumuz ilişkinin yakınlığı ve uzaklığı ile ilgilidir. Tamen’in bir örnekle vurguladığı gibi, ağaçları gördüğümüz zaman, ağacı gören bir yerli ile aynı olamayız. Çünkü bir yerli için ağaç bize göre daha bilindiktir ya da o ağaca bizden daha çok temas etmiştir. Bu biraz şuna da benzer sıradan konuşma içerisinde bir sürü kelime kullanırız ama kelimeler üzerinde durup düşündüğümüzde bir yabancılık hissederiz. Çünkü bir şeyi öylesine yapmak ile gerçekten yapmak arasında fark vardır. Yazarın ifadesiyle; “neyi yabancı addettiğimiz, neyi bildik addettiğimize göre değişir.” Bir şiir içinde aynı durum söz konusudur, okuduğumuz bir şiiri yazarın bizim için yazdığını, bizim duygularınıza tercüman olduğunu düşündüğümüz zamanlar olur. Burada yaşadığımız belki de yazarın yerli örneğindeki gibi bir durumdur. Yerli ağaçlara daha aşinadır, onlar hakkında bizden daha çok fikir sahibidir yani onun için ağaç bilindiktir, tıpkı bir şiirin bizim duygularımızda karşılık bulduğunda, olması gibi. Yani yazarın iddiası sanat, şiir, resim sanatın herhangi bir dalı konusunda yabancılık çekmemiz, sanatın bir üst dili olduğundan değil, onun bizde karşılık bulmaması ve bizim tarafımızdan ona aşina olunmaması ile ilgilidir.

Kitabın, sanat ve özellikle şiirle ilgili değindiği bir diğer konu kelimeler. Tamen’e göre; sanatsal bir üretim karşısında “hoş” “harika” gibi kelimeler kullandığımızda bu kelimeler aslında belirsizliği ve aşina olmayışı ifade eder. Bu nedenle de, bir şiiri anlamak, bir yavru kediyi anlamaya benzer. Yavru kediler biz ne söylersek söyleyelim, mırlama ile karşılık verirler. Kedilerin bu davranışı ile Alice’in yavru kedilere “canım” ve “miniğim” demesi arasında bir bağlantı vardır diyor Tamen, bu karşımızdakini yabancı algılayışımızla ilgilidir. Bu nedenle şiir dilinden söz etmeyi biraz hayvan dilinden söz etmeye de benzetiyor. “Bütün sanat böyledir, mırlaması ne dediğinin anlaşılmasını çok zorlaştırır.” Kısacası, insanın sanat karşısındaki durumu bir kedinin mırlaması karşısındaki durumuyla benzerlik içerebilir. İnsan sanat karşısında yabancı kalır böylece, oysa yine yazarın belirttiği gibi; “Doğa, geçmiş, sayılar, başka zihinler, şiirler ve yavru kediler ayrı açıklamalar gerektirmezler.” Sanat karşısında insan mırlayan bir yavru kedinin karşısındaki gibi bir his yaşıyorsa bu o kişinin sanata dair yetkinsizliği değildir, sadece bize karşılık vermemiş ya da bizde karşılığını bulmamış bir belirsizlik halidir. Karşımızda mırlayan onu “hoş” diye belirsiz bir şekilde ifade ettiğimiz şiir, resim ancak onu dert ettiğimiz ve onu anlamaya çalıştığımız anda bize yardım edebilir.

Sanat delilik midir? Veya bir sanat ürünü neden “tuhaf” olarak adlandırılır? Bir anlamda deliliktir sanat, çünkü Tamen’e göre; “şiirlerin ne anlama geldiklerini tahmin etmemize izin verecek bir kuralları yoktur.” Delilik üzerine düşündüğümüzde felsefi anlamda deliliğin “akıl dışılık” üzerinden kurgulandığını görürüz. Yani deli olan bir anlamda tuhaf, farklı, diğerleri gibi olmayandır, bu durum ne yaparsak yapalım bize hep aynı mırlamayla gelen kedinin davranış biçimi gibidir. Kediyi belirleyemediğimiz gibi şiiri de belirleyemeyiz ve yazarın anlatmaya çalıştığı böyle bir şeydir. Deli nasıl kuralsızsa sanatın da belirlenmiş bir kuralı olmayabilir. Tuhaflık ise yine yabancı olmak ile ilgilidir, yazarın sıklıkla üzerinde durduğu “aşina olmak ya da olmamak” bir sanatsal üretim karşısında, “tuhaf” olduğunu düşünmemizde de etkili olur. Ayrıca sanatsal üretimin tuhaf olduğunu düşünmek Tamen’e göre; onu umursamamak ya da öylesine kelimelerle geçiştirmek anlamına da gelebilir. Tıpkı Alice’in rüyadan uyandığında kurduğu şu cümle gibi; “tuhaf bir rüya.” Yazara göre buradaki çıkarım rüyanın içeriğinin Alice’in hiç umurunda olmadığıdır. Bizde sanatı, bir kişiyi ya da bir inancı tuhaf rüyalar olarak görebiliriz ve bu süreçte artık onları umursamaz da oluruz. Ona yabancı kalırız ve onu karşımızda belirsizleştiririz.

Tamen’in; Sanat Neye Benzer kitabı eğlenceli, farklı anlatımı ve bakış açısıyla ilginç bir okuma deneyimi sunuyor. Kitabı okurken aklımdan Edip Cansever’in şu dizeleri geçmişti; “Biz aykırıya, ayrıntıya, ayrıksıya, azınlığa tutkunuz.” Sanırım Tamen, bu dizlerde ifade edildiği gibi ayrıntıya ve aykırıya düşkün bir yazar bu nedenle benzer niteliklerden hoşlanan okurun dikkatinden kaçmayacaktır diye düşünüyorum.

Devamını görmek için bkz.
 
 
 

Metis Yayıncılık Ltd. İpek Sokak No.5, 34433 Beyoğlu, İstanbul. Tel:212 2454696 Fax:212 2454519 e-posta:bilgi@metiskitap.com
© metiskitap.com 2004. Her hakkı saklıdır.